2.BÖLÜM NİNEM

2213 Words
Ninem saçlarımı okşarken gözlerimi kapatıp onun bu sihirli eyleminin tadını çıkardım. Tatlı ses tonuyla konuşmaya başladı. " Kalbinle diline hakim ol kızım. Sakın yersiz kırma kimsenin gönlünü. " İşte Ninem de beni anlamıyordu. Ninem de beni anlamazsa beni kim anlayacaktı. Dudaklarımı büzerek Nineme baktım; " Nine sende anlamıyorsun beni.", dememle bana güldü. Bu tepkisine kaşlarımı havaya kaldırıp ona baktım. Yaşlı ihtiyar benimle dalga geçiyordu. Kafası yavaş yavaş salladı; "Anlarım anlamam mı?", dedi eliyle elimi tuttu. Elini dudaklarıma doğru yaklaştırıp elinin üstünü öpüp sordum; " De o zaman Nine ben şimdi ne yapmalıyım?" ,dedim sesim de ki pürüzlü hal ağlamaklı halimden kaynaklanıyordu. Dolan gözlerim ile Nineme buğulu gözlerim ile baktım. Ninem ellerini tekrar saçlarıma koyarak yavaş yavaş saçlarımı okşamaya devam etti. " Sana küçükken bir hikaye anlatmıştım Biri İki Etmek hatırlar mısın?" Ninemin sorusuna anlam veremediğim bir şekilde baktım. Şuan konumuzla bunun ne alakası vardı?. Ben diyorum Nine ne yapayım? Ninem diyor sana küçükken anlattığım hikayeyi hatırlar mısın diye.. Derin bir çekip benden cevap bekleyen Nineme cevap verdim. " Hatırlamıyorum.." Ninem eliyle alnıma yavaçşa vurup konuştu, hatırlamadığıma üzülmüş olmalıydı.. " Dinle o zaman kara kuzum." Kafamı sallayarak yataktan kalktım. Ninemin ellerini tutarak onu dinlemeye başladım. Ninem anlatırken hisseme düşeni almak için için kulaklarımı dört açmış, pür dikkat ona çevirerek dinlemeye başladım. Ninem boş konuşan bir kadın değildi. Ne zaman bir şey anlatsa kalbime ,ruhuma iyi gelmişti. " Allah dostlarından... Talebesi anlatıyor. Bir sabah hazır olduğumuz yere teşrif edip, hatır sorarken, halimi arz edip: - Efendim, benim şu kadar lira borcum var idi. Günü geldi sıkılıyorum. Üç gün izin verirseniz memlekete gidip öder gelirim, dedim. - Biraz sabret, geceler gebedir, buyurdular. Birkaç gün sonra, münasip lisanla tekrar hatırlatmak zarureti hasıl oldu. Zira memlekette, "borçtan kaçtı" sözleri de gelen haberler arasında idi. Hz. Üstaz'ın sözü yine evvelki gibi idi. - Geceler gebedir. Fakat bir gün sonra bana: - Memlekette nerden vereceksin bu parayı? diye sual ettiler. İşin en canlı noktası da burası. - Efendim, babamdan kalma bir bağım var, üç bin lira eder. Onu satıp veririm, dediğimde Hz.Üstazın rengi birden değişti. mübarek gözleri buğulandı. Ve şu sözler döküldü: - Biz kardeşlerimizin evini bağını satmak değil, birini iki etmekle mükellefiz. İkinci gün bir tüccar ağabeyimizden ödünç para alıp parayı bana verdiler. Sonra ödedim demiş." Tek kaşımı kaldırıp anlattığı hikayeyi tekrar beyin süzgecimden geçirdim. Anladığım şey ile başımı yere eğdim. Unutuyordum. Bu olan şeylerin, başıma gelen şeyler boşuna değildi. Ninemin sıcak elleri sırtımda gezindi. ***** Ninem biraz dinlenmek için odasına gitmişti. Kafamı siyah rengin ahşaptan bulunmuş olan çalışma masama doğru yatırarak derin bir nefes aldım. İçinde bulunduğum sıkıntıları biran olsun unutmak, eskisi gibi olduğu yerden hayatıma devam etmek istiyordu bir tarafım. Diğer tarafım ise susmuş tebessüm ederek hangi yolu tercih edeceğimi bekliyordu. Odamın kapısının açılma sesi ile kafamı masadan kaldırıp masadan kalktım. Karşımda Babamı görmeyi beklemiyordum. " Kızım müsait misin? " Babamın sözleri ile kafamı salladım. Babam yanıma geldi kollarını bana sardı. Biran bile düşünmeden güvenli kollar arasında göz yaşlarım saklandığı yerden tekrar çıkmışlardı. ****** " Elimden bir şey gelmiyor, çaresizce söylenen kelimeleri dinliyor kulaklarım, gözümün önünde olan bitene bakıyor gözlerim. Dışardan bana bakan gözler ne görüyor bilmiyorum.. Ama sen bil kızım ben sizin için canımdan geçerim. " Babamın sözleri yüreğimi yaktı. Elindeki tespihinden gözleri çekmeden oturduğu koltukta konuşuyordu. Sözlerini keserek araya girdim; " Baba.. Deme öyle şeyler.. " Kafamı iki yana salladım. Babam koca çınarım karşımda ağlıyordu. Dudaklarımı dişlerimle sıkarak ağlamamı durdurmak istedim. " Lavinam, güzel kızım biz bu dert ile nasıl baş edeceğiz? ", dedi yüzündeki yaşlar sakallarının arasına girerken yanına gidip ayakucuna yere çöktüm. Ellerini avcumun içine aldım. " Baba belki de dertli başımızdan kovmak yerine, onu kabullenmek gerektir. ", dedim sulu gözlerimle " Nasıl yani kızım, kabullenmek derken? ",dedi sözlerime anlam verememiş ve bu olgun tavrıma şaşırmıştı. Babam da çaresizdi, herkes çaresiz.. Tek çözüm razı olmaktı. " Kadere razı gelmek gerekir. Başımıza gelen hiç bir şey boşuna gelmez ki? ", dedim artık kaderime razı olacaktım. Mücadele vermeyi bırakacaktım. " Bu yol sana ağır gelir kızım, yapamazsın.", dedi beni bu yoldan çekmek istiyordu ama diğer seçenek Ömer'di. Bu daha ağırdı. Bu yoldaki ağırlık en azından benim sırtımda olurdu. Ailecek ömür boyu Ömer'in yokluğunun ağırlığını hepimizin yüreğinde o acıyı taşımaktansa tek ben taşırdım. " Baba bırak yol benim yolum, kader benim yazım. Sende kendini boşa suçlama, ben senin gibi bir adama aşık büyüdüm, senin gibi bir adamın babam olması beni hep onurlandırdı. Şimdi sıra bende. Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde ­ hayır vardır.. Allah bilir, siz bilemezsiniz buyurmuyor mu Rabbim? Belki bu yo şer değildir Baba? " , dedim akan gözyaşlarımın görüş açımı puslandırması ile bakışlarımı yere çevirdim. Durduk öylece Babam konuşamadı ve benimde dudaklarımın arasından çıkacak sözüm vardı. Akan gözyaşlarımı silmek için elimi kaldırdım babam havada elini tutup beni göğsüne bastırıp sarıldı. ****** ÜÇ GÜN SONRA.. Üç gün geçmişti.. Artık yavaş yavaş büyük güne yaklaşıyorum. Ailemi üzmemek için mücadele versem de numara yapma konusunda hiç bir zaman iyi olamamıştım. Günümün çoğunluğu odamdaki eşyaları yavaş yavaş toplamak ile geçiyordu. Elimdeki kitaplarımı bavuluma koydum. Kenarda duran defterimi elime aldım. Üstünde yazan cümle ile tebessüm etti dudaklarım. Bu tevafukların hiç biri boşa değildi bence. Rabbim anlamam için sanki önüme kopyalar koyuyordu. Rabbim benim bu imtihan sınavından geçmemi istiyor gibiydi. İslam'ın Kadınlara Verdiği Değer. Bu konuyu kimin için araştırıp yazdığımı hazırlamıştım. Lisans öğrencilerinden birinci sınıftaki Fatma sormuştu bunu. " Lavina hocam? ", arkamdan gelen ses sile durup arkama baktım. Birinci sınıflardan Fatma'ydı. " Buyur Fatma. ", dedim kızarmış göz altları ile sordu. " Lavina hocam bir kaç dakikanız var mı? Sizinle bir konu hakkında konuşmak isterim." Kafamı sallayarak buyur konuş dedim. " Hocam ben size bir konu hakkında tanışmak isterim. Ben bazen yaşadıklarımdan dolayı üzülüp dilim şirke dönüyor. Bu sıkıntımı nasıl gideririm? " ,dedi anlayamadım elimdeki kitaplarımı çantama koyarken sordum; " Fatma seni şirke sürükleyen konu nedir? ",dedim onu anlamak için hangi konu da sıkıntı yaşadığını bilmem gerekti. " Keşke cinsiyetini seçebilseydim diyorum. Kız olarak gelmeseydim şu dünyaya .Alnımın kara yazgısı kız olamam galiba.", dedi ağlamamak için kendini zar zor sıkarken. " Bu sözler ne ağzına yakışır, ne kalbine. " kaşlarımı hafif çatarak ona baktım " Ama hocam.. Bilmiyorsunuz? ",dedi sustu derdini tam açmıyordu ama bir kapı aradığı belliydi. " Sende bilmiyorsun. Bilseydin bence böyle konuşmazdın." elimi omzuna koydum " Nasıl yani hocam? ", dedi söylediklerimden bir şey anlamayarak. " İslam'ın kadılara verdiği değeri bilseydin. Değerini bilmeyen insanlar için şirke düşmez böyle sözler etmezdin.", dedim " Hocam o zaman nasıl öğrenebilirim ? ",diye sordu. Arayışta olduğu belliydi aklıma gelen fikir ile tebessüm ettim. " Senin için yarın küçük bir hediyem olacak. ",dedim aklıma gelen şey sorularına cevap olacaktı. Elimdeki defterin ilk sayfasını çevirdim. Fatma için hazırladığım bu defter şimdi bana lazımdı. İlk sayfadan başlayarak sonuna kadar dikkatli bir şekilde kendim yazmamış gibi okudum. İslam diniyle beraber kız çocuklarının horlanması ortadan kalkmış, onları diri diri toprağa gömen zihniyet artık değiştirilmiştir. Yüce Rabbimiz kutsal kitabımızda kızların diri diri toprağa gömülmesini yasaklamıştır. Ayette şöyle buyrulmaktadır. " Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır." Sevgili Peygamberimizde kız çocuklarının ahlaklı bir şekilde yetiştirilmesi neticesinde yetiştirene ahirette kendisiyle beraber olunacağını müjdelemektedir. Bir hadiste bu husus şöyle ifade edilmektedir. " Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana bulunacağız " buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi. Bir başka hadiste ise kız çocuklarının sıkıntılarını giderenlere şu müjde verilmektedir. "Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olurlar. " Dolan gözlerini kırpıştırarak defteri kapattım. Kenarda açık duran bavulumu içine onu da özenli bir şekilde koydum. ********** Akşam olunca herkes odasına çekilmişti. Odamda sıkılınca odamdan sessizce çıktım. Ninemin odasından okuduğu kuran sesi kulağıma geliyordu. Kalbime iyi gelen ses ile ayaklarım Ninemin odasına doğru gitti. Kapısını hafifçe tıklatarak içeri önce kafamı sonrada vücudumu soktum. Ninem divanda okurken yanına gidip ayakucuna sokuldum. Ninemin güzel sesinden Allah'ın güzel kelamlarını dinledim. Ruhuma ilaç gibi olan ayetler beni rahatlatmıştı. Kuran ruha ilaç gibiydi. ********** " Nine bugün seninle uyuyabilir miyim ? " ,dedim Kuranın kapağını üç kez öpüp duvara asan Nineme. Bakışları bana döndü. " Olur torunum.", dedi yatağa oturup yorganını açtı. Yatağın içine girince bende Ninemin yanına sokulup gözlerimi kapattım. " Ee şimdi sen benden masalda dinlemek istersin? " Ninemin bana sorusuna sırıttım. " İsterim dersem anlatacaksan Nine, isterim tabi.. Hem gidince özlerim senin masallarını. ", dudakların ayrılığın bilinci ile düşerken kulaklarım Ninemdeydi " İhtiyacın olan sana gelir.. Sen yeter ki teslim ol, akışta ol..." dedi. Sonra başladı hayran olduğum masalı anlatmaya; " Diyar diyar dolaşıp mutluluk arayan bir gezginin yolu küçük bir kasabaya düştü. Yorgundu ve açtı ama parası da yoktu. Etrafta kimsenin olmadığını fark etti. " Nerede bu insanlar?" diye düşünürken, ileride bir yerlerden bir ses duydu. Merakla o tarafa doğru yürüdü. Adamın biri oturmuş bir şeyler anlatıyor, büyük küçük herkes onu dinliyordu. Merakı daha da artarak yaklaştı ve O da dinlemeye başladı. Adam " Neden korkuyorsunuz? Aç kalmaktan mı? Parasız, sevgisiz, yalnız kalkmaktan mı? Diz boyu kar yağdığında bile aç kalmaktan korkmayan minik serçelere bakın o halde... Onlar bile karnını doyurup, sıcak kalabilirken, siz ölmekten mi korkuyorsunuz? Bakın kardaki serçelere de anlayın hakikati... İhtiyacınız olan size gelir.. Siz yeter ki teslim olun, akışta olun..." dedi...Adam içinde bir rahatlama hissetti. Sevinçle oradan uzaklaştı... " İyi ki buraya gelmişim, çok rahatladım.. Artık korkmama gerek yok.. Nasılsa bana ihtiyacım olan gelir.." diye düşündü... Büyük bir huzur ve mutlulukla bir ağacın altına uzandı ve beklemeye başladı... Emindi.. Her şey çok güzel olacaktı... " Bu güne kadar diyar diyar dolaştım hep mutluluğu aradım.. Boşuna mücadele etmişim.. Doğru söyledi bilge adam! Serçeler bile karda kıyamette yaşıyorlar, korkmuyorlar.. Oysa ben yıllarımı aramakla geçirdim.. Ne param ne ailem oldu... Yatacak yere bir lokmaya muhtaç oldum.. Artık dolaşmayacağım... Ne körmüşüm.. Kısmetimi durup beklemek varken aranıp durmuşum!.." diye düşündü... Hava kararmaya başlamıştı... Serinlik çökmüştü kasabaya... İnsanlar işlerinden çıkıp evlerine gidiyorlardı... Gezgin gülümseyerek baktı... " Boşuna uğraşıyorlar . ne aptallar. Bilge'nin sözlerini duydular hala koşturuyorlar. Serçeyi de düşünmüyorlar... " diye geçirdi içinden... Kendini daha da iyi hissetti.. Herkesin aynı akıla sahip olamadığını düşündü ve gururlandı kendiyle... O daha duyar duymaz teslim olmuştu.. Bırakmıştı kendini akışa... Titreyerek uyandı birden.. Düşüncelere dalarken huzur içinde uyuyakalmıştı ağacın altında... Çok üşüyordu... Hava kararmış, ortalık ıssızlaşmıştı... Midesinin gurultusuyla irkildi, hala açtı... " Olsun!" dedi " Gelecek biliyorum, aç kalmam ben, açıkta kalmam!".. Elbet birisi ona acır, evine alırdı ya da yiyecek bir şeyler verirdi. Yüreğinde hissetti inancını, artık teslim olmuştu akışa... Gelecekti istekleri.. Mutluluğa az kalmıştı... Aradan birkaç gün geçmişti ve gezgin hala ağacın altındaydı... Açlıktan halsizleşmiş, soğuktan kıpırdayamaz olmuştu... Büyük bir inanç ve sabırla bekliyordu... Her ne kadar öğlen yağmaya başlayan kar işini zorlaştırsa da... O bunu iyi bir işaret olarak gördü. İşte kar da yağıyordu, serçe misali onun da rızkı gelecekti... Daha da umutla ve inançla, titreyerek ağacın gövdesine iyice sokularak beklemeye başladı. Her yer bembeyaz olmuştu bir anda... Artık an meselesiydi sıcağa kavuşması, karnının doyması... Her an bir şey olabilir, birileri ona yardım edebilirdi... Gezgin ümit içinde hayallere dalmış bilinçsizce etrafını izliyordu. O sırada gördüğü bir şeyden çok mutlu oldu. Minik bir serçe karda zıp zıp zıplıyor karı eşeliyordu... " İşte kar tamam, serçe de geldi.. Yakındır benim de ihtiyacım bana gelir" dedi sevinçle. Serçeye baktı ve " ben de seni örnek aldım küçük serçecik... Karda bile rızkın sana geliyor.. Ben de bekliyorum, bana da gelecek" dedi. Birden serçenin kahkahasıyla yerinden fırladı. İnanamıyordu, serçe konuşuyordu! .. " Sen beni örnek aldığını sanıyorsun be akılsız. Ben senin gibi yan gelip yatmıyorum. Karları eşeliyorum, yiyeceğimi arıyorum. Bulamazsam devam ediyorum bulana kadar. Çünkü inanıyorum ki ihtiyacım olan bana gelir . Orda bulamazsam, başkasında karşıma çıkar. Kar yağması ya da yağmaması beni engellemiyor. Ben yapmam gerekeni yapıyorum ta ki ulaşana kadar. Sen hiç kar yağdı yemek bulamam diyip yuvasından çıkmayan bir kuş gördün mü? " Mutluluğun sırrı akışa teslim olmaktadır. Nasılsa gelecek deyip yan gelip yatmak teslimiyet değil tembelliktir. Oysa eylemsiz sonuca varılmaz. Yollar nereye çıkarsa çıksın, sen yürümezsen ulaşamazsın. Olumlu düşünmek güzeldir ama hayattan beklemek gaflettir. Sen sebeplere sarıl, yapman gerekeni yap... Sonucu hayata bırak... Yaradana bırak.. Elbet her bedelin bir karşılığı, her eylemin bir sonucu vardır. Ağzına biri bir lokma verse bile sen çiğnemezsen, yutmazsan bir işine yaramaz... Akışa bırakmak boş vermek demek değil, tam tersine işine sarılman demek... Sen yapman gerekeni yap.. Hayattan, başkalarından, mucizelerden, düşünce gücünden bekleme... Yapman gerekeni yap, vazgeçmen gerekenden geç... Ama asla yoldan dönme... Yüklerinden vazgeç.. Seni yoldan çeviren önyargılarından vazgeç... Yanlış inançlarından vazgeç ... Prangalarından, engellerinden, yapamamlardan vazgeç... Ama asla pes etme.. Senin olanın sana geleceğini bil de ona ulaşmaya gayret et. İsteklerin ile ihtiyaçlarını karıştırma.. Her istediğin senin ihtiyacın olmayabilir. Senin iyi sandığın bir gün pişmanlık yaratabilir. Kötü sandığın sevince dönüşebilir. Israrın isteğinde değil, eyleminde olsun... Sen sebeplere sarıl, sonuçlara ulaşacağını bil... Hayattan değil kendinden beklentin olsun... Yapabileceklerini yaptın mı? Sen yola sarıldın mı? Yönün nereye ona bak!..."Saçlarımı okşarken Nineme baktım. Kulağıma küpe olacak sözleri diyordu " Doğru yol asla yanlışa çıkmaz.. Yoldan geri dönmedikçe mutlaka ulaşırsın... Unutma sen yaptığın kadarsın ve olduğun kadarını yaşarsın..." Ninemin sözlerine kafamı salladım. ********* Erken uyanınca Ninemin yanından çıkarak sessiz adımlar ile odama geçtim. Aynadaki yansımama baktım. Göz altlarımda ki morluklar ,burnumdaki kızarıklık, yanaklarımdaki soluk beyazlık beni ben değil yabancı bir Lavina yapmıştı. Ben bu değildim.! Hayattan değil kendinden beklentin olsun... Yapabileceklerini yaptın mı? Sen yola sarıldın mı? Yönün nereye ona bak!..." Doğru yol asla yanlışa çıkmaz.. Yoldan geri dönmedikçe mutlaka ulaşırsın... Unutma sen yaptığın kadarsın ve olduğun kadarını yaşarsın...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD