& Defne & Otele vardığımızda gece yarısını geçmişti; Roma’nın ışıkları hâlâ yanıyordu ama sokaklar sakinleşmişti. Otel, Boran’ın seçtiği gibi, tam bir saray gibiydi: tarihi bir bina, mermer merdivenler, altın varaklı tavanlar, dev avizeler… Resepsiyonda kimse sorgulamadı bizi; Boran’ın adı yeterdi. Suitimize çıktığımızda kapıyı açar açmaz nefesim kesildi: devasa bir oda, Boğaz manzarasına benzer şekilde Roma’nın çatıları ayaklarımızın altındaydı, yatak kocamandı, her yer lüks ve zarifti. Kapı arkamızdan kapanır kapanmaz Boran belimden tuttu; parmakları sertçe gömüldü tenime, elbisenin ince kumaşının altından sıcaklığı geçti. Beni kendine çekti, sırtım göğsüne yaslandı. Takım elbisesi hâlâ üstündeydi; kravatı gevşemiş, ceketi hafif açık, ama o güçlü duruşuyla hâlâ kusursuz görünüyordu.

