UMUTSUZ ❤️‍🔥

1666 Words
Onu ilk gördüğüm günü daha dün gibi hatırlıyorum. En ufak göz kırpışı bile hala aklımda… Bu iddia için öyle hevessizdim ki buluşmaya gri bol eşofmanlarla gitmiştim. Makyajsızdım ve saçlarımı taramaktan başka hiçbir şey yapmamıştım. Ne halde olursam olayım beni görünce etkilenmeyecek erkekten şüphe ederdim zaten. Öğrencilerin sık takıldığı kafelerden birinde beni bekliyorlardı. Kapıdan girip kafenin en uç tarafında camın önünde oturduklarını görünce onlara doğru yürüdüm. Umutcan geniş koltuğa tek başına yayılmış meyve suyuna benzeyen renkli içeceğini içiyordu. Nihat Çetin Fak gibi komik bir ismi olan inek çocuk da bir sandalyeyi ters çevirip oturmuş elinde tuttuğu küçük, sayı dolu bir kitapçığı inceliyordu. Ben yaklaşırken o hala gözlerini kitapçığından ayırmadan Umutcan’la sohbet etmekteydi. Umutcan beni görünce ayaklanmış, Nihat Çetin ise kafasını çevirip bakma gereği bile duymamıştı. Bunu bana başka biri yapsa ayaklarımın üstünde döner ve çıkıp giderdim. Ama bu çocuğa Akın’la geçireceğim bir haftalık tatil için ihtiyacım vardı. Yaklaştım ve önlerinde durdum. “Selam güzellik.” diye selam verdi Umutcan. Çocuk daha şimdiden sıkılmış gibi derin bir nefes alarak kitapçığını nihayet kapattı ve ayağa kalkarak bana döndü. Ama dönüp benimle göz göze gelir gelmez donup kalmıştı. Yüzü güzeldi. Siyah saçlı, gri gözlü ve beyaz tenliydi. Benden bir iki santim kısa gibiydi ama bir erkek için normal bir boyu vardı. Bir kadın için uzun olan bendim. Pahalı kıyafetleri, parfümü ve saati onun zengin biri olduğunu gösteriyordu. Sadece… bir tık genç görünüyordu. “Selaaam.” dedim neşeyle Umutcan’a. Geçip karşısına oturdum. Çocuk hala ayakta donmuş haldeydi. Komik görünüyordu ama bu derece etkilenmiş olması biraz gururumu okşamıştı. Sonra onun hareket ettiğini gördüm. Masanın üstüne eğilerek içtiği suyun kapağını açıp, şişenin boynunda kalan plastik halkayı çıkardı ve önümde diz çöktü. Ben ve Umutcan şaşkınlıkla ona döndük. “Benim gibi iki ismi ve seninkiler gibi güzel gözleri olan minik kızımız bir gün, sana ne zaman aşık olduğumu soracak ve ben ona gururla ilk görüşte diyeceğim.” diyerek plastik halkayı yüzük parmağıma taktı. Umutcan ondan utanıyormuş gibi elini yüzüne kapatarak kahkaha attı. Ama ben ona sadece gülümsedim. Bunu söylerken gözlerini kaçırmış ve beyaz yanakları kızarmıştı. Tatlıydı… Çok tatlıydı… Erkeklerin ne kadar yalancı olduğunu hep duyardım ama en bariz örneklerinden birinin o an karşımda oturup kaşla göz arasında kalbimi çaldığından hiç haberim yoktu. Leyla’nın defterinden… “Geçen geceden beri bir tuhafsın.” dedi Aslı. Umutcan yatağın kenarında gömleğini ilikliyordu. Çarşafı çıplak bedenine sarmış uzanan sevgilisine gülümsedi. “Çok çalışıyorum. Yorgunum sadece.” “Yalancı! Rahatsız olduğun bir şey var ama bana anlatmıyorsun.” diye çıkıştı Aslı. Umutcan ani bir öfkeyle iç çekti. Aslı didiklemeyi bırakacak kız değildi. Umutcan’ın başını ağrıtmak konusunda hiçbir çekincesi yoktu. “Leyla’yı öyle kalabalık bir aile içinde görünce bir tık kıskandım. Oldu mu?” dedi sertçe. Aslı dudağını ısırdı. Ufaktan sorduğuna pişman olmuştu. Doğrulup sevgilisinin daha bir saat önce bacaklarının arasında olan eline uzandı. “Senin ailen ben olamaz mıyım?” dedi yumuşak bir şekilde. Umutcan onun elini sıktı. Ama Aslı’nın onu anlamaktan çok uzak olduğunu içten içe biliyordu. “Sana kahvaltı hazırlayayım mı?” diye sordu Aslı. Aşkın kendisini iyice ev hanımına çevirdiğini düşününce içinden güldü. Oysaki bir erkek için kendinden ödün veren kızlara ne kızıyordu zamanında… “İş yerinde arkadaşlarla yapıyoruz. Sen uyu bir tanem.” dedi Umutcan. Aslı’nın tekrar uzanmasını sağlayıp önce dudaklarına, sonra çarşafı biraz sıyırıp bir göğsünün ucuna ufak birer öpücük bıraktı. ——- Şirin bebeğini emzirirken Akın televizyon izliyordu. “İşe gitmeyecek misin?” diye sordu kocasına. Kendisi hala doğum iznindeydi. “Bugün evden çalışacağım. Dün projeyi teslim ettik. Önemli bir şey kalmadı.” dedi Akın. “Bugün bana aitsin yani.” dedi Şirin. Kalkıp kocasının yanına sokuldu. Akın onun açık göğsüne iştahla baktı. “Oğlum seni bir rahat bırakırsa… Ben de öyle umuyorum.” “Düşündüm de…” dedi Şirin. Parmaklarını kocasının omuzlarında dolaştırdı. “Belki bir çocuk daha yaparız. Şöyle Pamuk Şirin’le kız kardeş gibi olacak küçük bir kız.” Akın tekrar çocuk yapmak istediğinden emin değildi o yüzden yutkunmasını gizlemeye çalışarak gülümsedi karısına. Şirin’in ilk hamileliği ikisi içinde çok zor geçmişti. Şirin bir ara Godzilla’ya, başka bir ara Şahin K’ya, daha başka bir ara Niagara Şelaleleri’ne bağlamıştı çünkü… “Daha oğlumuz iki aylık. Şu an olmaz sanırım.” Şirin onaylayarak başını salladı. “Süt korur derler. Ama bir kaç ay sonra yine deneriz değil mi?” dedi. Gözlerini kocaman açmıştı yine. “Leyla sana Çizmeli Kedi dediğinden beri bu bakışlarını ciddiye alamıyorum.” dedi Akın gülerek. Sonra karısına doğru eğildi. “Daha ikna edici olman gerekecek sanırım.” diye fısıldadı. Şirin de aylar sonra heyecanlanmaya başlamıştı. Akın aşağıya bakıp dudaklarını yaladı. “Galiba oğlumuz da doydu.” diye haber verdi. ——— Nihat Çetin ve Ece birlikte duştan çıktılar. Ece kocasından henüz kopmak istemediğine karar vermişti. Bu yüzden bugün ‘üçüncü kez’ için onu kandırmaya çalışarak uzun uzun öpmeye ve ellerini bornozun altında dolaştırmaya başladı. Nihat Çetin gülerek uzaklaştı. “Yeterince yoruldun.” diye azarladı karısını. “Sen beni artık sevmiyorsun.” diye kollarını kavuşturarak somurttu Ece. “Seni ne kadar sevdiğimi az önce uzun uzun gösterdiğimi düşünüyorum. Ama kızımızı da seviyorum. Onu da çok yorduk bugün.Daha akşam bile olmadı. ” dedi Nihat Çetin. Ece’yi son kez alnından öptü. “Hadi gel seni ve kızımızı kendi ellerimle doyurayım.” diyerek karısını elinden çekip mutfağa götürmeye başladı. “Ben başka türlü açım.” diye yakındı Ece sessizce. Yine de onu duyan kocası ona dönüp onaylamayan bakışlarla cık cıkladı. Sandviçlerini yerken aklına dün gece gelen Ece yüzünü buruşturdu. “Ne tulummuş arkadaş ya!” diye dışından söylendi istemsizce. Kocasının bakışlarının ona döndüğünü görünce gülümsedi. “İstersen geri verelim. Böyle bir sürü tulum var internette. Baktım ben! Örgü olanları da var.” dedi. “Olmaz. Kızıma ‘boklu’ ve ‘çirkin’ dedi. Daha o tulumun t’sini bile alamaz benden. Tazminat saysın.” dedi Nihat Çetin. “Onu kışkırtmamalısın. Sen onu kışkırtmadığın sürece seninle muhatap olup olay çıkarmayacağına söz vermişti. Sırf o var diye arkadaşlarından uzaklaşmanı istemiyorum.” dedi Ece. “Sen onu tanımıyorsun bir tanem. Virüs gibidir. Sen ona dokunmasanda bir şekilde sana bulaşmanın yolunu bulur. Ona onun gibi gideceksin ki seni ciddiye alsın.” dedi Nihat Çetin. Tam burada Ece öne çıkmalı ve kocasına onunla muhatap olmamasını emretmeli ve Leyla’nın adını bile anmayı yasaklamalıydı. Ama bir şey diyemedi. Belki de Leyla’nın dediği gibi gerçekten pısırık tavşanlar tarafından büyütülmüştü. İç çekti. ————- Leyla iş yerinde sıkıntıdan patlıyordu. Birinin sevmediği bir iş yapması ne kadar yük oluyordu insana. Sabahtan beri en eğlenceli işi çekişmeli bir boşanma davasıydı. Onda da karı koca öyle medeniydi ki Leyla’ya sabah programı lezzeti sunamamışlardı. Kalkıp elini yüzünü yıkadı. Asistanına erken çıkabileceğini söyleyip o çıktıktan sonra bürosunun kapısını içeriden kilitledi. Dolabından bir bira çıkarıp danışma kısmındaki ufak televizyonu açarak Müge Anlı izlemeye başladı. Adrenalin ihtiyacını biraz böyle karşılamayı umuyordu. Yine bir adama had bildiren Müge’yi izlemeye başlamıştı başlamasına ama aklı dündeydi. Nihat Çetin Fak’ın yüzsüz yüzsüz onun kendi elleriyle yaptığı tulumu çalmasına deliriyordu hala. Başka bir kadından bir kızı olacaktı ve utanmadan Leyla’nın özene bezene yaptığı bebek tulumunu çalmıştı. Gözleri sulanmaya başlayınca küfrederek kalkıp peçete aldı. Onsuz tam altı yıl geçirmişti. Buna alışmış olması gerekmez miydi? Yoksa Leyla’yı böylesine yakan şey ufacık ümidinin de ortadan kalkmış olması mıydı? Kendisi bir yıl önce Akın’la evlenmeye kararlı değil miydi? Şimdi ne değişmişti? Çok şey! Değişen çok şey vardı gerçekten. Leyla, Şirinlerin düğün zamanına kadar bilinçli bir şekilde Nihat Çetin’den uzak duruyordu. Sonra bir tık düzelmiş gibilerdi. Ama o gece onun öyle her şeyi bitirip çekip gitmesi Leyla’ya çok dokunmuştu. İlk defa onunla konuşmak ve anlatmak istemişti ama içindeki deli Leyla sağ olsun her şeyi daha da karman çorman hale getirmişti. Selim’le çıkması bile onun dikkatini çekebilmek içindi aslında. Nihat Çetin ona karşı hala bir şeyler hissediyorsa gelip müdahale etmeliydi değil mi? Umutcan ona bunun iyi bir yol olduğunu söylemişti. Oysa Nihat Çetin hiç umursamadan gidip horon tepmişti. Leyla o adamla ne yapıyor ne ediyor… Bir kez olsun dönüp bakmamıştı. Düğün sonunda can sıkıntısıyla telefonda oynarken Nihat Çetin’in içeri geldiğini görmüş ve Selim’in kucağına oturmuştu. Selim onu tutkuyla öpmeye başlamış Leyla iğrendiğini çaktırmadan karşılık vermişti. Kalçasında dolanan eller ise planda yoktu. Leyla’nın Selim’i tokatlamasına ramak kala Nihat Çetin yanlarına gelmiş ve onunla özel konuşmak istediğini söylemişti. Leyla dışarıdan göstermemeye çalıştığı büyük bir hevesle peşine düşmüştü. NÇF elit biriydi tabi, en yakın arkadaşının düğününde Selim’e tekme tokat girişerek olay çıkaracak biri değildi. O geceki kotayı Leyla yeterince doldurmuştu zaten. Bunu anlayışla karşılayabilirdi. Ne var ki konuşmaya başladıklarında konu Leyla ve ona olan aşkı değildi. Şirin’di. Hep Şirin’di zaten. Leyla bunun siniriyle kontrolsüz davranmış ve durumu idare edememişti. Yine! Sonunda Nihat Çetin onu orada terk etmişti. Ona adını bile yasaklamıştı. Leyla zor tuttuğu göz yaşlarıyla geriye dönmüş ve çantasını almıştı. Ona sülük gibi yapışan Selim’e hak ettiği yumruğu atan da Leyla’ydı. Zaten aptalca bir kıskandırma girişiminden ibaret olan bu saçmalığı daha orada bitirmişti. Eğer ertesi gün babaannesinin hastalığı için Kayseri’ye gitmeseydi Nihat Çetin’le konuşmaya gidecekti. Ona en başta söylemek istediklerini söyleyecekti. Ama mümkün olmamıştı. Sanki hayat Leyla ve Nihat Çetin’i bir araya getirmemek için özellikle uğraşıyordu. Babaannesini çok severdi ve cenazesinde kelimenin tam anlamıyla yıkılmıştı ama ne olurdu sanki bir kaç gün daha geç hastalansaydı… İstanbul’a döndüğünde de konuşmaları mümkün olmamıştı çünkü bazı korkak beyler Amerika’ya gitmişti. Buna çok kızan Leyla onu gururundan arayamamıştı. Peşinden gidememişti. Ama hevesle dönmesini beklemişti. Arkadaşları arasında ne zaman adı geçse kulaklarını dikip dinliyordu. Ki Akın her sohbette onun adını en az bir kere anmadan yapamıyor gibiydi. Sonra bir kız arkadaşı olduğunu duymuştu. Aynı dönemde Lale’nin hastalığı ortaya çıkmıştı. Leyla onun derdinden ‘kız arkadaşa’ odaklanamamıştı. Ama üzülmüştü. İçi kor gibi alev almıştı sanki. Oysa Nihat Çetin’in yıllardır her türlü kadınla yatak ilişkisi olduğunu zaten biliyordu Leyla. Buna zamanında öyle delirmişti ki. Umutcan ona Nihat Çetin’in, Akınları dolandıran adamın sevgilisini nasıl avcuna düşürdüğünü gösteren bir video attığında evde kırılmadık eşya bırakmamıştı. Ama bunlar onu umutsuz hissettirmemişti hiç. Alt tarafı bir araya geldiklerinde başka kadınlara değmiş yerlerini koparır çöpe atardı. Bir kadına duygusal olarak bağlandığını duymak bambaşka bir şeydi ne yazık ki. Ve bununla yetinmemişti. O kadını hamile bırakmış ve evlenmişti. Bir kızları olacaktı… İki isimli ama gözleri kehribar olmayan bir kızları… Leyla delirmesin de kim delirsindi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD