NORMAN
Gözlerimi açtım Cecilia yoktu. Kızların yanına gitti sanırım. Üzerimi değiştirip hazırlandıktan sonra kapıyı açtım. Muhafızlara
"Cecilia ne zaman çıktı?"
"Prensim o gece çıktı kardeşi hastaymış onun yanına gittiğini söyledi."
"Tamam."
Monica'yı görmeye gitmişti büyük ihtimalle. Büyük salona geçtim kahvaltı masası hazırdı.
"Sevgili eşin nerede?"
"O benim eşim değil ve kız kardeşinin yanında."
"Öyleyse neden aynı odada kalıyorsun ki Isabella'da hamile."
"Cecilia bebeğe zarar vermeye çalışıyor çünkü"
Annem gözlerini devirdi.
"Nasıl prenseslerse."
O sıra askerlerden biri geldi.
"Prensim mimar Albert yok. Dediğiniz gibi kahvaltıdan sonra sizi çalışma odasında beklemesini söylemeye gittim ama gitmiş."
"Nasıl yok?"
"Gitmiş işi bırakmış."
"Haber vermeden öyle mi?"
"Ailesinden biri ölmüş galiba."
"İyi tamam."
Prense icazet vermeden işi bırakıp gitmek nasıl bir hadsizlikti. Bununla ilgili gerekli şeyi yapacaktım. Sorumsuz herif. Kahvaltıyı yaptıktan sonra Henry, Darly ve Leanardo bahçeye çıktık. Monica bahçedeydi tek başına oturuyordu. Cecilia ve Narissa onu nasıl yalnız bırakabildi. Henry onun yanına gitti.
"Monica."
Bizi görünce ayağa kalktı reverans yaptı. Üzgün gibiydi.
"Ne yapıyorsun?"
"Oturuyordum ben."
"Cecilia nerede? Kardeşim hasta diye çıkmış odadan. Yanında mıydı gece?"
"Gece geldi sonra uyudum ben. Uyandığımda kimse yoktu. Yeni uyandım ben sonra da hemen bahçeye çıktım."
Henry Monica'nın tavrından ters bir şey olduğunu düşünerek.
"Kızlarla küs müsün sen?"
"Hayır. Neden küs olayım prensim son derece iyi aramız. Narissa iyi değildi biraz ona bakmaya gitti sanırım"
Neden böyle çelişkili konuşuyor bu kız. Endişeli. Bir işler peşindeler mi? Cecilia ne şeytanlık peşindesin yine acaba?
"Neyi var Narissa'nın?"
"Öksürüyordu biraz bende bilmiyorum. Telaşlı gözüküyordu."
Darly'de benim gibi garipliği fark etmiş olacak ki.
"Sen iyi misin rengin solmuş?"
"Teşekkürler prensim çok iyiyim."
O sıra hizmetkarlardan biri geldi.
"Prensim Narissa odasında yok bu sabah kimse görmemiş onları."
Onları ne demek? Benim kadınım neredeydi. Gitmezdi bir yere. Söz verdi bana.
"Onları? Cecilia nerede?"
"Prensim bu sabah kimse görmemiş onları."
Monica'ya çevirdim kafamı
"Monica."
"Efendim prensim."
"Neredeler?"
"Görmedim onları."
"Az önce Narissa'ya bakmaya gittiğini söyledin."
"Geceydi o benim yanıma geldi sonra onun yanına ben sabah yalnız uyandım. Yemin ederim sabah onları görmedim. Tanrı şahidim."
Darly beni sakinleştirmek istercesine.
"Kaçacak halleri yok sakin ol öyle olsa Monica'yı bırakmazlar."
"Haklısın. Sarayın her yerine bakın bu sefer tüm odalara bakın kitli olanlara bile."
"Tamam prensim."
Aradan geçen bir saatin ardından gelen giden yoktu. Muhafızlar geldi sadece. Bulmuş olmalarını dileyerek.
"Nerede?"
"Prensim kaçmışlar."
Hiddetle ayağa kalktım. Ne demişti o? Kaçmışlar ne demekti? Kaçamazdı söz vermişti kaçmazdı. Kaçtılar ise Monica ne arıyordu burada. Kraliyet kurallarını hiçe sayarak gitmek ne demekti.
"Ne demek kaçmış?"
"Kızlardan biri gece bahçede görmüş koşuşturuyorlarmış."
"Nasıl gider ne cesaretle. Kimle?"
"Prensim günahını almak istemem ama kızlardan yarım saat önce Mimar Albert çıkmış."
"Albert mi? Ne ilgisi var?
Leanardo aklıma getirmek istemediğim gerçeği vurdu yüzüme.
"Belli ki Albert değilmiş o anlasana kılık değiştirip Cecilia'yı kaçırmaya gelmiş bir askermiş."
"Odama kadar burnuma kadar geldi ve ben onu elimden kaçırdım öyle mi?"
"Ne yapalım prensim?"
Monica neden gitmemişti öyleyse onu neden burada bıraktılar.
"Monica'yı getirin hemen."
Darly en az benim kadar şaşırmıştı bu olaya.
"Gerçekten onu burada mı bıraktılar inanamıyorum. Kardeş ihaneti dedikleri bu olsa gerek.”
Henry o kadar masum düşünüyordu arada hoşlandığı kadın olduğu için onun masum olduğuna inanmak istercesine.
"Haberi yoktur belki"
"Öğreneceğiz"
Monica'yı getirdiler. Gözlerime bakmaktan kaçınıyordu. Biliyordu bir şeyler.
"Konuş yalan söylemeden."
Hala onları savunmak istercesine salağa yatmasına sinirlenmiştim.
"Ne hakkında?"
"Kaçmışlar Monica."
Suratındaki o şaşırmış ve yıkılmış ifade ile ilk kez duymuş gibi hiç inandırıcı olmayan o tavır.
"Ne!"
"Aptalı oynama ikisi de seni bırakıp gitmez nereye gittiler? Sen neden gitmedin çabuk konuş canın yanmasın."
"Bilmiyorum. Bırakın beni."
Çenesinden tuttum. Henry ayağa kalktı
"Sakin ol belkide gerçekten bilmiyordur."
"Biliyor. O her şeyi biliyor Henry."
Monica ağlamaya başladı. Henry ona bakıyordu ama o bakışlarını herkesten kaçırıyordu.
"Ben gitmedim. Kaçmadım onları bilmiyorum."
"Niye gitmedin?"
"Ben ben"
Henry Monica'nın elini tutu sakince eğildi ona doğru.
"Konuş Monica. Lütfen ne biliyorsan söyle."
"Senin için gitmedim..."
"Ne?"
"Sana aşık olduğum için gitmedim işte"
Henry gülümsedi. Evet gerçekten çok hoş Katchin kızlarının elinde kaçma imkanı vardı ama şansa bakın içlerinden birisi gerçekten aşık olmuş şanslı kişi maalesef ben değildim. Üstelik bendne daha fazla payı olan İskoçya’yı yağmalama fikrinin mucidi olan kişi sevilen adam ben ise yağmalama yapmayalım doğru bir taktik olmaz derken terk edilen adam oldum. Tanrının bana bir oyunu muydu? Beynimde doluşan fikirler canımı acıtmaya yetmişti.
"Nereye gittiler? Söyle."
"Bilmiyorum. Söylemediler."
"Monica doğruyu söyle.
"Bilmiyorum onlarda bilmiyor zaten William götürdü onları"
"William ne zaman geldi bu saraya?"
Cevap vermedi
"Monicaa!"
"Albert, William'dı"
Albert'in William olacağını düşünmedim yardıma gelen bir askerdir sandım ama William'ın burnumun dibine kadar gireceğini düşünmedim. O yüzden bu kadar emindi gelecek dedi gözlerime baka baka gülümsedi yanımda o adama.
"Mimar mı? O Williamdı öyle mi?"
"Evet"
"Lanet olsun odamıza kadar girdi gözümün önünde konuştular ve ben anlamadım lanet olsun."
"Nereye gidebilirler düşün?"
Kollarını tutup onu sarsınca Henry araya girdi. Kızgındı metresine böylesine sert davranmam hoşuna gitmedi.
"Bilmiyorum dedi sence söylerler mi ona?"
"Belki onu sarayda bırakmalarının bir amacı vardır Henry ne dersin? Bu kadar saf olma."
"Ben saf değilim sevgili kardeşim ama sen keşke biraz gözünü açsaydın da kadının kaçmasaydı."
Haklıydı aptallık ettim ona çok güvendim ona olan zaafım beni yerle bir etti ama öfkelendim ona abim olmasa suratına bir yumruk çakmak isterdim. Muhafızları çağırdım
"Hemen bulun onları bulun Donovan Sarayına,Katchin Sarayına ve bulanabilecekleri her yere bakın."
"Emredersiniz Prensim."
CECİLİA
Kaçtığımız ilk iki gün yolda geçmişti iki günü yolda bitirmiştik. Halktan birinin evine gelmiştik. Yıkıntı ve döküntü olan bir yerdi ama William gizlenmek için uygun yer olduğunu düşündü. Narissa etrafa bakıp kötü kokudan rahatsız olduğunu belli edercesine burnunu tıkadı.
"Neresi burası?"
"Donovan halkından birinin evi geçici olarak biz kalacağız ortalık durulana kadar."
"Ortalık ne zaman durulur ki bizi aramaya hep devam edecekler. William onlar senin de ailene bir şey yaparsa."
"Korkma gerekirse savaş çıkar ama seni ve Narissa'yı geri vermeyeceğim"
"Savaşma sana bir şey olsun istemiyorum. Yanımda ol yeter."
Sarıldı bana
"Hep yanında olacağım şuanda olduğu gibi"
Gülümsedim. Narissa memnuniyetsiz tavrı ile devam ederek
"Ben açıktım"
"Önceden yiyecek bir şeyler hazırlatmıştım onları yiyelim."
Harika yemekler olmasa da tabağımızdakileri bitirdik. Karnımızı doyurduktan sonra Narissa uyumak için yatağa yattı.Ben kollarımı William'a sardım.
"Bizi bulamazlar değil mi?"
"Hayır sevgilim bulamazlar."
"O saraya gitmek istemiyorum bir daha ama Monica onu çok özlerim"
"O gelmedi sevgilim bir daha o saraya giremezsin onu görmek için bile olsa. Kendi sarayımızda kendi hayatımızı yaşayacağız artık."
Belkide ömrümü sonuna kadar canım kardeşime ikizime hasret kalacaktım. Birbirimizden uzak yerlerde mutlu olup belki aile olacaktık. Ben çok mutlu olacağıma emindim umarım oda olurdu. İçimde Fransız Prensi Norman Stanley'in bebeği vardı hükümlere göre bir piç olarak doğacaktı artık. Çünkü o sarayda değildim o sarayda olup vaftiz edilip kral huzurunda aileye kabul edilmeyen her bebek piç hükmündedir ya da William bu bebeği kendisinin olarak kabul edip Donovan soyundan ilan edilecek ve öyle hayat sürecekti bunlar hep bir ihtimal silsilesiydi.
"Bir şey mi düşünüyorsun?"
"Evet. Şey bebek o ne olacak?"
Yüzüme baktı. Gözlerini gözlerime odakladı
"O senin bebeğin ve onuna ilgili kararı sen vermelisin seni istemediğin bir şeye zorlayarak mutsuz edemem yaşamasını istiyorsan yaşar ve bizim çocuğumuz olur. Herkes onu benim çocuğum olarak bilir bir piç olarak anılmaz."
"Bunu yapar mısın William o bizim düşmanımız onun çocuğunu kendi çocuğun gibi görebilir misin?"
Gülümsedi yüzüme dokundu.
"Onu ben büyüteceğim Cecilia babası beni bilecek. Donovan ve İskoçya'ya olan sevgisi ile yetişecek ve bizim yolumuzdan devam edecek onu tabiki kendi çocuğum gibi görürüm. Senin parçan olan bir şeyi sevmemek mümkün olur mu?”
"İşte bu yüzden sana çok aşığım. Seni çok seviyorum sevgilim." Dedim ve dudaklarına bir öpücük kondurdum. Belimden tutarak kendine yaklaştırdı vücudunun sıcaklığını hissediyordum. Boynuma, ardından tekrar dudaklarıma öpücük kondurdu.
NORMAN
Tüm askerler onları arıyordu. Onları bulduğumda cezalarını çok ağır ödeyeceklerdi. Özellikle Cecilia. Mahvedecektim ona bu zaman kadar yaşadığı her acıya şükredecekti çünkü daha beterini yaşatacaktım ona. En acısını. Darly odaya geldiğinde umutlu bir haber duymak istedim ama ne mümkündü.
"Şuana kadar bir ize rastlanmamış. Katchin Sarayında değilmiş tüm halk aranmış. Ahırlara bile bakmışlar ama yoklar. Donovan İmparatorluğuna gidecekler şimdi eminim bulunurlar ne yapmayı planlıyorsun?"
"Onları mahvedeceğim."
"Öldürecek misin?"
"Benim çocuğuma hamileyken kaçıp gitti. Prensten çocuğunu kaçırdı. Eğer bebeğe bir şey yapmışsa onu ellerimle öldürürüm… Kraliyete ait bir bebeği kaçırmak cezası idamdır Darly!”
"Yani 3'üde ölecek"
"Tanrım. Darly, lanet olası Cecilia'nın yüzü karşımdayken masumluğuna kanıyorum ve konuşamıyorum onu öldürebilir miyim bilmiyorum ama Narissa ve Cecilia kaçtığına pişman olacaklar."
"Sakinliğini koru annemde çok sinirli bulunduklarında saraya gelmelerini istemiyor azad etmeni istedi. Bebeği bile kabul etmek istemiyor kral babamız ise bebeği doğurduktan sonra azad edilip gönderilmesini uygun gördü.”
"Bu onlara en büyük hediye olur onlar bu sarayın içinde nefes bile alamayacaklar bahçeye bile çıkamayacaklar geldiklerinde. Aldıkları nefes acı dolu olacak.”
Henry geldi
"Monica gerçekten bilmiyor nerede olduklarını gerçekten sordum ama üstüne gittikçe ağladı daha fazla ağlatmak istemedim"
"Doğru söylediğine emin misin? Onlara hiç güvenmiyorum."
Bu olaylar Henry ve beni de germişti. İstemsizce Monica'yı da suçlamadan edemiyordum ve bu durumdan rahatsızlık duyuyordu.
"Bana bak Norman senin kadınının aksine benim kadınım bana doğruyu söylüyor. Burada benim için kaldı buna inancım tam. Nerede olduklarına dair bir fikri yok. Olsa da ondan bunu öğrenmek için baskı yapmam. Yeterince üzüldü Monica ile yüz yüze gelmek istemiyorum bununla ilgili.”
"Ne demek yapmam? O kız benim çocuğumu taşıyordu ve kaçtı nişanlısı ile. Monica bir şey biliyor ve söylemiyorsa ise bedelini..."
"Haddini aşıyorsun Norman babamdan sonra karar yetkisi bana aitken sen kim oluyorsun da benim kadınımı tehdit ediyorsun. Eğer benim kardeşlerim aynı durumda olsaydı bende satmazdım ne olursa olsun sizi satmazdım. Monica'dan uzak duracaksın ona ufacık ima da bulunmanı istemiyorum. Vadedilen krala saygısızlık itaatsizlik yapmak istemezsin değil mi kardeşim?"
Kafa salladım her seferinde bana yerimi bildirip çeneni kapa demenin yolunu nasılsa buluyordu. En küçüksün bir hükmün yok. Kardeş dmem gözünün yaşına bakmam diyordu. İyi ne hoş! Darly arayı yumuşatmak için
"Sonuçta senin için kardeşlerinden vazgeçti. Büyük fedakarlık. Bence onu üzmemelisin."
Henry gülümsedi
"Onlardan birinin burayı sevmesi ve kalmak istemesi garip doğrusu. Bir şeyler planlamıyorlardır değil mi Henry? Yani sana zarar vermek gibi."
"Hayır. Neden sadece bana zarar vermek istesin ki. Ayrıca öyle olsa neden kaçmasın. Sanırım Monica intiharından sonra alıştı buraya. Beni gerçekten seviyor."
"Ne fark eder sonuçta kalmayı tercih etti."
"Haklısın."
Aramalar tüm hızıyla devam ediyordu belki bugün değildi ama yarın sonraki gün elbet bulacaktım o sıçanları. Bulduğumda olacaklardan sorumlu ben değildim. Tanrı şahidim olsun ki değildim.
CECİLİA
William ile çok belli olmadan sıradan kıyafetler ile çarşıya inmiştik. Bir şeyler alıp yeriz hem de hava alırız diye düşünüyorduk. Ellerini tuttum sıkıca. Donovan topraklarındaydık daha huzurluydum.
"Günlerdir ses yok bizden umudu kesmişlerdir ne dersin?""Belli olmaz sevgilim biz tedbirli davranmaya devam edelim."
Kafa salladım. Birlikte yiyecek satan esnaflardan bir şeyler aldık. Orman yoluna girdik fazla göz önünde olup dikkat çekmemek adına en iyisi buydu. Dört gündür William ile beraberdim. Norman Stanley yoktu onun zorlamaları yoktu, kokusu, bakışı hiçbir şeyi yoktu. Öylesine mutluydum ki. Sıradan insanlar gibi tezgahlardan yiyecekler alıyor birlikte yürüyorduk o an gözüme çarşıdaki at arabası çarptı kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu
"William kaçmamız gerek."
Koşar adımlarla oradan uzaklaşırken William arkamdan koşup tuttu.
"Neler oluyor?"
"Soylulara ait bir at arabası vardı Fransızlar gelmiş olabilir."
"Sakin ol Donovanlılara aitti sakin ol."
Endişeliydim ve korkuyordum. Eğilip öpücük kondurdu yüzüme.
"Korkunun farkındayım ama artık yoklar bak dört gündür onlarsız bir hayatımız var."
Kafa salladım.
"Bizi bulamazlar."
"Asla."
Eve gireceğimiz an biri William'a yaklaştı bir şeyler söyleyip gitti. İçeri girdik ne olduğunu söylemek istemedi ama kötü bir şey vardı belli ki. Narissa bizi görünce bıkkın tavır ile.
"Ömrümüzü burada mı geçireceğiz, ne zaman gideceğiz? Sıkıldım bu leş kokan yerden."
"Donovan Saray'ına gelmişler bir iki haftaya artık buralarda olmazlar ve saraya gideriz şuan sizin için burada olmamız gerek Narissa."
"O araba onlara aitti yani."
"Cecilia sakin ol değildi. Sadece saraya gitmişler buraya bakmak akıllarına bile gelmez iki haftaya özgür oluruz.",
"Tanrım iki hafta daha mı?"
Yanına gittim elini tuttum.
"Narissa! Sabret biraz daha"
"Evet az kaldı."
Kollarımı William'ın kollarına sardım ve yanağına bir öpücük kondurdum.
"Belki saraya gidersek bizi korurlar. Birkaç güne..."
Gözlerini kocaman açıp bana baktı. "Asla." Dedi
"Neden? Tamam sana hak veriyorum ama küçücük ev bunalıyoruz. Baban bizi korur onlara vermez.
"Ben buradayım ve bunalıyorsun öyle mi! Sizin için buradayız."
"Bana bağırma William!"
"Sende şımarık bir kız çocuğu gibi davranma tehlikeyi göremeyecek kadar aptal mısın? Öldürürler hepimizi."
"Bu şekilde konuşamazsın benimle."
"Tamam Cecilia sus lütfen tartışmayalım."
Kafayı yiyecektim William asla böyle çirkinleşmezdi ama birden köpürdü arkamı döndüm yerde duran erzak sepetine tekme attım "Lanet olsun." diye bağırdım. Arkadan omzuma dokundu. Arkamı döndüm. Gözümden birkaç damla çoktan akmıştı bile.
"Tamam affedersin sinirlendim seni kırmayı istemezdim"
"Bam başka William oldun."
"Hayır başka olmadım. Cecilia seni asla üzmek istemeyeceğimi biliyorsun. Bende korkuyorum sizin zarar görmeniz ödümü koparıyor."
"Biliyorum"
Bana sarıldı. Dudağına öpücük kondurdum. Narissa bize bakıp el çırptı.
"Aşıklar barıştı" dedi güldü
Birlikte yiyecek bir şeyler hazırlayıp yedik evet kötü şartlarda olan bir yerdi ama en azından William vardı ve mutluydum. Karnımızı doyurduktan sonar çokta rahat olmayan yatağa geçtik banyo imkanlarının bile kısıtlı olduğu evde daha ne kadar yaşayacaktık bilmiyorum. Sabah hava aydınlanmak üzereyken kalktım William uyuyordu yüzüne öpücük kondurdu. Kokusunu içime çektim, her bir ayrıntısını ezberledim yüzünün. Gözlerini açtı o anda bana bakıp gülümsedi. Eğildim minik bir öpücük kondurdum yüzüne.
"Günaydın gördüğüm en güzel prenses."
"Günaydın sevgilim."
Yüzüme dokundu.
"Öyle güzelsin ki Cecilia."
Bende onun yüzüne dokundum.
"Sen birde kendine baksan..."
Yüzüne öpücük kondurdum.
"Bu zamanların gelmesi için dua ettim Tanrı'ya. William o saraydayken oradan çıkamam diye öyle çok korkmuştum ki imkansızı başardık."
Kafa salladı.
"Sen artık mutlu olacaksın. Kafandan yaşadığın o bütün kötü anıları sileceğim."
"O adama ait olduğum her anın zerresi silinse yeter. Bana dokunduğu heran kirlenmiş hissettim an eve babamın kanı ellerinde olan adama ait olduğumda ölmek istedim."
"Senin suçun değildi asla senin sun değildi. Sen mecburdun. Düşünme bunları"
Ellerini tuttum.
"Hemen evleniriz değil mi?"
"Saraya geçer geçmez."
Gülümsedim.
"Sonra seninle Venedik'e gideriz? Annem Venedik aşığıydı."
"Sen istersen her yere gideriz Cecilia..."
Yüzüne baktım baktıkça gülümsemem çoğaldı huzurun tanımı onun yüzüydü. Kalkıp kahvaltı için bir şeyler hazırladık. Narissa düne göre daha keyifli tavırla yedi yemeğini. Hep birlikte sohber ederken o sıra kapı çaldı. Korku dolu gözlerle William'a baktık.Wiliiam eliyle sessiz olun işareti yaptı.Tanrım ardı ardına çalınıyordu ve birden sesler geldi "Açın." ve tak tak tak kapı vuruluşu
"Bizi buldular" diye tısladım. Gözlerim doldu
Narissa ağlamaklı tavırla.
"Ne yapacağız?"
"Sessiz olun. Yukarı çıkın tavan arasına gidin saklanın. Gizli bölmeye girin ve sakın çıkmayın. Anladınız değil mi? Sakın çıkmayın ne olursa olsun."
"Peki ya sen?"
"Hadi hemen gidin Cecilia."
Kollarımı sıkıca ona sardım. Sım sıkı sarıldım.
"William sen sen olmadan olmaz."
"Merak etme atlatacağız hadi çıkın saklanın ve sakın oradan çıkmayın."
Minik bir öpücük kondurdum dudağına.
"Seni seviyorum. Orada korkuyor olacağım çabuk gel."
Gülümsedi avuç içimi öptü.
"Merak etme."
Yukarı çıktık. William kapıyı açtı biran durdum onlara baktım Stanley askerleri babamın sarayından zorla bizi alıp götürdükleri zamanki gibiler.
"Buyurun."
"Evi arayacağız..."
"Neden?"
"Sana hesap mı vereceğiz çekil." William kenara çekildi.
Narissa elbisemden çekiştirerek "Hadi Cecilia." dedi.
Umursamıyordum. Askerlerden biri
"Tek mi kalıyorsun?"
"Evet"
"Peki neden hep 3 bardak, 3 çatal,3 tabak falan var"
"Yalnızım ve evi toparlamak zor oluyor pek ilgilenmemde.
"Bu kadın şalı değil mi?"
"Evet. Bekar adamım tahmin edersiniz ki? Donovan topraklarında Fransızların ne işi var."
"Prensiniz aptallık edip Katchin kızlarını kaçırmış."
"İskoçya'nın prenseslerini."
"Her ne haltsa. Saklandıkları delikte onları bulup doğduklarına pişman edeceğiz."
Tam o anda biri
"Seni hatırladım evet sen Mimar Albert'sin."
O an karnıma bıçak saplandı sanki kahretsin tanıdılar. William'ı tanıdılar.
"Anlayamadım karıştırdınız sanırınm."
"Osun sen gerçekten Prens William olan kişi. Yakalayın bunu evin her yerini arayıp bulun kızları."
William birden askerlerler dövüşmeye başladı lanet olsun o kadar çoktular ki direnişleri boşa gitti ve en sonunda yakalandı. Tam aşağı inecektim Narissa kolumdan tuttu.
"Saklanalım lanet olası hadi."
"Olmaz William."
"Ne olursa olsun çıkma dedi yapma Cecilia yanarız."
O an William bağırdı.
"Evde kimse yok kimse yok kızlar gitti günler önce ayrıldım onlardan, yalnızca ben varım."
Narissa beni engellemeye çalışıyordu.
"Sana saklan demek istiyor hadi Cecilia Yapma ne olursun."
"William yoksa ne anlamı var saklanmamın?"
"Bizi öldürürler."
"William'ı da öldürürler. Onsuz olacaksam ölürüm daha iyi." dedin hızla merdivenlerden indim.