bc

Saklanan Hayat

book_age18+
38
FOLLOW
1K
READ
billionaire
BE
family
heir/heiress
drama
sweet
bxg
city
love at the first sight
seductive
like
intro-logo
Blurb

Başlangıçta, küçük bir kasabada büyüyen Elif, dedesi ve ninesi sandığı yaşlı bir çiftin yanında sade bir hayat sürmektedir. Onları anne-babası gibi bilmiş, kasabanın dar sokaklarında büyümüştür. Ancak dedesi yıllar önce, ninesi de Elif 18 yaşına geldiğinde vefat eder. Yalnız kalan Elif, kasabadaki bir kafede garsonluk yapmaya başlar.Bir gün banka müdüründen gelen telefon her şeyi değiştirir. Çünkü dedesi ve ninesi öldüğü hâlde her ay hesabına düzenli para yatmaya devam etmektedir. Banka bu ödemeleri durdurmak ister, Elif ise şaşkınlık içinde bu paranın kaynağını merak eder. Kim gönderiyor, neden gönderiyor?Gizli Sırların AçılmasıElif, araştırdıkça paranın arkasında büyük ve zengin bir aile olduğunu öğrenir. Ancak gerçek çok daha sarsıcıdır: Elif, aslında bu ailenin kızının gizlice doğurduğu ve kimseye söylemediği çocuktur. Çocuk doğduğunda anne, ailesinin baskısı ve namus korkusu yüzünden bebeğini büyütememiş, annesi (yani Elif’in anneannesi) çocuğu gizlice kasabadaki yaşlı karı-kocaya vermiştir. Onlara da ömür boyu maaş bağlanmıştır.Elif yıllarca o paranın kimden geldiğini bilmeden yaşamış, hatta kendini sıradan biri sanmıştır. Fakat araştırmaları ilerledikçe, biyolojik annesinin hâlâ yaşadığını öğrenir. Daha da acısı, annesi Elif’in öldüğünü zannetmektedir. Çünkü aile, yıllar önce doğan bebeğin öldüğünü söyleyerek kızını kandırmıştır. Böylece skandalın üzeri örtülmüştür.Çatışmalar ve YolculukElif gerçeğe adım adım yaklaşırken, hem kendi kimliğini hem de gerçek ailesini bulmak için büyük bir mücadeleye girişir. Zengin aile, yıllar boyu sakladıkları sırrın ortaya çıkmaması için engeller çıkarır. Ancak Elif, kendi hayatını öğrenmeden hiçbir şeyin peşini bırakmaz.Gerçek ortaya çıktığında, annesiyle yüzleşme sahnesi kitabın en dramatik bölümlerinden biri olur. Anne, çocuğunu kaybettiğini sanarak yıllarca vicdan azabı çekmiştir. Elif’in karşısında durduğunda gözyaşlarıyla “Sen…” diye başlayan bir sessizlik olur.Ana Temalar • Kimlik arayışı: Elif’in kendini yeniden keşfetme yolculuğu. • Aile sırları: Zengin ailelerin sakladığı, kuşaklar boyu gizlenen gerçekler. • Sevgi ve vicdan: Anne ile kız arasındaki koparılmış bağın yeniden kurulma çabası. • Toplum baskısı: Namus, şeref, zenginlik ve çıkar uğruna hayatların nasıl harcandığı.

chap-preview
Free preview
Ölümün Ardından Gelen Sessizlik
Ninesinin nefesi, sabahın en puslu saatinde usul usul kesilmişti. Ev, uzun bir uykuya çekilmiş gibiydi; pencere pervazına tıkılmış toz parçacıkları ışığın arkasında titreşiyor, mutfağın köşesindeki eski radyo yıllardır çalmayan bir şarkının son notalarını anımsatır gibi hıçkırıyordu. Elif, ninesinin elini hâlâ tereddütle elinde tutuyordu; parmakları inceydi, tırnaklarının uçlarında yılların sabrı ve yoksulluğun çizgileri vardı. Ninesi son nefesini verirken göz kapakları ağır ağır kapandı, dudaklarından çıkan son sessiz sözcükse belli belirsiz bir dua gibiydi. Küçük kasabanın yolları gitgide dolmuştu; komşular, akrabalar, tanıdık yüzler… Hepsi ninesinin ardından gelmiş, eski taşlı avluya sığmamıştı. Cenaze sessiz geçti; imamın duası, toprağın yutkunuşu, üzerindeki mendilin kokusu — bunların hepsi Elif’in belleğine yeni bir ağırlık olarak yerleşti. Onun için ninesi ve dedesi hep oradaydı: tarlada oynarken elini tutan eller, gece sobaya koydukları ılık çay, dizlerinin dibine serdikleri eski örtü. Onların varlığı küçük bir dünyaydı; şimdi o dünya sessizliğe gömülmüştü. Dedesi, Elif on iki yaşındayken ölmüştü. O yılları hatırlamak hep yumuşak bir ağrıydı; dedesinin avuç içindeki nasırlar, horoz sesleri, pazarın tozlu tezgâhları… Dedesi gittiğinde kasabadaki hayat farklı bir ritme girmiş, ninesi tek başına kalmıştı. Yıllar boyunca gelen o para sayesinde —Elif büyüdükçe öğrendiği kadarcık bir bilgiydi bu— ninesi ile dedesi rahat bir nefes almış; küçük evin çatısındaki çatlaklar, tavanın yamuk çizgileri, kıyafetlerin yıpranmışlığı biraz daha geri çekilmişti. Kim gönderiyordu bu parayı? Elif çocukken sorgulamamıştı; para hesabına yatıyor, her ay belirli bir gün postacı kapıya bir zarf bırakıyor, ninesi ise zarftan çıkarılan bankamatik kartını saklıyordu. O kartla kasabaya gelen nadir alışverişleri yapıyorlardı. Ninesinin tabutu toprağa verildikten sonra Ev, daha yalnız görünüyordu. Komşular, taziye sözcükleri bırakıp dağıldı; Elif kalan eşyaları toplarken, ninesinin gardırobunda sakladığı bir mektup buldu—zarfta isim yazmıyordu. Mektubu açmayı aklına koydu ama bir türlü cesaret edemedi. O gece, eski iskemlenin üzerinde otururken, pencereden içeri sokulan rüzgâr saçlarını dağıttı; ninesinin kokusu hâlâ yastıkta asılı gibiydi. İki ay geçti. İki ay; kasabanın zamanı gibi ağır, aynı zamanda hızlı akıp giden. Elif, sabahları erkenden kalkıp kafeye gidiyor, orada garsonluk yapıyordu. Kafenin sahibi Nazım Bey, çay demlerken yüzündeki çizgilerle bir hayat hikâyesi taşıyordu; Elif ona bulaşık yıkıyor, tezgâhları siliyor, müşterilerin masalarına tatlı servisi yapıyordu. Öğrendiği en değerli şey, sesiyle değil hareketleriyle anlaşılmaktı: bir tabak getirdin mi, gözlerin o tabağın kenarını kontrol eder; çay bitti mi, elin hızlıca bardağı alır. Kazancı mütevazıydı ama Elif’in elinde düzenli bir gelirdi; ninesinin yokluğunda evin küçük ihtiyaçlarını karşılamak, bazen de bir çift yeni ayakkabı alabilmek için yetiyordu. Günlerden biriydi. Öğle güneşi kasabanın taş sokaklarını öyle bir ısıtmıştı ki çayın buharı bile aceleyle yükseliyordu. Elif, cam kenarındaki masalara sürahi su doldururken, cebine giren telefon titreşimiyle irkildi. Ekranda yazan numara tanıdık değildi. Nazım Bey, arkasından bakıp başını salladı; “Al bakalım, iş ne, bak işimiz var, para lazım,” dedi yarı şaka yarı ciddi. Elif telefonu açtı: — Alo? Karşı taraftan gelene, kayıtlı sesin ölçülü, resmi bir tonu vardı. — Merhaba, ben Kasaba Şubesi Halk Bank müdürü Cemal. Hesabınızla ilgili kısa bir işlem için sizi arıyorum. Elif’in yüzü kasvetlendi; “Hesabım mı var?” diye düşündü kendi kendine. Çünkü son yıllarda, ninesinin alışveriş için kullandığı o kart dışında banka işleriyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyordu. — Hesabınızda düzenli olarak kredi, bağış gibi tanımlanamayan bir para gelmekte. Miktar yüksek değil ama her ay sistematik olarak devam ediyor. Hesap sahipleri arasında baba ya da anneniz gibi bir yakınınız görünmüyor. Hesap açığa çıkarmaya çalıştığımızda ise hesap sahibi bilgisi olarak ninenizin adı kayıtlı. Ancak şimdi o hesap sahibinin vefatı bize bildirildi ve hesap için yasal işlemlerin başlatılabilmesi adına hesabın kapatılması gerekiyor —dedi bankacı. Elif’in çay tepsisi elinden düşecek gibi oldu; müşterilerin bakışları birden bire üzerine yoğunlaştı. “Ninem… hesap sahibiymiş?” diye mırıldandı. Müdür devam etti: — Bir de tuhaf bir durum daha var. Hesaba para yatıran kişi ayrı; hesaptan çekim yapan onlar değil. Yani para gelmeye devam ediyor. Ölüm bildirimine rağmen ödemeler durmuyor. Biz bankacılık mevzuatı gereği bu ödemelerin kim tarafından yapıldığını tespit etmek ve gerekirse durdurmak zorundayız. Hesabı kapatabiliriz ama sizin de rızanızı almak istiyoruz. Gelip şubeye imza atmanız gerekiyor. Elif biraz toparlandı. “Ben… ben gelebilirim,” dedi. Sesi inceydi, kelimeler ağzından bir bir düşüyordu. “Ama… bu parayı kim gönderiyor? Ninemle dedemin bir işi yoktu, onları kim…” Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu, sonra müdürün sesi daha yumuşadı: — Bizim kayıtlarda ödeme yapan taraf anonim bir hesap görünüyor. İsim yok, açıklama yok. Sadece her ay belirli bir gün, belirli bir tutar giriyor. Siz orada yaşayan tek varis olarak görünüyor olabilirsiniz; yasal süreçler için yüz yüze görüşmemiz gerekecek. Elif, telefonunu kapattıktan sonra tezgâha yaslandı; yüzüne serin bir ter indi. Masaların arasında dolaşan müşterilerin uğultusu, axırda bir yerlerde tıkalı kalan bir ses gibi duyuluyordu. Ninem ve dedesi… yıllardır düzenli gelen para… Bu para kimdi? Neden ölümünden sonra bile gelmeye devam ediyordu? Elif’in aklında, ninesinin gardırobundaki o zarf, açılmamış mektup ve şimdi önünde duran banka mesajı arasında görünmez bir ip vardı. O ipi takip etmek, belki de geçmişin kapılarını zorlamak demekti. Nazım Bey bir tabak getirdi önüne, gözleri merhametle: — Kızım, durma. Bugün biraz işler yoğun, sonra banka işi neymiş anlatırsın. Elif tabağa bakarken, zihninde bir görüntü belirdi: uzak bir köy evi, eski bir çiftin iki eli; bir zarfın içinde saklı bir isim. Telefonun ekranında son kalan mesajda bankanın numarası ve açılması beklenen bir dosya vardı. Elif, derin bir nefes aldı, yavaşça cebinden ninesinin mektubunu çıkarıp bakmaya karar verdi. Parmağının ucunda hâlâ taze bir kararlılık vardı; kim bu parayı gönderiyorduysa, kimliği ne olursa olsun, artık öğrenme zamanı gelmişti. Elif akşam işten eve döndüğünde, ninesinin dolabında bulduğu o sararmış zarfı yeniden eline aldı. Parmakları titriyordu; günlerdir açıp açmamak arasında kalmış, içindeki merakla korku arasında gidip gelmişti. Bu kez kendini durdurmadı. Zarfın ağzını dikkatle açtı, içinden ince, titrek bir yazıyla yazılmış kâğıdı çıkardı. “Sevgili Elif’im…” Elif’in gözleri satırların üzerinde gezdikçe kalbi sıkıştı. “Sana bu mektubu belki hiçbir zaman okuyamayacağını bilerek yazıyorum. Fakat gün gelir de ben bu dünyadan göçüp gittiğimde, senin geçmişini öğrenmeye hakkın olacak. Sen sandığın gibi bizim öz torunumuz değilsin. Biz, sana sadece emanetciler olduk. Seni bize getirdiklerinde küçücük bir bebektin. Annen, çok zengin bir ailenin kızıydı, evlilik dışı bir çocuk dünyaya getirdiğini kimse bilmemeliydi. O yüzden seni ellerimize bıraktılar. Biz de kendi evladımız bilip büyüttük. Her ay hesabımıza yatan para, senin için gönderiliyordu. Bize değil… sana ait olan bir hayatın bedeliydi o.” Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Dizlerinin bağı çözüldü, yatağın kenarına oturdu. Kâğıt ellerinde titriyordu, gözyaşları mürekkebi dağıtacak gibi oldu. Okumaya devam etti: “Annenin seni sevmediğini düşünme. Onu mecbur bıraktılar. Ona bebeğinin öldüğünü söylediler. Bilmiyor… hâlâ yaşadığını bilmiyor. Gün gelir gerçek ortaya çıkar mı, bilmiyorum. Ama sen güçlü ol kızım. Biz seni çok sevdik, seninle geçen yıllar bizim için gerçek bir evlat sevgisiydi. Bir gün gerçeklerini ararsan, sana engel olmayacak tek şey kalbimizdir. Unutma, senin saklanan bir hayatın var.” Elif, mektubun sonundaki imzaya baktı. Ninesi kendi titrek yazısıyla sadece şunu yazmıştı: “Seni seven ninen, Ayşe.” O an odanın içi birden daraldı. Elif’in zihninde binlerce soru dolaşıyordu: “Ben kimim? Annem kim? Hangi aile bu gerçeği benden sakladı?” Eline aldığı mektup, yıllardır sisler içinde saklanan geçmişin ilk anahtarı olmuştu. .

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
93.2K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
90.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
558.0K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.2K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
50.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook