12.Bölüm

2071 Words
Bana doğru bir adım attı. "Ne yapıyorsun koşuşturuyorsun? Atın ilerideydi." "Yok ben korktum ondan. Biraz ormanın içini yürüyerek keşfetmek istedim." "Neden korktun?" "Kurt." "Ne?" "Kurt var sandım koştum biraz. Kurt uluması duydum." Elimi tuttu. "Korkma endişelenecek bir şey yok. Bende seni merak ettim." Gülümsedi. Yüzüme dokundu. "Sana güvenebilceğimi biliyordum Cecilia." "Ne?" "Kaçma girişiminde filan bulunmadın işte." "Şu mesele." "Evet o mesele. Evet henüz erkendi o girişimde de bulunacaktık elbette doğru yer ve zaman olduğunda kaçıp gidecektim buradan. "Gitsek iyi olur sıkıldım." "Tamam" Norman'da atını benimkinin yanına koymuş birlikte atlarımıza binip sarayın yolunu tuttuk. Çok uzakta değildik zaten. Hala içimde ormanda yaşananların duygu karmaşası vardı. Norman ile saraya girdik. MONİCA Henry'nin odasının önüne geldim. Muhafızlar beni içeri aldı. Henry yatağında yeni uyanmış duruyordu beni görünce şaşırdı. "Monica." Gülümsedim. "Günaydın" "Günaydın" dedi yanıma yaklaşıp belimden tuttu ve kendine çekti ve dudağıma öpücük kondurdu. Bense her kıskanç kadın gibi direkt olaya giriş yaptım. Ben çocukken de paylaşmayı sevmezdim. Benim olan benimdi neden bir başkasına vereyim ki? "Henry dün o kız kitli kalmasaydı onunla birlikte olacak mıydın?" Henry gülümsedi. Alnıma öpücük kondurdu. "Sen bunları düşünme tatlım. Yaran nasıl iyi misin?" "Düşünürüm, istemiyorum Henry başka kadın olmayacak." Bana baktı. Gülümsedi. "Henry seni seviyorum." "Bende seni seviyorum canım." Yüzüne dokundum. "O halde söylemek istediğimi net şekilde anladın değil mi? Başka kadın olmayacak şimdi ya da sonrası için." Yüzüme dokundu hafifçe eğildi ve öpücük kondurdu dudaklarıma. NORMAN Odaya geldiğimizde Cecilia tuhaf gözüküyordu. Tedirgin gibi, korkuyor gibi tuhaftı. Yatağa yattı gözlerini tavana dikti ve sırıtmaya başladı. Aklından ne geçiyordu kim bilir? İlk kez gülümsüyordu bu odada onu gülümserken görmedim. "Ben açıktım." "Ne?" Cecilia bana baktı gülümsemesi devam ediyordu. "Duymadın mı? Açıktım dedim." "Tamam hemen hazırlatıyorum." Hizmetkarlardan birine emir verdim. Yarım saat sonra yemek geldi Cecilia hemen masanın başına geçti, büyük iştahla yiyordu. Şaşırdım hiç böyle değildi neredeyse hiç yemiyordu bana zorluk çıkarıyordu. Hamilelik durumu iştahını açtı galiba. "Tanrım tatlı muhteşem." Gülümsedim. "Ormanda bir hayli yoruldun sanırım. İştahın açılmış." "Ne. Ne demek istiyorsun?" "Yürüyüşe çıktın, at bindin yoruldun demek istedim." "Ah evet öyle." “Ağrın yok değil mi?” “İyiyim yok.” İştahla önündeki tüm yemekleri yedi geldiğinden beri ilk kez böyle yediğine yemin edebilirim. Yemeğini yedikten sonra yıkanmaya gitti. Bugün bu kızda bir tuhaflık vardı Yarım saat sonra geri geldi odaya. Onu izliyordum bu aralar sergilediği hal ve hareketleri. Neşeli gibiydi anormal derecede iyi ve aksilik yapmıyor. Kapı çaldı o esnada "Gel." İçeriye mimar Albert geldi. Konuşulacak şeylerleler alakalı ben çağırmıştım. "Hoş geldiniz." Önümde eğildi. Hoş bulduk. Cecilia bize doğru geldi gülümsedi ve "Hoşgeldiniz." dedi. Kafamı kaldırıp ona baktım ne oluyordu şimdi buna? "Hoşbulduk Prensesim." Cecilia gülümsedi daha çok güldü. Neye gülüyordu bu? Neden bu adama gülüyordu? Öfkeyle yüzüne baktım Cecilia sinirlendiğimi fark ettiği an açıklama yapmak için bana döndü. "Ah ben şeye gülümsedim prenses sözünü duymayalı çok uzun zaman oldu." "Tamam sen kızların yanına gidebilirsin bizde Albert ile konuşalım" "Kalmak istiyorum." "Cecilia." "Bu sarayda yaşıyorum ve bu odada bırakta Birkaç fikir vereyim." Kafa salladım madem eğlence istiyordu öyle olsun. "Peki tamam." NARİSSA Bahçedeydim. Monica biricik Henry'si ileydi Cecilia ne haltlar karıştırıyor bilmiyorum. Bense tek kaldım. Arkadan biri dokundu döndüm "Prensim” dedim ve reverans yaprtım Darly yüzüme parmak ucuyla dokundu. "Yalnızsın." "Evet kızlar yok." "Tek başına bahçede sıkılıyor olmalısın." "Evet işlerin çok iyi gittiği söylenemez. Kardeşlerimin hepsi başka uğraşlar peşinde benimse pek arkadaşım yok." "Bahçede kendime yemek hazırlatıyordum eşlik et bana hadi." "Şey bu uygun olur mu lordum sonuçta bir köleyim ben öyle söylüyordunuz." Gülümsedi "Ben artık öyle görmüyorum. Hadi." Gülümsedim birlikte bahçede hazırlanan yere oturduk. Yemeğe başladık. Artık öyle görmüyormuş çok yakında hiçbir şey göremeyeceksin sen dur bakalım. "Sanatla aran nasıl?" "Çok iyi çok severim." "Resimlerini beğendiğin biri var mı?" "Bence Edouard Manet çok iyi bir ressam resimlerinde modern dokunuşlar yansıyor ve çizgilerinde anlatmak istediğini çok keskin bir şekilde anlatıyor. Çizimlerinden biri vardı sarayımızda birde anneme hediye olarak alınan şatonun dokunuşlarında Manet imzası vardı. Manet oldukça sevilen birisi.” "Manet'in eserlerini bende çok severim özellikle Kırda Öğle Yemeği adlı eseri yeni ressamlarında esin kaynağı diye düşünüyorum." Gülümsedim "Bencede." diye karşılık verdim. İki arkadaş gibi sanattan konuşup sohbet ettik. Bir köleymişim gibi değilde gerçekten bir prenses mişim gibi dinledi beni. Iyi hissettirdi bu uzun zaman sonar gerçekten iyi hissettim. NORMAN "Odamda duvar rengi ve deseni değişsin istiyorum" "Tabi nasıl istersiniz prensim?" "Bence süt kahvesi olsun." "Neden?" "Hoş bir renk açık renkler yatak odalarında her zaman iç açıcı bir görünüm sağlar. Kraliyet evlerinde en sık tercih edilen renktir." "Haklısınız leydim." Gülümsedim William'a sabaha kadar konuşsan bende dinlesem keşke. "Peki öyle olsun. Duvar desenleri için fikrin var mı?" "Edward Burne'nın eserlerinde kullandığı desenler çok iyi aynı zamanda antik çağ izlenimlerini taşıyor ve bir sarayda antik çağ esintilerini bulunduran desenler her zaman ayrı hava katar." "Bunları nereden biliyorsun?" Ve o bir an unuttuğum gerçeği yüzüme vurmayı es geçmedi. "Ben bir prensesim hatırladın mı bilmiyorum ama en iyi şekilde yetiştirildik biz her açıdan. Tutsak aldığınız İskoçya Prensesi Cecilia Katchin." "Aklımdan çıkmış sağol her defasında hatırlatıyorsun. Bu kulakların en çok duyduğu cümle ben Cecilia Katchin İskoçya prensesi…” O sıra kapı çaldı muhafızlar girdi "Prensim dediğiniz gibi İskoçya'ya gittik. Katchin Sarayına gidilmiş. Kral ve Kraliçenin cesetleri yokmuş." Cecilia'ya baktım oda bana bakıyordu. Ne demek yoktu. Ailesi için bir tören yapacaktım ona. "Nasıl yok?" "Prensim halktan kişilerle konuştuk Prens William gelmiş saraya girmiş bir sürü adamı varmış yanında. Halkı sorgulamış Prenseslerin ölüp ölmediğini özellikle Cecilia'nın halktan birine mi sığındığını araştırmış." "Eee?" "Prens Darly gittiğinde yanında götürdüğü diğer tutsak kız halktan birine Stanleyler tarafından tutsak tutulduğunu söylemiş. William prensesleri aramak için yola koyulmuş." Kahkaha attım. Cecilia anlamsızca yüzüme baktı. "Neden gülüyorsun?" "Seni bulabileceğini sanması komik değil mi? Bu saraya girip seni benden alabileceğini mi sanıyor?" "Komik değil. William isterse her şeyi yapar." "Tabi". Muhafızlara döndüm"Sarayına gidin." "Ne. Neden niye gidiyorsun sarayına?" "Karışma Cecilia" "Sarayında yokmuş prensim askerlerine Cecilia'yayı bulmaya gideceğini söylemiş." "Bulursa tabi." Cecilia'ya döndüm "Bak sevgili nişanlın seni her yerde arıyor. Hamile olduğunu duysa ne yapar acaba?" "O,o kadar iyi kalpli ki emin ol bilmiş olsa sadece onu sevmemi isterdi ve sorun çıkartmazdı ve William beni seviyor bende onu eninde sonunda kavuşacağız." "Boş hayaller bunlar Cecilia artık çıkışın yok!" Kararlıydım. Cecilia onu asla kaybetmeyecektim onu almaya çalışanın bende canını alacaktım. O artık benimdi. CECİLİA William gitmişti. Norman onun bizi aradığını duyduğundan beri çok gergindi. Korkmuştu sanki. Burnunun dibindeydi ama William daha güçlüydü. "William senin burada olduğunu biliyorsa gelir mi?" "Ne?" "Senin için gelir mi diyorum?" "Şey bilmiyorum gelir beni senden kurtarmanın her yolunu dener." "İyi buyursun gelsin." "Onu öldüremezsin değil mi? Onu da öldürürsen..." "Öldürürüm." "Lanet herif. Sevdiğim ne varsa yok etmeye ant içtin değil mi?" "Senin yok olmaman için yok etmek zorundayım." "Bana karşı bir ilgin mi var?" Gülümsedi. "Sence yeterince belli değil mi?" "Kafayı mı yedin? Senden ne kadar nefret ettiğimi biliyorsun değil mi? Aynı zamanda imkan bulsam saniyesinde seni öldürürüm. Canının hiç mi kıymeti yok?" "Zoru severim." "Sen ölümü seviyorsun bence. Senden hep nefret edeceğim Norman Stanley barbar bir katil olduğun gerçeği hiç değişmeyecek. Nefretim hep taze kalacak. Tanrı’ya her gün seni ve aileni şikayet edeceğim.” Cevap vermedi bana duymazdan gelip masasında kitap okumaya devam etti. Yatağa yattım. Bana ilgi duyuyormuş aptal koca bir aptaldı. Ben onun asla aşık olmaması gereken biriydim ben onun eceli olmaya yemin etmiş kadınım. Elime güç geçtiği anda Fransa’yı tepelerine yıkıp şehiri yerle bir edecektim. Annesini babasını gözlerinin önünde öldürecektim Korkuyordum bir yandan da eğer bir şey ters giderse ve William'a zarar gelirse diye. Onu da kaybedemem eğer ona da bir şey yaparlarsa bu kez Stanleyler kendi ipini çekmiş olur. Ertesi gün gözleri açtığımda Norman halen uyuyordu sessizce kalktım. Üzerime bir şeyler geçirdim. Kapıya yöneldim kapıyı açtım. Muhafızlar kapıdaydı. Hızla merdivenlerden aşağı indim ve William'ın odasına gittim. Uyuyordu yanına gittim yüzüne dokundum sonra öpücük kondurdum. Gözlerini açtı. "Günaydın sevgilim" "Günaydın günışığım." Dudağına öpücük kondurdum "Ne zaman gideceğiz? Dün senin harekete geçtiğin bilgisini aldı elimizi çabuk tutmamız gerek." "Yarın yarın gidiyoruz hayatım." "Başaracağız değil mi? Yakalanırsak seni riske atamam." "Evet. Yarın akşam herkes uyuduktan sonra kızlarla birlikte avluya inin. Size grandüşeslerin kıyafetlerinden birini ayarladım onu giyinin sonra bahçeye çıkın arka bahçede ormana giden yolda at arabası bekliyor olacak hemen ona binin." Gözümden yaş aktı William akan yaşı sildi. "Ne oldu?" "Bebek o ne olacak." "Ölmesini mi istiyorsun?" "Bilmem yani ne yapacağıma karar vermedim." "Bunu düşünme kaçmaya odaklan kızlara da haber ver" Kızlar... Gelecek kızlar yoktu sadece Narissa vardı aptal Monica bu sarayda o katiller ile yaşamayı tercih etti. Nasıl böyle pervasız anlamış değilim. "Monica gelmeyecek." "Ne. Neden? "Henry'e aşık benim gibi oda aşkını seçiyormuş. Ailemizin katiliyle olmayı istiyor." "Burada nasıl kalır? Sizden sonra yaşatmazlar onu. İkna et." "Zorlayamam onu. Narissa ve ben geleceğim. Kendisi bilir tercihini yaptı." William bana sarıldı. "Çok dikkatli ol sevgilim lütfen." "Tamam" Yeniden öpücük kondurdum ve hızlıca kimseye görünmeden çıktım odasından. Narissa'ın yanına gittim. Beni görünce yanıma geldi hemen. "Ne oldu?" "Yarın akşam kaçıyoruz arka bahçeden ormana giden yolda at arabası bekleyecek." "Tamam bir aksilik çıkmaz değil mi?" "Çıkmayacak. Sonunda kurtuluyoruz." "Tanrı'ya şükür. Bu günler için hep dua ettim Tanrım sesimizi duydu sonunda." Kafa salladım. Sarıldık birbirimize. Monica'da geldi odaya "Neler oluyor?" Narissa son bir çırpınış ile. "Biz yarın gidiyoruz akşam eğer kararın değiştiyse sende gel. Gidelim. Burada onlarla bizsiz yapamazsın." "Gelmeyeceğim ben burada kalmak istiyorum. Sizde gitmeyin yaşatmazlar yakalanırsanız ölürsünüz. William’a yazık olur size yazık olur o kadar kolay değil. Hamilesin Cecilia. Kral ağzı ile söyledi bebeği kraliyete alacağını. Bunu kabul etmezler." Narissa öfkelendi. "Sen burada yaşayacak mısın aptal? Özgürlüğün varken elinde onun kölesi olmayı mı tercih ediyorsun? Seni çöp gibi kullanıp kenara atacak. Ne olacak sanıyorsun sen. Geleceğin kraliçesi mi? "O beni seviyor. İnanmanız güç olabilir ama mutlu olacağıma eminim." Narissa içinden "Aptal." Diye mırıldandı. Bana baktı Monica gözleri dolu dolu. Öfkelenmek istesemde olmaz o benim kardeşim, ikizim, aynı anda büyüdük biz onunla... Elini tuttum. "Tamam sen nasıl istersen biz seni çok seviyoruz her şeye rağmen canımızsın bizi tercih etmesen de mutlu olacağın yol buysa bu yoldan devam et. Tanrı'ya hep dua edeceğim kaderlerimiz bir gün yeniden keşişsin diye." dedim sarıldım Narissa'da sarıldı üçümüz sıkı sıkı sarıldık birbirmize. "Çok iyi saklanın sakın yakalanmayın. Umarım başarırsınız." "Umarım Monica." O gün veda edercesine tüm günü birlikte geçirdik. Monica'nın saçlarını ördü Narissa. Dizlerime yattı benim konuştuk, güldük belki son kez birlikte yan yanaydık. Akşam uyku vaktinde odaya çıktığımda Norman yoktu ben hemen kendimi yatağa atıp yarının hemen olması dileğiyle gözlerimi kapadım. Bu saraydaki son gecemdi. Buradan, bu odadan ve o barbardan kurtuluyordum. Ertesi gün sabah uyanır uyanmaz bir şeyler atıştırıp bahçede kızlarlaydık. Kral ve Kraliçe geniş ailesi ile çaylarını yudumluyordu. Norman beni de yanlarına davet etti. Ne hoş kraliyet sofrasında yer alıyor olmam. Kraliçe çok umurundaymış gibi. "Saraya alıştınız değil mi? Artık karnında bir prensin bebeğini taşıyorsun." "Evet." Öyle çok alıştım ki yeteri kadar durdum burada bu akşam gidiyorum. Maria beni savunurcasına. "Başlarda hiç söz dinlememenize rağmen iyi uyum sağladınız. Taşkınlık yapmıyorsunuz." Geriliyordum sanki hepsi bir şey biliyormuşta gözümü korkutmaya çalışıyormuş gibi hissediyordum. "Çok özür dilerim ben biraz dinleneyim" dedim reverans yaptım ve odaya çıktım. Gerginlikten ölebilirdim. Yakalanma korkusu ile ne yapacağımı bilmiyordum. Arkamdan çok geçmeden Norman geldi "İyi misin?" "Evet. Yorgunum biraz." "Doktoru çağırayım mı?" "Hayır." Karnıma dokundum. Ne yapacaktım bebek kaçtığımda yaşayacak mıydı? Lanet olsun benimde bebeğim ama bu. Onu öldürebilir midim? Katil Stanleylerden ne farkım olurdu o zaman? Neyse şimdi öncelikli olarak kaçmaya odaklanmam gerek. Bir kez sadece Narissa'yı görmek için çıktım odadan sonra geri geldim şüphe çekmemem gerekti. Akşam herkesin uyumasını bekleyip sonra kaçmak için harekete geçecektik Norman kitap okuyordu. Ne zaman yatacak bu adam. "Offf." "Bir sorun mu var?" "Işıkta uyumakta güçlük çekiyorum." "Tamam şu sayfayıda bitirmem gerek." "Tamam" 5 10 dakika sonra mumları döndürdü oda yatağa yattı. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki anlatamam. Tarifi yok bunun. Yarım saat sonra döndüm baktım. Norman uyudu mu emin değildim. "Norman." Ses vermedi "Uyudun mu?" Halen ses yoktu. Tamam son kez fısıltı ile "Norman." Dedim Evet uyumuş. Sessizce yataktan kalktım. Kapıya yöneldim. Açtım. Muhafızlar kapıda "Bir sorun mu var leydim bu saatte çıktınız?" "Sorun yok kardeşim hastaydı ona bakmam gerek." "Peki." Hemen Narissa'nın yanına gittim. Oda beni bekliyordu. "Grandüşes kıyafetlerini giyeceğiz. "Tamam" Kıyafetleri giydik. Monica'nın yanına gittik. Sarıldık vedalaştık ayrılmak zordu ama yapmamız gerekti. Benden sonra Narissa ile sarıldı çok ağlıyordu Monica. Vedalaşmamız bitince mecburen çıktık. Bahçeye çıktık. Sessizce hareket ediyorduk. Arka bahçeye çıkınca daha hızlı hareket ettik. Koştuk ve at arabası oradaydı hemen bindik. "Tanrıya şükür. Geldiniz." "Seni gördüğüme inanmıyorum" "Bende Narissa seni görmek güzel." "Devam edin" dedi ve at arabası hareket etti. Stanley Sarayından hızla uzaklaşıyorduk. Artık Norman Stanley ve kalan Stanleyler umurumda değildi. Artık özgürdük. Sevdiğim adamla yaşamam gereken hayatı yaşayacaktım. Fransa'dan çok uzakta.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD