10. Bölüm

1479 Words
Araba, Mardin'in kavurucu sıcağında hızla yolda ilerliyordu. Sahra, zavallı kız korkudan konforlu koltuğa iyice sinmiş akıbetinin ne olacağını bilmiyordu. Bu bilinmezlik onu tüketiyordu ona karşı koymak istiyordu ama yapamıyordu. Belli ki kendince ceza verecekti Sahra'ya Arslan Ağa. "Nereye gidiyoruz?" Sesi titriyordu genç kızın. "Geldik sayılır sabret." Bunu genç kıza yandan bakarak söylemişti. Bundan keyif aldığı belliydi. Sonra Sahra'nın hiç beklemediği bir şey oldu. Araba kendi evlerinin olduğu sokağa sapmıştı. Genç kız irileşmiş gözlerle bir yanında oturan cellatına bir de etrafına bakıyordu. Baba evinin kapısında durdu araç. "Sana en iyi ders, koca evinden çıkıp baba evine dönmen. Herkesin kınayan bakışları şöyle dursun, dillere düşmen ailen için ne tür felaketleri getirir Sahra?" Sahra gözlerine hücum eden gözyaşlarını geri göndermeye niyetliydi. Onun bakışlarında merhamet aradı ama bulamadı çünkü bu adam acımasızdı. Bunu çok iyi anlamıştı. Kendisini ıssız bir yere götürüp şiddet bile uygulayacağını düşünmüştü ama böyle bir atağı asla beklemiyordu. Kendisini ailesiyle vurmaya kalkıyordu ve bu çok kötü bir felaketti. "Böyle bir şeyi yapamazsın. Nujin babaanne de asla izin vermez zaten böyle bir şeye he-" "Öyle bir yaparım ki. Sen onları dert etme. Keyfine bak tabi ne kadar keyifli olabilirsen. Beni anlıyorsun değil mi? Ne tür bir durumun içinde olduğunun farkında mısın?" "Farkındayım evet. Peki sen bu sorumluluğu alabilecek misin? Senin de namusuna dil uzatacaklar. Benim için ailemin evinde durmak sorun değil bu durumdan asla utanmam asıl sen kendini düşün." "Benim namusuma dil uzatamazlar. Her zaman öncelik nedir Sahra? Sanki burada yaşamıyor gibi konuşma. Sen kadınsın ve erkekten önce ilk kadında arayacaklardır kabahati. Acaba ne halt yedi de kocası kapının önüne koydu diye düşüneceklerdir." Sahra derin bir nefes aldı ama yutkunamadı. Canı yanıyordu. Bu nasıl bir küstahlık ve kalpsizlikti? "Bu benim için bir ceza değil, bu evde günler sonra ilk defa nefes aldığımı hissedeceğim. Teşekkürler." Başka bir şey demedi asla üzüldüğünü ona göstermek istemiyordu. Onun egosunu okşamak istemiyordu. Ne sanmıştı lütfen beni geri götür diye yalvarmasını mı beklemişti? Hayır asla bunu yapmayacaktı. Biliyordu ailesi bu duruma çok kızacaktı ama bunun da üstesinden gelecekti Sahra. Aniden bileğinde hissettiği güçlü ellerle duraksadı. Arslan koyulaşmış hareleri ile Sahra'yı süzdü. "Dışarı adımını atmayacaksın. Peşine birini takmayacaksın gözüm üzerinde olacak. Bunu unutma karıcığım." Sesi kurşun geçirmezdi. Gözleri ise avını parçalamak isteyen akbaba gibi bakıyordu. Özellikle son kelimesini tiksinircesine söylese de içerisinde ki tehdit bariz ortadaydı. Daha kendi elini sürmemişti ona. Kadını yapmamıştı onu ama bu yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Sonuçta artık karısıydı ve söz ağızdan bir kez çıkar, bir gelin bir eve gelinlik ile girer kefen ile çıkardı. "Bırak." Dedi genç kız sadece. Artık gözyaşlarını salmak istiyordu ve direnmekten yorulmuştu. Arslan bunun farkına varıp daha fazla sıkıştırmadı karısını ve bıraktı bileğini. Sahra ardına bile bakmadan indi lüks araçtan ve kapıya doğru yürüdü. İçinde ki kasvet onu boğuyordu. Şimdi ne açıklama yapacaktı ailesine? Arslan ise daha gitmemiş karısının eve girdiğinden emin olmak için orada bekliyor gözlerini genç kızdan ayırmıyordu. Sahra bunun farkındaydı ama kendinde bu gücü bulamadı. O kapıyı çalmaya eli varmadı. Kendini çok çaresiz hissediyordu. Beş dakikadır orada öylece dikiliyor kapı ile bakışıyordu ki, tahta kapı gıcırdayarak açıldı. Rojda yengesi elinde çöp poşetleri ile çıkmış karşında ki kızı görünce şaşırmıştı. "Sahra? Hoş gelmişsin. Buyur geç kızım." Genç kız ne yapacağını bilemedi arkasına bile bakmadan içeriye adım attı. Annesi Hevidar ise çalı süpürgesi ile avluyu süpürüyordu ki karşısında kızını görünce mutluluktan havalara uçtu ve elinde ki süpürge yeri boyladı. "Sahra'm annem? Hoşgeldin kızım." Anne kız hızla birbirlerine koştu ve sarıldılar. "Hoşbuldum annem." Genç kız işte şimdi serbest bırakmıştı gözyaşlarını. Hıçkırıklarla annesinin boynuna iyice sokulmuş orada özlediği kokuyu çekiyordu içine. Hevidar bir terslik olduğunu annelik iç güdüleriyle anlamıştı sanki. İçine düşen korkuyla kızına iyice sarıldı. "Kızım? Ne oldu yavrum?" Sormaya korkmuştu. Ayrıldılar. Sahra bitmiş bir halde idi. Gözyaşları durmadan yanaklarını ıslatıyordu. "Anne ben..nasıl diyeceğimi bilmiyorum." "Korkutma beni kızım ne oldu? Kim bıraktı seni kocan mı? Gelseydi de bir kahvemizi içseydi kızım." "Evet o bıraktı. Ne zaman gelir bilmiyorum." Hevidar hanım kaşlarını çatarak kızını süzdü. Ne diyordu bu kız? "Ne? Nasıl bilmiyorum? Kızım sen iyi misin?" "Değilim anne. Ben o evde daha doğrusu o cehennem de hiç iyi değilim. Orada nefesim daralıyor ben insan olduğumu unuttum anne!" Sahra ellerini hızla saçlarından geçirdi. Delirmiş gibi görünüyor annesi ve yengesini korkutuyordu. "Ben size evlenmem dedim olmaz dedim. Kocam falan değil o benim. Anne o adam benden nefret ediyor. O konak bana her gün zehir! Ben Dicle ile nasıl yüz yüze bakarım? Daha ne kadar utanacağım, yerin dibine gireceğim başkalarının hataları yüzünden?! "Kızım hele bir dur sakin olasın. Ne oldu anlat." Hevidar hanımın gözleri yaşarmış içine düşen kıvılcım ile canı yanmıştı. --------------------------------------------- Sahra bir zaman sonra dinmiş öfkesi ile utana sıkıla her şeyi anlatmıştı annesine ve yengesine. Annesi çok ağlamış çok üzülmüştü kızına. Elinden bir şey gelmiyordu kader böyle yazmıştı. Eğer Azad ölmeseydi böyle mi olurdu hiç? Üçü de avluda sedir de oturmuş hüzün kokan düşünceleriyle bir yerlere dalıp gitmişlerdi. "Babana ne deriz şimdi kızım?" Çatlamış sesi ne kadar ağladığını ele veriyordu aslında. Dewran Ağa tarla da işçilerin başında idi. Eğer bu vahim olayı duyarsa öfkeden deliye dönerdi. Namusu için yaşayan bir adam bu olayı duyduktan sonra kalp krizi geçirmezse iyiydi. "Bilmiyorum anne. Saklayamam bu durumu." "Ah bahtsız kızım benim. Allah'ım sen yardım et." Akşam çökmüş, Dewran Ağa tarladan gelmiş sofraya oturmuşlardı. Kızıyla sarılmışlar özlem göndermişlerdi. Dewran Ağa ne kadar da özlemişti güzel kızını. Tabi asla bunu dile getirmiyordu. "Ee Sahra bu gün yatılı mı bıraktı kocan seni? Yoksa gelecekse yemeğe bekleyelim mi?" Daha yemeğe başlamamışlardı. Sahra başını yere eğdi utanıyordu. Başkalarının yaptığı hatalardan o utanıyordu! "Baba ben.." "Ağam turşu da getireyim mi?" Hevidar hanım ise kızının üzülmesine hiç dayanamıyordu ve bir nevi konuyu değiştirmek için bir soru atmıştı ortaya. Gerçek eninde sonunda çıkacaktı ortaya onunkisi boşuna çaba harcamaktı sadece. "Dur hele kadın. Getir tabi Sahra özlemiştir anasının el lezzetini." Araya girilmesinden nefret ederdi Dewran Ağa. O yüzden de karısına biraz çıkışmıştı tabi. "Evet özledim." "Ee kızım bir soru sordum?" "Baba Ars-" ortaya çığ gibi düşen telefon sesi dikkatleri, sehpanın üzerinde ki dantel işlemenin altındaki ev telefonuna verdi. "Ben bakarım." Rojda yengesi hızla yerinden kalktı ve ahizeyi kaldırıp kulağına götürdü. "Alo buyurun?" "Ha evet burada Sahra. Tamam veriyorum iyi akşamlar kızım." "Görümcen arıyor Sahra." Sahra duyduğu isimle buruk bir tebessüm etti. Belkide endişelenmişti kendisi için. Yavaşça kalktı yer sofrasından ve ahizeyi aldı kulağına. "Efendim Havin?" "İyi misin yenge? Seni çok merak ettim. Abim geldi konağa biz geldikten bir yarım saat sonra. Senin baba evinde kalıp terbiye olacağını söyledi babaanneme. Kimsenin karışmasını istemiyor. Benim karım dedi biliyor musun? Karışmayın diye kesin bir dille söyledi. Herkes de mecburen sesini çıkarmadı. Sen iyi misin yenge?" "Ben..iyiyim canım." Yutkunamadı genç kız. Yumru gitmiyordu boğazından. "Ailene söyledin mi sen? Kaç gün kalırsın bilmiyorum bir şey demedi. Hem şey.. abim Dicle yengem ile İstanbul'a gitmiş. Annem söyledi bana da." "T..tamam canım ben seni sonra ararım. İyi akşamlar." Kapattı telefonu. Daha fazla konuşmayacaktı. Neden nefesinin kesildiğini hissediyordu? Demek gününü gün edecekti Arslan Ağa. Gözlerinde ki yaşları geri itti ve sofraya döndü. Annesi turşuyu getirmiş hüzünle kızına bakıyordu. Ne olmuştu da kızının beti benzi atmıştı? "Ne oldu kızım?" "Bir şey yok anne. Öylesine aramış." Babasına döndü yüzündeki tebessümle. "Yarın gideceğim baba. Bugünlük buradayım. Onun işleri var şirkette bize katılmayacak. İzninle yemeğimizi soğutmayalım." Annesi duyduğu şeylerle küçük bir şok atlattı. Ne diyordu bu kız? İrice açmış olduğu gözlerle kızını süzüyordu. Aynı şekilde yengesi, Rojda da anlam veremiyordu. Yoksa gel falan mı demişlerdi telefonda? O akşam yediler içtiler ve bol bol sohbet muhabbet ettiler. Sahra ilk defa nefes aldığını hissediyor mutluluktan arada bir gözleri doluyordu. Meğer ne büyük bir nimetmiş insanın kendi ailesiyle geçirdiği zaman. Hüzünle izledi ailesini yengesi Rojda bile onlara katılıyor Sahra üzülmesin diye bir şey demiyor onlarla gülüp sohbet ediyordu. Gece vakti çoktan olmuştu herkes kendi odasına dağılırken annesi Sahra'nın odasına girdi aklında ki soruları sormak için. "Anne?" "Neler oluyor Sahra? Yalan mı söyledin babana?" "Hayır anne yarın gideceğim o konağa." "Ama neden nasıl?" "Anne doğru olan bu değil mi? Lütfen şimdi soru sorma. Geç oldu uyuyalım artık." "Eh madem tamam kızım. Sen üzülme de başka bir şey istemiyorum." "O biraz imkansız anne." Sessizce söylemişti bunu. "Bir şey mi dedin kızım?" "Yok demedim birşey. İyi geceler annem." "Sana da canım kızım. Allah rahatlık versin." Birbirlerine sarıldılar ve ayrıldılar. Sahra başını olumsuz yönde salladı ve yatağına uzandı. Ne çok şey yaşamıştı kısacık bir zaman diliminde. Ne çok özlemişti kendi yatağını. Günler sonra huzurla kapattı gözlerini. --------------------------------------------- "Demek öyle yenge. Bende çok korktum babanlar kızar millet duyar diye." "Yok hayır diyemedim onlara. Babam perişan olurdu Havin." Öğlen olmuş Sahra evinden ayrılarak konağa yürüyerek gelmişti. Hem temiz hava ve yürüyüş bünyesine iyi gelmişti. Annesine veda etmek zor olmuştu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Babasını sabah işe giderken atlatmıştı genç kız. Annesi ve yengesiyle bir süre daha oturup sohbet ettiler sonra da öğlen yemeğini yedikten sonra oradan ayrılmıştı. "Abim çoktan duymuştur da yola çıkmıştır belki." "Duysun umrumda değil Havin." Mutfakta oturmuş kahve içiyorlardı. "Yenge alışverişe çıkalım mı? Hem kafamızı dağıtmış oluruz biraz." "Bilmem. Aslında biraz hava almaya ihtiyacım var." "Tamam hadi hazırlanalım o zaman."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD