Elis “İsimsiz kimdi”

1200 Words
Saat öğleden sonra yavaş yavaş ilerlerken, şatonun içi garip bir sessizliğe bürünmüştü. Dışarıda rüzgâr dalları hafifçe sallıyor, içeride ise şöminenin ateşi usulca yanıyordu. Alevlerin turuncu ışığı taş duvarlara vuruyor, salonu sıcak ve huzurlu bir renge boyuyordu. Yorgunluğun bedenime nasıl çöktüğünü fark etmemiştim bile. Eğitim, konuşmalar, tehdit… Her şey üst üste gelmişti. Şöminenin önündeki koltuğa oturduğumda sadece birkaç dakika dinleneceğimi düşünmüştüm. Ama gözlerim ağırlaştı. Ateşin çıtırtısı kulaklarımda ninni gibi yankılanırken, fark etmeden uykuya daldım. Rüyamda geniş bir ovadaydım. Gökyüzü mora çalan bir maviydi. Hava ne soğuktu ne sıcak, tam olması gerektiği gibiydi. Karşımda bir siluet duruyordu. Uzun. Güçlü. Sessiz. Yüzü yoktu. Sadece bir gölgeydi. Ama içimde garip bir kesinlik vardı. Bu oydu. Babamdı. Bana doğru bir adım attı. Sesini duymuyordum ama kalbimde bir sıcaklık hissettim. Sanki “Buradayım” diyordu. Sanki “Korkma” diyordu. Elini uzattı. Tam tutacakken… Her şey yavaşça dağıldı. Ateşin sesiyle gözlerimi açtım. Bir an nerede olduğumu anlamadım. Sonra taş duvarları, yüksek tavanı ve şöminenin ışığını gördüm. Saatin ilerlediğini hissettim. Dışarıdaki ışık daha soluktu artık. Kımıldadım. Ve o an… Onu gördüm. Şöminenin hemen yanında, gölgelerin arasında biri duruyordu. Bir isimsiz. Ama… hayır. Diğerleri gibi değildi. Vücudu korkunç değildi. Yüzü bozulmamıştı. Aksine, inanılmaz derecede güzeldi. Uzun koyu saçları vardı. Gözleri derin ve sakindi. Teninde soluk bir parıltı vardı. Bir kızdı. Kalbim hızlandı. Ama bağırmadım. Kaçmadım. Sadece ona baktım.İçimden geçirdim: “Bu… bir isimsiz. Eminim. Ama neden böyle?” Yavaşça doğruldum. Titreyen bir sesle konuştum. “Merhaba…” Kız bana baktı.Bakışlarında ne öfke vardı ne tehdit. Sadece… merak.Bir adım attım. “Beni duyabiliyor musun?” Sessiz. “Luci seni mi gönderdi?” Yine cevap yok.Yutkundum. “Bana zarar vermeyecek misin?” Gözleri bir anlığına yumuşadı.Ama hâlâ konuşmuyordu. İçimde garip bir his oluştu. “Sen… diğerleri gibi değilsin, değil mi?” Sessizlik.Sonra kız yavaşça arkasını döndü. Geri çekilmeye başladı. “Bekle,” dedim. “Gitme.” Bir an durdu.Başını çok hafifçe bana çevirdi.Bakışlarımız buluştu. O an kalbimde tuhaf bir sızı hissettim. Sanki onu tanıyordum.Sanki bir yerden… Ama sonra gölgelerin içine karıştı.Ve yok oldu. Olduğum yerde kaldım.Uzun süre. “Bu da neydi şimdi…” diye fısıldadım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. “Luci’nin bir oyunu mu… yoksa başka bir şey mi?” Şömineye baktım. Alevler hâlâ sakince yanıyordu. Odama geçtiğimde koridorlar sessizdi. Şatonun taş duvarları akşamın serinliğini içine çekmişti. Kapıyı kapattım, yatağın üzerine bağdaş kurarak oturdum ve gözlerimi kapattım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Bugün öğrendiklerim, duyduklarım, hissettiklerim… Hepsi zihnimde birbirine karışmıştı. Derin bir nefes aldım. Gücümü hissetmeye çalıştım. İçimde dolaşan o sıcaklığı, o titreşimi yakalamaya çalıştım. “Sakin ol,” diye fısıldadım kendi kendime. “Kontrol sende.” Ellerimi dizlerimin üzerine koydum. Varen’in ve Arel’in anlattıklarını hatırladım. Odaklandım. Başta her şey yolundaydı. Hava hafifçe titredi. Perdeler kıpırdadı. Mumun alevi uzadı. İçimde bir sevinç oluştu. “Başardım,” diye düşündüm. Ama tam o anda, güç kontrolden çıktı. Göğsüm sıkıştı. Nefesim hızlandı. Duvarlar sarsıldı. Masa devrildi. Kitaplar havaya fırladı. Camlar çatladı. Oda bir anda kaosa döndü. Bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Başım döndü, gözlerim karardı ve karanlığa gömüldüm. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bilincim bulanıkken birinin beni kaldırdığını hissettim. Soğuk bir rüzgâr gibi bir varlık yanımdaydı. Gözlerim yarı kapalıydı ama bir siluet gördüm. Bir isimsizdi. Korkunç değildi, sessizdi. Beni kucağına aldı ve koridorlardan hızla geçirdi. Ayak sesleri yankılanıyordu. Sonra bir kapı açıldı. Varen’in sesi duyuldu. Sert ama endişeliydi. “Ne oldu?” dedi. İsimsiz boğuk bir sesle cevap verdi. “Gücünü denedi. Kontrolü kaybetti. Oda yıkıldı. Bilinci kapandı. Luci’nin enerjisini de hissettim. Yakındaydı.” Varen dişlerini sıktı. “Demek bu kadar erken başladı…” İsimsiz başını eğdi. “Evet. Onu izliyorlar.” Varen beni kucağına aldı. Sanki camdan yapılmışım gibi dikkatliydi. Odasına götürdü. Kendi yatağına yatırdı. Üzerimi örttü. Saçlarımı yüzümden çekti. Uzun süre başımda durdu. Nefesimi kontrol etti. Sonra yanımda yatağın kenarına uzandı. Gözlerini kapattı ama belli ki uyumakta zorlanıyordu. Yorgunluk sonunda onu da teslim aldı. Sabah, güneş ışıkları perde aralığından içeri süzüldüğünde ilk uyanan Varen oldu. Sessizce yataktan kalktı. Bana bir kez baktı. Nefesimin düzenli olduğunu görünce rahatladı. Banyoya girdi. Duşun sesi odada yankılandı. Bir süre sonra ben de gözlerimi açtım. Nerede olduğumu anlamam birkaç saniye sürdü. Varen’in odasındaydım. Yatağı çok büyüktü. Kokusu hâlâ üzerimdeydi. Başımı hafifçe çevirdiğimde banyodan çıktığını gördüm. Saçları ıslaktı. Teninden su damlaları süzülüyordu. Omuzlarından göğsüne, oradan kollarına doğru ilerliyordu. Esmer teni sabah ışığında parlıyordu. Kaslarının üzerinde kayan damlalara istemsizce takılı kaldım. Gözlerimi alamadım. Birden fark ettim. Ben… bakıyordum. Hem de hiç çekinmeden. Yüzüm alev aldı. Hemen başımı çevirdim. “Ben… şey… özür dilerim,” diye mırıldandım. Kalbim deli gibi atıyordu. Varen bunu fark etti. Bir an durdu. Sonra hafifçe gülümsedi. Hiçbir şey demedi. Sadece o gülümseme vardı. O anda kapı açıldı. Arel içeri girdi. “Günaydın,” dedi neşeyle. “Görünüşe bakılırsa ikiniz de geceyi ilginç geçirmişsiniz.” Ben daha da kızardım. Varen ise gülümsemesini gizlemeye çalışarak havlusunu omzuna attı. Ve şatoda yeni bir gün başlamış oldu. Arel birkaç espri yaptıktan sonra ikimize de anlamlı bir bakış atıp kapıya yöneldi. “Ben sizi yalnız bırakayım,” dedi. “Hazırlanın, birazdan başlarız.” Kapıyı kapatıp çıktığında odada kısa bir sessizlik kaldı. Varen üzerini giymek için dolaba yönelince ben de yataktan kalktım. “Ben kendi odama geçiyorum,” dedim. Başını salladı. “Hazır ol, gecikme.” Koridorlardan geçerken şato artık tamamen uyanmıştı. Hizmetkârlar sessizce dolaşıyor, pencerelerden gün ışığı süzülüyordu. Odama girdiğimde içeriye serin bir hava doldu. Camın önüne yürüdüm, perdemi araladım. Ve o an… Dışarıda, bahçenin kenarında bir kız çocuğu gördüm. Küçüktü. En fazla yedi-sekiz yaşlarında. Beyaz bir elbise giymişti. Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Başını kaldırmış, doğrudan bana bakıyordu. Kalbim hızlandı. “Bu da kim…” diye fısıldadım. Göz göze geldik. Bir saniye. İki saniye. Sonra arkasını dönüp ağaçların arasına karıştı. Bir süre camın önünde öylece kaldım. “Herhalde çalışanlardan birinin çocuğudur,” dedim kendi kendime. Ama içimde tuhaf bir his vardı. Yine de üstünde fazla durmadım. Dolabımı açtım. Gri, yumuşak bir kazak seçtim. Altına siyah, dizimin biraz üstünde biten mini bir etek giydim ama rahatsız edecek kadar kısa değildi. Ayağıma spor ayakkabılarımı geçirdim. Üzerine siyah tozluklarımı taktım. Saçlarımı taramadım bile, dalgalı hâliyle bıraktım. Aynada kendime baktım. “Fena değil,” dedim. Bahçeye indiğimde Arel çoktan hazırdı. Ortada geniş bir alan oluşturmuştu. Taşların üzerine bazı işaretler çizmişti. “Elis,” dedi gülümseyerek. “Bugün daha zor olacak.” “Hazırım,” dedim. “Göreceğiz.” Ellerini çırptı. “Önce nefes.” Gözlerimi kapattım. “Derin nefes al.” Aldım. “Şimdi gücü hisset.” “Tamam…” “Panik yok.” Başımı salladım. “Bir taşı kaldır.” Yerdeki küçük bir taşı seçtim. Elimi uzattım. Odaklandım. İçimdeki sıcaklığı yönlendirdim. Taş titredi. Sonra yavaşça havalandı. Arel’in gözleri parladı. “İşte bu!” Taş havada sabit kaldı. “Bırakma.” “Bırakmıyorum.” “Şimdi yanına bir tane daha.” Yanındaki taşı da kaldırdım. İkisi birlikte havada asılı duruyordu. Kalbim sevinçle doldu. “Başarıyorum,” dedim. “Evet,” dedi. “Kontrol ediyorsun.” Sonra eliyle ani bir hareket yaptı. Havaya küçük bir enerji dalgası gönderdi. “Şimdi dağıtma.” Gözlerimi sıktım. “Tamam… tamam…” Derin nefes aldım. Taşlar yavaşça yere indi. Hiçbiri kırılmadı. Sessizlik oldu. Sonra Arel alkışladı. “Mükemmeldi.” Gülümsedim. “Gerçekten mi?” “Gerçekten.” O an içimde bir güven oluştu. Belki… Belki bu işin üstesinden gelebilirdim. Ve uzakta, şatonun balkonundan biri bizi izliyordu. Varen. Sessizce. Gururla.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD