Norman doğuruyorum dememin şaşkınlığını atamamış yüzüme bakıyordu.
"Doğuruyorum dedimmmm."
"Ne? Nasıl ama..."
"Aaaaaahhh."
Elimle kolunu tuttum ağrım başlamıştı suyum çoktan gelmişti ve bu acı fiziksel olarak çektiğim bütün acıların en üstünde bir acıydı. Neler oluyordu bedenime. Neden bütün kemiklerim aynı anda kırılıyormuşçasına ağrı yaşıyordum. Sırtımda hissettiğim sızı soğuk soğuk ter boşaltmam.
"Ahhh! Tanrım."
"Cecilia tamam tamam dur sakin ol."
"Tanrım. Senden nefret ediyorum Norman Stanley. Ahhhhh. Canım çok yanıyor."
"Cecilia iyi misin? Doktorrrr."
Norman'ın koluna yapıştım. Erken bir doğumdu bu. Olmaması gerekirdi lütfen lütfennnn kötü bir şey olmasın. Norman muhafızlara seslendi ve doktoru çağırmalarını emretti.
Yatağa yattım. Dayanılmazdı. Norman elimi tuttu. Elini sıkıyordum
"Ah. Çok kötüyüm. Tanrım lütfen yardım et. Ahhhhhhhh "
Doktor geldi. Norman çıkacaktı ama elini öyle sıkı tutuyordum ki bırakmadım bırakamadım.
"Hayır lanet olası adam burada kalacaksın yanımda!Ahhh"
"Cecilia bir prensin doğuma girdiği nerede görülmüş".
"Kalacaksın dedim Norman Stanleyyy."
Norman kaldı yanımda o doktora yardım eden diğer kadın ve doktor eşliğinde acı ile doğurmaya çalışıyordum. Doktor kadın sürekli ıkınmamı daha güçlü olmamı söylüyordu ama olmuyordu.
"Ikın hadi biraz daha."
"Yeter. Yapamıyorum."
Acıdan gözlerimden yaşlar akmaya başladı sanki elindeki güçlü bir sopayla biri bütün kemiklerimi kırıyordu. Soluğum kesilmek üzereydi.
"Biraz daha hadi."
"Ahhhhhhh."
Doktor beni motive etmek istercesine.
"Cecılıa sen güçlü bir kızsın bundan fazlasını yapabilirsin ıkınnn."
"Şuan Norman Stanley'ın elini tutmuş tüm gücümle ıkınıyorum sencede fazlası değil mi bu Ahhhhh."
"Cecilia doğum yaparken bile bana laf sokuyorsun"
Derin derin nefes aldım canım yanıyordu
"Çünkü senden nefret ediyorum Norman Stanley.Bu acıyı senin yüzünden çekiyorum. Tanrımmmm. Ahhh hadi oğlum çık artık yeterr."
Erkek gibi hissediyordum ama sadece bir hissiyatı erkek olmanın avantajlarından dolayı değildi bu isteğim... Belki de güç istiyordum bilmiyorum ama kızım olursa da benim gibi olsun teyzeleri gibi alık ve saf olmasına müsaade etmeyeceğim.
"Biraz daha güçlü"
"Bir kez daha biraz daha güçlü dersen doğurmaktan vazgeçip seni öldüreceğim. Ahhh"
"Neden olmuyor her şey yolunda mı?"
Norman sormuştu bunu endişelendiği ben miydim yoksa bebek mi bilmiyorum. Her şey o Gracia şeytanı yüzünden olmuştu. Ona öfkelenmesem kavga olmazdı kavga olmazsa erken doğum başlamazdı.
"Belkide bebeğim senin gibi kalpsiz bir babası olsun istemediğinden çıkmaktan vazgeçmiştir ha?"
"Ceciliaaa!"
"Ahhh Tanrım yarıdm et. Ahhhhh."
NORMAN
Son kez güçlü ıkındığı an bebek çıkmıştı. Cecilia kafasını bakmak için kaldırsada göremeden gözleri kapandı. Cecilia bayılmıştı ve bebek doğmuştu. Doktorun elindeki bebeğe baktım erkekti doğru hissetmişti.
"Tanrım erkek mi?"
"Prensim erkek ama bebek. Bebek ölü doğdu.
Ne demek ölü doğru olmaz olamazdı. Yaşaması gerekirdi
"Ne? Ne saçmalıyorsun sen?"
Cansız küçücük bedeni doktorun elindeydi öylece bakakaldım. Bir çarşafa sardılar bebeği.
"Cecilia nasıl?"
"Bünyesi zayıf düştü ama iyi. Çok kanaması oldu. Birkaç saate açar gözlerini."
Aradan geçen bir saatin ardından kızlarda gelmişti. Onlarda bebeğin cansız bedenini görünce hüsrana uğradılar kimse bunu istemiyordu kimse o bebeğin ölmesini istemiyordu. Cecilia dışında. O hiç istemedi...Cecilia yavaşca gözlerini açtı. Kızlara baktı gülümsedi.
"Bebek doğdu kızlar. Tanrım bana tam bir eziyet çektirdi büyüdüğünde hesabını soracağım ondan"
Kızlar cevap vermedi. Bana döndü.
"Bebeğimi görmek istiyorum."
Cevap vermedim
"Norman Stanley beni duymadın galiba bebeği görmek istiyorum. Erkek mi kız mı oldu? İyi değil mi?"
"Bebek yok Cecilia."
Hafifçe doğruldu yattığı yerden çatık kaşları ile bana baktı.
"Nasıl yok?"
"Öldü."
"Sen kafayımı yedin yırtındım burada resmen bebek doğsun diye doğdu."
"Ölü doğdu ama."
Gözünden bir iki damla yaş aktı.
"Yalancı"
"Cecilia bak."
İttirdi beni. Kızlara döndü.
"Yalan söylüyor. Yalancı işte doğumdan sonra bebeği alacağım demişti kandırıyor beni. Kızlar beni yollamak için yapıyor yaşıyor bebeğim."
"Cecılıa doğruyu söylüyorum neden kandırayım seni."
"Bebeğim ölmedi yalancısın sen. Ölmez beni bırakmaz hiç bırakmaıd onca şeye rağmen.”
Bunu ona göstermeyi hiç istemiyordum ama çarşaftaki cansız bedeni Cecilia'yaya gösterdim.
"O güçlüydü annesi gibi! Her şeye rağmen yaşadı hep yaşadı şimdi ölemez. İntihar ettim, defalarca kanamam oldu merdivenlerden düştüm ama yaşadı şimdi ölemez. Hangi sürtüğün ölü bebeğini getirdiniz."
"Cecilia bu bizim oğlumuz ve öldü. Çok üzgünüm."
"Hayır hayır Tanrım lütfen bu kadarı çok fazla şimdide bebeğimin ölümü mü sınavım? Neden? Herkes beni bırakıp gidiyor. Herkes tarafından terk ediliyorum.”
dedi ve ağlamaya başladı. "Sen yaptın"
"Ne bebeğimizi neden öldüreyim Cecilia?"
"Senin yüzünden erken doğum oldu lanet olsun senden nefret etmek için bir sebep daha Norman Stanley. Gracia için kavga ettin benimle canımı yaktın."
O sıra hizmetkarlardan biri geldi.
"Prensim Isabella'nın sancısı başlamış doğuruyor."
Cecilia'ya ya baktım ağlıyordu. Kızların yanına gittim onunla ilgilenmelerini söyledim. Belki Cecilia'ya yaptıpım gibi doğururken elini tutmayacaktım kapıda bekleyecektim ama gitmem gerekti.
CECİLİA
Bebeğim yoktu. Gitti lanet herifin umurunda olmadı Isabella'nın yanına koştu. Oğlum öldü. Ağlıyordum. Kızlar baş ucumda beni teseli etmeye çalışıyordu.
Monica teselli verdiğini sanarak.
"Zaten istemiyordun ki."
"Ne saçmalıyorsun. William ile kaçtığımda bile vazgeçmedim bebekten yaşaması gerekti. Bebeğim Tanrım nedeeennnnnn?"
Yattığım yerden kalamayacak kadar canım yanıyordu. Onun odasında onun yatağında bebeğimi kaybettim bu kez de. Aradan bir iki saat geçti. Doktor yanımdaydı.
"Isabella onun bebeği doğdu mu?"
"Dünyaya bir erkek bebek getirdi. Oğlu olarak kabul edecek prens vaftiz töreni yapılacak 1 hafta sonra"
"Lanet olası kaltak."
"Senin odan hazırlanıyor. Üst kata kalacaksın yine önceden Maria Prensesin kaldığı oda"
"Neden odam değiştiriliyor."
"Prens öyle istedi."
Lanet herif. Bebek yok Cecilia postalanır zaten. Nefret ediyordum onun yüzünü görmeye tahammülüm yoktu tam isabet olmuş. Kızlar koluma girdi. Odaya geldim. Resmen kullanılmış gibiyim. Aylarca o odadayken bebek ölü doğdu diye bu odaya postalandım ha süper. Yatağa yattım halen ağlıyordum.
Narissa saçlarımı okşadı.
"Cecilia kendini yıpratma ne olur."
"Kahretsin ya. Ben daha ne kadar acı çekeceğim Narissa daha neleri kimleri kaybedeceğim? Baksana oğlum bile beni istemedi.”
Odanın kapısı çalındı o sıra ve sonra kapı açıldı. Norman gelmiş.
"Nasılsın? Rahat mısın? Bu odayı seveceğini düşündüm..."
"Git Norman Defol. Bir şey düşünme sen."
"Cecilia hassassın. Ona göre davran yorma kendini."
"Ben bebeğime cenaze töreni istiyorum"
"Tamam yaparız."
"Yarın olacak."
"Tamam sus dinlen sen istediklerin yapılacak. Yorma kendini."
"Bebeğim öldü benim bebeğim. Sus diyorsun, ne kadar zalimsin. Babam öldü susmamı istediniz, annem öldü susmamı istediniz gözümün önünde William öldü susmamı istediniz şimdi bebeğim öldü yine sus diyorsun. Yeter! Susamıyorum anladın mı? Mahvoldum ben 18 yıllık hayatım bana son bir senedir cehennem oldu. Sevdiğim herkesi kaybettim Norman Stanley. Senin yüzünden benden aldıkların yetmezmiş gibi bebeğim gitti şimdi de. Yeter artık yeter."
"Onu ben öldürmedim onun yaşamasını senden bile çok istedim."
"Ben istemedim öyle mi? Ben ölü doğmasını mı istedim?"
"Cecilia yapılacak bir şey yoktu bebek ölü doğdu. Tanrı'nın işine karışamayız."
"İyi şimdi diğer bebeğinin vaftiz törenine katıl sen. Sen bebeğimi öldürdün o sürtük köle yüzünden boğazıma yapıştın korktum ve o anda doğum başladı. Bir köleden olan bebeği kabul ediyor olman ise. Bravo…”
"Bebek senin ne zaman bu kadar umurunda oldu?"
"Baştan beri."
Güldü dalga geçer gibi güldü.
"O yüzden mi ölmek istedin? O yüzden mi kanaman olduğunda söylemedin?"
"Baştan beri sana ait olduğum için ölmek istedim. Bana dokunduğun için. Bebekten nefret etseydim eğer William'ın yanındayken onunla sevişirken bebeği öldürmek isterdim."
Yüzümü elleri arasına alıp sıktı.
"Eğer bir daha William ile yaşadıklarına dair cümle kurarsan sonun kötü olur."
"Neden William ile seviştiğimi ona aşk sözleri söylediğimi duymak delirtti mi seni?"
"Kendi kuyunu kazıyorsun küçük ahmak." dedi ve odadan çıktı.
O gitti ben hırsımdan, öfkemden, acımdan ağladım. Tanrım ben nasıl bir günah işlemiş olabilirim ki karşılığında böyle bir ceza çekiyordum. Ben bebeğimi de kaybedecek kadar ne yapmıştım ki? Daha ne kadar kayıp verecektim ben? Yüreğim daha ne kadar sızlayacaktı? Aldığı nefes insana ızdırap gelir miydi? Benim her nefes alışım büyük bir acıya dönüşüyordu. Kızlar başımdan ayrılmadı zorlada olsa biraz çorba içtim sonra Narissa saçlarımı okşadı ve öylece uykuya daldım
Ertesi sabah büyük bir acıyla ve gerçek olmamasını umduğum gerçekliğe açtım gözlerimi. Grandüşeslerden biri geldi cenaze töreni için çağırdı. Siyahlara bürünmüştüm. Giydiğim siyah elbisem yüzümü örttüğüm siyah tülüm ile kendi yasımı ilan etmiştim. Verdiğim bunca kayıplar içinde en azından birinin cenazesini yapabilme hakkım olmuştu. Oğlumun. Acıdan beynim uyumuş sanki kayıp vermeye alışmıştım. Ne kadar daha üzgün olabilirimin boyutu her geçen gün şekil değiştirerek karşıma çıkıyordu. Bugün en kötü günlerden biriydi yine. Benim için yastı.
Avluya indim. Bebek Norman'ın kucağındaydı. Gözyaşlarıma engel olamadım. Kral ve Kraliçede ordaydı. Norman'a doğru yürüdüm ve bebeği kucağıma aldım. Cansız bedeni ile kucağımdaydı bebek. Derin bir nefes aldım. Öptüm ve geri verdim kazılmış minicik çukura gömüldü. Dua ettim oğluma Papa'da ona dua etti ve Cennette beni beklediğini söyledi. Hiç kirlenmeden ve dünyanın pisliğine bulaşmadan Tanrı'nın huzuruna kavuştuğu için mutlu olmam gerektiğini söyledi. Tören bitti ben acı içindeydim. Oğlum ölmüştü benim bebeğim bu dünyaya gözlerini açıp tek nefes alamadan ölmüştü. Kızlar kollarımdan tuttu ve odama götürdüler.
Aradan geçen bir haftanın ardından Norman ile neredeyse hiç görüşmedik konuşmadık. Odamdan çıkmıyor ve sadece ağlıyordum. Yasımı tutuyor ve acının en dayanılmaz hallerini hissediyordum. Kabuslar görüyordum çok gerçekçi ve acı dolu kabuslar. Annem, babam, William ve bebeğim devamlı onlar giriyordu rüyama. Sürekli acı içinde açıyordum gözlerimi.
Isabelle'nın oğlu için tören yapılacaktı. Hala Norman'ın eş olarak onu seçme ve oğlunun soylu olacağı umuduna tutunuyordu zavallı. Vaftiz töreni olacaktı hepimiz avluda toplandık. Küçük havuzun başında Kral ve kucağında bebek vardı. Bebeği iyice kavradı yüzüne hac işareti çizdi ve suya daldırıp çıkardı.
"Yüce İsa adına hayırlı bir evlat olur umarım. Adı ne olacak?"
Norman gülümsedi.
"Antonio."
"Antonio hayırlı bir evlat olmanı diliyorum. Ülken için bilgin bir adam olman ve İsa'ya Tanrı'ya yakışır bir insan olmalı. Ömrün boyunca günahlarından arınmış olarak kal. Vaftiz annesi ve babası Leanardo ve Maria."
Bebeği onlarda kucağına aldı. Arkamı döndüm onlara bakmıyordum benim bebeğim öleli 1 hafta olmuş şunların yaptığına bak. Onların mutluluğu beni mahvediyordu.
Törenden sonra herkes içkilerini yudumluyordu. Norman yine Gracia ile konuşuyordu. Nefret ediyorum bu ucube köleden. Adeta en yakıcı ateşlere benziyordu. Kızıl saçları buz gibi beyaz teni ve güzelliği ondan daha fazla nefret etmeme sebep oluyordu.
Nefret ediyordum buradan. Elime bir kadeh aldım ve şarap içtim. Tanrım buraya geldiğimden beri hiç içmedim galiba. Hiç delicesine içip sarhoş olmadım. Babamın düzenlediği törenlerde hep göz kamaştırıcı olurdum içkimi yudumlarken prensler benimle dans etmek isterdi bense tek birine hayranlıkla bakardım. William. Canım sevgilim, nişanlım… Henry geldi yanıma
Reverans yaptım
"Nasılsın Cecilia?"
"Üzgün."
"Kötü şeyler yaşadın üst üste"
"Bu saray bana felaket getirdi."
"Monica aşkı buldu, Narissa hamile ve mutlu 1 yıl oldu halen sen mutsuzsun Cecilia. Hayatına bakman gerek bakmazsan tüm ömrün sana eziyet ve yük olur."
Cevap vermedim. Haklıydı aslında kendime işkenceden başka bir şey yapmıyordum.
"Yarın büyük bir tören olacak. İmparatorluktan Prensler gelecek. Venedik başta olmak üzere. Eminim yarınki törende biraz eğlenirsin kafan dağılır. Dans edersin?"
"Umarım" dedim. Reverans yaptım ve uzaklaştım.
Odama geldim. Canım yanıyordu. O çocuk yaşıyorken benimki ölmüştü. Benim evladımın ne günahı vardı? Tek suçu benim yavrum mu olmasıydı? Hizmetkarlardan biri geldi.
"Ne var?"
"Belki bilmek istersin diye düşündüm."
"Neyi?"
"Prens Norman Gracia'yayı bugün odasına çağırmış. Gracia prense ait olacak."
Başta sadece sustum. Ne diyebilirm ki. Banane. Zaten aylardır o kıza dokunmamış olmasına şaşmak lazımdı. Benden uzak olsun istediği kadar kadın çağırsın.
"Banane."
"Isabella duyunca küplere bindi düşündüm ki sende."
"O zalim umurumda değil benim kimi yatağına alırsa alsın. Isabella istediği kadar harap edebilir kendini ben umursamıyorum."
"Peki sadece haberin olsun istedim."
Odadan çıktı sürtük Gracia köle! Bebeğim onun yüzünden öldü o şimdi o kızla sevişecek, daha bir hafta önce cenazesi oldu bebeğimin Norman Stanley acılar içinde ölürsün umarım. O kızı hiç sevmiyorum. Norman'da midemi bulandırıyor. Zaten tıkılıp kaldım bu odada. İstemiyorum burayı. Yatağa yattım. Gözlerimi tavana diktim. Kapı çaldı.
"Gir."
Gözlerimi kapıya diktim. Norman. Reverans yapmadım bile sinirlendi ama tek kelime etmedi
"Törenden erken ayrılmışın?"
"Yorgunum dinlenmem gerek. Beni alakadar eden bir tören değildi zaten."
"Tamam dinlen sen. Bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Sıkıldım. Buradan. Bu odadan"
"Ne yapmamı istiyorsun en iyi odalardan biridir bu."
"Ama ben sevmedim."
"Cecilia seçme lüksünün olmadığının farkındasın değil mi? Daha önce bir prensese ait odayı verdim sana senin için zaten kural ve kaideleri yok sayıyorum daha ne yapabilirim?”
"Evet ama..."
"Konu kapanmıştır."
"Pardon prensim sizde haklısınız. Artık size ait bir çocukta taşımıyorum eski önemsiz Cecilia'yayım. Canımın da bir değeri yok siz benimle meşgul olmayın. Gece için Gracia sizi bekler."
"Ne dedin sen?"
"Gracia diyorum şu köle kız. Göz bebeğiniz gibi değer verdiğiniz. Onun yüzünden erken doğum yaptığım kız. Bir hafta önce bebeğimizin cenazesi olup sonrasında sevişeceğiniz kız."
Bana doğru yürümeye başladı. Bende geri adım attım. Tam duvara yapıştım. Oda yanıma geldi.
"Cecilia" dedi kulağıma eğilerek.
Saçlarıma dokundu. Kendimi geri çekmeye çalıştım.
"Güzelsin. Göz kamaştırıyosun ve oldukça zekisin ama oyunun kurallarını hiç bilmiyorsun"
"Ne oyunu ne kuralı?"
"Ben prensim Cecilia ve dilediğime dilediğim gibi davranırım."
"Tabiki."
"Ve görüyorum ki sen yavaş yavaş o köle kızın bile yerinde olmak istiyorsun. Farkında değilsin ama tahammül edemiyorsun benimle olmasına.”
"Hayır ben..."
Lafı bitirmeme izin bile vermedi belimden tuttu ve kendine yapıştırarak dudaklarımı öptü. Tepkisizdim. Kendimi geri çektim. Öylece gözlerinin içine bakakaldım. Ne yaptı şimdi bu? Neden yaptı bunu?
"Bana dokunma sakın!"
"Kimi istersem benim kadınım olur bunu biliyorsun."
Kafa salladım
"Kafanı sakın ufak tefek şeyler için yorma Cecilia" dedi ve gitti.
Neler oluyor? Ne yaptığını sanıyor bu? Ben artık ona ait olmayacaktım ben artık onun kadını olmayacaktım ve asla ona ait bir çocuk olmayacaktı içimde. Artık ben bu sarayda çürümeye mahkum bir köleydim sadece ve bunu hiçbir şey değiştiremezdi. Ertesi gün uyanır uyanmaz çıktım odadan. Canım sıkılıyordu ve kızların avlusuna gittim. Kızlarla konuşuyorduk ki. Gracia geldi. Yüzünde mutluluk vardı.
"Hey Gracia gece nasıldı. Prens nasıldı?"
"İkisi de harikaydı. Tanrım hiç bitmesin istedim."
Kızın yüzüne bakıyordum. Budala. Bana baktı.
"Ah siz Cecilia."
"Evet"
"Nasıl oldunuz?"
"İyiyim sağol"
"Bebek için çok üzüldüm.
Cevap vermedim. Eminim üzgündür o gün o odada olmasaydı bugün oğlum sağlıklı doğardı yaşardı ama hepsi onun suçuydu. Diğer kızların yanına gidip kalan ayrıntıları anlatırken yanıma kızlardan birisi geldi.
"Prens Norman'a aşık olsan sanırım bu saraydaki kızları gebertirdin."
"Ah evet aşık olsaydım öyle olurdu ama değilim. Umurumda değil kiminle olduğu."
"Prens seninle ilgileniyor ve umurunda değil."
"Çünkü ben zaten prensesim beni kaçırdılar sahip olduğum şeyler daha iyisiydi bana verecekleri şeylerle yetinmem. Ben kimsenin kölesi olmadım zaten harika olanaklara sahiptim ama burası onları kazanmak için prensin kölesi olmamı gerektiriyor. Zorunluluktan bir çok şeyi yaptım ama asla umurumda değil prens."
Yerimden kalktım
"Neyse akşam görüşürüz" dedim ve ayrıldım yanlarından.
Odama gittim ve oturmaya başladım. Gece bir parti olacaktı ve ben güzel olmalıydım. Kendimi iyi hissetmek istiyordum. Bir sürü güzel elbise arasında bir tanesini seçtim. Gece için hazırlık başlamıştı Büyük salonda yavaş yavaş toplaşmıştık. Narissa yanıma geldi.
"Nasılsın?"
Narissa yüzünü buruşturarak.
"Bulantılarım devam ediyor. Monica'yı gördün mü?"
"Henry'nin yanında."
"Tamam canım"
Prensler yavaş yavaş gelmişti. Her ülkenin prensi. Benimse görmeyi istediğim tek prens William'dı bird aha asla göremeyeceğim prensti. Huzur veren yüzüyle bir daha asla onunla olamayacağımın acısını bilmek. Annem, babam, William ve oğlum her geçen gün kayıplarım artıyodu işte. Elime bir kadeh aldım ve şarabı yudumladım. Arkadan biri seslendi.
"Cecilia."
Dönüp baktım. Şaşırmıştım. Gözlerim kocaman oldu. Bu sarayda tanıdık bir yüz görmek... Eskilerden soylu olduğum dönemlerden.
"Leo"
"Aman Tanrım sensin."
Reverans yaptım. Gülümsedim
“Kral Ares ile mi katıldın davete. Neredeler. Onları görmeyi çok isterim. Kız kardeşlerin nerede? İskoçya'ya saldırı olduğunu duymuştuk ama sonrasında yeniden bir haber alamadık."
O sıra Norman bize doğru geldi
"Şey"
Norman yanı başıma geldi.
"Neler oluyor?"
Leo ve Norman selamlaştılar.
"Katchin İmparatorluğunun katılacağını bilmiyordum hiç. Kral Ares yakın dostumuzdur. Yani bir zamanlar öyleydi uzun zamandır bir bağlantımız olmadı ama. Ulaklar ulaşmadı onlara saldırı olduğunu duyduk ama.”
Norman öfkeli bir tavırla.
"Cecilia'yayı nerden tanıyorsun?"
"Ah Venedik'e gelmişti Cecilia. Birlikte İtalyanca dersleri almıştık ben yardım ediyordum ona İtalyanca öğrenmesinde. Cecilia Venedik aşığı bir prensestir Venedik'te sarayımızda kaldı 1 ay sonra ülkesine geri döndü. Nişanlısı için. Uzun zamandır imparatorluklarımız arasında bir iletişim sağlayamadık ama babalarımız birbirini severler."
Tanrım ne kadar çok konuştu bu.
"Sahi William nerede?"
Gözlerim doldu. Yoktu olmayacaktı. O öldü o benim yüzümden öldü Leo.
"O öldü."
"Ne. Affedersin çok üzgünüm nasıl oldu?"
Stanleyler yaptı gözümün önünde acımadan katledildi.
"Leo..."
"Leo Cecilia ve kardeşleri artık bizim imparatorluğumuzda. Annesi ve babası öldü. William'da öldü. Katchin İmparatorluğu artık Stanleyler'e ait. Uzun zamandır haber almadığınız için bilgin yok sanırım ya da Kral baban eminim biliyordur sana söylemeye lüzum görmemiştir.”
Leo gözlerime baktı. Bir damla yaş aktı o an. Ne kadar kolaydı bunları söylemek. Norman Gracia'yı gördü ve izin isteyerek onun yanına gitti. Leo ile şarap içiyorduk
"İmparatorluğunuzun yıkılmasına şaşırdım"
"Maalesef"
"Esir misiniz?"
"Prenses dışında her şeyiz. Gerçi ilk zamanlar daha kötü muamele vardı."
"Çok üzüldüm"
"Sen beni boşver anlat bakalım İmparatorluk nasıl gidiyor? Kral baban nasıl."
"İmparatorluklarla görüşmeler yapıyoruz. Stanleyler böyle bir davetin olduğunu söyleyince gelmek istedik. Venedik’e gelmişlerdi yakın zamanda o zaman görüştük.Nasıl olurda Katchin İmparatorluguna olanları duymam..."
O sıra dans müziği çaldı. Leo elini uzattı
"Ne. Tanrım 1 yıldır dans etmiyorum. Şuan kendimi buraya bile ait hissetmiyorum."
"Hadi ama sen prensessin zarafet senin kanlarında var."
Gülümsedim. Haklıydı vardı değil mi? Birlikte dans etmeye başladık.
"Cecilia kendini kasma sen böyle davetler için yaratılmışın unuttun mu? Venedik’te o büyük partideki dansımız ne hoştu."
"Prenseslikten uzağım burada."
Leo beni sıkıca kavradı. Evet iyi hissediyordum bir prenses gibi. Yapabilirim ben bunu.
"Venedik’te maskeli baloyu hatırlıyor musun?"
"Ah evet" dedim ve kıkırdadım
"Sanırım o gün gerçekten çok sarhoş olmuştun ve gece boyunca saçmaladın ertesi sabah bir prensese yakışmayan şeyler yaptım diyerek ağlamıştın."
Gülümsedim. Babam beni ceza olarak göndemrişti asiydim ve ele avuca sığmadığımı söyleyip kızmıştı. Nişanlanmayı istemeyeince Venedik'e gittim William'I bilmiyordum ve onunla nişanlanmayı başta istememiştim.
Leo ile laflarken Norman geldi
"Biraz Müsaade eder misin Leo?"
Leo gülümsedi ve gitti. Norman belimden kavradı. Elimi tuttu. Tam geri çekilecektim daha sıkı tuttu
"Hayır dans edeceğiz"
"İstemiyorum"
"Benimle dans edeceksin Cecilia"
Dans ediyorduk. Zorlamasıyla!
"Arkadaşınla muhabbet iyi sardı."
"Evet uzun zamandır prenses olduğumu hissetmemiştim."
"Öyle mi Leo mu hissettirdi sana?"
"Evet. Yakın arkadaşımdır Leo."
"Gülümseyişinden belliydi"
"Evet uzun zamandır bu kadar içtende gülümsemedim."
"Arkadaşını sevdiysen burada kalsın istersen."
"Dalga geçme benimle"
"Hayır Leo zaten Venedik'ten buraya bir süre misafir olmak için geldi."
Burada kalacak mıydı? İyi bir şey miydi? Belki kötüdür ben artık kendim için ne iyi ne kötü ayırt edemiyorum.
"Ne güzel"
"Cecilia"
"Efendim"
"Leo onunla aranda bir şey oldu mu.? Duygusal ya da fiziksel manada yakınlaşma.? Anlık bir öpücük. Herhangi bir şey?"
Vücuduma alev topu atıldı sanki kafamı salladım.
"Hayır. Asla o sadece benim arkadaşım."
"Aksi bir şey var ve bana söylemiyorsan üzülen sen olursun bunu biliyorsun değil mi?"
"William mı öldürdüğüm gibi öldürürüm diyorsun yani?"
"Ne anladıysan..."
"Leo ile sadece arkadaşım. Aramızda kastettiğin tarzda hiçbir şey olmadı. Olamaz. Ona sakın zarar vermeye kalkma."
"Aferin benim Cecilia'ma" dedi beni kendi etrafımda döndürdü ve yüzüme bir öpücük kondurdu, dansı bitirdi.