Ne demişti Arslan Ağa 'çağır şu kadını araba da bekliyorum' mu demişti?
Bu nasıl bir küstâhlıktı ki? Aldığım derin nefesle kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Pencerenin önünden çekilip hızla yatağa oturdum.
Bir şeyler düşünmeliydim yoksa zorla da olsa beni onunla göndereceklerdi. Beyimiz benimle gitmek istemiyordu ama bana da sormuyorlardı ki seninde gönlün varmı acaba diye? O istemiyorsa ben hiçten istemiyordum.
Dolan gözlerimi kırpıştırıp, hangi bahaneyi uyduracağımı düşündüm.
Aklıma gelen fikirle bir an mutlu oldum. Sadece kısacık bir an..
Eğer regl ağrısı çektiğimi söylersem belki bu işten yırtabilirdim. Havin ise her an odaya gelebilirdi o yüzden ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum. Yalan söylemek hiç mi hiç istemiyordum ama başka çarem yoktu. Onların hayatlarını zaten mahvetmiştim daha fazla müdahale edip kimseyi üzmek istemiyordum.
Açılan kapı ile telaşla yerimden kalktım.
"Yenge? Ben.. şey deme-" lafını tamamlamasına izin vermedim Havin'in.
"Havin ben...ben gidemem. Bunu yapamam. Bu iğrenç bir durum düşünsene!" Ellerimi yüzüme kapadım ve düşen omuzlarımla beraber tekrar yatağa oturdum.
Ağlıyordum. Kaderime ağlıyordum. Giden gençliğime, umutlarıma, hayallerime..
"Yenge bir dur sakin ol. Ağlama ne olur."
"Kaldıramıyorum. Çok ağır geliyor tüm bu olanlar." Ellerimi yüzümden çekmiş sessizce fısıldıyordum artık.
Hiçbir şey demedi Havin. Yanıma oturmuş sessizce beni dinliyordu.
Sırtımda elini hissettim sonra. Teselli vermek için sırtımı sıvazlıyordu.
"Abim seni bekliyor ve babannemler de öyle. Ne yapacağız? Daha fazla kendine eziyet etmesen yenge? Sen çabaladıkça dibe batacaksın. Bir kere de akışına bırak. Keşke elimden bir şey gelse de seni bu durumdan kurtarabilsem."
"Ben kardeş bildiğim insana bunu nasıl yapabilirim? Hiçbir şey olmamış gibi onun sevdiğine kadınlık nasıl yaparım?" Boğazım düğümleniyor nefesim kesiliyordu. O kadar çaresiz bir durumdaydım ki ne yapacağımı bilmiyordum.
"Haklısın. Ne diyebilirim ki." Kuru bir sesle söylemişti bu sözleri ve çaresiz olduğu onun da cümlelerinden, ses tonundan anlaşılıyordu.
Kapı tıklatıldı o sıra. Kesin aşağıdan çağırıyorlardı.
İçeriye giren Naze abla idi. Benimle göz göze geldi hüzünle bana bakıyordu.
"Kızım.. aşağıdan seni beklerler." Sanki bu cümleleri söylemek istemiyor gibiydi. Bana acıyordu. Başımı salladım sadece. Havin elimden tuttu sıkıca. Arkandayım her zaman der gibiydi
"Sende benimle gel Havin." Ağzımdan birden çıkıvermişti. Can havliyle ona dönüp ellerini tuttum.
"Evet. Lütfen sende gel. Ben..ben gidemem inan bana tek başıma gidemem. Dicle..onunla yüzleşmeye hazır değilim ve hiç değilse seninle gidersem biz onları rahatsız etmeyiz. İkimiz onlardan uzak dururuz."
"Yenge ben..tabi ki yanında olmak isterim ama annemler ya da abim?"
"Abinin sorun çıkaracağını zannetmiyorum. İşine bile gelebilir. Ama annenlerden nasıl izin alacağız?"
"Tamam onları kızdırmadan aşağıya inelim. Ben ne diyeceğimi biliyorum."
"Dur bir dakika. Kıyafet? Yanımıza bir şey almayacak mıyız?"
"Onu orada hallederiz. Gel şimdi böyle gidelim. Yoksa abim şimdi buraya gelecek ve ikimizi de camdan aşağı sallayacak."
Bir şey demedim. Naze abla ise çoktan inmişti aşağıya. Biz de hızla indik merdivenleri.
Sedir de oturuyordu Nujin babaanne ve Rojbin anne. İkisinin de görüş alanına girdik. Nujin babaanne eliyle 'gel' işareti yaptı bana. Havin'e baktım. Anlayışla başını salladı. Arkamdan o da geliyordu.
Derin bir nefes aldım. Stres beni mahvediyordu. Daha demin neler yaşamıştım. Karşımda oturan kadın bana tokat atmıştı. Sözleri ağırdı.
Gururum.. en çok da o almıştı darbeyi. Aynaya bile bakamaz olmuştum.
"Sahra gelin! Sende kocanla gidersin İstanbul'a. Umuyorum ki orada da dik başlılık etmeyeceksin. O ne derse harfiyen yapacaksın. Artık hayat arkadaşın o senin! Bir daha Azad'ımın adını ağzına zikir etmeyeceksin ki kocanın gururunu kırmayasın."
"Babaanne siz neler di-" sözümü kesen Havin'di.
"Bende gideyim babaanne. Orada yengeme yardımcı olayım. Ne olur izin verin."
"Sen ne edeceksin Havin! Nerede görülmüş görümcenin de balayına gittiği?"
"Balayı değil bu. Kafamızı dağıtmak için gitmiyor muyuz oraya? Hem yengemin yanında olmak istiyorum."
"Hayır ben öyle şeye izin vere-"
"Ana? Bırak gitsin zararından çok faydası olacaktır eminim." Rojbin annenin bakışları güven vericiydi kayınvalidesine karşı.
"Eh peki madem! Havin yengene göz kulak olasın kızım."
"Tamam babanne biz abimi daha fazla bekletmeyelim. Hadi yenge." Ona minnetle baktım. En azından yanlız olmayacaktım.
Havin ile avludan çıktık. Range Rover tüm asaletiyle kapının önünde bekliyordu. İçinde ise öfkeden deliye dönmüş bir Arslan Ağa!
"Yenge abim çok fena görünüyor. Nereye oturuyorsun öne arkaya?"
Ona gözlerimi büyüterek açtığımda gerçekten bu soruyu nasıl sormuş olabileceğini kavramaya çalıştım.
"Tamam o zaman." Arabanın yanına çoktan varmış arka kapısını açıp içine girmiştik bile. Şuan o kadar çok utanıyordum ki. O kadar çok aşağılanıyordum ki. Göğsümün orta yerinde bir sızı peydah oldu.
Arabanın içi gayet genişti ve son model olduğu her yerinden belli oluyordu. Başımı kucağımda birleştirdiğim ellerime indirdim. Hiç onunla göz göze gelmedik ve buna hiç niyetli değildim.
"Şey abi ben.. babannem dedi ki yengeml-"
"Senin sadece bir tane yengen var Havin! Bunu sakın aklından çıkarmayasın." Sesinde ki ölümcül tehdidi sadece ben mi soluyordum? Daha nasıl yerin dibine sokmaya çalışırdı ki bir insan bir insanı? Görmüyor muydu benim çaresizliğimi? Canımın yandığını görmüyor muydu?
"Ama abi bu de-"
"Senin geldiğin iyi olmuş, Şiwan'ı aradım sizi o getirecek İstanbul'a. Karımın daha fazla üzülüp yıpranmasını istemiyorum. Orada da otel de kalırsınız."
Sesi kurşun geçirmezdi. Arabayı nihayet çalıştırdı ve vitesi geriye atıp konağın önünden hızla kaldırdı arabayı. Tekerlekler çığlık atmıştı resmen.
'Karımın daha fazla üzülüp yıpranmasını istemiyorum'
Kalbim neden ezilip büzülüyorsun? Sen zaten böyle olmasını istiyorsun. Senden uzak olsunlar mutlu olsunlar. Umursama Sahra. Lütfen..
Kendimi tesselli ediyordum. Buna alışmalıydım.
"Peki abi." Kuru bir sesle söylendi Havin. Elini ellerimin üzerine koyup sıktı. Destek mi olmaya çalışıyordu? Abisinin açtığı yaraları o mu kapatmaya çalışıyordu? Daha fazla gururumu hiçe sayıp bu olanlara katlanmak istemiyordum.
Derin bir nefes aldım. İçim de bir yerler kanıyordu.
"Madem sende bu saçmalığı istemiyorsun neden buna katlanıyoruz? Beni boşa ve ailemin evine gönder." Sesim titremediği için kendimle gurur duymalıydım. Ama o kadar boş hissediyordum ki. Başımı kaldırdım ve tam o sırada aynada bakışlarımız birleşti. Artık boşa kürek çekmek istemiyordum bizden kesinlikle olmazdı. Zaten bunu da oldurmak istemiyorduk.
Avını birazdan acımasız bir şekilde parçalayacak aslan gibi bakıyordu. Gözlerinde ki koyu hareler daha çok kararmış kendini dizginlemeye çalışır gibi hâli vardı.
Havin elime hafif baskı yapıp bir nevi bana uyarıda bulundu. Hayır bu sefer susmayacaktım.
"Havin şu kadına sesini kısmasını söyle yoksa ben edeceğimi bilirim!"
"Yenge lütfen."
"Yeter artık! Susturulup bastırılmaktan bıktım usandım. Benim hayatım kaymış bende istemiy-"
"Sesinin ayarını kıs kadın!" Araba öyle hızlı ilerliyordu ki bir yerlere tutunma ihtiyacı duyuyorduk.
"Abi lütfen yeter artık. Yenge sırası değil yapma." Havin şok olmuş gözlerle bir abisine bir bana bakıyordu.
Dolan gözlerimi saklama gereği ile bakışlarımı cama çevirdim.
Zaten araba da beş dakika sonra ani fren yaparak durmuştu. Kendime gelerek hızla kapıyı açtım. Dışarı adım attığım da aldığım temiz oksijen stresten uyuşmuş bedenime iyi gelmişti. Havin de arkamdan indi.
Arslan Ağa da inmiş hızla arabanın önünden dolanarak yanımıza geldi. Aramızda altı yedi adım vardı. Onu görmezden gelmek en iyisiydi sanırım. Başımı yolun diğer tarafına doğru çevirdim.
"Şiwan gelmek üzeredir. Bir şey olursa telefonumu yedi yirmi dört arayabilirsin. Dikkat et kendine. Özellikle de şu kadına!" Başlarda naif çıkan sesi sonlara doğru sertleşmişti. Bu kadın derken iğreniyordu. Hoş bende bayılmıyordum ona.
"Tamam abi. Şey İstanbul'da hiç birleşmeyecek miyiz?"
"Hayır. Dedim ya Dicle'nin bu durumdan haberi yok. Olmasını da istemiyorum. Size, Şiwan eşlik eder." Sesi sert ve iğneleyiciydi.
"Tamam."
Boğazıma oturan yumru ile ne yapacağımı şaşırdım. Hayır hıçkırıklarla ağlamak istemiyordum şuan.
Adımları bana yönelmişti.
Bakışlarının sertliğini yan profilimden hissedebiliyordum. O tarafa bakmadım. Hayır cesaretim olmadığına falan değil sadece daha fazla bu saçmalığa katlanmak istemiyordum. Gözlerimin sulandığını görmesin istiyordum.
"Seni hiç yerine koymam, rahatça elini kolunu sallayabilirsin anlamına gelmiyor! Bunu o kafana sok ve sakın çıkarma. Soyadına yakışır bir şekilde yaşayacaksın. Adından önce soyadın geliyor bunu unutma!" Sesi sertti, sözleri ise bıçak kadar keskin.
Hiçbir şey yapmadım. Yüzüne bile bakmadım.
"Abi lütfen." Havin abisini yatıştırmaya çalışıyordu. O sırada siyah lüks bir araç yolun kenarına yanaşıyordu. Gelen Şiwan abiydi.
Hiç vakit kaybetmeden araca yöneldim. Madem bir hiçtim bende onu yok sayacaktım.
Kolumda canımı acıtacak kadar hissettiğim büyük eller, gitmemi engellemiş dahası sertçe sıkması ile kendisine bakmamı sağlamıştı. Yüzlerimizin arasında az bir mesafe vardı ve ben bu adamın bakışlarından itiraf etmek gerekirse korkuyordum. Koyulaşmış hareleri beni yok etmek ister gibi bakıyordu. Benim yeşillerim ise ürkek bir ceylanı andırıyordu eminim.
"Ben sana gidebilirsin dediğimi hatırlamıyorum." Tam dirsegimden tutmuştu ve canım gerçekten de çok yanıyordu.
"Ben.. bırak!" Yüzümü buruşturmuş elinden kurtulmaya çalışıyordum.
"Canın yanar Sahra. Hemde çok yanar! Kendine çeki düzen ver."
Kulaklarım doğru mu duydu? Sahra mı demişti? İlk defa adımla hitap ediyordu. Ve adımı söylerken ölümcül bir sakinlikle kurmuştu cümleyi. Korkuyordum ama pes edip gururumu daha fazla yerlerde süründüremezdim.
"Yeter artık bırak kolumu! Ben senin kuklan değilim. Benim..benim ne suçum var ha? Benden alma öfkeni git ailene onlara sor hesabını!"
"Benim sabrımı sınama lan!" Gözlerinde ki ateş sadece beni değil burada ki herkesi kül edebilecek kadar harlıydı. O kadar sinirli görünüyordu ki burun delikleri bir açılıp bir kapanıyordu. Umarım çene kaslarını sıkmaktan dişleri kırılıp dökülmezdi.
"Abi! Lütfen dur bırak yengemi."
"Ağam. Etmeyesin âleme rezil olmayalım şimdi sırası değil." Araya girenleri dinlemiyor kolumu sıkmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu.
"Bırak Şiwan! Havini de al git."
"Ağam ama de-"
"Abi hayır olm-"
"Uzatmayın! Konağa dönün."
"Bende gideceğim o halde bırak kolumu!" Çırpınıyordum ama boşuna. Bu sefer bileğime indi uzun kemikli parmakları. Beni hızla çekiştirdi arabanın ön tarafına kapısını açtı ve beni sertçe itti içeriye.
"Öğreneceksin. Yola getireceğim seni!"
Üzerime kapıyı kapattı ve çıkan sesten anladığım kadarıyla kilitlemişti kapıları. Can havliyle yumruklarımı cama indirmeye başladım.
"Bırak hayır! Havin yardım et beni bu adamla yanlız bırakmayın! Şiwan abi yalvarırım!"
Boğazım düğümleniyor nefesim kesiliyordu. Çığlık atıyordum artık. Havin arabaya -bana- doğru gelmeye çalışıyordu ama abisi onu tutarak Şiwan abiye bir şeyler söyledi ve diğer arabaya bindirdi kardeşini. Şiwan abi bana çaresiz bir şekilde bakıyordu elinden elbette bir şey gelmezdi koskoca Ağaya bir şey denilmezdi değil mi?! Benimkisi boşa kürek sallamaktı. Başını olumlu yönde sallayarak arabaya bindi ve geldiği yöne kırdı direksiyonu. Allah'ım sen yardım et!
Azrailim tüm heybetiyle arabaya doğru geliyordu. Kesin beni öldürecekti. Bakışları birçok şeyi ele veriyordu zaten.
Arabaya bindi. Vitesle bir şeyler yaptı ve hızla kaldırdı arabayı durdurduğu yoldan.
"Ne..nereye gidiyoruz? Ben.. bırak beni."
"Sesini kes artık!"
"Dicle..onu da mı düşünmüyorsun? Bırak beni!" Allah'ım ben ne yapacağım? Gözlerim sulanıyordu her an ağlayabilirdim.
"Onun adını ağzına alma sakın! Seninle evcilik oynamaya gitmiyoruz. Gidince göreceksin zaten."