4-Gizli Veda

1741 Words
Zeytinlerden iki tanesini ağzıma attım. Bakanlığın güvenilir olduğunu insanlara açıklamak zorunda kalmak istemiyorum. Oraya gitmek demek bakanlığa güvendiğini göstermek demekti ve güvenmiyorum. Çünkü ne şartla olursa olsun doğru doğru bildiklerimi söylemekten geri durmayacaktım. Bu da başıma bela açacaktı, yine. "Anlaşmayı feshedemez misiniz?" Bakanlıkla çalışmak isteyeceğim son şeydi. "Çok geç, adın yazıldı. Yarın sabah seni alacaklar, akademiden." Sevil Hanım geri dönüşün olmadığının altını ısrarla çizdi. Diğer detayları da anlatmaya başladı bir yandan. Program boyunca şahsi telefon kullanmak yasak olacakmış. Sabit hattan telefon görüşmesi yapılabilir ancak bu görüşmeler kayıt altına alınacak. Yetkililer ne söylerse yerine getirmek zorundaymışım. Hiç kimse ile birebir görüşülmeyecekmiş. "Beni çekip vursan daha iyiydi Sevil Hanım." Bıkkınlıkla bıraktım çatalımı ve tabağı ileri ittirdim yemeyeceğimi belli etmek için. Birazcık olan iştahımı da kaçırmayı başarmıştı Sevil Hanım. Cafer hoca, sözlerime gülmeden edemedi. "Kız haklı. Bakanlığın kucağına bırakıyoruz kızı." "Köstek olmaya mı geldin sen? Sahi sen ne ara geldin, buraya geleceğimizi nerden biliyordun?" Emir abi Cafer hocaya sataşmadan bu kadar durduğuna bile şaşırmıştım zaten. Demek ki Cafer hoca kendi kendini davet ettirmiş bu kahvaltıya. Bende Sevil Hanım çağırdı sanmıştım, günahını almışım. Onlar kendi aralarında atışırken Sevil Hanım, kahvaltı tabağımı önüme geri ittirdi. Gözleriyle ‘O tabak bitecek.’ Der gibiydi. İstemeye istemeye tabağımdaki peyniri ucundan ısırdım. Sevil hanıma karşı koyamıyordum artık. Geçen dönem aramızdaki soğukluğu tamamen yok ettikten sonra, Mine’min ölümünden önce, ilişkimiz farklı bir boyut atlamıştı sanki. Birbirimizi anlıyorduk aslında ama bunca sene eziyet çektirmiştik. Şimdi ise onu kırmayı düşünemiyorum bile. Bu hale gelmiş olmamıza sevinsem de önümde duran tabağı bitirmek benim için çok zor. Cafer hoca ve Emir abinin atışmalarını izlemek keyifliydi. Birbirlerini kızdırmaya bayılıyorlardı ama onların birbirlerini sevdiğini de biliyordum. Sevil hanımla eski halimiz gibiydi ama onlar daha sevimli görünüyordu uzaktan bakınca. Sevil Hanım'ın bakışları altında tabaktakileri zorla bitirdim. Çayımı içerken midem bulanmaya başladı. Uzun zamandır az miktarda yemek yediğim için belki de midem küçülmüştü, bu yüzden sindiremiyordum. Aslında sindiremediğim kahvaltı değil de neyse. Koşturarak tuvaleti bulmaya çalıştım. İçimin boşalması gerekiyordu. Sevil Hanım da arkdamdan geldi. Klozete istifra edince rahatladım. Çıkınca Sevil Hanım yüzümü de yıkadı. Kıyamet günü yaklaşıyor sanırım. "Beni yıkamaya alıştınız." Peçeteyle ağzımın etrafını da silerken müdireme takılmadan edemezdim. "Gitmeden bir doktora gösterelim seni. Ne zamandır böylesin?" Dağılan saçlarımı topladı. Suratım kireç gibi beyaza çalmıştı. Sevil Hanım'ın sorusunu yanıtlamadan ayrıldım tuvaletten. Masaya döndüğümzde bu defa sandalyeye oturmadım. Sevil Hanım da gelince; “Yarın ortadan kaybolacaksam bugün arkadaşlarımı ziyaret etmek istedim.” Deyip Sevil Hanıma döndüm. “Arabayı alsam olur mu?” Madem bakanlığa satıldım, öncesinde istediğim gibi gezinebileyim. "Valeden alırsın anahtarı. Eşyalarını hazırla akşam seni evden alır akademiye geçeriz. Sabaha karşı gelip seni akademiden alacaklar. Arkadaşlarına dahi gideceğini söyleme. Sen gittikten sonra ben açıklarım onlara." Sevil Hanım benimle akademide vedalaşacaktı. Emir abi ve Cafer hoca da akademiye geleceklerinden görüşmediler benimle. Arabayı aldığım gibi ilk iş olarak direksiyonu okşadım. Araba kullanmayı seviyordum ve 3 aydır kullanmamıştım. Özlemişim şoför koltuğunda oturmayı. Aracı çalıştırmadan önce Melih’i aradım nerede olduğunu öğrenmek için. benim aradığımı görünce telefonu sevinçle açtı. 3 aydır telefonumu uçak modunda kullanıyordum. Operasyon merkezinde olduğunu öğrenince vitesi attırdığım gibi gaza bastım. Kimseye bir şey söylemeden vedalaşmam gerekiyordu herkes. Gittikten sonra bana kızacaklarını biliyor olsam da onlarla son defa görüşecek olmak içimi burkuyordu. Operasyon merkezini uzaktan gördüğümde özlediğimi fark ettim. Arabayı park ettikten sonra içeri geçtim. Melih beni karşılamak için geliyordu. “Hoşgeldin. Iyi gördüm seni.” Siyahlara bürünmüş ve bol bir eşofman giyiyor oalarak buraya gelmem büyük bir gelişmeydi herkes için. "Depresyon eşofmanı ile çok iyi görünüyorum gerçekten ama umrumda değil. Bir kahve içelim mi?" Melih'in de işi olmadığını öğrenince sade birer türk kahvesi eşliğinde bahçeye çıktık. Melih, hala burada olduğuma inanamıyordu. "Hala akademiden ayrılmayı düşünmüyorsun değil mi?" Melih detayları bilmiyordu. "Hatırlattığın iyi oldu." Melih'in kolunu cimcikledim. "Sevil Hanım'a sen yetiştirdin." Cimciklenen yeri ovaladı Melih. "İyiki söyledim. Öylece gitmene izin veremezdim. Benden gittiğin gibi..." Bakışlarını yere indirdi. Benden ayrılarak hayatının hatasını yapmıştı ve yaptığı hiçbir şeyi geri alamadığını gördüğü her dakika canı daha çok yanıyordu. Ayrılığımızın başlarında bana olduğu gibi… Melih’in aşk acısı çektiğini görebiliyordum. "Hayatımızı geri saramıyoruz maalesef. Aynı durumda sen olsaydın bende senin yanında olurdum, dostun olarak. Başımıza ne gelirse gelsin biz birbirimizden ayrılamayız Melih Seymen. Nerede olursak olalım birbirimizin yanındayız, orada olamasak bile." İlk aşkım Melih'e karşı aşk adına bir his beslemiyor olsam da ona değer veriyordum. Onun hayatımda olmadığını düşünemiyordum bile. Melih’te biliyordu bizim tekrar eskisi gibi olamayacağımızı. Kahvelerimizi içtikten sonra sıkıca sarıldım Melih’e. Bir daha ne zaman görüşeceğimizi bilmiyorum. Tekrar arabaya bindi ve bu defa da Ömer’i aradım. Tahmin ettiğim gibi bakanlıktaydı. Yeni rotam kaçtığı ama kaçamadığı bakanlıktı. Bakanlığın önüne geldiğimde içeri girmek istemediğim için Ömer'i aradım. "Geldim ben aşağıya iner misin?" Ömer, sağ olsun beni ikiletmeden aşağıya indi. Bakanlıkta hoş karşılanmadığımı o da biliyordu çünkü. Ömer geldiğinde direkt arabanın yan koltuğuna geçti. "Seni gördüğüme sevindim. Nasılsın?" Ona robot deyip duruyordum ama Ömer robotluktan çıkmış gülüyordu. Beni de iyi gördüğü için sevinmişti belki de. Ömer’in düşünceli biri olduğunu bir kez daha anladım. Herkes bana, iyi görünüyorsun, iyisin, derken Ömer beni gördüğü için sevindiğimi beyan etmişti. "İyi olmaya çalışmaya çalışıyorum. Seni görmek iyi geldi ama. Anlatsana neler yapıyorsun?" Ömer nişanlısıyla ev bakmaya başlamıştı. Nikah için gün alacaklarını ve düğün yapacaklarını anlattı. Yeğeni hastalanmış ama çabuk atlatmış. Anne ve babasının sağlık durumu da iyiymiş. Ömer'le sıradan bir konuşma yapmak gerçekten normale dönmek gibiydi. Hüzünlü bakışlar yoktu, can yakan sözler sarf etmemişti. Ömer hayatıma giren en normal insandı ve onunla tanıştığım için çok şanslıyım. "Çok sağ ol Ömer. Seninle konuşmak çok iyi geldi." "Seninle konuşmakta öyle. Her zaman yanındayım yeter ki sen görmesini bil." Bildiğim Ömer geri döndü sonunda. "Evet, robotik konuşmanı yapmasaydın bir sorun olduğunu düşünürdüm." Oturduğu yerden uzanıp Ömer'e sarıldı. "Herşey için teşekkürler. Sonra görüşürüz." Ne zaman görüşeceğimizi bilmiyordum. "Görüşürüz." Ömer arabadan indikten sonra son kez mezarlık ziyaretini yaptım. Mine'yi bırakıp gitmek içimden gelmiyordu ama mecburdum. Her gün gelmeye de alışmıştım onun yanına. Yine de diğerlerini görebilmek için mezarlıktan erken ayrılmam gerekti. Arkadaşlarımı arayıp eve çağırdım. Telefonu kapatıp arabayı çalıştırıyordum ki ismini ve varlığını unuttuğum kişi aradı. Dedektifi tamamen unutmuştum. Cenaze sırasında onu görmüştüm ama onunla konuşmamıştık. Telefon kapanmadan açıp kulağına götürdüm. "Efendim." "Gelincik merhaba, nasılsın?" "İyi diyelim. Sen?" Onu kapşonlu birliğine aldığımı söylemiştim ama sonrasında gelen iki ölüm sebebiyle konuşmaya fırsat bulamamıştım. "İyiyim. Seninle görüşmek istiyordum. Yüz yüze." Ona gideceğimden bahsedemezdim. Cengiz’in numarasını attım telefonda görüşürken ama asıl görüşmek istediği bendim. "Peki, yarından sonra beni gördüğün yerde seninle konuşabiliriz. Ama bugün değil. Beni bulamazsan Cengiz'i ara ama." Dediktifle ilgilenemezdim gider ayak. Önceliğim ailem ve dostlarmdıı. Vakit kaybetmeden bir daha ne zaman döneceğim belli olmayan evime geçtim. Annemin dizinin dibinde durdum gece boyu. Sevil Hanım’a da gece geç saatlerde gelmesi için mesaj attım. Kimseyle doğrudan vedalaşamazdım artık. Bu yüzden de kimseye görünmeden gidecekti. Sonrasında Sevil Hanım istediği açıklamayı yapmakta özgürdü. Gülemiyor olsam da sohbetlere katıldım, soğuk espiri yapabiliyor ve laf sokabiliyordum sohbet boyunca. Bunlar aylardır konuşmayan, kendini kapatan, hayata küsen Gelincik için çok iyi bir gelişmeydi. Bu hallerime de razı olduklarından bir şey demiyorlardı. Gideceğim için korkmuyorum. Artık çoğu şeyden korkmuyorum ya. Biri bir şey söylediğinde akıl süzgecimden geçirmeden, durup düşünmeden içimden geçenleri söylüyordum. Gittiğim yerde de durum değişmeyecekti ve çenem başıma iç açacaktı. Umurumda değil. Konuşurlarken her birinin yüzüne tek tek baktım. Kendimce gizlice vedalşatım hepsiyle. Kızlar ve Oğuz evden gittikten sonra çok geçmeden annem ve abim de odalarına çekildi. Kendim için küçük bir çanta hazırladım. Çok fazla bir şey almadım yanıma. Sevil Hanım arka mahalleye geldiğini mesaj olarak attı. Parmak uçlarında yürüyüp kilitli kapıyı açtıktan sonra sessizce açtıktan sonra ardımdan kapattım. Arkamdan eve bakmayı da ihmal etmedim. Arka mahalleye doğru yürürken dedektifin kendisini izlediğini bilmiyordu Gelincik. Duygu Bal, Gelincik'le konuştuktan sonra sözlerinden işkillenip evinin önüne yerleşmişti. Şüphelerinde de haklı çıkmıştı işte, gidiyordu. Sevil Acıtan'ın aracına bindikten sonra akademiye kadar takip etti görünmeden. Bakanlık ajanlarının gelmesini akademide bekleyecektik. Koskoca akademide tek öğrenci olarak katların hepsini gezdim. Yatakhanede yalnız başına oturmak tuhafıma gitti. Buranın kalabalık olmasına alışmıştım. Beril’le kavgalarımız, Gamze ile beraber uyumalarımız, Mine ile yaptığı gece konuşmaları… Nefesim daralınca yatakhaneden çıktmı ve büyük salano indim. Koridordan geçerken ayağım yine kırık fayansa takıldı. Bu kırık fayans sayesinde Mine similasyonu hacklemeyi başarmıştı. Akademin her köşesinde onunla anılarımız vardı. Mesela akademiye geldiğimiz ilk gün... İlk olarak Mine'mle tanışmıştım. Sıralardan birine oturup eşofmanımın koluyla gözyaşlarını sildim. Emir abi akademinin içinde beni ararken salonda ağlarken buldu beni. Beni ağlarken görünce biraz bekledi sağ olsun. “Emir abi?” ayağa kalktım saygıdan. "Sevil'in odasında seni bekliyoruz." Hazırlanmam için bana zaman verdi. Ağlamış halde beni görmelerini istemiyordu. Yüzümü yıkayıp sildikten sonra yukarı çıktım. Ağladığını saklamak gibi bir derdi yoktu. Gözlerinin altı devamlı şişti zaten. Müdiresinin odasında Cafer hoca da vardı. Hepsi benimle gitmeden önce onunla görüşmek için gelmişti. Cafer hoca sürekli güçlü olmam gerektiğini, kendimi ezdirmemem gerektiğini anlatıp durdu. "Herkese karşı tavır al. Korksunlar senden." Kendisi de aynı şeyi yapıyordu ya işe yaradığını düşündüğü için bana taktik veriyordu. Emir abi ise çok farklı düşünüyordu ya da Cafer hocaya inat olsun diye istemsizce ondan farklı düşünüp konuşuyordu. "Kimseye güvenme kendinden başka ama yalandan da olsa birkaç dost edin. Güvenlerini kazan ki her şeyden haberin olsun." Bana akıl verirken birbirlerine de bakıyorlardı sinsi sinsi. "Senin dosta ihtiyacın yok sen tek başına da güçlüsün." Cafer hoca sırf Emir abiye karşı çıkmak için konuşuyordu. Onlar yine birbirine girmişken Sevil Hanım beni ikisinin arasından çekip aldı. "İkisinin dediği de doğru aslında ama bunu itiraf edemeyecek kadar gururlular. Sen ikisini de dinle duruma göre hareket edersin. Hakkı Bey'le görüştüm. Sözleşmenin tek bir açık noktası var o da senin zarar görmen." Sevil Hanım’la birlikte odadan çıktık. Akademi içinde yürümeye başladık. "Eğer yaralanırsan ya da bize ihtiyacın olursa ara. Ama telefonda bir şey deme, dinlendiğini unutma. Bir kod belirleyelim arayacağın zaman onu söylersin. Yatacağın yeri her gece kontrol et böcek ya da kamera var mı diye. Çok dikkatli ol Gelincik." Sevil Hanımın benim için korktuğunu görebiliyordum ama beni bakanlığa teslim etmesine hiç gerek yoktu. "Denerim Sevil Hanım. Kodumuz 'Ayva' olsun mu? Sizi ya da Hakkı Bey'i ararsam ayvayı yemişim demektir." Gideceğim yer bakanlığın tahsis ettiği bir yer olunca güvenemiyorum, ne kendime ne de onlara. Sevil Hanım ile birlikte yatakhaneye geçtik biraz olsun uyumak için. Kırk yıl düşünsem Sevil hanım ile koyun koyuna yatacağım aklıma gelmezdi. Koyun koyuna lafı biraz abartı oldu tabi karşılıklı yataklara geçtik. Beni yıkadıktan sonra bir de beraber uyusaydık düşer bayılırdım zaten. Ama gözüme bir damla uyku girmedi. Bölük pörçük uyuduğum için şasnlıydım yine. Sabah saat 4’te Sevil Hanım tarafından uyandırıldım. Onun da uyumadığını anladım. Gözaltları morarmıştı. Aşağıda siyah bir Vito bekliyordu. Emir abi, Cafer hoca ve biricik müdirem Sevil Hanım'la sarılıp öpüştükten sonra beni bekleyen vitoya bindim. Bu yolun geri dönüşü yoktu artık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD