Dönüşte evin değil pastanenin adresini verdim. Utku’ya gidecektim, Altay’dan sonra tercih ettiğim adama. Değerleri olan adama. Oturup konuştuğumda beni anlayan adama. Bir şekilde düzeltecektim onunla aramı. Yoksa çaresi yok çekecekti bu Altay beni kendi girdabına. Gerekirse yalvarırdım. Ağlardım. Sarılırdım. Öperdim. Bir şey yapardım ne yapabiliyorsam fazlasını. Yolda arasam Utku’yu beni indirse. Çocuklarla ne gerek var derdi şimdi. Aramadım. Taksiciden yardım istedim. Kızları indirdi, onlar zeminde dururken pastanenin önünde servis yapan garson çocuğa seslendim. “Ziya baksana ablam.” Ziya koşarak geldi. Kızlardan birini aldı, önden içeri taşıdı ben de arkasından. Utku var mı? Ofiste abla! Ofis pastanenin arkasına sonradan eklenen iki misafir koltuğu, bir patron masası olan küçücük yerdi.

