7.Bölüm

2819 Words
CECILIA Lanet olası zindana yine gelmiştim. Pis kokulu, karanlık ve oldukça rahatsız olan zindana. Benden ne istiyorlardı? Benim tek isteğim Stanleylerden çok uzaklarda yaşamak. Kimsenin bebeği de prense olan aşkı da umurumda değildi. Buz gibi olan yere yattım. Soğukluğu bedenime işliyordu. Gözümden tane tane yaşlarken akarken gözlerimi kapattım ve sarayımızı düşündüm. Köpüklerle dolu küvetimin içindeyim sıcak su tüm vücudumu gevşetirken yardımcım başıma hafif hafif masaj yapıyor ve şarabımı yudumluyorum. Banyonun verdiği rahatlıkla huzur bulurken uyku bastırıyor. Banyodan çıkıyorum. Yardımcım havlumu veriyor. Kıyafetimi getiriyor ve ve paravana geçip üzerimi giyiniyorum. Islak olan saçlarımı yardımcım tarıyor bir yandanda bana övgüler yağdırıyor "Prensesim çok güzelsiniz. Saçlarınız, yüzünüz her şeyinizle bir bütünsünüz." Hafifçe kıkırdayıp teşekkür etmekle yetiniyorum. Sonra saçıma en sevdiğim örgü modelini yapmaya başlıyor. Bir yandan devam ediyor. "O kadar güzel prensessiniz ki Tanrı sizi korusun her zaman büyüleyicisiniz. Prens William ile kendi sarayınızda mutluluk içinde olun." "Ahh Tanrım umarım dediğin gibi olur her şey" Saçımın örgüsünü bitirdikten sonra tatlı gülümsemesini bana gösterip "İyi geceler leydim”. Diyerek odamdan ayrılması. Kuş tüyü yastığıma kafamı koymam ve banyonun verdiği rahatlıkla uykuya yenik düşmem. Kendi sarayımda ailemle olduğum huzurla uykuya daldığım o sıradan günlerden sadece birisi. NORMAN Zindanın önündeydim. Cecilia'nın kapısını açtım. Uyuyordu. Sarı parlak saçları yine dağılmış bukle bukle olan saçları yüzüne düşmüş. Uzun elbisesine rağmen iki büklüm yatmış belli ki üşüyordu. Yanlış mı görüyordum? Gülümsüyordu. Onu ilk kez gülümserken gördüm. Uykusunda hem de onun gülümsemesi sebepsizce beni de güldürdü. O sıra bir şeyler mırıldanmaya başladı yanına yanaştım ve ne dediğini anlamaya çalıştım. "William seni seviyorum." Yine William. Bu adamdan umudu kesmesi gerektiğini artık benim kadınım olduğunu ne zaman anlayacaktı acaba? Öfkeyle uyanması için ses yaptım biranda gözlerini açtı şaşkınlıkla etrafa baktı sonra üzerine ardından gözlerini bana dikti. Umutsuz bir yüz ifadesi ile. "Kahretsin" "Ne oldu Cecilia?" Yüzünün önüne düşen saçlarını geriye attı. Ellerini birbirine doladı ve "Kurtulmuştum buradan sarayımdaydım. Huzurluydum. Kuş tüyü yastığımda yatmıştım ah ne kadar da gerçekçiydi. Benden çaldığınız hayatım... Yine bu lanet zindanda gözümü açtım." "Rüyalar işte hep imkansızları görür insan." Gözlerini devirdi cevap vermedi. Yanına yaklaştım "Neden zehir koydun yemeğe?" "Yapmadım. Benim bir suçum yok. Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki yapmadım." Bunu söylerken öfkeli sesiyle beni dövdü resmen. İnanıyordum yapmamıştı. Yalancı bir kız değildi. Korkak değildi yapsaydı ben yaptım derdi ama sıkıştırmak istedim onu. "Yemekten zehir çıkmış yemeği sen hazırlamışsın." Kıkırdadı. Komik olan neydi? "Acaba yemeği kendi ellerimle hazırlayıp, önüne kendim koyup birde o yemeğe zehir katacak kadar salak mıyım ben? Siz beni çok hafife almışsınız. Siz burada çok salak görmekten bütün kadınları aynı sanıyorsunuz herhalde.” "Ölmek için her şeyi yapacağını söylemiştin." "Kendim ölmek istiyorum diye peşimden masum bir bebeğide sürüklemem ben." "Isabella'ya davranışların hoş değildi zindandan çıkınca özür dileyeceksin ondan" "Dilemeyeceğim. O saldırdı bana. Durmasını söyledim ama durmadı. Hatalı olan o." "Yine de sen onun yardımcısısın. O ise prens metresi ve hamile.” "Ben zindanda mutluyum gerçekten. Isabella'dan özür dilemeyeceğim. O benden dilesin. Yeterince küçüldüm birde paçavra bir kızdan özür dileyemem. Metresini al ve başına çal.” "Burada kalmaya devam et o halde." Muhafızlara döndüm "Yemek verilmeyecek bugün Cecilia'ya." "Çok umurumdaydı. Verme umarım açlıktan ölürüm de kurtulurum o suratınızı görmek zorunda kalmam.” Yüzüme umurumda değil gibi bakışı da atığp gülümsedi yaban gülü. Arkamı döndüm ve odama çıktım. Elbette dayanamayacak ve hizaya gelecekti. MONICA Isabella'yı bir kaşık suda boğardım o derece sinir oluyordum lanet olası kız. Cecilia onun yüzünden zindandaydı. O soğuk ve pis yerde yaında hastalanıp ölmesinden korkuyordum. Görevlilerden biri geldi. Yüzüme bakıyordu kafamı salladım. "Monica." "Efendim" "Monica Prens Henry seni çağırıyor." "Neden?" "Prens Heenry'e seni çağırdığını söylediğinde neden mi deseydim Monica? Sen ve kardeşlerin neden böylesiniz? Her seferinde biriniz muhakkak budalalık yapıyor. Yürü." Beni neden çağırıyor şimdi? Kesin odasını temizletip alay edecek yeniden. Prens'in odasına doğru yürüdük. Kapıyı çaldılar. Prens kadife sesiyle "Gel." deyince içeri girdim. Reverans yaptım. Bana doğru bir iki adım atıp ismimi söyledi. "Monica." Kafamı kaldırdım. "Efendim lordum." Elimden tuttu kendine doğru çekti ve boynuma öpücük kondurdu. Dudaklarını boyun girintimde hissederken olayı algılamam uzun sürmedi. Yoo. Hayır ben prens ile olamazdım buna hazır değildim zaten. Kendimi geriye çektim. Gözlerime baktı "Kadınım olacaksın Monica." "İstemiyorum!" "Duyamadım." "Yapamam." Sinirlendi haklıydı belkide o bir prensti ve az önce onu reddettim. Reddetmek zorundaydım onunla olmak istemiyordum. "Sen ne hakla böyle cümle kurarsın?" dedi bana doğru yaklaştı ve kendine çekti. Tekrar kollarının arasından kurtuldum. Gözümden bir iki damla yaş düştü. "Lütfen." Öfkeyle bana bakıyordu. O bir prensti ve istediğini alcaktı. Ben Cecilia ve Narissa kadar güçlü değildim. Ben bunu yapamazdım. Onun kadını olmak fikri beni öldürürdü. Gözüme biranda aynalıktaki hançer ilişti geçen baktığım muhteşem hançer. Hemen onu aldım. Henry bana bakıyordu. Gülümsedi gülerken yanağında beliren gamzesine baktım sonra derin bir nefes aldım. "Yani beni öldüreceksin öyle mi Monica? Bu kadar salak mısın?” "Özür dilerim." "Saçmalama bırak şunu? Aptallık etme sağ çıkamazsın buradan." "Sizinle olamam." "Delirme sana onu bırakmanı emrediyorum. Bu yaptığın cezasız kalmayacak. Zindana gidersen hiç çıkamayacağını biliyorsun değil mi?" Çıkamazdım değil mi? Her halükârda ya zindana atılırdım ya da ölürdüm. Onların bana ceza kesmesine gerek yoktu ama ben keserdim. Hançeri ani hamle ile karnıma sapladım. Hemen yanıma koştu ellerimi onun kollarına doladım yere düşecektim "Ne yaptın sen?" "Kendi cezamı kendim verdim lordum." Akan kanın ılıklığını hissettim ellerimde. Bedenimde bir titreme salık verdi, kusmak istedim. Gözümün önü karardı yere yığıldım son duyduğum şey. "Çabuk doktor çağırııın!" oldu. Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım nefes nefese kalmıştım. Yanıma biri geldi. Bir dakika kendi sarayımız burası. Yardımcımdı bu da. Odam odamdaki o taze kır çiçeğinin kokusu. Burnuma dolan ballı zencefil çayının kokusu her şey kendi sarayımdaki gibi. Kurtulmuş muyduk? Neler olmuştu? En son yaralanmıştım. Birisi geldi ve bizi kurtardı. "Leydim iyi misiniz?" "Kim kurtardı bizi?" "Efendim?" "Stanley Sarayından nasıl çıktım?" Yüzü değişti dediklerimi anlar gibi hali yoktu. "Leydim hayal gördünüz sanırım iki gündür ateşiniz vardı yatıyordunuz ara ara sayıkladınız Tanrı'ya şükür uyandınız. Çok endişelendi herkes sizin için." "Yani saraya saldırı düzenlenmedi mi?" "Tanrı korusun leydim ne saldırısı?" Ateşimi kontrol edip su uzattı bana ondan bir yudum aldım. Nasıl yani her şey rüya mıydı? O saray o yaşananlar. O yüzler, o insanlar. Yaşadığım acı kalbimde en derinde hissettim. "Kızlar nerede?" O sıra kapı açıldı. Cecilia ve Narissa muhteşem güzellikleri ile odaya girdiler. Gülen yüzleriyle bana yaklaşırken biran mutluluktan isimlerini çığlık atarcasına söyledim. "Cecilia,Narissa." Narissa hemen yanıma geldi elinin tersini alnıma koydu. "Hayatım iyi gözüküyorsun." "İyiyim. Stanley Sarayından nasıl kurtulduk nasıl oldu? Cecilia baş ucuma oturdu. "Ne sarayından bahsediyorsun?" Etrafa bakındım yerli yerinde olan her şey. Eski giysileri içinde olan Cecilia ve Narissa bana gülümseyerek bakıyorlar. "Tanrım teşekkür ederim. Teşekkürler hepsi rüyaydı. Babam ve annem ölmedi. Ben ve kardeşlerim prensin kadınları olmadık. Cecilia zindana düşmedi kendi sarayımdayım. Yaşasın." Kızlar birbirine baktı. Deli olduğumu düşünüyorlardı ama gördüğüm kâbus Tanrım öylesine gerçekçi ve korkunçtu ki her zerremde hissediyorum. Her birinin yüzü zihnimde. O kaldığımız yerdeki iğrenç küflü koku bile hala burnumdaydı. "Hey bakmayın öyle kötü bir rüya gördüm tutsak olmuştuk köleydik." Kızlar kahkaha attı bende onlarla güldüm. Üzerimi giyinip hemen aşağı indik. Her zamanki gibi büyük salonda masanın etrafındaydılar. Reverans yaparak yerlerimize oturduk. Babam beni görünce gülümsedi. "Tanrıya şükür iyileşmişsin güzel kızım" Annem o telaşlı ve korumacı ses tonuyla "Rengin halen solgun ama. Beslenmene dikkat etmelisin." "O kadar iyiyim ki kelimelerle anlatılmaz. Tanrım sarayımdayım." "Mutluluğu neye borçluyuz?" Cecilia alaycı tavrıyla babama döndü "Rüyasında bizim bir saraya tutsak düştüğümüzü görmüş çok gerçekciydi sanırım halen etkisinde. Babam gülümsedi. Yaşıyordu annemde babamda hayattaydı. Ayaklandım yanlarına gidip sarıldım. Öpücük kondurdum yüzlerine. Annemin o hayran olduğum kokusunu çektim içime. Saçlarına dokundum. Yaşıyorlardı, Tanrım teşekkür ederim. Yerime geçtim yeniden. Nefis bir kahvaltı vardı önümde tıka basa yedim. Günlerin açlığı ile Sonra askerlerden biri geldi. Babamın yanına geldi. "Efendim Prens William geldi." "Gelsin" Cecilia'nın yüzü gülüyordu. Kardeşim mutluydu, asi, öfkeli ve nefret dolu değildi. Sevdiği adam ileydi. William içeri girdi. Saygıyla selam verdi. "Geç otur William nişanlının yanına geçebilirsin" William ve Cecilia göz göze geldiler. William tam bir beyefendi gibi onun eline narin bir öpücük kondurdu ve yerine geçti. Narissa ortamdan sıkıldığını belli eden tavırla. "Baba biz gençler bahçede takılsak biraz." "Gidin tabi. Monica dikkat et yeni iyileştin." "Tamam babacığım" Dışarı çıktığımız an William Cecilia'yı belinden kavrayıp kendine çekti ve dudağına öpücük kondurdu. Nasıl güzellerdi. Çok yakışıyorlardı. "Ne yapıyorsun? Biri görecek." "Görsünler. Aşığım ben sana o kadar aşığım ki anlatamam. Babanla konuşacağım evlilik işini hızlandıralım artık. Iki imparatorluk içinde en iyisi hemen evlenmemiz. Nişan fazlası ile uzun sürdü." "Ben senin eşin olacağım öyle mi?" "Öyle sevgilim" Cecilia kıkırdadı. "Prenses Cecilia Donovan. Ah bu harika." "Kesinlikle." Her şey muhteşemdi. Bahçede olan minderlere oturduk. Başımızda yardımcılar. "Bir bardak su verir misin?" "Tabiki leydim." Orada olan her şey öylesine gerçekciydi ki öylesine korkunçtu ki hala inanması güç geliyordu. Tanrım sana şükürler olsun kötü bir kabus olduğu için. "Halen inanamıyorum. Çok güzel çok." William olaylardan habersiz merakla bana yöneldi "Ne oldu?" Cecilia yine alay eder gibi güldü. "Rüyasında bizim bir sarayda tutsak olduğumuzu görmüş. Köleymişiz biz inanabiliyor musun?" "Biz ve kölelik tabi tabi çok olası. Kim İskoçya’nın prenseslerini köle yapmaya cesaret eder ki." dedi ve sırıttı Narissa'da Stanleyler denilen o kötü kabus kahramanlarım ederdi. Çok gerçekçiydi ve etkilenmiştim işte. Sanırım günlerdir ateşler içinde yatıyor olmamdan kaynaklandı. Stanley ismini nerede duydum ve aklımda yer edindi acaba? "Gülmeyin. Çok kötü bir rüyaydı en sonunda kendimi hançerliyordum." Narissa'nın gözleri büyüdü. "Mazoşist! Kendine zarar mı veriyordun? Tanrı seni bağışlasın" "Ah Tanrı'ya şükürler olsun buradayım. Kendi sarayımda. Stanleyler diye bir imparatorluk var mı gerçekten." William kafa salladı. "Fransa İmparatorluğu İskoçya ile pek işleri olacağını sanmam. Belki bir yerden aklına yer edinmiştir bu imparatorluk. Yakın sayılır buraya da. Kral Ares bahsederken işittin belkide.” Gülümsedim. Belkide. "Cecilia'nın zindana giderken ki çığlıkları hala kulağımda yankılanıyor." "Kimse benim biricik Cecilia'mı ve kardeşlerini kaçıramaz. Dünyanın öbür ucunada gitseniz yine bulurum sizi. Cecilia'yı asla bırakmam." Cecilia kollarını onun boynuna doladı ve sonra ona koca bir öpücük verdi. Eğer kabusumda onun Cecilia'yı reddettiğini söylesem ne yapardı acaba? Hiç gereği yoktu hepsi birer kabustu William o tanıdığımız iyi yürekli William'dı işte. Güneş ışığı gözlerime vurunca mayışmıştım adeta. Narissa'nın dizine başımı yasladım ve gözlerimi kapattım. Bu kez huzurluydum sarayımdaydım ve herkes buradaydım Gözlerimi hafifçe araladığımda Henry'i gördüm sonra istemsizce gözlerim tekrar kapandı. Hayır hayır kabuslar arasında sıkıştım. Yine bu adamı görüyor olmam kabus. Ben sarayımdayım kendi sarayımdayım. Henry Kendini hançelemişti deli. Getirdiğimizden beri birkaç sefer gözlerini açıp tekrar bayılıyordu. Çok kan kaybediyordu. Çok üzgündüm istemsizce kendimi sorumlu tutuyordum olanlardan. ona baktım kanlar içindeki haline. baygın ve her şeyden habersiz öylece kapanan gözlerine "Bayıldı mı yine?" "Evet prensim. Durumu çok ağır." Maria'da yanımdaydı. Kızın kurtulması için bir şey yapmalıydık eğer ölürse diğer iki deliyi zapt etmek imkansız bir hal alırdı. Maria telaşla bana bir şeyler soruyordu. "Nasıl olur aklım almıyor. Kendini mi hançerledi mi yani?" "Lanet olsun evet. Şaka gibi hiç tereddüt etmeden karnına soktu hançeri." "Yarasını diktim fakat halen baygın prensim uyanması için Tanrıya dua etceğiz." "Bu kızı kurtaracaksın. İşimizi Tanrı'ya bırakmayacağız. Bu kız ölürse seni mahvederim." Maria yanıma geldi "Kardeşlerine kim söyleyecek?" "Cecilia o zindanda ama diğeri merak eder. Söylemesek sorar muhakkak." "Prensim bilmeleri gerek. Anlarlar yokluğunu. Sizin yanınıza geldiğini diğer kardeşi biliyordur." Haklıydı. Benim söylemem gerekti. Kızların olduğu odaya girdim. Hepsi beni görünce saygıyla önümde eğildi. "Narissa" Narissa yanıma geldi. "Buyurun" Nasıl söyleyecektim bilmiyorum. İnanmazdı bile belki sürekli ölümle tehdit ediyorduk onları bilerek yaptığımı sanardı. "Monica" Gözlerime baktı "Ne oldu Monica'ya? Nerede o?" "Kendini hançerledi" Birden söyledim işte uzatmaya gerek yoktu olan buydu o deli kendini hançerledi. Benim suçum yoktu olsaydı da kimse hesap soramazdı. Yüzü değişti şok ifadesi her bir zerresine yansımıştı. "Ne!" Dedi ve birden kollarıma düştü. Hemen kucağıma aldım. Doktorun yanına götürdüm. Birken iki oldular diğeri de zindanda ölürse İskoçya'nın üç prensesini heba etmiş olacağız. "Bayıldı. İlgilen." Darly ve Norman geldi şaşkınlıklarını gizleyemediler. Maria biraz bahsetmiş olanlardan. Darly hem Narissa'ya hem Monica'ya baktı. "Neler oldu?" "Hançerledi kendini" Norman Narissa'yı süzdü. "Narissa'ya ne oldu?" "Duyunca bayıldı" "Harika bir bu eksikti" Diğer kızın haberi yoktu. Norman söyler miydi acaba? "Cecilia'ya o zindanda onun haberi olacak mı?" "Şimdi değil. Öğrenmemesi gerek" "Norman o kız duyduğunda delirir sarayı yıkar." "O yüzden şimdi değil dedim ya. O anda Narissa bağırdı "Monicaa. Hayır ne olur ölme Monicaaa." Darly hemen yanına gitti. Sarıldı "Sakin ol Narissa." Yanına gittim sakinleşmesi adına ona telkinde bulunmam gerekti. "Seni temin ederim ki iyi olacak o" Ağlamaya başladı "Monica ölme ne olur. Tanrım onu koru yalvarırım. Birini daha kaldıramam lütfen. Üzüldüm gerçekten üzüldüm haline. Acı çekiyordu. Akan her göz yaşı üzüntüsünün kanıtıydı. Yanına gittim. "İyi olacak." "Ne yaptın ona neden hançerledi kendini?" "Hiç hiçbir şey" "Ne yaptık ki biz size madem bizi böyle mahvetmek istiyorsunuz neden o saraydan biz sağ çıktık. Neden biz öldürülmedik." "Sizi öldürmek istemedik. Amacımız o değildi." Narissa gözünden akan yaşları sildi. "Cecilia o nasıl?" Norman Cecilia adını duyar duymaz atıldı. "O iyi." "Yalvarırım çıkarın onu zindandan lütfen. Bari birbirimize destek olacağımız diğer kardeşimi almayın. Norman'a baktım onun çıkması gerekti bencede çıksa daha iyi olurdu. "Onu çıkartamam Isabella için tehlike arz ediyor." "Monica bu haldeyken Isabella'yı düşünmez." "Zindandan çıkmayacak." Narissa ağlamaya başladı. Ona döndüm. "Babam yokken yetkili benim yani kralın ben olduğumun farkındasın değil mi Norman?" "Son derece..." "O kızı çıkarmanı emrediyorum." "Bana benim kararımla alakalı emir mi veriyorsun?" Kaşlarım çatıldı. Elbette emir veriyordum. O kızın basit bir kız için hain planlar yapmayacağını düşünüyordum hele ki ikizi bu haldeyken. "Öyle yapıyorum Norman." Darly araya girdi. "Tamam şimdi sizin tartışmanızın sırası hiç değil." Narissa öyle çok ağlıyordu ki Maria bile haline acıdı. Maria geldi onu sakinleştirmeye çalıştı. Narissa kimseyi istemiyordu. NORMAN Henry babam yokken kraldı. Yani söylediği her şey yerine getirilmesi gereken emirler niteliğindeydi. Cecilia bana kalsa zindanda bir süre daha kalmalıydı ama kral Henry onun çıkmasını istedi. Zindana Cecilia'nın yanına gittim. Bana öfke dolu baktı. "Yine ne var? Halime bakıp bakıp zevk mi alıyorsun?" Gözlerine baktım söyleyip söylememek arasında. Annesi ve babası ölmüştü. Bizden zaten nefret ediyordu eğer Monicada ölürse ve Cecilia onun yanında olmazsa hiç affetmez. "Çıkıyorsun." Muhafızlar Cecilia'yı kaldırdı. "Neden çıkıyorum? Bırak bu kez ölsem de özür dilemem; ne senden ne de o ucubeden. Ben kimseye bir şey yapmadım." "Çıkmak istemiyor musun?" "Fark etmez. Karşılığında benden özür bekliyorsan bu kez kardeşlerim yalvarsa dahi olmaz. Kimseden özür dilemem." "Duycaklarından sonra edecek ama" Yüzü değişti korku salık verdi bunu açıkça görüyordum. Titrek bir tonla. "Ne oldu?" "Monica." Gözlerini dikti. "Ne oldu Monica'ya?" "Kendini hançerlemiş" Cecilia dizlerinin üstüne düştü. Kollarından tuttum. Gözünden yaşlar ardı ardına akmaya başladı. Ayağa kaldırdım onu "Yaşıyor değil mi? Ölmedi! Konuşssana kardeşim yaşıyor mu? "Evet." Gözyaşları içinde "Tanrıya şükür. Onun yanına götür beni. Hemen." "Gel benimle." Monica'nın yanına geldik. Hemen koştu "Monica. Bebeğim uyan hadi uyan. Ölemezsin Monica burada bizi sensiz bırakamazsın. Narissa onun yanına koştu boynuna sarıldı. Öptü yüzünü. "Durumu ağırmış." İkisi daha çok ağlamaya başladı. Kardeşlerinin başında çaresizce ağlayan iki kız. Onlar bu kadarını gerçekten hak etmemişti. Böyle olmasını bizde istemezdik. Maria'nın gözleri doldu. "Tanrım hayatımda ilkkez üzüldüm bunlara. Ah çok zor umarım kız yaşar." "Ölemez. Benim gözümün önünde intihar edipte ölemez." Cecilia doktora döndü "Neden uyuyor halen?" "Bekliyoruz." Narissa öfkelendi. "Bekleyerek mi iyileşecek? Ilaç, şifalı olacak herhangi bir şey yapın." "Elimden geleni yaptım bekliyoruz işte" "Monica ölemezsin. Bizi bırakmayacaksın sen güçlü bir prensessin" Narissa ekledi. "Güçlü, hayat dolu, neşeli bir prenses." "Uyanacak bizi bırakmaz. Narissa gitmez değil mi? Ben ben hissedemedim ona zarar geldiğini ikiziz ama hissedemedim işte. "Senin bir suçun yok." Maria başlarına gitti. "Kızlar Monica için elimizden geleni yapacağız." Narissa çatık kaşları ile öfke kustu. "Daha ne yapacaksınız. Babam öldü, annem öldü askerlerimiz öldü William! Ne yaptığınız belli değil Cecilia kafasını kaldırdı. "William'a bir şey olmadı. O yaşıyor. Ona zarar veremezler." "Tüm sevdiklerimiz gidiyor. En son hangimiz öleceğiz." Maria eğildi "Sakin olun. Tamam." Monica sayıklamaya başladı. "Ba baba." Narissa ve Cecilia atladı hemen "Ne dedi?" "Babacığım" Cecilia ağlamaya başladı. Daha önce hiç bu kadar uzun süre ağlayan insanlar görmedim. "Babamı sayıklıyor." Gözlerini açtı hepimiz başına gittik. Monica gözlerini açtı Cecilia'ya ya baktı. "Cecilia William nerede?" Cecilia şaşırdı. Hepimiz biraz şaşırdık. "Ne William mı? Neyden bahsediyorsun?" Monica yavaş konuşuyordu. "Narissa senin di dizinde uyumuştum..." "Hayatım uyandın Tanrı'ya şükür. Çok korktuk." "Stanleyler yoktu siz hepsi rüya dediniz. Kendi sarayımdaydım." Biraz duraksadı "Sonra William geldi bahçedeydik biz neresi burası?" "Stanley Sarayı." Monica'nın gözünden yaş aktı. "Rüya görmüş" dedim Cecilia kafasını kaldırdı öfkeyle bana baktı. "Bizden çaldığınız hayatın rüyasını!" Doktor kontrol etti Monica'yı. "Durumu şuanlık iyi yarına kadar tamamen kendine gelir." Bu şifalı merhemi yarasının üzerine sürmeye devam edeceğim." Kızlar kardeşlerini bırakmak istemiyordu. "Burada duracağım." "Bende". Cecilia ayağa kalktı elini başına koydu "Narissa" Sendeledi biraz. Narissa kolundan tutu. Yanına gittim. "İyi misin?" "İyiyim." Narissa kardeşi için endişelendi. Tedirginliği belli oluyordu. "Neyin var hayatım?" "Başım döndü biraz. Yorgunluktan." Yemekte yememişti yasaklamıştım yemek verilemeyecek diye. Hizmetçilerden birini çağırdım "Yemek getirin kızlara." "Emredersiniz lordum." On dakika sonra yemekleri geldi Narissa suratını büzüştürdü. "Yemek istemiyorum. Kardeşimin iyileşmesini istiyorum. Rahat bırakmanızı.” Cecilia'da ona eşlik ederek. "Bende yemeyeceğim." "Yemeniz lazım. Kardeşinizin yanında güçlü olmak için. Sen zindandaydın aç ve susuzsun.” "Çok kötü kokuyor çek şunu. Yemeyeceğim işte. Narissa elini tutu Cecilia'nın "İyi misin?" "Ögg" "Hey. Ne oluyor?" "Koku çok kötü..." Narissa bana baktı. "Götürsünler yemek istemiyoruz" Hizmetkarlar hemen topladı. Bizde kendi odalarımıza çıktık. Kızlar kardeşlerinin başında nöbet tutacaklardı. Monica yaşıyordu çok şükür eğer ölseydi bu felaket olabilirdi. Bu kızların kini o zaman bu sarayı yakardı işte.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD