3.BÖLÜM CENAZE

4076 Words
Bu hayata doğumla merhaba diyerek hayatımızı belli zaman geçirdikten sonra ölümle karşı karşıya geliyoruz. Yaşadığımız dünya hayatına Yüce Rabbimizin koymuş olduğu kanun bu. Her canlı doğup, gençlik ve yaşlılık hayatını geçirdikten sonra dünyadan ayrılıyor. Bazen hayat yaşlılığa varmadan gençlikte de son bulabiliyor. Bu sebeple ne zaman ayrılacağımızı bilemediğimiz bu dünya hayatında Yaratanın ve insanların razı olacağı davranış şekillerini yapmak suretiyle mutluluğu yakalamamız mümkün olacaktır. Dördüncü gündü.. Zaman zalim, günler acımasızca geçip diyordu takvim yapraklarından bir bir dökülüp. Dördüncü gün. Hayatımı değiştiren olaydan sonra ki, Pehlivanlılar konağındaki cenaze evinin dördüncü günü olmuştu. Gelecek günden korkuyordum ama bunu yapmak zorundasın kızım Lavina dedim kendi kendime. Zamanın akıp gitmesini istemediğin zaman su misali zaman yerinde durmazdı. Bir kaç nefes çektim içime. Şark sedirinden kalkıp odama doğru yürüdüm. Gelecekten kaçamazdım. Geçmişi de unutup yoluma devam edemezdim. En iyisi kadere razı olmaktı. " Abla? " Ömer'in sesi ile arkamı döndüm. Ailecek bu sıralar üzgün perişan bir halimiz vardı malum. Bardakları mutfağın tezgahına bırakıp Ömer'in yanına vardım. " Abla gel seninle biraz gezelim? " Kafamı iki yana salladım. Şuan gezmek istediğimi de sanmıyordum. " Yok ablam yapacak işlerim var şimdi. Belki sonra. " Ömer kafasını yavaşça tamam anlamında salladı. Odama doğu sessizce çıktım. ********* Kıyafetlerimi katlayarak toz pembe renginde ki bavula düzenli bir şekilde koydum. Odama giren Nineme buğulu gözler ile baktım. Ninem gözlerinden akan yaşı eliyle sildi. Bastonundan güç alarak yanıma geldi bana gözleriyle bir şey anlattı sanki sonra sarıldı. " Nine yapma böyle. Zaten zor bir gelecek beni bekliyor, sende böyle yaparak iyice benim işimi zorlaştırma. " " Ağlamıyorum ki torunum ben. " Gözünden süzülüp giden yaşı parmaklarım ile sildim. Nineme sıkıca sarıldım. Bırakmak istemedim. ******* Akşam elime neden alığımı bilmediğim defterime baktım. Herkes odasına çekilmiş etraf derin sessizliğe mahkum olmuşken gözlerim sayfamın yapraklarına kaydı. İçimden sessizce okudum. İnsan hayatının en verimli çağı gençliğidir. Her şeyin tadının en güzel alındığı, her zorluğun üstesinden gelebilme gücünün en üst seviyede olduğu, hayatın her renginin insana en canlı geldiği zaman dilimidir gençlik. Gençliğini güzellikler içinde geçiren insanlar bahtiyar, gençliğini yanlışlıklar içinde geçirip gençliğinin kıymetini bilmeyenler ise hep üzüntü içerisine olmuşlardır. Genç dilimizde, yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı anlamında kullanılmaktadır. Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy anlamında mecazi anlamı da mevcuttur. Gençlik ise, insan hayatının ergenlikle orta yaş arasındaki dönemini ifade etmektedir. Tariflerden yola çıkarak, gençlik hem maddi anlamda kişinin bedeninde tezahür eden bir zaman dilimi olarak karşımıza çıkmakta, hem de manevi anlamda ruhsal yapıyı teşkil eden duygularımızı ifade eden bir anlam olarak ta ifade edilmektedir. Gençlik dönemi ister kendisine sıkıntı getirmesi anlamında isterse kendine mutlu bir gelecek hazırlaması anlamında insanoğlunun en önemli dönemidir. Gençlik o kadar önemli bir dönemdir ki, Yaratanın razı olacağı bir hayat içerisinde olunması halinde müjdelerin en büyüğü vardır. Bu müjdeyi Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. " Yedi sınıf insan vardır ki, Yüce Allah hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirecektir. Bu yedi sınıftan biride Allah'a ibadet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen gençtir. " Gençlik dönemi kişinin buluğ çağına ermesiyle daha farklı bir boyut kazanır. Artık kişi kendisinin fizyolojik yapısını keşfetmeye başlamakta, biyolojik değişimlerini daha yakından takip edebilmektedir. Bu sebeple gençliğin başladığı dönem kişinin eğitim ve öğretim hayatının en yüksek seviyede devam ettiği, zihin melekelerinin daha iyi çalıştığı, enerjinin doruğa çıktığı bir dönemdir. Bu sebeple gençlik çağında bulunan evlatlarımızı kontrol altında tutabilmek çok kolay olmamaktadır. Kültürün aktarılmaya başlandığı, bir milletin geçmişinden getirdiği önemli örf ve geleneklerin insanlara benimsetildiği en önemli dönem gençliktir. Milli ve manevi değerler ışığında kişilerin kimliğinin, karakterlerinin ve kişiliklerinin oturması yine bu döneme rastlamaktadır. Ayrıca ister iyi alışkanlıklar isterse kötü alışkanlıklar olsun bu gençlik dönemi insanoğlunun hayatının birçoğuna aktaracağı alışkanlıkları kazandığı bir çağdır. Arkadaşlık döneminin geliştiği, insanların belki de uzun yıllar hayatlarını ve fikirlerini paylaşacağı insanlarla dostlukların kurulduğu bir dönemdir gençlik. Yine aile yuvasının kurulması, bu yuvanın kurulması neticesinde aile hayatının mutluluk veya sıkıntılar içerisinde devam etmesini sağlayan temeller yine gençlik döneminde atılmaktadır. Saymış olduğumuz ve daha birçok önemli sebeplerden dolayı gençlik hayatı, asla boş verilecek ve umursanmayacak bir dönem değildir. Bunun aksine ihmalin en minimum seviyeye indirilmesi gereken dönemlerin başında gençlik gelmektedir ki, bu dönemin ihmalinin telafisi hem bireylere hem de toplumlara çok yaralar açmakta ve çok zararlar getirmektedir. İslam Dini gençliğin güzel geçirilmesine çok önem vermiş, bu zaman diliminde insanlığın hayatını sıkıntıya sokacak davranışlar yasaklanmıştır. Bu dönemde yetişen bireylerin görev ve sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirebilme gücünü kazandırma vazifesi başta anne ve babalara, sonra da bütün topluma düşmektedir. Gençlerimize hem maddi alanda hem de manevi alanda vermemiz gereken birçok önemli hususlar mevcuttur. Manevi hayatlarının gelişmesinde ilk başta vermemiz gereken en önemli sorumlulukların başında inanç gelmektedir. Bu manada Allah'ı, Peygamberimizi, Kitabımızı ve Dinimizi tanımanın kalbe yerleşeceği çağ gençlik çağıdır. İman alanında bireyin sağlam bir inançla donatılması gelecekte hatalara düşmesini engelleyecekken, inanç problemlerinin en çok yaşandığı gençlik döneminde bu problemler bitirilmezse hayatın kalan kısmında dünya ve ahiret açısından sıkıntılar getirecek bir hayat yaşanmaya başlanacaktır. Bu sebeple gençlerimize kazandıracağımız en önemli değerlerin başında iman ve inanç hususları gelmektedir. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle, hiç bir doğan çocuk yoktur ki; (İslam) fıtratı üzere doğmuş olmasın! Sonra annesi; babası onu Yahûdileştirir, Hıristiyanlaştırır ve müşrikleştirirler. Bu sebeple iman açısından ana-babalara çok görevler düşmektedir. İman ilkelerinden sonra bir başka önemli husus ise, ibadetlerdir. Gençlerimize Allah'ın razı olacağı bir ibadet hayatını kendilerine aktarmalı ve ibadet hayatlarının gelişmelerine yardımcı olmalıyız. İbadetlerin başında ise namaz gelmektedir. Çünkü namazın önemini Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bizlere şöyle bildirmektedir. " (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor. "Kendimiz namaz kıldığımız gibi gençlerimize de namaz kılma alışkanlığını kazandırmalıyız. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz bir hadiste "çocuklarınız yedi yaşına geldikleri zaman onlara namazı emredin" buyurmuş, namaz kılmayı çocuklarımızın hayatına dahil etmemizi bizlerden istemiştir. Bir başka ibadet ise Efendimizin ifadesiyle kişiye kalkan vazifesi sunan oruçtur. Oruç insanları kötülükten koruyan bir ibadettir. Yüce Rabbimiz bir ayette bu hususa şöyle dikkat çekmektedir. " Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. " Namaz ve oruç ibadetlerinin farz olunmasındaki hikmetleri daha iyi kavrayabilirsek şunu görmekteyiz ki, namazın kılınması ve orucun tutulması kişiyi kumar, içki, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan, zina gibi fuhşiyattan, hırsızlık gibi haramlardan ve saygısızlık, yalan, hile, aldatma gibi ahlaki kötülüklerden koruyacaktır. Sadece namaz ve oruç değil, Yüce Rabbimizin bizlere emrettiği bütün ibadetlerin insanoğlunun hayatına aktarılmaya başlandığı en önemli zaman dilimi gençliktir. Bu sebeple gençlerimizin ibadet hayatlarını güzelleştirmek için onlara örnek olmalı ve ibadet yapmaları için güzel sözler ve güzel davranış modelleriyle teşvik olmalıyız. Gençlerimizin hayatına aktarmamız gereken bir başka önemli husus ise ahlaki ilkelerdir. Ahlaksızlık bir insan için en büyük yıkımdır. Bu yıkım hem maddi alanda, hem bedeni alanda, hem de manevi alanda gerçekleşmektedir. İslam Peygamberinin gönderilme amacı olarak ahlaki güzelliklerin tamamlanması ilkesinin ön planda tutulması, Peygamber Efendimizin ahlaki yaşantısının " Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin " ayetiyle yüceltilmesi unutulmamalıdır. Ahlaki ilkelerin hayata aktarılacağı ve yaşantı haline dönüştürüleceği en önemli çağ gençliktir. İslam Dini en güzel ahlaki prensipleri ortaya koyan bir dindir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz tarafından bizlere miras bırakılan başlıca güzel ahlaki ilkeler şunlardır. Doğruluk, sözünde durmak, temizlik, cömertlik, sabır, tevazu, iffet ve haya, tevekkül, kanaat etmek, şükür, çalışma, şefkat, cesaret, nezaket, vefa, hoşgörülü olmak, güler yüzlü, güzel sözlü olmak, sadelik. Güzel ahlakın yanında birde kötü huy ve davranışlar vardır. Bunlar; yalan, iftira, gıybet, kötü zan, alay etme, iki yüzlülük, sözünde durmama, gösteriş, haset, kin, düşmanlık, öfke, kibir, cimrilik, nemelazımcılık vb. Güzel huy ve davranışları gençlerimizin hayatlarına aktarmada elimizden gelen gayreti göstermeli, onların çirkin davranışlara düşmelerine engel olmalıyız. Nitekim Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. " Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez. " Gençlerimizin özellikle günümüzde en çok içinde bulundukları tehlike zararlı alışkanlıklardır. Günümüzde sigara kullanımı, alkol tüketimi, fuhuşun yaygınlaşması, esrar, eroin ve extazi gibi uyuşturucu maddelerin kullanımı ve kumar oynama gibi zararlı alışkanlıklara en çok müptela olanların başında gençler gelmektedir. Günümüzde gençler arasında yaygın olarak kullanılan zararlı alışkanlıkların başında alkollü içecekler gelmektedir. Oysaki alkollü içecekler dinimizde haram kılınmıştır. Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. " Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz. " (8) Dinimizin haram kıldığı alkollü içeceklerin bedenimize de çok büyük zararları mevcuttur. Alkol, kalp ve cilt damarlarını genişletir. Karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelmesine, siroz hastalığına sebep olur, Alkollü içkinin hangi çeşidi olursa olsun böbrekleri bozar, zamanla iş göremez hale getirir, mideyi bozar, ağrı yapar, mide hastalıklarından olan gastrit ve ülsere sebep olur. İçki akıl ve hafızayı zaafa uğratır. Sinirler alkole karşı hassastır, sinir hücreleri zedelenir. El titremeleri, tikler, felçlerden tutun, bütün ani ölümlere varıncaya kadar nice felaketlere sebebiyet verir. (9) Dinimizin yasak kapsamına aldığı, tıbbende birçok zararların olduğu alkollü içeceklerden gençlerimizi korumalı, "bir kereden bir şey olmaz, düğündür, eğlencedir, bu zamanda olmayacakta başka ne zaman olacak" gibi çok yanlış sözleri bırakmalı, evlatlarımızın geleceklerini karartmamalıyız. Bir başka zararlı alışkanlık ise sigaradır. Günümüzde tütün kullanımının gençlik yaşından gerilere çocukluk dönemine kadar indiğini üzülerek takip etmekteyiz. " Bir kereden bir şey olmaz " diye başlanan ve diğer zararlı alışkanlıklardan kurtarılabilse bile kendisinden kurtarılamayan en önemli ve en yaygın zararlı alışkanlıkların başında sigara içilmesi gelmektedir. Oysaki Yüce Rabbimiz bizlere kendi elimizle kendimizi tehlikeye atmamızı tavsiye etmekte ve israfı haram kılmaktadır. İlgili ayetler şöyledir. " Kendinizi elinizle tehlikeye atmayın... " "Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz, Çünkü O, israf edenleri sevmez. " Sigara, kişiyi belki aniden öldürmese bile yavaş yavaş hastalıklara ve sonucunda sağlıksız bir yaşam ve sağlıkla sürdürülemeyen bir hayata ve ölüme sürüklemektedir. Ayrıca hem bedenen hem de mali anlamda israftır. Bunun yanında bedene verdiği zararlar ise saymakla bitmemektedir. Tıp ilerledikçe her geçen gün sigaranın vücuda verdiği zararlar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır. Ülkemizde yılda yaklaşık 100 bin kişi sigara ve bağlı hastalıklardan hayatını kaybetmekte, Sigara dumanının içerdiği karbon monoksit kan dolaşımına girerek pıhtılaşmaya yol açmakta ve atardamarların iç duvarlarına zarar vererek kalp krizlerine neden olmaktadır. Koroner kalp hastalıklarından ve bu hastalıkların yol açmakta, sigara dumanı; katran, karbon monoksit ve nikotine ek olarak, amonyak, arsenik, hidrojen siyanür ve metan gibi son derece zehirli olan 4 binden fazla kimyasal madde içermektedir. sigara kullanımı, insan vücudunun savunma sistemini çökertmekte, akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserine yol açmaktadır. Sigara ayrıca; peptik ülser, kronik bronşit, felç, astım, reflü, erken menopoz, diş eti iltihabı, kemik erimesi ve katarakt hastalıklarına zemin hazırlarken, hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerini de beraberinde getirmektedir. Sigara içmeyi bir kez deneyen her dört kişiden üçü sigara tiryakisi olmaktadır. Günümüzde özelikle gençler arasında en yaygın kullanılan zararlı alışkanlıkların başında ise esrar, afyon, eroin, kokain, morfin gibi uyuşturucu maddeler gelmektedir. Ayrıca alkol oranının düşük tutulup sanki zararı yokmuş gibi sunulması gibi, uyuşturucu maddelerden olan gibi haplarda gençlere zararları yokmuş ve bağımlılık yapmıyormuş gibi sunulmaktadır. Oysaki insan hayatında bir kere başladıktan sonra her daim istenilmesine sebep olan ve tıbbi müdahalelere rağmen çoğu zaman bırakılamayan en tehlikeli alışkanlıkların başında uyuşturucu bağımlılığı gelmektedir. Gençlerimizin böyle bir zarara bulaşmamaları için öncesinde gerekli bütün tedbirleri almalıyız. Diğer bir zararlı alışkanlık ise zamanın boşa geçirilmesine ve haksız şekilde paranın el değiştirmesine sebep olan kumardır. Oysaki kumar haksız bir kazançtır, hakız kazanç ise Yüce Dinimizde haram kılınmıştır. Kumar ve alkolün insanoğluna vereceği ortak zararlar mevcuttur. Kur'an-ı Kerim bu hususa şöyle işaret etmektedir. " Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil mi " Hayatların baharında ve yaşam enerjisinin en üst seviyede olduğu gençlerimizi, zamanı boş geçirmeye ve bir başkasının parasını haksız yere yemeğe sevk eden kumarın zararlarından korumalı, kendi yaşantımızla onlara örnek olmalıyız. Günümüzde gençlerin içinde bulunmuş olduğu bir başka problem ise, gayri meşru birlikteliklerin fazlalaşmasıdır. İslam Dini insanların meşru yollardan yani kabul edilen bir nikah akdi ile aile yuvası kurmaları için teşvik getirirken, gayri meşru ilişki olan zinayı ise haram kılmaktadır Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır. " Zina'ya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. " (14) Yüce Rabbimiz sadece zina yapmayı yasaklamamakta zinaya yaklaşılmamasını murat etmektedir. Yani zina ne kadar tehlikeli bir husus ise, zinaya götüren unsurlarda aynı şekilde insan hayatına sıkıntılar veren bir husustur. Bu sebeple gençlerimizin kabul gören bir nikah çerçevesinde aile yuvası kurmalarını teşvik etmeli ve bu konuda üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. İnsanlara sıkıntı ve külfet getirin maddi zorluklara zemin hazırlanmamalıdır. Maddi olanakları olmayan gençlere ise her kesimden yardım edilmeli, meşru bir aile birlikteliği sağlanmalıdır. Bir milleti millet yapan temel değerlerin başında milli değerleri gelmektedir. Vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar milli değerlerimizi ifade etmektedir. Üzerinde yaşanılan ve kültürün oluşturulduğu topraklara vatan denilmektedir. Vatan sadece toprak parçası değildir. Vatan üzerinde yaşayan insanlar için hürriyet demektir. Esaret altında olmamak demektir. Bir milletin, belli bir topluluğun veya bir kuruluşun simgesi olarak kullanılan, renk ve biçimle özelleştirilmiş, genellikle dikdörtgen biçiminde kumaş, olarak tarif edilen bayrak, sadece kumaştan ibaret değildir. Bayrağa değer veren bir milletin kendisidir. Şanlı bayrağımız ise varlığımızı devam ettirdiğimizin nişanesidir. Al bayrağımızı dalgalandırmak ise hepimize düşen şerefli bir görevdir. Kültür, toplumların oluşturduğu bütün güzellikleri ifade eden bir kavramdır. Bugün, kendi kültürümüzde olmayan birçok şey kendi kültürümüz gibi yansıtılmaktadır. Düğünlerimizde, eğlencelerimizde, cenazelerimizde toplum yaşantımızın her kesiminde kendi özümüze ait şeylerin yavaş yavaş yıpratılarak hayatımızdan çıkarılmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. Kültür bizi birbirimize bağlayan en önemli faktörlerdendir. Kültürün yozlaşması, önceki nesle ait önemli örf ve adetlerin bir sonraki nesle aktarılamaması bizler için büyük sıkıntılar doğuracaktır. Gençlerimize geçmişten getirdiğimiz milli ve manevi değerlerle yoğrulan kültürümüz mutlaka aktarmalı, onlarında bir sonraki nesle bu mirası aktarmalarına yardımcı olmalıyız. En büyük zenginliklerimizden biri de Türkçe'mizdir. Bugün üzülerek görmekteyiz ki, güzel dilimiz Türkçe yerine yabancı kelimelerin kullanımı çokça fazlalaşmıştır. Bu sebeple gençlerimize dilimizin en güzel ifadelerini aktarmalı, yabancılaştırılmanın etkisinden kurtarmalıyız. Her milletin kendine özgü bir marşı vardır. Bizim marşımız İstiklal Marşı ise, toplumsal birlikteliğimizden, düşmana esir olmamayı şeref saymaktan, bu vatan uğruna can vermekten, cennet vatanı kimselere bırakmamayı ahdetmekten ortaya çıkmıştır. İstiklal Marşı Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınsa da hepimizin ortak düşüncelerinin tezahürüdür. Gençlik yıllarını güzellikler içinde geçiren insanlar bahtiyar, gençliğini yanlışlıklar içinde geçirip onun kıymetini bilmeyenler ise hep üzüntü içerisine olmuşlardır. Bu sebeple gençlik, Allah katında da kullar nazarında da ömür sermayesinin en kıymetli zaman dilimidir. Kur'an-ı Kerimde bizlere verilen bütün nimetlerden sorguya çekileceğimiz ifade edilmiştir. Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde gençliğin önemini bizlere şöyle bildirmektedir. " İnsanoğlu kıyamet gününde; gençliğini nerede ve nasıl harcadığından... sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz. " Gençler meyve vermeye hazırlanan bir ağaç gibidir. İlgi gösterilirse en güzel meyveleri alma imkanı vardır. Bu sebeple gözümüzün nuru, ailelerimizin neşesi ve toplumumuzun geleceği olan gençlerimize sahip çıkmalı, onlara değer vermeli, görüş ve önerilerine saygı duymalı, milli ve manevi değerlere bağlı bir hayat tarzı benimsemeleri için gerekli tedbirleri almalıyız. Ana-baba olarak bizler başta kendi çocuklarımız olmak üzere, bütün gençlerin ıslahı için çalışmalı, olgun davranış şekillerini kendilerine kazandırmalı, milletimiz ve vatanımız için faydalı birer insan olmalarına gayret göstermeliyiz. Dini bir terbiye almış, milli geleneklerine bağlı insanların kendilerine ve başka insanlara faydalı olacağı da hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bir ülkenin geleceği, en büyük enerjisi gençliktir. Gençliğin başıboş bırakılması, milli ve manevi değerlerden yoksun olarak yetiştirilmesi toplumlar için büyük sıkıntılar doğuracaktır. Bu sebeple gözümüzün nuru olan gençlerimizi ilimle, imanla, güzel ahlakla yetiştirmek için elimizden gelen bütün gayretleri göstermeliyiz. Unutmayalım ki, zararlı alışkanlıklara müptela olmuş, çirkin ahlakla donatılmış, milli ve manevi değerlerden uzaklaşan gençlerin zararı hem kendisine hem ailesine hem de bütün topluma olacaktır. Yüce Rabbim imanla, irfanla, güzel ahlakla, vatanına, milletine bağlı geçmişten almış olduğu enerjisini geleceğe aktarabilen gençler yetiştirmeyi cümlemize nasip etsin. Zararlı alışkanlıklarına müptela olmuş kardeşlerimizi bu sıkıntılardan kurtarsın. Hayırlı gelecekler görmeyi nasip etsin. Defteri kenara bırakıp içime derin bir nefes aldım. Ayağa kalkıp banyonun yolunu tuttum. ******* Aldığım güzel abdestin sonucun da kıldığım namaz yüreğime ilaç gibi iyi gelmişti. Saatin gece yarısını çoktan geçmesi ile bende kendimi balkondaki divana attım. Gökyüzüne kaldırdım başımı izledim karanlığı. Yıldızlar tek tüktü ama gene de güzeldi gökyüzü. Ruhu rahatlatan ve sıkıntıdan kurtulma dualar kitabımın kapağını açarak sessizce okudum. Zaman zaman göğsümüzün daralıp sıkıntıya düştüğü anlarda kendimizi Allah'a uzak, tıpkı koskoca bir çukurun içindeki boşluğa düşmüş gibi hissedebiliriz. Çukurun içinden tek başına çıkmak ne kadar zorsa Allah'ın yardımını dileyerek ona sığındığımız takdirde bu çukurdan çıkmak bir o kadar da kolaydır. Her ruh gıdası olan ibadetlerle maneviyatını doyurmalı ve şeytanın aldatıcı tuzaklarından uzak durmalıdır. İmtihan için geldiğimiz dünyada kimi zaman karşılaştığımız hatta kendi içimizde boğuşarak dert edindiğimiz meseleler içimizi karartarak yüreğimizi darlayabilir. Gözümden akan yaşları silerek Rabbime duayla sığındım. İçime derin bir nefes çekerek Kitabın sayfalarına döndüm. Bu kitapları küçükken Ninemin kitaplığından almıştım.. Benim muallime olmamda en büyük etken Ninemdi. Ben küçükken Ninemin kadınlara verdiği güzel sohbet arasında öyle huzurlu hissederdim ki. O küçük boyumla ilerde ne yapmam gerektiğine karar vermiştim. Annemde Ninemden bazen bir kaç şey öğrenir bana anlatırdı. Kitabı okumaya devam ettim.. Bir kaç saatin sonunda biraz olsun rahatlayan yüreğim ile kitabın kapağını kapatarak balkondan içeri girdim. Açık bavulumun içine elimdeki kitabımı koyarak yatağıma geçtim. Ellerimi açarak rabbime dua ettim. ******** Son gün.. Evimde bugün son günüm. Yola çıkma zamanım gelmişti çoktan. Eee Lavina kız sende kaç gündür yüreğini buna hazırlamadın mı? Hazırlamıştım yada kendimi kandırmıştım. Bugün Azîz Pehlivanlı Bey haber salmış. Kardeşi Merdan Pehlivanlının cenazesinin son günüydü...Yarın beni almaya geleceklerini söylemiş en azından saldığı bize haberi getiren adam öyle demişti.. Ağlamak yoktu. Dik duracaktım. İnsanlara karşı bir elif gibi dimdik Rabbime karşı vav gibi olma zamanıydı. Ölüler giderken arkalarında günahlarının kefaretini ödeyen kişiler bırakmamalı. Aziz Pehlivanlı saldığı haberde yarın da beni götüreceklerini söylüyordu. Beni yeni bir hayat bekliyordu. Düğün falan olmayacaktı hem cenaze olduğu için hem de, Aziz Pehlivan'lı oğlunun durumunu gözler önüne sermekten kaçındığı, istemediği içindi. Milletin Mirza'yı öyle görüp acıyarak bakmalarını istemediği kesindi. Karşımdaki dolaba bakıyorum ama neyine bakıyorum bilmiyorum elimin üstünde el hissedince yerimden sıçradım o kadar dalmışım ki annemin yanıma geldiğini bile duymamıştım. " Kuzum...Yavrum kendine gel. Hâlin hâl değil kuzum, yemeden içmeden kesildin yavrum.. " Gözümden akan damlaları silip anneme döndüm boynumu hafif kırıp baktım. Benin için durum zorken onlar içinde farklı değildi. Gözlerim dolu dolu. "Anne yapmayın, durumu daha da zorlaştırmayın benim içinde zor, lütfen bakma bana öyle. " Sonra divandan kalkıp yatağımın içine girdim gözlerimi kapattım uyumak istedim, belki yatağımı bile özlerdim. Aklımdan geçen yalan düşünceye yüzümü buruşturdum. Herkesi kandırıyordum ama kedimi asla kandıramazdım. Uyuyunca canımın acısını hissetmiyormuş gibi sanki unutacaktım olanları. Kaç günlük uykusuzluğun sebebiyle hemen beynim hafif mayıştı ama annem odadan çıkmadı arka tarafıma oturup saçımı okşadı ne kadar böyle kaldık bilmiyorum annem son günüm olduğu için gitmedi yanımdan... Vedalaştı benle bir nevi. Gitmedi gitmesini de istemezdim zaten. Sonra odamın kapısı açıldı ve kapandı annemin elleri durdu sonra yanımdan kalktı. Sessizce söylenmeye başladı. " Yaktın yavrumu yaktın gel gel de gör eserini.. " Babam gelmişti muhtemelen. "Bu bizim yavrumuz olan Lavina mı hıı?. " Ardından sesler geldi annem babamın göğsünü yumrukluyordu, sinirle vurmaları durdu. Babamın yorgun sesi geldi kulağıma. " Dur ses yapma zaten kaç gün sonra uyumuş yavrum bir de sen ses edip uyandırma çocuğu. " Babam ,Annemi odadan çıkardı. Aralıklı kapıdan hâlâ sesleri gelmeye devam ediyordu. " Gör bey gör yavrunun halini. Konuşmuyor, yemiyor, içmiyor, dalıp dalıp uzaklara gidiyor. Sadece o masum gözlerinden göz yaşı akıyor. Kaç gündür divanda oturup ileri geri sallanan kız bugün uyudu anlamıyorsun. O Allah'ın cezası Aziz Pehlivan'lı kardeşini gömdü toprağa ama bizde bugün fark ettim ki yavrumuz Lavina'yı vermişiz, kan davası her şekilde bir kayıpla son bulmuyor.. Biz yavrumuzu kendi ellerimizle diri diri koyduk mezara. Niye susuyorsun konuşsana...Seni sevdiğim aşık olduğum güne lanet olsun ilerde yavrumu ellerinle ateşe atacağını bilseydim senin o uzattığın elini ben tutar mıydım!?. " " Rozinnn!!! " Babamın kükremesi ile yatakta daha da kıvrıldım küçülmek istedim. " Ne Rozin yalan mı yaktın yavrumu. Senin ailen yaktı. Senin o beş para etmez yeğenin yaktı! O eline silahı alıp gitmese meydana Pehlivan aşiretine laf sokmaya hiç bir şey olmazdı, Aziz'in kardeşi ölmezdi, yıllardır sükunetle devam eden kan davası gene devam eder giderdi .Yaktın ciğerimi...En çok onu ne öldürdü biliyor musun Fırat bey? " Annem kelimelerine biraz ara vererek bir kaç nefes çekti içine, ağladığı ses tonundan belliydi. Babama sorduğu sorudan bir cevap alamayınca kedi sorduğu soruyu kendi cevapladı. " Babası öldürdü onu.. Hani şu ilk aşkı olan babası.. Hani şu Kars da herkesin imrenerek baktığı baba kız aşkı.. O baba var ya o Baba yaktı kızını Fırat bey. Kızını sen yaktın." Ardından kapı sesi geldi ve arkamda bir çöküntü oldu saçlarımda aynı şefkat eli yer aldı. *************** Üstümde ki kuzenlerimin yardımıyla giydirdikleri sade bir gelinlikle vardı şimdi. Şuan ayakta öyle bekliyordum, son kez baktı gözlerim odama. Bir daha ne zaman gelirdim bilmiyorum ama aradaki kan davası yüzünden burada fazla gelinip gidilmezdi. Eşin olmadan baba ocağına gitmek başlı başına yanlıştı. Mirza'nın ne benimle evime gelecek ne isteği olurdu nede niyeti. Ömer içeri girdi ,üstünde siyah bir gömlek giymişti. Ona hiç siyah yakışmıyorken hem de. Ona beyaz önlük yakışırdı. Yumruk yaptığı elindeki kırmızı kuşağı sinirle sıkıyordu. "Siyahların içinde ne çirkin olmuşsun sen öyle? " Ömer'in dudakları üzgün bir şekilde kıvrılsa da dudaklarından dökülen kelimelerde benim dudaklarımın kıvrılmasına neden oldu. " Sende abla beyazlar içindeyken ilk kez çirkin oldun. " Teyzem aramızdaki üzgün hali dağıtmak için konuştu. " Tamam hadi aşağı inelim, herkesin durumu kötü zaten kötü yapmayın." Ömer teyzemin sözleri ile elindeki kırmızı kuşağı belime yavaş hareketler ile bağladı. Hayatımdaki zor anlardan biriydi. Ağlamamak için kendimi sıktım. Ömer belime bağladı kırmızı kuşaktan sonra elleriyle ellerimi tutup göz yaşlarıyla alnımı öptü. İşte tüm irademin koptuğu an o andı. Sıkışa sarıldı benim ellerim her ne kadar boşlukta sallansa da ona sarılmayı o kadar çok istiyordum ki. Durumu daha da zorlaştırmamak için sıktım kendimi .Ben bende değildim bugün. " Ablaa.. bana kızıyor musun? " Bu kelimesi içimi yaktı ben onu suçlamıyordum ,ben sadece babama iki seçenek olarak bizim sunulmamıza kızgındım. Kuzenimizin hatasını bizim ödememize kızgındım. Ömer'e bakıp kafamı hayır anlamında sağa sola salladım. Ömer'in üzgün haline daha fazla dayanamayarak ellerimi kaldırıp ona sarıldım. "Senide ataşe attılar benim gibi seni nasıl suçlarım prensim? " Kapı açıldı amcamın kızı Leyla girdi içeri, kardeşinin hatası yüzünden bakışlarını kaçırdı bizden. Evli olmasaydı o ödeyecekti bu kan davasını. " Ge.. Geldiler Lavina Abla.. Seni bekliyorlar. " Ömer den ayrılıp zorla gülmeye çalıştım. Giderken mutlu görünmek onları arkamda mutlu bırakmak istiyordum. " Seni o ateşten kurtardılar Ömer ve bunu bilerek hayatına dört elle sarılmanı istiyorum ben mutlu olacağım söz veriyorum sana. Sende bana bir söz ver. Sende mutlu ol ki bene senin mutluluğunla daha çok mutlu olayım ve bana verdiğin sözü tut doktor ol. Ben o mezuniyet fotoğrafında yanında olacağım bil. Hep senin kalbinde olurum sen sevinince ben de sevineceğim sen üzülünce bende üzüleceğim bunu sakın unutma ve beni üzme olur mu prensim? " Ağlamaklı ses tonumu öksürerek ayarladım. Şimdi değil, biraz sonra. Dayan gözyaşlarım içerde biraz daha durun konaktan çıktıktan sonra hüngür hüngür ağlaya bilirdim. Bundan sonra ağlamak için geceler benimdi. " Seni hiç üzmeyeceğim abla. Bunu bil sende olur mu?...." Kafamı salladım, yüzümde derin bir gülümseme takınarak. " Hadi gidelim." Ömer elimi tutup kolunun içinden geçirip dirseğine koydu. Elimi öyle sıkı tutuyordu ki sanki onu bırakıp gitmemem için sözsüz bir çığlıktı bu tutuş. Teyzem ,Leyla arkamızdan geldiler. Kadınların toplandığı şark odasına girdiğim zaman önce Ninemin eline varıp hayır duasını aldım. Sırayla büyüklerim ile vedalaştım. Annemi sona bırakarak kuzenlerim ile sarıldım .Annem dışarı çıktı. Hali zaten kötüydü. Kapıda beni bekleyen Ömer'in yanına vardım. Elimi tuttu, önümüzden çıkan kalabalık ile beraber bizde dışarı bahçeye çıktık. Babam kalabalığın içinden yanıma geldi. Elini öpüp alnıma koydum, sımsıkı sarıldım ona küçükken korktuğum zaman sarıldığım gibi sarıldım. Korkuyordum çünkü. Halamlar bizi ayırdı durumu iyi yapmıyorduk. Babamdan ayrıldıktan sonra gözlerim annemi aradı. " Annem nerde? " Babam ve Ömer etrafa baktılar, kalabalıktan hiçbir şey gözükmüyordu. Babam gitti birkaç dakika sonra yanında annemle geldi. En zor şimdi ona sarılmaktı benim için. Belki bu yüzden en zoru en sona bırakmıştım. " Anne neredesin, gidiyorum ben sen yoksun ortalıkta." Annem hiçbir şey demeden sarıldı bana. Kokusunu çektim içme doya doya. Anne kokusuna nasıl doyulurdu? Doyulmazdı ki. " Lavinam güzel kızım.. Gitme.. " " Anne yapma.." Sen böyle yaparsan ben nasıl dik duracaktım. " Nasibin ve kaderin önüne geçilmez. " Son kelimelerimden sonra annem bir şey demedi. Halamlar ve Teyzemler fenalaşan annemden zor ayırdılar beni. Konaktan çıktım konağın dışında bekleyen bir sürü araba tuafıma gitse de sonra mantıklı gelmişti. Kan davası olan iki aşiret yan yana gelirken hiç yalnız gelir miydi? Adım kadar şundan da emindim o arabaların ne işi nede üstleri boştu. Genç bir adam geldi yanımıza. Ömer'e kafasıyla selam verirken babamla el sıkıştılar. " Emanetimizi alalım. " ,dedi bunu diyen kişi Mirza'nın evli olan abisi Selim abiydi. " Selim önce Allaha sonra size emanet Lavina. " ,dedi Babamda zorlanarak " Eyvallah Fırat amca. " Ömer'in ellerinden ayrıldı ellerim. Yeni hayatımda abi bileceğim, abi gibi olan adam beni arabaya bindirdi. " Hoş geldin bacım. " Selim abiye kafamı hafifçe salladım. " Hoş görülürüm inşallah abi. ", dedim her ne kadar hor görüleceğimi bilsem de.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD