Geçmiş zaman

957 Words
Luci’nin dudakları gerildi. “Orası senin yerin değil, Elis.” “Bunu nereden biliyorsun?” dedim. Sesim istemeden sertleşmişti. “Çünkü ben biliyorum,” dedi hızlıca. Sonra durdu. Fazla hızlıydı. “Yani… çünkü orası tehlikeli.” Ona baktım. İlk kez gerçekten baktım. “Dün,” dedim yavaşça, “şatodaki adamdan bahsettiğimde hiç şaşırmadın.” Sessizlik çöktü. Luci gülümsedi. Ama bu, beni rahatlatan bir gülümseme değildi. “Şaşırmadım,” dedi, “çünkü bazı şeyler insanı seçer, Elis.” Bu cümle… Bu cümle bana ait değildi. Ama tanıdıktı. İçimde bir yer kıpırdadı. Ve ilk kez, Luci’nin yanında kendimi güvende hissetmedim. Elis’den Eve döndüğümde kapıyı arkamdan kilitledim. Bu küçük hareket, sanki dünyayı dışarıda bırakacakmış gibi geldi. Olmadı. İçimdeki karmaşa, kapıdan benden önce girmişti zaten. Odama geçtim. Çekmeceyi açtım. Sonra kapattım. Sonra tekrar açtım. Ne alacağımı bilmiyordum. Sanki eşyalarım bana ait değildi. Elime ilk geçen hırkayı çantaya attım, ardından bir kitap, sonra vazgeçip geri çıkardım. Ellerim hızlıydı ama zihnim geride kalmıştı. “Bu kadar yeter,” dedim kendi kendime. Sesim yabancı geldi. Aynamın karşısında durdum. Yüzüm solgundu. Gözlerim… uykusuz değildi ama dinlenmiş de sayılmazdı. İçimde bir şeyler uyanmıştı ve ben hazır değildim. Kimse buna hazır olamazdı. Kapının yanına çantayı koydum. Gitmeliydim. Nereye olduğu önemli değildi. Kapıyı açtığım an, hava değişti. Rüzgâr yoktu ama hareket vardı. Sanki sokak bir anlığına nefesini tuttu. Bir adım attım. Sonra durdum. Göğsümde o tanıdık baskı geri geldi. Bu kez daha netti. Daha yakındı. “Elis.” Ses adımı söyledi. Arkamdan değil. Etrafımdan. Döndüm. Sokağın karşısında duruyordu. Gölge gibi değil, gerçekti. İnsanların arasından ayrılan bir gerçeklik. Kimse ona bakmıyordu ama ben bakıyordum. Çünkü bakmam gerekiyordu. “Gitme,” dedi. Bu bir rica değildi. Ama bir emir de değildi. “Elimden geldiğince normal olmaya çalıştım,” dedim. “Yetmedi.” Bir adım attı. Mesafeyi korudu. “Kaçmak çözüm değil.” “Biliyorum,” dedim. “Yine de kaçıyorum.” Çantama baktı. Sonra yüzüme. “Bu ağırlıkla nereye gidersen git,” dedi, “kendini de götürürsün.” Nefesim titredi. “Benden ne istiyorsun?” Sessiz kaldı. Bu sessizlik, cevaptı. “Hazır değilsin,” dedi sonunda. “Ben de değildim, seni burada bırakırken.” Yaklaştı. Bu kez gerçekten. Kalbim ritmini şaşırdı ama korkuyla değil. “Şimdi ne olacak?” diye sordum. Gözleri karardı. “Şimdi,” dedi, “seçmek zorundasın.” Sokak yine seslendi. İnsanlar yürüdü. Hayat devam etti. Ama benim için zaman durmuştu. Çantayı elimde tuttum. Bırakmadım. Ama kapatmadım da. Çantayı yere bırakmadım ama omzuma da asmadım. İkisi arasında kaldım. Tıpkı kendim gibi. “Seninle gelirim,” dedim. Sesim düşündüğümden daha sakindi. “Ama bazı şartlarım var.” Gözlerini kıstı. Bu, ilgilendiğinin işaretiydi. “Dinliyorum.” “Birincisi,” dedim, “beni götürmüyorsun. Ben geliyorum.” Bir an sustu. Sonra başını çok hafif salladı. “İkincisi,” dedim devam ederek, “ne olduğumu bilmiyorsam, bana yavaş anlatacaksın. Yarım gerçek yok.” Bu sefer cevap vermedi. Ama bakışlarını kaçırmadı. Bu da bir kabuldü. “Üçüncüsü,” dedim, “istediğim an geri dönebilirim.” Rüzgâr aramızdan geçti. Sokak bir anlığına karardı. “Bu şart,” dedi, “tehlikeli.” “Ben de tehlikeli bir şeye giriyorum,” dedim. “Denge lazım.” Uzun bir sessizlik oldu. İnsanlar geçip gitti. Kimse bizi fark etmedi. Sonunda konuştu. “Koruma şartıyla,” dedi. “Yanımdan ayrılmazsın.” “Bu bir dördüncü şart,” dedim. “Senin.” Dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı. Bu, bir gülümsemeydi. “Anlaştık,” dedi. Çantayı omzuma taktım. O an dizlerimdeki titreme geçti. Karar vermek, korkuyu susturuyordu. “Şimdi ne olacak?” diye sordum. “Şimdi,” dedi, “sınırı geçeceğiz.” Kasabadan uzaklaştıkça sesler azaldı. Orman bizi yuttu ama boğmadı. Bu kez yol tanıdıktı. Ya da ben değişmiştim. Bir an durdu. “Geri dönmek istersen,” dedi, “bunu söylemen yeter.” Ona baktım. “Şimdilik,” dedim, “gitmek istiyorum.” Başını eğdi. Ve ilk kez şunu hissettim: Bu yolculuk benimdi. ELIS Adımlarımı sessizce attım. Orman hâlâ karanlıktı, ama korkum biraz azalmıştı. Kalbimdeki ritim hâlâ düzensizdi ama artık paniğe kapılmıyordum. “Burası…” diye fısıldadım kendime. “Şato…” Gözlerimi açtım. Sis dağılıyor, taş duvarlar gözüme batıyordu. Her şey büyük, ağır ve soğuktu. Ama korkutucu değildi. Sanki bir şekilde beni bekliyor gibiydi. Yaratıklar sessizce etrafımızda ilerledi. Ama bana zarar vermediler. Bense onları izledim, nefesimi tuttuğumda bir gürültü çıkarmamaya çalıştım. Kapıdan içeri girdik. Havanın içi soğuk ve taş kokuyordu. Adımlarımı yavaşlattım. Kalbim hâlâ hızlıydı ama bir anlığına bile durakladım. Bu yer… şato… gerçek miydim ben, yoksa hâlâ rüyada mıydım? “Burada rahat olabilirsin,” dedi Varen, sesi sessiz ve kararlı. “Bana eşlik et.” Gözlerimi etrafa gezdirdim. Her şey devasa, ama düzenliydi. Mobilyalar ağır, duvarlar yüksek, tablolar eski ama ihtişamlıydı. Mutfaktan gelen koku fark ettiğim ilk şey oldu. Yemek zamanıydı. Varen yemek masasının başına geçti, yaratıklar servis yapıyor ama sessizdiler. Oturduk. Masada sessizlik vardı, ama korkutucu değildi. Sanki bir ritim vardı ve ben onu çözmeye çalışıyordum. “Bana söyle,” dedim, “Seni nereden tanıyorum?” Gözleri masanın ötesine, uzak bir noktaya kaydı. Cevap vermedi. Derin bir nefes aldı, ellerini tabağının kenarına koydu. ⸻ VAREN Varen sessizce bakıyordu. Elis’in sorusu bir yankı gibi çınladı kafasında. Yıllar sonra, yüzlerce gölge ve isim arasında onun varlığını hissetmişti. Elis’in sesinde tanıdığı bir titreşim vardı; farkında olmadan bağ kurmuştu. “Seninle karşılaştığımda, üç yaşındaydın,” dedi. “O zamanlar, seni başka bir aileye vermişlerdi. Ben seni o günden beri arıyordum. Yıllar geçti. Yüzyıl geçti. Ama seni her gördüğümde tanıdım. Bu… bilinçsiz bir çekimdi, bir çağrıydı. Adını bilmiyordum, yüzünü hatırlamıyordum belki, ama varlığını hiç unutmadım.” Elis’in gözleri büyüdü. Bu bir itiraf, bir açıklamaydı. Varen’in sessiz ve soğuk duruşunun altında yatan gerçek… o kadar uzun ve derin bir süreydi ki, yalnızca şimdi anlam kazanıyordu. Her adımı, her bakışı, her sessizliği… hepsi onu aramak içindi. Ve şimdi, masada karşında otururken, ilk kez doğruları söylüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD