KAN BAĞI

1455 Words
Beni kurtardıktan sonra lise hayatım Akın'ın peşinde dolaşmakla geçti. Bunun sebeplerini şöyle açıklayayım; Öncelikle onun tarafından savunulmuş olmak zoruma gidiyordu. O kim köpekti ki benim haklı davamda önüme geçip şövalyelik taslıyordu. Şimdi okulda herkesin gözünde Akın tarafından korunan Leyla'ydım. O kahramanlık yapacak diye herkes benim korunmaya muhtaç biri olduğumu düşünmeye başlamıştı. Ve bu ilişkimizin boyutunu değiştirecek en önemli sebeplerden biriydi. Bir diğer sebep, her ne kadar zorunlu savaşımızda en çok galibiyet bana ait olsa da Akın'ın da hatırı sayılır bir puanı vardı. Güçlü bir hamlesinde dengeler değişebilirdi. Daha şimdiden sınıf başkanlığını kaptırmıştım mesela. Sonuç olarak uzaklaştırmam boyunca düşünebildiğim ve beni mutlak galibiyete götürecek yegane çözüm benim Akın'a sahip olmamdı. Lale hem kız, hem kuzenimdi. İkimizde Bedevi'ydik. Ona karşı güçlü bir hamle yapamama sebeplerim bunlardı. Ama Akın'ın erkek, benim kız yaratılmış olmam ilk kez gözümde bir lanet değil lütuf olarak gözükmüştü. Akın'ı benim yapacak ve baskın karakterimle üstünlük kuracaktım. Tüm dünya, onun benden daha 'mükemmel' olduğunu düşünen herkes, kendisinin sadece benim kölem olabilecek değerde biri olduğunu görecekti. Akın ben izin vermeden benden hiçbir yere gidemeyecekti. Ek olarak onun gibi muhteşem bir parçayı elde ederek bir ömür beni küçümseme hatasına düşmüş herkese Leyla Bedevi'nin kim olduğunu gösterecektim. Ayrıca lisede müthiş bir şey olmaya başlamıştı. Annemden aldığım genler nihayet ölü uykusundan uyanmaya ve çalışmaya karar vermişti. Her geçen gün uzun ince vücuduma yeni kıvrımlar ekleniyordu. Bunda ergenlik dışında annemin bana kilo aldırmak için diyetisyene götürmesinin ve birlikte spora yazılmamızın da etkisi vardı.Çocukluğumda oldukça esmer olan ten rengim büyüdükçe açılmaya da başlamıştı. Yine beyaz olmamıştım ama aynaya baktığımda üzülmüyordum. Ayrıca annem bana reglden kaş almaya kadar kadın dünyasının sırlarını da açıyordu. İnternetten makyaj yapmayı ve giyinmeyi öğrenmeye çalışıyordum. Babaannem bana küçük bir kızken dikiş yapmayı öğretmişti. Liseye geçtiğim o yaz tatilinde de bana ilk dikiş makinamı, bir kaç dikiş dergisini ve bir sürü güzel kumaş hediye etmişti. Leyla'nın defterinden Aslı ve Şirin, yine Leyla'ya ulaşamamış ve evine kadar gitmeye karar vermişlerdi. Kapıya geldiklerinde içeriden kahkahalar ve yüksek sesli konuşmalar duydular. ''Leyla bizi başka arkadaşlarla aldatıyor olabilir mi?'' dedi Aslı. Şirin gözlerini kısıp kapıyı yumruklar gibi çaldı. Baskın basanındı. Aslı daha akıllı davranıp zile bastı. Az sonra adım sesleri duydular ve kapı açıldı. Ama açılan kapının ardında gördükleri şey neredeyse Aslı ve Şirin'in çenesini yere düşürecekti. Şirin doğru yerde olup olmadıkları görmek için geriye doğru bir adım atıp evin numarasını kontrol etme ihtiyacı duydu. Gördükleri şey Leyla'ydı. Ama değil gibiydi de... Üzerine hiç onluk olmayan çiçekli usturuplu bir elbise giymişti. Saçları güzelce ensesinden toplanmıştı. Üstünde bir mutfak önlüğü, yanaklarında un, ellerinde bulaşık eldivenleri vardı. Makyajsızdı. ''Sen de kimsin?'' dedi Şirin şaşkınlıkla. Oğlunu korumak ister gibi göğsüne bastırdı. Uzaylılar Leyla'yı kaçırmış ve yerine sahte bir Leyla geçirmiş olmalıydılar. Kapıda ekmek almaya giden yeğenlerinden birini değil de arkadaşlarını gören Leyla yüzünü buruşturdu. ''Leyla'yım. Ama şu anda müsait değilim kızlar. Ailem burada...'' dedi. Şirin ve Aslı anlamış gibi başını salladılar. O sırada kapıya kumral saçlı, beyaz tenli, zarif, orta yaşlı, güzel bir hanım geldi. Kadın, Leyla gibi uzundu. Ve yaşına rağmen bedenini oldukça korumuştu. Beden yapısı olarak benzeseler de sima olarak Leyla'yla tek ortak yönleri kehribar gözleriydi. ''Arkadaşların mı geldi Leyla. Neden içeri almıyorsun kuzum?'' dedi kadın Aslı ve Şirin'e gülümseyerek. ''İşleri varmış. Geçerken uğramışlar anne. Şimdi gidiyorlar, değil mi kızlar?'' diyen Leyla arkadaşlarına kaş göz işareti yaparak gitmelerini işaret etti. Şirin ve Aslı aynı anda ''Anne mi?'' diye bağırdılar. ''Neye şaşırdınız?'' dedi Leyla ama biliyordu neye şaşırdıklarını. Şaşırmayan var mıydı? ''Aa olur mu hiç öyle şey? Ben sana böyle mi öğrettim Leyla?'' diye kızını azarlayan kadın kapının önünde dikilip kalmış güzel kızları eliyle içeri çağırdı. ''Yok öyle işim var filan kızlar. Bir şeyler ikram etmeden şuradan şuraya göndermem sizi. İçerisi biraz kalabalık ama... Umarım sorun etmezsiniz.” Aslı ve Şirin birbirlerine baktılar. İki zor seçenek arasında kalmışlardı. Leyla'nın şu halini daha fazla izleyerek dalga geçmek mi yoksa arkadaşlarının bariz rahatsızlığına saygı göstermek mi? ''Sorun etmeyiz.'' diye aynı anda kocaman gülümseyerek içeri girdiler. Ayakkabılarını çıkarırken Leyla'nın annesine kendilerini tanıtıp kadının adının Leylifer olduğunu öğrendiler. İçeri geçtiklerinde ikinci bir şok daha yaşadılar. Daha önce bu kadar güzel insanı bir arada görmemişlerdi. Güzel kadınlar, yakışıklı ve karizmatik adamlar... Bir koltuğa padişah gibi oturmuş seksenli yaşlardaki dede bile öyle karizmatik görünüyordu ki... Leyla onlara ters ters bakarak akrabalarını tanıttı. ''Dedem Azem Bedevi. Halalarım Hale, Sare, Nare. Amcalarım Baran, Hakan, Turan, ve Karan. Babam Orhan. Yengelerim ve eniştelerim Kayseri'de. Ama içerideki odada yaklaşık on iki tane çocuk var. Sevgili ailem, size arkadaşlarım Şirin ve Aslı'yı tanıtayım. Bu da Şirin'in oğlu. Ayak üstü uğramışlar, annem içeri davet etti.'' Annesi poposunu çimdikleyince ufak bir çığlık attı. Azem dede torununun arkadaşlarını coşkuyla karşıladı. ''Ooo, hoşgeldiniz, hoşgeldiniz kızlar! Leyla'mızın arkadaşlarının her zaman başımızın üstünde yeri vardır.'' dedi gür ve neşeli sesiyle. Torununa döndü. ''Kızım al arkadaşlarının montlarını.'' Leyla ezilip büzülerek ''Tımım, didiciğim.'' deyince Şirin ve Aslı üçüncü şokla onlara döndü. Leyla montlarını alırken fısıldayarak açıkladı. ''Adam bana muazzam bir servet bırakacak. Biraz saygıyı hak ettiğini düşünüyorum.'' Şirin gülmemek için yanaklarının içini ısırdı. ''Banyoyu kullanabilir miyim?'' diye sordu. Leyla ona ufak bir şüpheyle bakıp başıyla izin verdi. Şirin kucağına bağlı oğlunu çözerken Azem dede'nin ona seslendiğini duydu. ''Kızım azıcık oğlunu sevmemize müsaade eder misin? Bizimkiler koca eşek oldu. Sevilmiyorlar artık.'' Şirin gülümseyerek oğlunu ona uzattı. Leyla'nın dedesi aynı anda öyle tatlı ve öyle baskın bir auraya sahipti ki 'hayır' demek çok zordu. Leyla'nın şeytan tüyünü kimden aldığı belliydi. Oğlunun ağlamadığını hatta yerinden oldukça memnun olduğunu görünce Leyla'ya bir göz atıp çantasından telefonunu çıkardı ve gizlice cebine attı. Sonra hemen lavaboya gitti. Kapıyı arkasından kilitledi ve hemencecik kocasını aradı. Kocasının aşk dolu selamlaşma faslına yanıt vermeden konuya girdi. ''AKIN! Şu an telefon seksine zaman yok kocam. Çabuk bizim grubu toplayıp Leyla'nın evine geliyorsun. On beş yılın acısını tek seferde çıkaracağın bir ortam var burada. Çok ama çok eğleneceğiz.'' dedi heyecanla hızlı hızlı. Sonra telefonu pat diye kapatıp elini yıkayarak içeri gitti. Leylifer hanıma yaklaştı. Gözlerini kocaman açarak masum bir tonla konuşmaya başladı. ''Leylifer Teyze ya. Biz arkadaşlarla toplanacaktık, Leyla'yı da almaya gelmiştik. O gelemeyince gidecektik ama... Şimdi diğerleri soğuk havada bizi bekliyorlar.'' Leyla'nın halalarından biriyle sohbet eden Aslı'nın gülmemek için çabalayan yüzüyle göz göze gelince göz kırptı. ''Yaaa...'' diye üzüldü Leylifer bir anne şefkatiyle. ''Onları da çağır kızım. Biz kalabalığız diye her şeyi bol bol yaptık zaten.'' ''Size zahmet olmasın. Aşağı yukarı altı kişiler.'' dedi Şirin. ''Ne zahmeti?'' diye yalandan kızdı Leylifer onun kolunu okşayıp. Yirmi dakika sonra zil çaldı. Leyla bir kapıya bir gülmelerini saklayamayan iki arkadaşına bakıp sabır çekti. El mecbur gitti kapıyı açtı. Karşısında akbaba kılıklı arkadaşlarını gördüğüne hiç şaşırmamıştı. Akın, Bahri, Koray, Umutcan ve hatta... Zorla buraya sürüklendikleri her hallerinden belli olan Nihat Çetin ve karısı... ''Leylifer teyzoşumuz bizi yemeğe çağırmış.'' dedi Akın gülümseyerek. ''Şirin öyle yazmış.'' diye suçluyu ele vermeyi ihmal etmedi. Eğer annesi heyecanla kapıya koşmasaydı sağlam bir küfür edecekti Leyla. Zorla iyi bir kız gibi gülümseyerek kapıdan çekildi. Annesi yakışıklı potansiyel damat adaylarını görünce Leyla'nın arkadaşlarına ilgi seviyesini bir on kat arttırmıştı. Bir on dakika sonra içeride hararetli bir sohbet başlamıştı. Leyla'nın akrabaları öyle sıcakkanlı ve neşelilerdi ki Akın ve diğerlerine hemencecik kucak açmışlardı. Leylifer, Akın'ın, kızı ortaokul ve lisedeyken veli toplantılarında sürekliği didiştiği Münevver Hanımın oğlu olduğunu öğrenince yakışıklı çocuğu kıskaca almış ve ona özel bir ilgi göstermeye başlamıştı. Leyla ise öfke krizini bastırarak yanaklarında sabitlediği gülümsemesiyle ev kızı gibi ortalıkta hizmet ediyordu. Arkadaşları sağ olsunlar bunu hiç kolaylaştırmıyordu. Akın ona verilen çayı kara delik gibi saniyesinde bitirip yenisini istiyor, Bahri; üçüncü tabağı alsa mı almasa mı karar veremiyor, Umutcan; Leyla'nın pişirdiğini öğrendiği şeylere bir gurme edasıyla içlerindeki sıvı yağa kadar eleştiri yapıyordu. Nihat Çetin yüzünde Leyla'ya meydan okuyan ufak ve alaycı gülümsemesiyle tabağını yere devirmiş ve güya mahcup bir tavırla özür dilemişti. Sonrasında Leyla'nın dökülenleri temizlemesi için yardımcı oluyormuş gibi ayağını kaldırmış, bunu kolunu karısının omzuna atarak aynı sinir bozucu yamuk gülümsemesiyle izlemişti. ''Leyla'm?'' diye seslendi dedesi. Yeri silmeyi yeni bitiren Leyla dedesine dönüp mahcup ev kızı moduna girdi yine. ''İfindim didiciğim?'' dedi ince ve yumuşak sesiyle. Umutcan ve Nihat Çetin göz göze gelip gülmelerini saklamak için ellerine ağızlarına koyup kafalarını arkaya doğru çevirdiler. ''Bir de kahve yap kızım arkadaşlarına. Gecemiz uzun. Uykuları açılsın.'' dedi dedesi. Leyla mecburen onaylayıp yüzünde olan sabit gülümsemesiyle Şirin'e döndü. İşaret parmağını ona uzatıp, baş parmağını kendi boynunun önünde soldan sağa şah damarına doğru çekti. Şirin korkuyla yutkunup kocasının yanına sokuldu. Gecenin başından beri oldukça eğlenmelerine rağmen kendilerini garip hisseden iki kişi vardı; Umutcan ve Ece. Umutcan bir yetimdi. Yetimhanede büyümüştü. Anne babası o küçükken ölmüş, akrabaları istememişti. Ece ise tek ebeveynli zengin bir ailenin prensesi olarak büyümüştü. Onun da Leyla'ya dediği gibi kan bağı olan akrabası yoktu. Varsa da babası hiçbiriyle görüşmüyordu. İkisi de böyle kalabalık, sıcak ve neşeli insanlarla dolu bir ailede büyümenin nasıl bir his olduğunu hiç bilmiyorlardı. Leyla'yla dalga geçerken bir yandan da kıskanmaktan kendilerini alamamışlardı. Özellikle Ece, kocasını bile böyle kıskandığını sanmıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD