8. Bölüm

2015 Words
Sahra.. Genç yaşta amansız bir derdin ağlarına takılı kalmış zavallı genç kız. Onu o karmakarışık ağlardan kim kurtaracaktı orası bir muamma idi. Ama Sahra'nın bu savaşa karşı içinde bir yerlerde güçlü bir kadın yatıyordu. Sadece bunu dışarıya fazla yansıtamıyordu o kadar. Sabah erkenden uyanmış, üzerini değiştirmişti genç kız. Gece bozulmayan yatağına göz ucuyla baktı. Sabahı pencere kenarında uyuyarak geçirmişti. Sorun değildi. Sahra daha kötü durumlara da hazırlamıştı kendini. Üzerine siyah üzerinde küçük papatyalar olan ayak bileğinde biten bir elbise giymişti. Bunu, Azad'la almışlardı. Azad, Sahra'yı tıpkı bir papatya ya benzetiyordu. Kırılgan ve naif.. Saçlarına da krem rengi bir şal örttü. Hazırdı. Artık aşağı inebilirdi. Odasından çıktığı gibi merdivenlerden indi. Mutfağa girdiğinde hanımlara hal hatır sorup, kendi işine döndü. Ekmeğin hamurunu elinde yoğurmaya başladı. O sırada mutfağa konağın şoför olarak çalışanlarından, Şiwan girdi. "Rojbaş hanımlar." Diğerleri yanıt verirken, Sahra ne diyeceğini bilemedi. Hayal meyal hatırlıyordu Şiwan'ı ama çekiniyordu. Bu konakta ki yerini de gayet iyi biliyordu ve nasıl davranması gerektiğinde ise halâ bocalıyordu. Şiwan anın da anladı. Sahra'nın çekinip, bu duruma düştüğü için utanıp sıkıldığını ama genç kızın bir suçu yoktu ki. Şiwan üzülmüştü kızcağıza. Kim düğün günü eşi olacak adamı kaybetmek isterdi ki? Kim en yakın arkadaşının kocasına eş diye gelmek isterdi ki? Hiç kimse istemezdi tabi ki! Bir abi gibi yaklaşmak istemişti ona. Ama yanlış anlaşılmaktan da korkuyordu. "Şiwan, bu da ailemizin yeni ferdi Sahra." dedi Şilan mânalı bakışlarıyla. Aralarında duygusal bir bağ vardı. Bunun farkındaydılar ama ikisi de bir adım atmıyorlardı, bu filizlenecek sevda için. "Ben..merhaba Şiwan abi." Elinde ki hamuru bir kenara bıraktı ve ellerini yıkamaya koyuldu genç kız. Evet, Şiwan baya şaşırmıştı 'acaba içimden geçenleri sesli mi söyledim' diye düşünmeden edemedi. Halbuki ondan böyle bir tavır beklemiyordu. Hanımağacılık oynayabilir kendince diye de düşünmüştü ama insanlar göründüğü gibi değil işte. "Merhaba Sahra. Nasılsın alışabildin mi konağa?" "Alışmaya çalışıyorum." "Her şey yoluna girer. Allah büyüktür sen canını sıkma. Eğer bir isteğin, arzun olursa hiç çekinme her zaman elimizden geleni yapmaya çalışırız." Sahra gözlerini kaçırdı çünkü dolmak üzereydi. Bu yaklaşım karşısında ne yapacağını bilemedi. Duygusallığın dibini yaşadığı şu geçen zaman diliminde kötü hissetti. Onu bu duruma düşüren saçma sapan töre kavramından, insanlardan bir kez daha nefret etti. Bu hayatı hak etmemişti. Tamam her zaman her şeyin en iyisini istememişti hiçbir zaman ama bu kadarı fazlaydı. Mesela düşünüyordu genç kız, Dicle'nin yüzüne nasıl bakacaktı? Nasıl bir karşılaşma olacaktı? Bu düşünceler onu alt üst ediyordu ama yapacak bir şey yoktu. Dicle bile susup kabullendiyse bu izdivaç'ı, Sahra ne diyebilirdi ki? Oysa ki bütün Midyat halkı bilirdi, Arslan ve Dicle' nin sevdasını. Derin bir nefes aldı ve sadece başını sallamakla yetindi. Kahvaltıyı hazırlamışlar, masayı kurmuşlardı. Bütün aile fertleri masada bir araya gelmiş, Nujin babaannenin 'herkese afiyet olsun' demesi ile sessizce kahvaltı yapılmıştı. "Bende yardım edeyim yenge." Havin daha yeni, yeni toparlıyordu kendini. Aklı başına daha yeni geliyordu. Abisinin ölümünden sonra o da bitkisel hayata girmiş gibiydi. Odasından adımını dahi atmamıştı. Ama ölenle ölünmüyordu. Bunu çok iyi anlamıştı. Canı çıkana kadar ağlamış, göz yaşı dökmüştü ama abisi geri gelmemişti. Hem Azad kıyamazdı ki biricik kız kardeşinin ağlamasına, üzülmesine. Abisi onu böyle dağılmış görmek istemezdi sırf bu yüzden bile ayağa kalkmaya hazırdı. Abisinin ruhu şad olsun diye. Sahra arkasından gelen sesle irkildi. Havin'i görmeyi hiç beklemiyordu. İyi görünmüyordu ama sanki biraz daha toparlamıştı. Zamanla yaralar kabuk bağlardı. Ama sızlardı, sızısı geçse bile izi kalırdı. "Havin? Ben..yani nasılsın?" Havin beyazına kan oturmuş gözlerini yengesi, Sahra'ya dikti. "Nasıl olayım? Canımdan can gitti. Ben nasıl durayım ayakta?" Ağzından kaçan hıçkırığa engel olamadı. Elinin tersiyle ağzını kapadı ve tezgaha yaslandı genç kız. Gözleri doldu Sahra'nın.. Sanki bu ânı bekliyormuşcasına döktü yaşlarını yanaklarına. "Ben..Havin ben.." "Hayır senin suçun değil yenge. Belki de bu hikayede en masum sensin. Ne yapacağız inan hiç bilmiyorum." Bir süre konuşmadılar, zaman çare olmuyordu kanayan yaraya. "Kadere bak ki, halâ yengemsin. Azad abim gitti ama Arslan Abimin karısı oldun. Bu çok kötü bir durum." Sesi pürüzlü çıkıyordu ağladığından. "Öyle." Birbirlerine baktılar bir süre. Havin öne atılarak yengesine sıkıca sarıldı. "Ben her zaman yanındayım yenge." Diyebildi. Sahra'nın içini rahatlatmak istiyordu bir nebze de olsa. Çünkü biliyordu ki, Sahra'nın işi zordu. Hemde çok zor.. Gelin görümce ve diğerleri ev işlerini hep beraber el birliğiyle yaptıktan sonra biraz daha konuşup birbirlerini tanımaya çalıştılar. Mutfak masasında oturmuş, birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışıyorlardı. "Biliyor musun? Arslan abim asla kötü biri değildir. Onun..onun çok güzel bir kalbi var yenge." Sahra çaresizlikle gözlerini ellerine dikti. "Ama istemiyorsun değil mi? Dicle yengem ile çok yakındınız şimdi ise..aynı adamı paylaşmak zorundasınız." "Havin ben..istemiyorum yani nasıl desem. Çok yanlış anlıyor musun? Töre diye nitelendirdiğimiz saçma şey kaç kişinin hayatına mâl oldu." "Ah biliyorum yengem ama yapacak bir şey var mı söyle bana? Ben de senin gibi düşünüyorum ama bizim düşüncelerimizi gelip de sormuyorlar, önemsemiyorlar." "Çok üzülüp, yıpranacağız. İşte en iyi bildiğim tek şey bu." Dedi, Sahra. Başına gelecekleri elbette ki tahmin edebiliyordu. "Azad ağabeyim seni çok seviyordu. Çok üzülüyorum, çok ağlıyorum ama yok. İçimde bir şey kanıyor sanki. Neden yenge neden?" Havin titreyen ellerini masanın üstünde birleştirdi. Artık akmıyordu göz yaşları. "Canım benim. Gel buraya." Sahra, genç kızı kendi göğsüne çekerek, saçlarını okşadı sevgiyle. Eğer içinde kopan fırtınadan, Havin'e bahsederse onu daha çok üzecekti buna emindi. Kendi kendine yaşatacaktı acısını. Birde kendi derdiyle üzemezdi Havin'i. Güçlü olacaktı başka çaresi yoktu. O sırada konağın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve kapandı. İki genç kız da korkuyla yerinden sıçrarken, gözlerini mutfak kapısına çevirdiler. Kimdi bu gelen? Sahra'nın içine oturan korkuyla ayağa kalkıp görümcesine baktı. Gelen, Arslan Ağa olabilir miydi? "Havin!" Evet tam da üzerine basmıştı Sahra. Gelen sadece ve sadece kocası olacak adamdı. "Buyur abi?" Havin hızla kendine çeki düzen vererek çıktı mutfaktan. "Yengene birkaç parça kıyafet, ve iç çamaşırı ayarlasana bir bavula. Duş alıp çıkacağım hemen." Havin anlamaz gözlerle abisine bakarken Arslan'ın sabrı tükenmek üzereydi. Şirketten geliyordu babası ile tartışmıştı ve çok sinirliydi. Karısı Dicleyi de alıp birkaç günlüğüne kafasını dinlemeye, İstanbul'a gidecekti. Buna her ikisinin de ihtiyacı vardı. Dicleyi mutlu etmek, kafasını dağıtmak istiyordu. Onun sadece bir tane karısı vardı ve bunu, ailesi de dahil cümle âleme gösterecekti. "Kızım niye öyle bakıyorsun aval aval? Hadi acelem var. Daha yengeni almaya gideceğim." Diyerek hızla merdivenlere yöneldi. Havin abisini kızdırmamak adına dediğini yapmak için o da onun peşinden gitti. Ama bir yandan da mutfakta ki, yengesi onları duymuş muydu? Ki büyük ihtimalle duymuştu. Ne hissediyordu? Sahra'ya üzülmüştü ama elinden bir şey gelmiyordu. Sahra.. Boğazına oturan yumruyla başını yere indirdi ve kendini teselli etmeye çalıştı. Neden kırılıyordu ki sanki? Buna hakkı yoktu. Kadın olmak zordu. Gururu inciniyordu. Tamam o da zaten ondan kocalık beklemiyordu ama böylesine hiç yerine konulmak ve istenmemek koyuyordu adama. 'Sakin ol sen güçlüsün. Bunların başına geleceğini biliyordun.' En çokta gururu en ağır darbeyi indiriyordu genç kıza. Şimdi çekip gitmek, şu konağa bir daha ölesiye adım atmamak istiyordu. Kaçıp kurtulmak..ama yapamazdı. Buna cesaret edemezdi. Bu bir tür kumardı. Ailesini riske atamazdı. Onlara zarar gelebilirdi. Kimsesi yoktu. Ailesi yanında değildi, saçını okşayıp 'geçti güzel kızım' diyecek annesi yoktu. Yalnızdı. Ama olsun dedi içinden. Bunlar hep birer imtihan.. "Sahra! Neredesin sen?!" Olduğu yerde irkildi. Kaynanası neden çağırıyordu şimdi onu? "Efendim anne." Çıkmak istememişti mutfaktan ama bu kadını kızdırmak istemiyordu. Hoş şimdi de kızdırmışa benziyordu çünkü kendisine kötü kötü bakıyordu. "Sen neredesin ha? Nikahtan beridir kocanı göreceksin, kocan gelmiş eve sen onu karşılamak yerine ne yapıyorsun mutfakta ha?!" "Anne ben.. Yani işimiz vardı." "İşten önce ilk önceliğin kocan olacak hanımefendi! Ne diyordu Arslan daha demin, Dicle ile nereye gidecekmiş?" Rojbin Hanım aslında böylesine kötü biri değildi aslında. Sadece canı yanıyordu. Evladını kaybetmişti ve acısını çıkarmaya yer arıyordu. O her zaman ağır ve otoriter biri olmuştu. Kaynanası, Nujin Hanımdan da gördüğü gibi. "Ben bilmiyorum anne. İnan ba..bana" "Ne demek bilmiyorsun? Kızım sen beni öldürecek misin? Kocan o senin kocan! Elbette sorup ilgileneceksin böyle put gibi durmakla ne hayat yürür ne de yüzün güler. Sende ondan faydalancaksın. Dicle de paylaşmayı bilecek. Sen de o da." "Anne ben.. Yapamam. Bunu yapamam yalvarırım bunu benden istemeyin." "Sus! Ne demek o ha? Sabrımı zorluyorsun Sahra!" "Ne olur orda Rojbin gelin!" Ağır aksanıyla, salondan çıkıp avluya ilerledi, Nujin babaanne. "Ana bu kız benim sabrımla oynar." "Sakin olasın hele gelin hanım." Nujin babaanne, Sahra'nın yanına ilerleyerek tam önünde durdu. "Yapamam, edemem kelimesini ağzından bir daha duymayacağım gelin hanım." "Ama babaanne ben kardeş bildiğim insanın kocasına nasıl eş olayım? Bunu benden istemeyin." "Ne yapacaksın o zaman! Ne diye gelin deriz biz sana? Kimin karısısın bu konakta?" "Hiç kimsenin! Azad'ın emanetiyim ben. O da asla böyle bir şey istemezdi. Bu çok iğrenç bir şey! Zorla güzellik olmuyor anlayın artık şunu!" "Hadsiz kadın!" Yüzünde patlayan acı tokat, genç kızın başını sağ omzuna düşürmüştü. "Kendine gelene kadar odandan dışarı adımını dahi atmayacaksın!" Nujin Hanımağa öyle çok sinirlenmişti ki, tansiyonu her an yükselebilirdi. Bu kız nasıl böyle densiz konuşabilirdi? Bu hakkı nereden buluyordu? Elbette ki yola gelecekti. Gelmek zorunda idi. "Bunun vebalini nerede vereceksiniz? Beni çocuk gibi cezalandıramazsınız." Sahra'nın sesi titriyordu. Amansız bir derdin ağlarına takılı kalmış zavallı genç kız ne yapacağını bilmiyordu. Korkuyordu ama artık sabrı da taşıyordu. Cevap vermesi terbiyesizlik değildi ki. Hakkını aramak istiyordu. "Sen yola gelene kadar her yolu denerim. Bir an önce aklını başına al. Yoksa üzülen taraf hep sen olacaksın." "Şimdi odana çık gelin hanım." Sahra gözlerinden akan yaşlarla birlikte hızla merdivenlere yöneldi. Kimse onu ağlarken görsün istemiyordu. Kendisine acıyarak bakmalarını istemiyordu. O sırada hiç olmayacak bir şey oldu. Elinde ki küçük valizle aşağı inmekte olan, Arslan Ağa ve başı yerde hızla yukarıya doğru koşarak çıkan, Sahra birbirlerine çarpınca olanlar oldu. Sahra o an ki refleksle bir yerlere tutunma ihtiyacı duyarken, Arslan'ın gömleğinin yakasından tutunuverdi. Arslan da bu hareket karşısında istemsiz bir eli, Sahra'nın ince beline giderken merdivenlerden yuvarlanmaktan son anda kurtuldular. Kendini duvar ile Arslan arasında bulan genç kız ilk defa onun kokusunu soludu. Son derece pahalı olduğuna emin olduğu parfümü ve traş losyonuyla bir an kendini rüyada gibi hissetti. Ve ilk defa bu kadar birbirlerine yakın olmanın heyecanı ve korkusuyla direk onun kaslı, iri kolundan sıyrıldı hemen. Bu adam ona yasaktı. Gözlerine bakmamıştı ama Arslan Ağa ona dimdik bakıyordu ve bunun gayet farkındaydı. "Ben..çok özür dilerim." Sesi pürüzlü çıkıyordu ağladığından. "Bana bak kadın dolaşma ayağımın altında. Acımam, ezer geçerim." Sert soluğunu dışarı verip, oradan ayrıldı. Kalsaydı, biliyordu ki, Sahra da öfkesinden nasibini alacaktı. Genç kız neye uğradığını şaşırdı. 'ezer geçerim' bu ses dolanıp duruyordu beyninin içinde. Ne hakla? Ve neden? Sahra göz yaşlarını elinin tersiyle silerek olduğu yerden ayrıldı ve odasına kapattı kendini. Ne suç işlemişti de bu ağır imtihana maruz kalıyordu? Halâ bunu düşünüyordu. Annesini istiyordu yanında. Ona doyasıya sarılıp ağlamak istiyordu. 'Allah'ım ne olur yardım et artık dayanamıyorum. ' Boğazına oturan yumruyla kendini büyük yatağa bıraktı. Ne yapacaktı? Bunca nefret niyeydi? O mu öldürmüştü Azad'ı? Neden herkes ondan çıkarıyordu sinirini? Doğruyu söylediğine inanıyordu. Kardeşi bildiği kızın kocasına nasıl eş olurdu insan? Derin nefes aldı. Keşke her şey bir kabus olsa diye geçirdi içinden. Aşağıdan gelen seslerle oturduğu yerden kalktı ve odasının camına doğru ilerledi. Şanslıydı ki odanın camı avluya bakıyordu. Tül perdenin arkasından kocası olacak adamı ve Nujin babaanneyi gördü. Onun yanında da, Rojbin Hanım vardı. Arslan'ın planından haberleri olmuş, Sahra'yı da yanında götürmeden konaktan ayrılmasına müsaade etmiyorlardı. "Derhal yukarıya çık ve karını da al oğul." "Babaanne sabrımın son sınırlarındayım. Kurbanın olayım sal beni. Yoksa o kızı oraya götürdüğüm de hayatı ona dar ederim. Bunu inan bana yaparım!" "Arslan! Sana çok fazla taviz verdik biz. O der ben yapamam bu der, ben o kızı kabul etmem! Ne olacak sizin haliniz?! Ya Sahra da gidecek, İstanbul'a ya da hiç kimse bir yere kımıldamıyor!" "Ana! Beni hiç mi tanımazsın korkmaz mısın gazabımdan? Yazık değil mi lan o kıza! Bile bile niye ateşe atıyorsunuz?!" "Doğru olan budur oğul. Dicle nasıl karınsa, Sahra da bundan sonra öyledir. Malum siz daha karı koca olmadınız ama belli mi olur belki orda olu-" "Ana yeter! Madem siz bunu istediniz tamam. Benden günah gitti!" Arslan delicesine öfkelenmiş, ne yapacağını kestiremiyordu. Giydiği siyah üzerine tam oturan gömleğin düğmeleri neredeyse patlayacak gibi duruyor, sinirlendiği için kasları iyice gerilmiş ve bu durum ona hiç yardımcı olmuyordu. Zaten yukarıdan iki düğmesi açık olan gömleği daraldığı için üçüncü düğmesini de açmıştı. Belinde ki, silahını çıkarıp o kızın tam alnından vurmak istiyordu ama yapamazdı. Çünkü o bu hikayede en masumdu! Nasıl yapabilirdi bunu? "Havin çağır şu kadını! Ben arabada bekliyorum!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD