2.Bölüm

1956 Words
Selamun aleyküm 🍂🍂 Keyifli okumalar…🍭🍭 Karşımdaki görüntüye bakmaya daha fazla tahammül edemediğim için çıkışa hızlıca yöneldim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sanki göğsümden fırlayacakmış gibi hissediyordum. Kafenin içi, kahve kokusu ve hafif müzikle dolu olmasına rağmen, benim için sadece bir kabus sahnesiydi. Yukarıdaki masada oturan Sarp’ı, yanında o sarışın kızla samimi bir şekilde konuşurken görmüştüm. Elleri birbirine değiyor, gülümsemeleri o kadar içtendi ki… Hayır, düşünmemeliydim. Yıllardır içimde büyüttüğüm o his, o tek taraflı aşk, bir anda paramparça olmuştu. Gözlerim dolmuştu, resmen ağlayacak hâle gelmiştim iki dakikada. Yanaklarımda sıcak gözyaşlarının izini hissediyordum, ama kendimi tutmalıydım. Kimse görmemeliydi bu zayıflığımı. Kafeden çıkıp alışveriş merkezinin çıkışına doğru yürüyordum ki arkadan birinin çarpması ile sendeledim. Omzumda keskin bir acı hissettim, ama asıl sinirimi bozan bu dikkatsizlikti. Hızla arkamı döndüm, sesim öfkeyle yükseldi. —Dikkat etsenize be. Etrafınıza bakmadan mı yürüyorsunuz? Sinirle arkamı döndüğümde, karşımda Sarp’ı görmüştüm. O mu? Tam da kaçtığım adam. Yüzü tanıdık, o derin kahverengi gözleri, hafif sakallı çenesi… Ama şimdi, bu anda, onu görmek istemiyordum. Kalbim bir an durdu, sonra daha hızlı atmaya başladı. Neden buradaydı? Yukarıda kız arkadaşıyla değil miydi? —Kusura bakma, yanlışlıkla oldu. Ses tonu yumuşaktı, özür diler gibiydi. Ama ben öfkemi kontrol edemiyordum. O görüntü gözümün önünden gitmiyordu. —İyi! Bir daha olmasın. Onu tanımamış gibi yapıp, güvenlikten geçeceğim sırada yanıma gelmişti. Adımları hızlı, kararlıydı. Kokusu burnuma geldi – o tanıdık erkek parfümü, hafif baharatlı. —İstersen beraber gidebiliriz? Yani ben de araba var, evine bırakabilirim. Özür niyetine. Sevgilini bırak evine demek istedim, ama kelimeleri yuttum. İçimde bir fırtına kopuyordu. Yukarıda kız arkadaşıyla otururken, şimdi bana mı teklif ediyordu? Bu ne cüret? Yüzüne bakmadan, sesimi sertleştirdim. —Pardon? Ne münasebet? Kimsiniz siz? —Tanımadın mı beni? Tanımıştım hem de yukarıdaki görüntüden sonra çok iyi tanımıştım. Yukarıda sevgilisi varken gelmiş bana seni eve bırakayım diyordu. Kalbim kırık, ama öfkem daha büyüktü. Yıllardır hayranlıkla baktığım adam, şimdi bir yalancı gibi duruyordu karşımda. —Bana bakın ya şimdi uzaklaşırsınız ya da sapık var diye bağırır bütün alışveriş merkezini ve güvenliği buraya toplarım. Sesim titriyordu, ama kararlıydım. Alışveriş merkezi kalabalıktı, insanlar etrafımızda dolaşıyordu, ama ben sadece onu görüyordum. —Hey hey sakin ol. Anlaşılan tanımadın beni. Aynı mahallede oturuyoruz. Ceren’in nişanlısı Sercan ve ağabeyin Kaya’nın arkadaşıyım. Konuşurken bir yandan da cüzdanını çıkarıp polis kartını çıkarmıştı. Kartı uzattı, üzerinde resmi ve unvanı vardı: Polis Memuru Sarp Yılmaz. Gözlerim kartı taradı, ama içimdeki öfke dinmiyordu. —Bak bu kartta. Zararsızım. —Ağabeyim ile arkadaş olmanız umrumda değil. Görüşmemek üzere. İyi akşamlar. —Eve bıraksaydım… —Ben ne diyorum o ne diyor. Anlamıyor musun? —Çok agresifsin. —Sanane kardeşim. İçimden kendime kızdım: Aşık olduğun adama kardeşim dedin salak. Ama ne yapabilirdim? Duygularım karmakarışıktı. —Bak saat geç oldu. Otobüse binip eve gitsen saat daha da geç olacak. İzin ver evine götüreyim. —Taksi denilen bir ulaşım aracı var. —Taksiciyi de tanımıyorsun, ona nasıl güveneceksin? —Sanane. —Tamam. Son bir teklifim var. Ağabeyini arayayım. Sesi dışarıya vereyim. Konuşmamızı sen de duy, eğer ağabeyin de tamam derse seni evine bırakırım. Anlaştık mı? Saat konusunda haklı olduğu için sesimi çıkarmadım. Eğer ağabeyim hayır derse de taksiye binip eve giderdim. Alışveriş merkezi ışıkları altında, etrafımızdaki kalabalık uğultusu arasında duruyorduk. Ellerim soğuktu, çantamı sıkıca tutuyordum. —Sessiz kalmanı evet olarak mı anlamalıyım? Sinirle evet diyerek kollarımı birbirine bağladım. Gözlerim yere indi, ama içimde bir umut kıvılcımı vardı – belki ağabeyim reddeder. Alttan alta halime gülüp telefonunu çıkarıp ağabeyimi aramıştı. Telefon çalarken, kalbim güm güm atıyordu. Hâl hatır sorma faslından sonra telefonu hoparlöre verip çantamdan tutarak ikimizi köşeye çekmişti. Eli çantama değince, elektrik çarpmış gibi hissettim, ama hemen çekildim. —Kardeşim sesini hoparlöre aldım. Yanımda kız kardeşin var. —Ne oluyor lan? Ne demek kız kardeşin yanında? Hangi karakoldasınız? Yoksa emniyette misiniz? Feride ne oluyor orada? —Ağabey sakin ol. Emniyette falan değilim. —Ne demeye polis adamın yanındasın öyleyse? Bu sefer susmayı seçip karşımdaki adama baktım. Açıklasın bakalım ağabeyime durumu. Sarp’ın yüzünde hafif bir gülümseme vardı, sanki eğleniyordu bu durumdan. —Kaya iki dakika dur lan. Kardeşinle alışveriş merkezinde karşılaştık. Eve bırakayım dedim. Kendisi beni tanımadı. Ben de senin arkadaşın olduğunu söyledim, ikna olmadı. Zaten aynı yere gideceğiz dedim ama ikna olmadı. Senin ağzından duyunca geleceğini söyleyince seni arayayım dedim. —Baştan söylesene şerefsiz. —Tamam söyledik işte. Eee kardeşinde seni duyuyor ne diyorsun? —Feride, Sarp ile beraber git. Eve gidince ara beni. —Emredersiniz beyefendi. —Feride! —Bağırma bana. —Çirkefleşme iki dakika kızım. —Ben senin kızın değilim. Topla ağzını. Onlar telefonla konuşadursun güvenlikleri aşıp çıkış kapısından geçtim. Tabi o sırada Sarp da arkamdan geliyordu. Alışveriş merkezinin soğuk havasından dışarıdaki serin akşam rüzgarına çıktık. Sokak lambaları yanıyordu, arabalar geçiyordu, ama ben sadece içimdeki karmaşayı hissediyordum. Biraz sonra telefonu kapatmış yanıma gelmişti. Adımları uzun, kendinden emin. —Araba bir arka sokakta. Biraz yürümemiz lazım. Sesimi çıkarmayıp dediği yöne yürümeye başladım. Sokaklar kalabalıktı, insanlar evlerine dönüyordu. Ayak seslerimiz yankılanıyordu. İçimde bir savaş vardı: Bir yandan onu sevdiğim için heyecan, diğer yandan gördüğüm görüntü yüzünden öfke. Biraz sonra tanıdığım arabanın önünde durunca ben de durdum. Siyah bir sedan, temiz ve bakımlı. O görüntü aklıma geldi yine – belki o kız da bu arabaya binmişti. —Sen arabaya geç ben de geliyorum. Arabanın kapısı açılınca yolcu koltuğuna geçip oturdum. Araba da bir koku hakimdi ve bu koku kesinlikle Sarp’ın kokusuydu. O baharatlı parfüm, hafif ter karışımı… Burnuma doldukça, midem bulanıyordu. Neden? Çünkü yarım saat önce gördüğüm sahne aklıma geliyordu. O kızın yanında gülümsemesi, ellerinin değmesi… Neredeyse yarım saat önce gördüğüm görüntü gözümün önüne gelince sinirle camı açıp derin bir nefes aldım. Ama keşke almasaydım. Çünkü Sarp dışarıda sigara içiyordu ve bütün dumanı içime çekmiştim. Boğazım yandı, öksürmeye başladım. Ardı ardına öksürürken bir an arabanın kapısı açılmıştı. —İyi misin? Ne oldu? Sesinde gerçek bir endişe vardı. Yüzü yakındı, gözleri gözlerime kilitlenmişti. —Astımım var benim. Arabanın camını açınca bütün dumanı içime çektim. —İlacın falan yok mu? Nasıl geçiyor? Hastaneye gidelim mi? —Geçer birazdan. Dumanı bir an da içime çekince afalladım. —Emin misin? Konuşurken bir yandan da uzanıp torpidodan bir şişe su çıkarmış ve ağzını açarak uzatmıştı. Eli hafifçe elime değdi, içim titredi. —Temiz. İçebilirsin. —Teşekkür ederim. Birkaç yudum su içince Sarp arabayı çalıştırmış yola koyulmuştuk. Motorun sesi, dışarıdaki trafik gürültüsü… Yol boyunca sessizdik, ama ben içimden binlerce düşünce geçiriyordum. Neden böyleydi? Neden hayatım bu kadar karmaşık? —Daha iyi misin? —Evet, iyiyim. Kaçtır soruyorsun yorulmadın mı? —Şu an ağabeyinin bir nevi emanetisin bana. İyi olduğundan emin olmam gerek. Ağabeyim olmasa ne yapardım bilmiyorum. Gerçi onun ki de yanlış zamanlamaydı. Başka zaman olsa bu arabada ve Sarp ile başbaşa olduğum için kalpten giderdim ama bugün gördüklerimden sonra bu ortamda sadece ağlayasım geliyordu. Gözlerim yine doldu, ama tuttum kendimi. Camdan dışarı bakıyordum, şehir ışıkları akıp gidiyordu. Yolun geri kalanında ikimizden de ses çıkmamıştı. Gerçi bir ara yanımdaki şahıs telefonda biriyle mesajlaşmıştı. Ekran ışığı yüzüne vuruyordu, gülümsediğini gördüm. Sevgilisiyle mesajlaşıyordur o, diye düşündüm. İçim burkuldu. Araba bizim evin önünde durduğunda kucağımdaki pasta poşetini arka koltuğa bırakıp önüme döndüm. Pasta, kafeden aldığım bir tatlıydı – belki de son mutluluğum. —Eve bıraktığınız için teşekkür ederim. Pastayı teşekkür olarak kabul edin lütfen. Bir daha görüşmemek üzere. İyi akşamlar. —İyi akşamlar… Arabadan inip eve girene kadar beklemişti. Kapıyı açıp içeriye girince Sarp da arabasını çalıştırıp uzaklaşmıştı. Evin sıcak havası yüzüme çarptı, ama içim hala soğuktu. —Abla sen misin? —Evetttt. —Açsan mutfağa gel. Elimdekileri bırakıp lavaboda elimi yüzümü yıkayıp mutfağa geçtim. Ellerim titriyordu hala. Mutfak ışığı altında, Ece masada oturuyordu, kahvesini yudumluyordu. Yüzü yorgun görünüyordu, ama her zamanki gibi sakin. Ece kahvesini içiyordu. —Yemeklerin altını yaktım. Biraz otur. —Yemekler ısınana kadar kıyafetlerimi değiştireyim bari. Odaya geçip pijamalarımı giyinip odadan çıkacağım sırada telefonum çalmıştı. Arayan Ceren’di. Bekletmeden telefonu açtım. Sesini duyunca biraz rahatladım – en azından bir dost. —Feride seni geberteceğim. Sarp seni eve bırakıyor ve bana söylemiyorsun. —Senin ne zaman haberin oldu? Ben daha yeni eve girdim. —Sercan ile mesajlaşmalarını okudum. Kaya ’nın kız kardeşini eve bırakıp geliyorum demiş. —Ceren bu yaşananlara sevinecek halim bile yok… Ceren’e son bir saat içinde yaşanan her şeyi anlatıp telefonu kapatıp mutfağa geçip yemeğimi yedim. Kelime kelime anlattım: Kafedeki görüntü, çarpışma, telefon konuşması, araba yolculuğu… Ceren dinledi, arada yorum yaptı, ama ben hala kırgındım. Yemek tabağımda, sıcak çorba, ama tadı yoktu. Her lokmada o görüntü aklıma geliyordu. —Ağabeyimler ikinde vakti gibi geleceklermiş. —Biliyorum, annem gündüz arayıp söyledi. Ece kahvesini içip mutfaktan çıkarken karşımda oturan annem kıvranmaya başlamıştı. Yüzünde o tanıdık ifade vardı – bir şey söylemek istiyor, ama çekiniyor. —Söyle anne. Yine ne oldu? —Dün ki konuyu düşündün mü? —Evet düşündüm. —Kararın ne? —Tamam buluşacağım. Yıllarca hayatında kimse yok sanıyordum ama bugün kendi gözlerimle görmüştüm. Yıllarca tek taraflı yaşadığım aşkın sonu gelmişti. Annemlerin ayarladığı buluşmaya gidecektim. Kafama yatarsa evet diyecektim. Sonuç da herkes aşk evliliği yapmıyordu. Ben de mantık evliliği yapardım. Aramızda aşk, sevgi olmazdı ama saygı olurdu. Belki zamanla alışırdım. Belki unuturdum Sarp’ı. —Gerçekten mi? Bak sonradan fikrini değiştirip beni millete rezil etme. —Gerçekten. Haftaya izin günüm belli olsun sana söylerim. Sahildeki kafede bir buluşma ayarlarsınız. —Ben Cemile’ye haber vereyim sen fikrini değiştirmeden. —Abartma anne. Annem telefonu eline aldı, heyecanla aradı. Ben ise masada oturup boş boş baktım. Hayatım değişiyordu, ama içimde bir boşluk vardı. O gece yatağımda saatlerce döndüm, uyuyamadım. Sarp’ın yüzü, o kızın gülümsemesi… Neden? Neden benimle değil de onunla? Gözyaşlarım yastığımı ıslattı, ama sabah kalktığımda kararlıydım: Devam edecektim. 3 HAFTA SONRA Zaman nasıl geçti bilmiyorum. İş, ev, rutin… Ama içimdeki yara hala tazeydi. Ceren’in düğünü günü gelmişti. Sabah erkenden kalktım, makyajımı yaptım, elbisemi giydim. Siyah bir elbise, siyah bir şal nedime olarak. Aynaya baktım: Gözlerim hala biraz şiş, ama gülümsemeyi başardım. Düğün salonu kalabalıktı, müzik yüksek, insanlar dans ediyordu. Ceren gelinliğiyle muhteşem görünüyordu, Sercan ise smokiniyle yakışıklı. Ben nedime, Sarp ise sağdıç. Bütün gün bir aradaydık: Fotoğraflar, halay, oyun havaları, kutlamalar… Onunla göz göze gelmemeye çalıştım, ama imkansızdı. Kokusu yine burnuma doluyordu, eli omzuma değiyordu arada. Düğün bitmiş ve dördümüz bir restorana yemek yemeye gitmiştik. Restoran şık, deniz manzaralı. Masada oturduk, yemekler geldi: Izgara balık, salata… İkili sigara içmek için terasa çıkarken Ceren ile günün kritiğini yapıyorduk ta ki konu benim haftalardır gerçekleşmeyen evlilik görüşmeme gelmişti. —Sence de bu bir işaret değil mi? Baksana kaçtır annenler buluşma ayarlıyor ama olmuyor. Bence bu bir işaret. Hem karşıdan gelenlere bak. Sarp, Sercan’ın sağdıcı. Sende benim nedimemsin. Bütün gün bir aradaydınız. —Of Ceren of. Sana adamın sevgilisi var diyorum sen ne diyorsun. Sus geliyorlar. Ceren’in gözleri parlıyordu, ama ben hala o görüntüyü unutamamıştım. Sarp ve Sercan terastan dönüyordu, gülerek. Sarp’ın gözleri bana kaydı, hafif bir tebessüm etti. Kalbim hızlandı, ama kendimi tuttum. Geçen hafta ki görüşme karşı tarafın cenaze için şehir dışına gitmesi ile iptal olmuştu. Bu hafta ki izin günümü ise Ceren’in gününe ayarlamıştım. Buluşma işi de artık iki gün sonraya kalmıştı. Sabah işe gidecektim, işten çıktıktan sonra da malum şahıs ile buluşacaktım. Kimdi bu adam? Annemler bir komşunun akrabası demişti, iyi bir işi varmış, demişti. Ama içimde heyecan yoktu, sadece zorunluluk. Restoranda yemek devam etti. Konuşmalar, kahkahalar… Sarp karşımdaydı, arada lafa giriyordu. —Feride, düğün nasıl geçti sence? —Güzeldi. Ceren mutlu görünüyor. —Evet, öyle. Sen de nedime olarak harikaydın. Teşekkür ettim, ama gözlerimi kaçırdım. İçimde fırtına kopuyordu. Neden böyleydi? Neden sevgilisi varken bana bakıyordu? Yemek bitti, eve döndük. O gece yine uyuyamadım, düşüncelerim Sarp’taydı. 2 GÜN SONRA İş günüydü. Sabah kalktım, kahvaltımı yaptım, markete gittim. Gün boyunca dosyalar, sevkiyatlar… Ama aklım buluşmadaydı. İş çıkışı, sahildeki kafeye gittim. Güneş batıyordu, deniz dalgaları hafifçe vuruyordu kıyıya. Kafeden içeriye girip boş masalardan birine geçip oturdum. Dakikalar ilerlerken önümdeki çayı bitirmiştim. Çay sıcak, ama içim soğuk. Telefonuma baktım: Gecikmiş miydi? Telefonumla uğraşırken karşımdaki hareketlilikle başımı kaldırdım. Karşımda o duruyordu. Sarp… Yine mi? Kalbim durdu. Bu neydi? Tesadüf mü? —Merhaba. Sarp…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD