bc

Sözleşmeli Kalpler

book_age18+
317
FOLLOW
5.8K
READ
contract marriage
family
HE
opposites attract
heir/heiress
bxg
small town
seductive
like
intro-logo
Blurb

Düğün salonunun içi davul zurna sesleriyle çınlıyordu. Aşiretin en güçlü ailesinin düğünüydü bu. Altın işlemeli şalvarlar, ipek şallar, ağır takılar göz kamaştırıyordu. Kalabalığın arasında dolaşan bakışlar, kimin kimle oturduğunu, kimin kiminle selamlaştığını dikkatle izliyordu. Çünkü bu düğün, sadece iki gencin evliliği değil, aynı zamanda bir itibar gösterisiydi.Esra, kalabalıktan sıkılmıştı. Babasının keskin bakışları altında gülümsemek, başını eğmek zorundaydı. Bir an için nefes almak için arka tarafa, sessiz bir koridora çıktı. İpek elbisesinin eteği mermer zeminde sürüklendi, kalbinin atışı hızlandı. O sırada karşısına Can çıktı.Can, takım elbisesinin yakasını gevşetmiş, sanki bu düğün ortamına ait değilmiş gibi rahat tavırlarla yürüyordu. Onun umursamaz bakışları, Esra’yı daha da öfkelendiriyordu.— “Ne işin var burada?” dedi Esra, kaşlarını çatarak.— “Senin kadar hakkım var dolaşmaya.” diye karşılık verdi Can, alaycı bir gülümsemeyle.İkisi de yıllardır süren inatlaşmalarının bir yenisini yaşayacaklardı ki, birden elektrikler kesildi. Salonun içinde uğultu yükseldi. Panik olmasın diye ışıklar kısa sürede geri gelse de, o birkaç dakika boyunca Can ve Esra, boş odalardan birinde yalnız kalmıştı.Kapının önünden geçen birkaç kadın, içeride gölgelerini gördü. Sözlerin ağırlığı hemen kulaktan kulağa yayıldı:— “Kız, Can’la odadaydı.”— “Kapı kilitliydi, kim bilir neler oldu!”O gece eğlenceden çok, fısıltılar konuşuldu. Esra salona döndüğünde, insanların gözlerinde küçümseme ve kuşku gördü. Can’ın umurunda değilmiş gibi görünmesi, Esra’yı daha da çaresiz hissettirdi.Ve ertesi sabah…Aşiretin büyük salonunda, ağır sessizlik hâkimdi. Esra’nın babası, kalın kaşlarının altından öfkeyle bakıyordu. Masaya sertçe vurdu:— “Namusumuz lekelenmiştir! Bunun tek yolu var… evleneceksiniz!”Esra’nın nefesi kesildi. Gözleri büyüdü, dudakları titredi.— “Baba… ben…” diyebildi yalnızca.Can ise sandalyesinde doğruldu, hırsla karşı çıktı:— “Ben kimseyle zorla evlenmem!”Ama aşiretin ağır elleri, bu işin geri dönüşü olmadığını fısıldıyordu. Onlar için tek mesele vardı: itibar.Ve işte böylece, Esra ve Can’ın hayatlarını altüst edecek sözleşmeli evlilik süreci başlamış oldu.

chap-preview
Free preview
Sözleşmeli Kalpler
Düğün salonunun kubbeleri altında yankılanan davul zurna sesleri, adeta yeri göğü inletiyordu. Altın varaklı süslemeler, ipekten yapılmış şallar, kadife yastıklarla kaplanmış sedirler… Aşiretin en zengin, en güçlü ailelerinden birinin düğünüydü bu. Herkes oradaydı. Erkekler ağır takım elbiseleriyle, kadınlar renk renk elbiseleri ve ağır altın takılarıyla parıldıyordu. Esra, kalabalığın içinde adımlarını dikkatle atıyordu. Üzerindeki zümrüt yeşili elbisesi gözlerini daha da belirginleştiriyor, saçlarına takılan altın işlemeli taç ışıkta parlıyordu. Ama kalbinde tek bir şey vardı: sıkışmışlık. Babasının keskin bakışlarını ensesinde hissediyordu. Onun kızı olmak demek, sadece güzelliğiyle değil, adımlarıyla da aşiretin onurunu taşımak demekti. Esra bu yükün altında yıllardır eziliyordu. Gülümsüyor, eğiliyor, uslu duruyor; ama içinde özgürce nefes almayı istiyordu. Bir ara masadan izin istedi. “Şöyle biraz hava alayım,” dedi kısık bir sesle. Kimse itiraz etmedi, çünkü Esra her zaman itaatkâr görünürdü. Koridorun loş ışıkları arasında yürüdü, elbisesinin etekleri taş zeminde süzüldü. Derin bir nefes aldı. Tam o sırada, karşıdan Can çıktı. Can’ın adımları kendinden emin, bakışları meydan okuyan bir sertlik taşıyordu. Siyah saçları özenle taranmış, beyaz teni ışıkta daha da keskin görünüyordu. Ama tavırlarında, bu düğüne ait değilmiş gibi bir rahatlık vardı. Kravatını gevşetmiş, sanki herkesin ciddiyetini küçümsercesine bakıyordu. Esra’nın gözleri anında öfkeyle parladı. — “Burada ne işin var?” dedi, sesi buz gibiydi. — “Senin kadar hakkım var dolaşmaya.” dedi Can, dudak kenarında alaycı bir gülümsemeyle. Bu ilk değildi. Onlar yıllardır birbirlerine katlanamıyorlardı. Ne okulda, ne aile toplantılarında… Nerede karşılaşsalar didişir, ağız dalaşına girerlerdi. Esra, Can’ın küstah tavırlarından nefret ediyor; Can ise Esra’nın gururlu, burnu havada hallerini küçümsüyordu. Tam yeni bir tartışmaya girişeceklerdi ki, birden bütün salon karardı. Elektrikler kesildi. Bir uğultu yükseldi içeriden. Kadınların fısıltıları, çocukların ağlamaları, erkeklerin bağırışları… Birkaç saniyelik panik. Esra, istemsizce yakındaki odaya yöneldi. Can da peşinden geldi. Küçük, karanlık odada ikisi kaldılar. Nefesleri hızlandı. Esra öfkeyle fısıldadı: — “Çık buradan, ben seninle aynı yerde kalmak istemiyorum!” — “Sanki ben meraklıyım.” diye karşılık verdi Can. Işıklar birkaç dakika içinde geri geldi. Ama iş işten geçmişti. Koridorun ucundan geçen birkaç kadın, kapının yarı kapalı halini ve içerideki gölgeleri görmüştü. Dışarı çıktıklarında fısıltılar çoktan başlamıştı. “Kızı Can’la içeride gördüm…” “Kapı kilitliydi, kim bilir neler oldu…” “Yazık… babasının yüzüne nasıl bakacak?” Esra salona döndüğünde herkesin bakışları sırtına saplanıyordu. Kadınlar kaşlarını kaldırıyor, erkekler dudak büküyordu. İftira, ateşten hızlı yayılıyordu. Can, her zamanki umursamazlığıyla omuz silkti, ama Esra’nın içi yanıyordu. O gece düğün eğlencesinden çok, bu fısıltılar konuşuldu. Ve ertesi sabah, aşiretin büyük salonunda Esra, hayatını değiştirecek sözlerle karşılaştı. Babasının sesi, duvardaki halıları titretecek kadar gürdü: — “Namusumuz lekelenmiştir! Bunun tek yolu var… evleneceksiniz!” Esra’nın boğazı düğümlendi. Kalbi sıkışıyor, nefesi daralıyordu. — “Baba… ben…” dedi, sesi kısık ve titrek. Can ayağa kalktı, öfkeyle masaya vurdu. — “Ben kimseyle zorla evlenmem!” Ama aşiretin büyükleri, sert bakışlarıyla onun sözlerini boğdu. Bu meselede geri dönüş yoktu. Onlar için mesele basitti: İtibar. Esra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Can’ın çenesi kasıldı. Ve işte o anda, birbirlerinden nefret eden iki genç, hiç istemedikleri halde aynı kaderin içine sürüklendiler. Bir evlilik… Bir kağıt parçasıyla başlayan, ama kalplerini paramparça edecek yolculuğun ilk adımı atılmıştı… Esra’nın Evi Esra eve döndüğünde, büyük taş konak gergin bir sessizliğe gömülmüştü. Ama bu sessizlik uzun sürmedi. Sofranın etrafında toplanan kalabalık birden patladı. Amcalar, ağabeyler, halalar… Herkes konuşuyordu. — “Bu kız bizi rezil etti!” diye bağırdı en büyük amca, masaya sertçe vurarak. — “Can’la tek başına kalmış! Adımızı lekeledi, töremize ihanet etti!” Esra gözyaşlarını saklamaya çalışarak, ellerini masanın kenarına bastırdı. — “Hiçbir şey olmadı!” dedi, sesi titreyerek. — “Olmuş da olmamış da fark etmez!” diye kükredi babası. “Kızım, sen bizim namusumuzsun. Bir kez lekelendin mi, bütün aşiret leke olur!” Esra haykırmak istedi, “Benim de bir hayatım var!” demek istedi ama dudakları kilitlendi. Kadınların fısıldaşmaları, erkeklerin öfkeli bakışları arasında nefesi daraldı. Annesi gözyaşlarını silerken bile kızına sarılmadı; çünkü o da biliyordu, bu meselede kalpler değil, itibar konuşuyordu. Kavga gece yarısına kadar sürdü. Sonunda babası kararı kesti: — “Bu işin tek çaresi var. Oğlanla evleneceksin.” Esra’nın çığlığı duvarlarda yankılandı: — “Ben istemiyorum!” Ama sesini bastıran onlarca erkek vardı. O evde, kızının kendi hayatını seçme hakkı yoktu. ⸻ Can’ın Evi Aynı saatlerde, Can’ın evinde de hava kurşun gibiydi. Babası odanın içinde volta atıyor, alnındaki damarı şişiyordu. — “Oğlum, ne belaya bulaştırdın kendini! Esra’nın ailesiyle yıllarca kan davası güttük. Barışalı üç yıl oldu, üç! Tekrar kavga çıkarsa bunun bedelini tüm sülale öder!” Can öfkeyle ayağa kalktı. — “Ben hiçbir şey yapmadım! İftiraya mı boyun eğeceğim?” — “Olayın aslı astarı umurlarında değil!” dedi annesi, gözleri yaşlı. “Onlar için önemli olan gurur. Bizim barışı bozacak bir şey yapmamamız lazımdı. Şimdi onlar bunu bahane edip kan çıkaracak!” Can yumruklarını sıktı. — “Ben kimseyle zorla evlenmem!” diye haykırdı. Ama babası masaya vurdu: — “Bunu bize değil, onlara söyle! Aşiret kan istiyorsa, barışı bozarlarsa onlarca can gidecek! Senin inadın yüzünden daha fazla kan dökülmesine izin veremem!” Can, sustu. İçindeki öfke, çaresizlikle birleşti. O an anladı: Bu mesele onun özgürlüğüyle ilgili değildi. Bu, yıllardır taş gibi duran kan davasının yeniden alevlenmemesi için yapılan bir fedakârlıktı. ⸻ İki Çaresiz Kalp O gece, farklı evlerde, farklı odalarda Esra ve Can aynı gerçeği hissettiler: Onların sözleri, hayalleri, hatta öfkeleri bile bir şey değiştirmeyecekti. Esra pencereden karanlığa bakıp hıçkırıklarını yastığına gömerken, Can yumruklarını sıkarak sustu. İkisi de aynı soruyu kendi kendine sordu: “Benim hayatım ne zaman benim olacak?” Ve kader ağlarını çoktan örmüştü. Ailelerin Kesin Kararı Aşiret büyükleri yeniden toplandığında kararlarını keskin bir dille açıkladılar: — “Düğüne kadar ne kız ne oğlan birbirini görecek. Zaten ortalık dedikoduyla kaynıyor. Onları bir arada gören olursa, ‘bak işte gerçekten bir şey varmış’ diye konuşacaklar. Böyle rezilliğe izin veremeyiz.” Esra’nın babası, kalın sesiyle sözlerini bitirdi: — “Adımız çoktan çıktı! Kızımızın namusu lekelenmiş diyorlar. Bari daha fazla utanç yaşamayalım. Düğün günü neyse o gün birbirlerini görürler. Ondan önce değil.” Can’ın babası başını öne eğdi, gözlerini kapadı. İçinden “Hiçbir şey yapmadılar, ama sanki bin günah işlemişler gibi muamele görüyorlar” diye geçirdi. Ama o da sesini çıkaramadı. Çünkü o da biliyordu: Bir tek kıvılcım, üç yıl önce zorla kapanmış kan davasını yeniden alevlendirebilirdi. ⸻ Esra’ya Ceza Esra itiraz etmeye kalktığında, babasının öfkesi daha da büyüdü. — “Ben onunla evlenmek istemiyorum!” diye haykırdı Esra. — “Kes sesini!” diye gürledi babası. “Senin isteyip istememen önemli değil! Bizim töremiz, bizim onurumuz var! Sen bu evden çıkmayacaksın. Düğün gününe kadar odandan bir adım dışarı atmak yok!” Esra’nın gözleri doldu. — “Beni hapsetmekle mi şeref kazanacaksınız? Ben insan değil miyim?” Ama cevabı sert bir tokat gibi geldi: — “Sen önce bizim kızımızsın, sonra insansın. Bunu aklından çıkarma.” Babasının işaretiyle iki kadın koluna girdi, sürüklercesine odasına götürdü. Kapıyı kilitlediler. Artık Esra için düğün gününe kadar tek gerçek, dört taş duvar ve bir kilitli kapıydı. ⸻ Can’ın Sessiz Çaresizliği Can, ailesiyle birlikte sofrada otururken annesi titrek bir sesle sordu: — “Oğlum… belki düğünden önce bir kez konuşsanız? Birbirinizi tanısanız…” Ama babası hemen susturdu: — “Hayır! Ne kadar az görürlerse o kadar iyi. Dedikoduya fırsat vermeyeceğiz.” Can sandalyesinde geriye yaslandı, dişlerini sıktı. — “Benim fikrim yok mu bu işte?” dedi sert bir sesle. — “Yok!” diye kesti babası. “Sen susacaksın. Susmazsan, bu evde kan akacak.” Can’ın yumrukları masanın altında sıkıldı. Boğazında kocaman bir düğüm vardı. İçinde haykırmak istiyordu: “Benim hayatım benim!” Ama dudaklarını kıpırdatmadı. Çünkü ailesinin gözlerindeki korkuyu görmüştü. ⸻ İki Yalnız Mahkûm Günler birbirini kovaladı. Esra, kilitli odasında her sabah aynı duvarlara bakarak uyanıyordu. Bazen hırsla yatağını tekmeliyor, bazen gözyaşlarını boğazına gömüp sessizce ağlıyordu. Babasının sözleri kulaklarında çınlıyordu: “Sen önce bizim kızımızsın, sonra insansın.” Can ise evinde, hazırlıkların koşuşturmasını sessizce izliyordu. Gelinlikçilerle konuşan annesini, davetli listeleri hazırlayan babasını görüyordu ama hiçbirine karışmıyordu. Onun için bu hazırlıkların her biri, boynuna geçirilen yeni bir zincirdi. İki genç, birbirlerini görmeden, tek kelime etmeden düğün gününe doğru sürükleniyordu. Onlar düşmandı. Onlar istemiyordu. Ama artık kaderleri, kendi ellerinde değildi.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
3.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
556.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
93.0K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
90.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
47.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook