Eski Yaralar

1035 Words
Oda sessizdi. Kapının ardındaki kilit sesi hâlâ Esra’nın kulaklarında çınlıyordu. Parmakları titreyerek demir tokmağı zorladı, ama boşunaydı. Babası kesin konuşmuştu: “Düğüne kadar odandan çıkmayacaksın!” Esra öfkeyle yatağa oturdu, elini yastığa vurdu. İçinde biriken hırs, gözyaşlarına karıştı. “Benim hayatımı nasıl böyle alıp karar verirler? Ben kimim? Neden hep başkalarının namusu oluyorum?” diye düşündü. Gözlerini kapattığında çocukluğu bir perde gibi önüne serildi. ⸻ Çocukluk Hatıraları Henüz yedi yaşındayken, köyün dar sokaklarında oynarken Can’ın taş attığını hatırladı. Can hep yaramazdı, hep baş belasıydı. Bir gün ip atladıkları sırada, taşlardan biri Esra’nın ayağına çarpmıştı. Dizinden kan sızarken Can kahkaha atmış, “Ağla bakalım, ağlayınca daha komik oluyorsun!” demişti. Esra o günü hiç unutamamıştı. O gün onunla kavga etmiş, saçını çekmişti. Çocukluk oyunlarının çoğu kavga ile bitmişti zaten. Köydeki kızların çoğu da Can’dan nefret ederdi. Çünkü Can sürekli onlarla alay eder, “siz kızsınız, zaten hiçbir şey başaramazsınız” diye konuşurdu. Esra o zaman bile dişlerini sıkar, “Bir gün sana göstereceğim!” diye içinden geçirirdi. ⸻ Gençlik Yılları Yıllar geçtikçe kavga bitmedi. Ortaokulda, sınıfta daha iyi not aldığı zamanlarda Can hep onunla dalga geçmişti. “Hocaların gözüne girmekten başka işin yok mu?” diye küçümserdi. Oysa Esra daha zekiydi, bunu biliyordu. Ama erkek olduğu için her fırsatta öne çıkan hep Can olmuştu. Liseye geçtiklerinde Esra’nın babası kızını okumak yerine ev işlerinde yetiştirmeyi tercih etmişti. Üniversite hayalleri olduğunda, “Sen kızsın, okumaya gerek yok” diyerek yolunu kesmişlerdi. Ama Can… O en iyi üniversitelerden birine gönderilmişti. Esra o günleri hatırlarken yumruklarını sıktı. — “Ben ondan daha zekiydim! Ama beni göndermediler! Onu gönderdiler, çünkü erkekti! Hep benimle hava attı, hep hor gördü…” diye hıçkırdı. Hatırladığı her sahne, içindeki kini büyütüyordu. Can’ın üniversite tatillerinde köye geldiğinde, arkadaşlarının önünde onunla dalga geçmesini hatırladı. “Esra hâlâ köyde. Zaten büyük hayalleri vardı ama bak işte… evin içinde kaldı.” Esra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Yastığına kapanıp dişlerinin arasından fısıldadı: — “Ben onu çocukluktan beri sevmiyorum. Ben ondan nefret ediyorum. Ve şimdi beni onunla evlendiriyorlar!” ⸻ Gerçeğe Dönüş Esra yastıktan başını kaldırdı. Odanın duvarlarına baktı. Kendisini bu duvarların içine hapsetmişlerdi. Ama en büyük hapishane, çocukluktan beri biriktirdiği bu kin ve çaresizlikti. İçinden bir söz geçti, ama kimseye söyleyemedi: “Bu evlilik bana ceza. Ama asıl cezayı Can çekecek. Çünkü ben ona asla boyun eğmeyeceğim.” Can odasının penceresinden dışarı baktı. Avluda kadınlar düğün hazırlıkları için koşturuyor, erkekler listeler çıkarıyor, davetiyeler konuşuluyordu. Ama o hiçbirine karışmadı. Onun için bu hazırlıklar, kendi iradesinin yavaş yavaş yok edilmesi demekti. Masaya oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Gözlerini kapatınca geçmiş çıkageldi. Üniversite yılları, Ankara’nın geniş kampüsleri, kalabalık amfiler, kahve kokan kütüphaneler… Ve o kız: Zeynep. ⸻ Kayıp Aşk Zeynep, bölümden arkadaşıydı. Uzun siyah saçları, gülerken gözlerinin kenarında beliren çizgileriyle ona huzur verirdi. Onun yanında Can kendini bambaşka biri gibi hissederdi: öfkeli, kavgacı, dik başlı değil… Daha sakin, daha insanca. Bir gün cesaretini toplayıp açılmıştı: — “Ben seni seviyorum, Zeynep. Seninle bir gelecek kurmak istiyorum.” Zeynep’in yanakları kızarmış, gözleri dolmuştu. Ama tam o sırada Can’ın ailesi bu ilişkiyi öğrenmişti. Onlar için Zeynep uygun bir kız değildi. Aşiret kökenli değildi, varlıklı bir aileden de gelmiyordu. Babası keskin bir cümleyle noktayı koymuştu: — “Bizim töremize uygun değil. O kızdan derhal vazgeçeceksin.” Can, hayatında ilk kez bu kadar çaresiz hissetmişti. Zeynep için ailesine karşı çıkmış, günlerce kavga etmişti. Ama sonunda Zeynep ağlayarak ondan uzaklaştı. — “Ben senin yüzünden ailenin nefretini üzerime almak istemiyorum.” Ve o günden sonra bir daha görüşmemişlerdi. ⸻ Esra ile Çelişki Şimdi Can, hatırladıkça yumruklarını sıktı. — “Zeynep’i istemediniz. Onu bana layık görmediniz. Ama şimdi nefret ettiğim Esra’yı önüme getiriyorsunuz. Bu mu sizin adaletiniz?” Çocukluğundan beri Esra’yla kavga ettikleri anlar gözünün önüne geldi: taşlı oyunlar, laf atmalar, küçümsemeler… O zaman bile ondan hoşlanmazdı. Ama şimdi onu bir eş olarak düşünmek Can için dayanılmazdı. Kendi kendine fısıldadı: — “Beni sevdiğimden ayıranlar, şimdi beni nefret ettiğimle evlendiriyorlar. Bu evlilik sadece bana değil, herkese ceza olacak.” Can gözlerini kapattı, Zeynep’in gülüşünü hatırladı. Sonra Esra’nın öfkeli bakışları zihninde belirdi. İkisinin arasında bir uçurum vardı. Ve o uçurumun ortasında Can hapsolmuştu. ⸻ Gerçeğe Dönüş Dışarıdan annesinin sesi geldi: — “Can, oğlum… biraz aşağı in. Hazırlıkları gör, aileni yalnız bırakma.” Can derin bir nefes aldı. Ayağa kalkmadı. — “Benim için hazırladığınız bu düğün, benim ölümümden farksız.” diye mırıldandı kendi kendine. Pencerenin önünde dikildi, gökyüzüne baktı. İçinden bir söz geçti, ama kimseye söyleyemedi: “Zeynep’i kaybettim. Şimdi de kendimi kaybedeceğim Körüklenen Nefret Esra odasında volta atıyordu. Elbiseler dolabın içinde asılı, yerde birkaç yırtık defter ve buruşturulmuş kâğıt vardı. Her adımı taş duvarlarda yankılanıyor, nefesi öfkesinden titriyordu. “Beni Can’a mahkûm edemezler. Asla!” diye fısıldadı kendi kendine. Kapı aralandı. İçeri çocukluk arkadaşı Büşra girdi. Esra onu görünce şaşırdı, sonra sevinçle gözleri doldu. — “Büşra! Sen geldin mi? Nasıl izin verdiler?” — “Zorla girdim sayılır. Seni yalnız bırakmazdım.” dedi Büşra, kızının ellerini tutarak. Esra dayanamadı, hıçkırıkla sarıldı ona. — “Beni Can’la evlendiriyorlar. Öleceğim sanki. Nefes alamıyorum.” Büşra, Esra’yı sakinleştirmeye çalışmak yerine ateşe benzin döktü: — “O çocuk zaten küçüklüğünden beri baş belası değil miydi? Hep burnu havada, hep kibirliydi. Sen dizini yaraladığında taş atıp gülen kimdi? Seninle herkesin içinde dalga geçen kimdi?” Esra’nın gözleri öfkeyle parladı, dudakları titredi. — “Evet! Hep beni küçümsedi! Hep hor gördü!” Büşra devam etti: — “Üniversiteye giderken seninle dalga geçen kimdi? Sen okumak istediğinde ‘sen köyden çıkamazsın’ diyen kimdi? O çocuk sana asla değer vermedi, vermez de. Seninle evlenmesi onun için sadece zorunluluk. İnan bana, seni üzecek. Çok üzecek.” Esra, ellerini yumruk yaptı. Gözleri sinirden yaşardı. — “Ben onunla evlenmek istemiyorum! Onunla aynı masada oturmak bile işkence. Eğer mecbur kalırsam, hayatını zehir ederim. O bana yıllarca acı çektirdi, ben de ona çektiririm!” Büşra başını salladı, gözlerinde hem öfke hem de hüzün vardı. — “Kardeşim gibi sevdim seni, Esra. Sana bunu reva görenlere de, o kibirli Can’a da yazıklar olsun. Ama unutma, sen yalnız değilsin. Biz hep yanında olacağız.” Esra gözlerini kapattı, kalbi deli gibi atıyordu. Arkadaşının sözleri zehir gibi damarlarına işlemişti. O anda içinde tek bir duygu vardı: nefret. Kendi kendine fısıldadı: — “Ben onunla evlenmeyeceğim… ya da evlenirsem de, onu asla sevmeyeceğim!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD