Seninle YandımUpdated at Oct 20, 2025, 01:59
Bölüm 1 – Adı Olmayan Kız1950 yılının baharında, Kayseri’nin rüzgârlı bir sabahında dünyaya geldi Feride. Doğumuyla birlikte annesi Ayten Hanım son nefesini verirken, konağın tüm perdeleri indirildi. Ayten Hanım’ın ölümüyle ev sessizliğe gömülürken, yeni doğan kızın ilk ağlaması bile kimsenin yüreğini titretmedi.O günden sonra, kimse ona “Feride” diye seslenmedi. Annesi ölmeden birkaç gün önce, “Eğer kız olursa adını Feride koy” demişti. Babası Halit Bey, o isme bile tenezzül etmedi. Ona isim vermedi. Hizmetçilerin dilinde “küçük hanım” ya da “öteki çocuk”tu.Feride’nin saçları annesininkine hiç benzemiyordu. Ne ablası Nermin gibi sarı saçlıydı, ne abisi Mert gibi mavi gözlü. Saçları alev gibi kızıl, gözleri kahverengiydi. Halit Bey için bu yeterliydi: “Bu benim soyumdan değil,” diyordu. “Annesiyle birlikte lanetini de getirdi bu kız.”Feride, konağın en ücra odasında büyüdü. Ne bir oyuncak verildi eline, ne de bir bayramlık kıyafet dikildi ona. Her yıl ablası ve abisi için özel diktirilen elbiseler, Feride’ye ancak birkaç yıl sonra, daralmış ve yıpranmış halleriyle ulaşırdı. Ayakkabıları da ya büyük olurdu ya da topuğundan kanatırdı ayağını. Yine de şikâyet etmezdi. Çünkü şikâyet edecek kimsesi yoktu.Evdeki hizmetçiler bile onu hizmetçi gibi görürdü. Sabahları erkenden kalkar, ablasının odasını havalandırır, abisinin kitaplarını taşır, sofra kurulurken mutfağa yardım ederdi. Herkes bir adım geri çekilirken, Feride her işe koşardı. Ona emir vermek, evin nizamı hâline gelmişti.Okula gitmedi. Halit Bey, “Bu kıza okuyacak kâğıt harcamam,” demişti. Fakat Nermin’in mürebbiyesi, Halit Bey’in şehir dışında olduğu zamanlarda Feride’ye gizlice okuma yazma öğretti. Sonra evin kütüphanesinde kitaplara sığınmayı öğrendi. Her gece kandil ışığında, çarşafın altına saklanarak kitap okurdu. Kahramanlarıyla konuşur, hayali dostlar yaratırdı.Yıllar geçti. Feride büyüdü. On altı yaşına geldiğinde, artık hem daha güzeldi hem de daha suskun. Yüzüne baktığınızda hem çocuk hem kadın görürdünüz. Konağın bahçesinde yürürken bile başını eğerek yürürdü, göz teması kurmazdı. Çünkü yıllarca öğretilmişti ona: Sen görünmezsin.Halit Bey’in işleri o yıl bozuldu. Mal satıldı, icra geldi, arazi parçalandı. Herkesin saygı duyduğu Halit Bey artık konağın içinde bile güçsüz bir gölgeydi. Herkes fısıldaşırken, Halit Bey borçları nedeniyle Kayseri’nin zenginlerinden biri olan Kenan Bey’e başvurdu. Kenan otuzlarının başında, zeki ve yakışıklı bir adamdı. Ama gözleri soğuktu. Genç yaşta bir kıza âşık olmuş, onu bir yangında kaybetmişti. O günden beri kalbine bir daha kimseyi almamıştı.Kenan Bey’in annesi yatalaktı, konuşmuyordu. Babasının ikinci eşinden olma küçük bir erkek kardeşi vardı, altı yaşında ve sessizdi. Konuşmaz, göz teması kurmazdı. Kenan, konağında annesine ve kardeşine bakan sadık bir hizmetkâr arıyordu. Ve aynı zamanda çevreden gelen “evlen artık” baskısından da bıkmıştı.Halit Bey, Kenan’a olan borcunu ödeyemeyince, çaresizce “Sana verecek hiçbir şeyim yok… Kızım hariç,” dedi. Kenan başını kaldırmadan, “Kaç yaşında?” diye sordu. Halit Bey cevap vermedi. Yüzündeki utancı saklamak istercesine bakışlarını kaçırdı. “Evleneceğim onunla,” dedi Kenan. Böylece hem çevrenin laflarından kurtulacak, hem de konağındaki eksik iş gücünü tamamlayacaktı. Aşktan, merhametten yoksun, sadece işlevsel bir evlilik.Ertesi sabah Feride’ye haber bile verilmeden, küçük bir bohçaya birkaç giysi konuldu. Elinde ne bir mehir, ne bir bilezik vardı. Yanına konağın eski uşağı Şükrü verildi. “Gideceğin yerde konuşma, sus,” dedi babası. “Beni utandırma.”Feride neye uğradığını anlamadan, Kayseri’nin taş sokaklarında arabaya bindirildi. İlk kez konaktan çıkıyor, ilk kez “bir yere” gidiyordu. İçinde ne umut vardı ne de korku. Sadece boşluk. Arabanın camından dışarı bakarken, saçlarına değen güneşte bir an annesinin adıyla seslenildiğini hayal etti: “Feride.”Kenan Bey’in konağına vardıklarında, içeri alınmadı. Hizmetçiler onu avludaki eski bir odaya götürdü. Elbiselerini çıkarmasını, başını örtmesini söylediler. Beyaz bir gelinlik yoktu. Sadece kırmızı tül bir baş örtüsü. Kenan, akşamüstü geldi. Yanında bir imam vardı.Nikâh odasında tek kelime edilmedi. İmam sordu, Feride sessizce “kabul ettim” dedi. Kenan başını öne eğdi. İmam nikâhı kıydıktan sonra, Kenan yavaşça örtüyü kaldırdı.Gözleri büyüdü.Beklediği kişi Nermin’di. Ablasıydı. Ona gelen borcun karşılığı, güzelliği dillere destan, görgülü, ince Nermin olmalıydı. Fakat karşısında o vardı… Sessiz, ürkek, kızıl saçlı, esmer gözlü bir kız.Feride.Kenan’ın yüzü sertleşti. Yumruklarını sıktı. O andan itibaren, bu evliliği bir ceza gibi yaşayacağına yemin etti.Feride ise başını öne eğdi. Örtü elinden kayarken, sadece bir şey fısıldadı içinden:“Adımı bilmesen de olur… ama bana bağırmadan seslenmeni isterdim.”