2. Bölüm

2418 Words
Tanımadığı bir numara olduğu için önce açmak istememişti ama sonra ısrar ile çalan telefonu açınca hayatının değişeceğini düşünememişti. Telefonun karşısında sert bir ses çıkmıştı. “Hey cadı neden telefonuna bakmıyorsun?” Hye sesin sahibini tanımıyordu. “Pardon ama yanlış numarayı aradınız galiba?” “Hayır seni aradım, Hye Su!” genç kız adını adamın ağzından duyunca oldukça şaşırsa da sakin bir şekilde ona cevap vermeyi başarmıştı. “Evet ama sizi tanıdığımı sanmıyorum.” Karşıdan tiz bir kahkaha gelmişti. Adamın kendinden emin bir şekilde de konuşması genç kızı kızdırsa da konuşmasını dinledi. “Ben seni tanıyorum. Bu arada sana iki güzel haberim var.” “Öyle mi nedir?” “Öncelikle evli değilsin!” Hye duraksayarak telefonu kulağından çekmiş ve numaraya bakmıştı. Sonra aklına ilk gelen şey ile dişlerini sıkarak adamın üzerine bağırdı. “Sen… Sen şu çöpçatan değil misin?” Adam onun bağırışından etkilenmemiş bir şekilde eğlenir gibi genç kıza karşılık verdi. “Bingo bildin açıktan on puan…” Hye sinirlenmişti. “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz. Bu şaka uzadı artık.” “Kes sesini de beni dinle!” Hye neye uğradığını şaşırmıştı. Karşısında yaşlanmak üzere olan adam onunla nasıl olurda böyle konuşabiliyordu. Deyim yerinde ise sinirinden yerinde zıplıyordu. “ Sen nasıl benimle bu şekilde konuşmaya cüret edersin yaşlı moruk?” “Yaşlı moruk mu? Sen bana moruk mu dedin?” Hye adam telefonda resmen kavga ediyor, ne garip ki ikisi de telefonu kapatmaya yeltenmiyordu. “Evet moruk dedim. Sürekli dırdır eden bir moruksun?” “Bana bak güzelim hazır sana iyi bir koca bulmuşken benden özür dilesen iyi olur.” “Ne? Sen ne dedin?” genç kız gerçekten şaşırmıştı. Onun hala kendisine eş aradığını düşünmemişti. “Senin için uygun bir aday buldum. Yarın buraya gel de tanışın.” “Uygun bir aday mı? Senin bulduğu uygun adayı çok merak ettim doğrusu?” “Eminim çok beğeneceksin?” “Ya ya ne demezsin. Söylesene bu adam nasıl biri, senin gibi geveze mi?” “Aslında sayılır ama uysaldır.” “Uysal!” Hye’nin aklında bir ampul yanmıştı. Ama adamın davranışları göz önünde bulundurulacak olursa hemen o ampulü söndürmüştü. “Hey küçük cadı, neden sustun?” “Baksana yaşlı moruk, sence ben o kadar aptal mı gözüküyorum?” “Evet neden?” Adamın onaylamasıyla genç kız saçını yolmak istemişti. “Yah, sürekli bana hakaret edip durma.” Hye‘nin sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki sanki tüm evin içinde yankılanmıştı. Adam da aynı ses tonu ile Hye‘ye karşılık vermişti. “Kendin söyledin aptal olduğunu bende onayladım neden beni suçluyorsun?” “Tamam… Sakin olalım. Sen senin bulduğun biri ile evleneceğime inanıyor musun?” “Evet neden” Adam o kadar çabuk yanıt vermişti ki Hye oldukça şaşırmıştı. Duvardaki saate bakarak daha sekiz olmayan saati “Saat on oldu. Bu saatte bir genç kızı aramak tacize girer,” diyerek telefonu adamın suratına kapatmıştı. Hye‘nin sözlerine cevap veremeden suratına kapanan telefon ile adam gülmeye başlamıştı. Nedense Hye ile uğraşmaktan ona keyif veriyordu. Kızın zeka fışkıran gözleri adamı mutlu etmişti. Onunla uğraşırken sanki tüm stresini atıyordu. Hye ikinci katın balkonuna çıkarken karşı komşusu SeNa Hanım, Hye‘yi görerek el sallamıştı. Ama Hye‘nin onu görecek hali yoktu. Bunun üzerek kadın elinde birkaç atıştırmalık ile Hye‘nin kapısına dayanmıştı. Hye kapıyı açarken yüzü sıkıntıdan yere düşmüştü. Kadın kapıdan girer girmez kızın halinden bir şey olduğunu anlamıştı. “Bir sıkıntın mı var, neden beni görmüyorsun?” “Teyzee…” Hey, SeNa’ya sarılarak ağlamak istiyor ama bir türlü ağlamayı başaramıyordu. “Hey, neden böyle davranıyorsun?” “Ben ne yapacağım?” Kadı onun sözleri ile gerçekten meraklanmıştı. “Ne oldu?” “Bu gidişle gerçekten kel biri ile evleneceğim.” SeNa gülmeye başlamıştı. Hye‘nin sırtını sıvazlarken onun saçlarını okşamaya başlamıştı. “Tamam sakin ol, sana harika bir eş bulacağız.” “Elinizi acele tutsanız iyi edersiniz. Üstelik o çatlak çöpçatan beni gerçekten evlendirmekte kararlı.” “Yaşlı çöpçatan mı?” Hye sarılmayı bırakarak SeNa ile balkona çıkmış ve keyifli bir şekilde dedikodu yapmaya başlamıştı. Hye çöpçatanın taklidini yaparken kadın gülmekten ağrıyan karnını tutmaya başlamıştı. Hye artık yorgun düşmüştü. SeNa, onunla birlikte listedeki adaylara bakarken acımasız yorumlar yapıyor sonrada kahkaha ile gülüyorlardı. “Senin oğlun yok mu?” Kadın kızın sorusuyla birden afallayarak ona bakmıştı. “Ne?” “Senin diyorum, oğlun vardı galiba. Söylesene o evlimi?” Hye kesik kesik konuşmuştu. SeNa ise şaşkın bir şekilde Hye ye bakmıştı. “Evet… Var ama…” “Ne oldu evli mi?” “Hayır ama…” Kadın duraksayarak konuşuyordu. Hye ise hemen anlamıştı. “Yoksa beni oğluna laik bulmuyor musun? Merak etme, onunla evlenmek gibi bir düşüncem yok sadece eğer aklında bir çözüm yolu varsa bende faydalanmak istemiştim.” “Kesinlikle hayır!” SeNa, Hye‘nin sözlerini sert bir dille cevaplamıştı. “Anlamadım?” “Bak Hye, ben, senin gelinim olmanı çok isterim ama…” “Ama…” “Oğluma seni layık görmüyor değilim. Oğlumu sana laik görmüyorum…” “Ne?” Hye birden sesinin yüksek çıkmasına engel olamamıştı. ”Bir anne nasıl oğlunu kötüler.” “Bak benim oğlum oldukça yakışıklı ve…” Hye hemen hayal kurmaya başlamıştı. Ama o kadar çok aday resimleri ile dalga geçmişlerdi ki nedense gözünün önüne yakışıklı bir profil çıkmıyordu. Sonra başını iki yana sallayarak. “Evet…” “O tam bir çapkındır. Umursamaz biri ve asla tek kadına bağlı kalamaz. Senin acı çekmeni istemem.” “Anlıyorum, demek oğlun böyle biri? O yüzden seni görmeye gelmiyor.” “Aslında biz onunla tartıştık.”   “Neden?” Kadının duraksamasını gördükten sonra vazgeçerek ”Özür dilerim beni ilgilendirmezdi.” “Babasını boşamak istediğim için benimle konuşmuyor.” “Bu çok saçma bir bahane olmuş. Kaç yaşında oğlun?” “O da sınıra erişti, yakında senin gibi o da evlenmek zorunda kalacak.” Dediğinde Hye kadının gerçekten bundan hoşlanmadığını anlamıştı. “Benimle aynı dertte o zaman. Neyse…” Hye ile SeNa gece yarısına kadar dertleşmişti. Oldukça iyi anlaşan ikili yalnızlığın verdiği bir hisle daha da yakınlaşmıştı. Sabah olduğunda gözüne kestirdiği aday kitabını alarak çöpçatanlık ofisine gitmişti. Adam Hye’yi görür görmez pis pis sırıtmaya başlamıştı. “Bayan Hye, sizi görmek ne güzel.” adamın kendisini gülerek karşılaması genç kızın kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Nedense karşısında ki adam onu her zaman sinirlendiriyordu. “Kafana bir şey mi düştü?” “Hım… Neden böyle düşünüyorsunuz?” “Bana kibar davrandığın için olabilir mi?” “Aşk olsun ama ben her zaman kibarım.” Hye başını sallayarak ona inanamadığını belli etmişti. “Sen git bu numarayı...” Hye son anda susmuştu. Nerede ise ağzını bozacaktı. Elindeki defteri adama vererek arkasını dönmüş gidiyordu ki hızla yürüyen biri Hye‘yi görmeyerek sertçe çarpmıştı. Ama işin ilginç yanı Hye‘nin düşmesi gerekirken ona çarpan kişi düşmüştü. Hye sert bir şekilde arkasını dönerek ”Neden önüne bakmıyorsun be adam?” diye bağırdığında kendisine dönen adamı gören Hye donup kalmıştı. Siyah delici bakışları ve uzun boyu ile Hye‘ye bakan adama yutkunarak konuşmuştu. “Sen, sen kanalizasyondan mı çıktın? Bu nasıl bir koku böyle?” Adamın üzeri çamur içindeydi. Yüzüne kadar bulaşan çamurlar ile ofise gelen adamın acelesi olduğu belliydi. Adam ise gayet sakin bir şekilde cevap vermişti. “Nereden anladın kanalizasyondan çıktığı mı?” “Sen benimle dalga mı geçiyorsun be adam? Bu koku ile nasıl dolanabiliyorsun? Şimdi kusacağım…” genç adam kızın sözlerine sinirlese de olabildiğince sesini alçak tutarak konuştu. “Çık dışarıda kus o zaman.” “Ne?” “Kusmak istemiyor muydun? Çık dışarı da kus…” Hye karşısında kendisine bakan kir pas içindeki adamın yüzüne bakıyordu. Yüzü de kirden gözükmüyordu ama gözleri derin ve parlaktı. Çöpçatan adam Hye‘ye seslenerek sormuştu. “Sen nereye gidiyorsun? Sana adayını gösterecektim.” “Baksana… Senin adayına ihtiyacı yok. Kim bilir kimi bana yamayacaksın.” “Ama sen…” Hye bir an duraksayarak kendisine kısık gözleri ile bakan uzun boylu adama bakmıştı. Kendinin bile anlayamadığı bir cesaret ile adama yaklaşmış ve adamın şaşkın bakışları arasında ona soru sormuştu. “Sen buraya evlenmek için geldin değil mi?” Adam kızın delici bakışları altında yutkunarak başını salladı. “Evet ne olmuş?” “Güzel…” “Ne?” “Seninle evlenecek birini buldun?“ Hye‘nin sözleri ile şok olan çöpçatan karşısında ki ikiliye bakıyordu. Hye ise tiksinmeden adamın koluna girerek görevli adamın karşısına çıkmış ve adamın şaşkın bakışları arasında ona gülümsemişti. “Sen emin misin Hye? Bu adam ile evlenmek mi itiyorsun?” “Neden olmasın? Senin bulacağın adamdan iyi olacağına eminim.” “Eminsin yani? Benim talibimi de görseydin keşke.” “İstemez, ben evleneceğim adamı buldum, o talibi başka talihsize yama.” Hye adamın kolundan çıkarak etrafına dönerek ona alıcı bir göz ile bakmıştı. Genç adam ise Hye‘nin kafayı yemiş olabileceğini düşünerek “Pazardan mal mı seçiyorsun?“ dediğinde genç kız anlamaz ifadeyle ona bakıyordu. “Ne?” “Sen evleneceğini söyledin ama ben kabul ettiğimi söylemedim.”  Adamın sözleri ile kahkaha atan Hye, uzun boylu olduğu için adamın burnuna kadar uzanan boyu ile adamın gözlerine dik bakmaya başlamıştı. Adam ise geri çekilmek dursun aksine bir adım daha Hye’ye yaklaşmıştı. Hye ise burnunu daha bir inat ile kaldırarak adamın yüzüne. “Sana sormadım ki? Sen bu halinle kendine bir eş bulacağını düşünmüyorsun değil mi?” Adam sırıtarak ona cevap vermişti. “Neden olmasın? Beni bu halimle kabul edecek kadınlarda vardır.” Hye tek parmağını kaldırarak hayır der gibi sallamıştı. “İnan bana o kadar aptal kadın yok.” “Sen aptal olduğunu kabul ediyorsun yani?” Hye aldığı cevap ile sinirlense de kendisini durdurmayı başarmıştı. Derin bir nefes alarak adamın kulağına yaklaşınca burnuna gelen kötü koku ile bir an irkilse de fazla aldırış etmemişti. Adam ise onun bu kadar yakınına durmasına şaşırmıştı. İtiraf etmek istemese de gerçekten berbat bir durumdaydı ve kanalizasyonda çalıştığı için üzeri çok kirli idi. Kendisini arayan kişiyi bekletmemek için buraya gelmişti ve şuanda tüm yakınlığını hissedebildiği bu çatlak kadın ile konuşuyordu. Hye tüm sinirine rağmen sesini sakin bir şekilde çıkarabilmişti. Ne de olsa o zor şartlara alışık bir kadındı. “Sen para kazanmak istemiyor musun?” Hye’nin sözleri ile şaşıran adam geri çekilmişti. Hye ise gülümseyerek ona bakıyordu. Gerçekten gülümsemesi ile istediği erkeğe diz çöktürebilecek güzellikte bir kadındı. Çöpçatan adam Hye ve genç adama bakıyordu. Neredeyse aynı boyda olmaları ve vücut yapılarının düzgünlüğü ile hoş bir tezat oluşturuyorlardı. Ama bir sorun vardı o da adamın pis kıyafetleri. Ona rağmen gerçekten bu çiftin yakıştığını düşünmüş ve gülümsemişti. Hye adamın koluna tekrar girmişti. “Sen ne dediğinin farkında mısın?” Genç adam şaşkınca sormuştu. ”Bunu daha uygun bir yerde konuşalım. Önce şu üzerindekilerden kurtulalım.” “Ne?” Adamın itirazına bakmadan hızla onu çekiştirerek oradan çıkarırken, duraksamış ve kendisine sırıtarak bakan adama “Artık bana koca bulmana gerek yok. Ben bir tane buldum bile,” demişti. “Mutluluklar.” Adamın gülen sesi kendisiyle alay edildiğini çağrıştırmıştı genç kıza. Sinirlenmeyerek dişlerinin arasından adama ters sözleri söylemeye başlayınca genç adamın varlığını unutmuştu. Adam Hye’nin söylenmesine gülümsemişti. Hye arabasının yanına geldiğinde genç adama dönerek aklına yeni gelmiş gibi sormuştu. “Adın ne? Benim adım Hye Su.” Adam ciddi ifade takınarak ona cevap verdi. “Jang Sun!” Hye başını eğerek ona selam vermişti. Jang onun bu hareketi ile şaşırmıştı. “Benimle evlenmeyi kabul ettiğin için teşekkürler.” Hye’nin sözleri ile şok olan Jang hemen itiraza geçmişti. “Ben kabul ettiğimi söylemedim.” “Bende çok para kazanabileceğini söyledim değil mi? Merak etme koca meraklısı değilim. Düşündüğün gibi seni kocam yapmayacağım.” Adam bu kez gerçekten şok olmuştu. “Ne demek bu?  Sen bu evliliği ne için yapıyorsun?” “Muhtemelen sen ne için yapmak istiyorsan bende o yüzden yapıyorum.” Hye adamın şaşkın bakışları arasından adamın ceplerini karıştırmaya başlamıştı. Adam ise onu durdurmaya çalışıyordu. “Sen ne yapıyorsun?” “Kıpırdama be adam.” Hye sonunda aradığı şeyi bulmuştu. Jang‘ın cebinden kimliğini çıkararak genç adamın şaşkın bakışları arasında bilgileri okuyordu. ”Jang Sun, doğum yeri Seul, tarihi…“ Hye tarihe bakınca gülümsemişti. ”İşte bu, senin de vaktin yokmuş. Fazla düşünme de kabul et. Hem özgür olacaksın hem de devletin evlilik saçması kanunundan kurtulacaksın.” “Hey ver şunu geriye!” Jang, Hye‘nin elinden kimliği almaya çalışıyordu. Oldukça inatçı olan Hye elindeki kimliği bırakmamakta kararlıydı. Jang dayanamayarak Hye‘ye sarılmıştı. Üzerindeki pis kıyafetler ile onu kirleterek geri çekilince Hye sinir ile bağırmıştı. “Yah… Sen ne yapıyorsun? Üzerim mahvoldu.” “Senden seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma.” Genç kı alttan alarak arabasının yanına ulaşmıştı. “Bin hadi?” “Ne?” “Sana arabaya bin dedim. Yoksa çığlık atıp herkesi başımıza toplarım.” Jang homurdanarak arabaya binmişti. Arabanın direksiyonuna geçen Hye, uzanarak torpido gözünden ıslak mendil almış ve üzerini temizlemek yerine ellerini ve yüzünü silmişti. Üzerini temizleme çabasında bulunmaması ise Jang’ı şaşırtmıştı. Ona baktığını anlayan Hye de ona dönünce Jang hemen konuşmuştu. “Beni nereye götürüyorsun?” Jang sırf meraktan Hye‘nin arabasına binmişti. Bu kadının rahat davranışları sıra dışı gelse de bir yandan içini kuşku kaplıyordu. Belki de evlenene kadar böyle davranacak sonra da içinden bir canavar çıkaracaktı. Bunu bilemezdi. Araba hareket ettiğinde Hye‘nin arabaya ne kadar hakim olduğunu anlamıştı. “Birazdan görürsün? Beni kaçırmıyorsun değil mi?” Jang ın sözlerine gülen Hye ani bir ciddiyet takınarak cevap verdi. “Beden ölçün kaç?” “Ne?” “Sana beden ölçünü sordum.” Adam ters bir bakış ile Hye‘ye bakarken Hye gülerek ona bakmıştı. “Sen sapık mısın? Bir erkeğe nasıl olurda beden ölçüsünü sorarsın?” “Siz kadınlara sorarken sapık olmuyorsunuz da biz neden olalım. Çok konuşma da bana beden ölçünü ver.” “L beden.” Hye başını çevirerek Jang’a iyice bakmıştı. Sanki ölçünün doğru olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. “L beden…” genç adam onun bakışlarından rahatsız olarak çıkışmıştı. “Sen neye bakıp duruyorsun öyle?” “Senin L beden olman çok garip. Neyse… Sonra olmadı diye şikayet edemezsin.” “ Hye, Jang’ın şaşkın bakışları ile telefonunu eline almıştı. “Alo… Soa senden bir şey istiyorum. Ben şuanda ofise geliyorum. Bana L beden erkek kıyafeti ve benim için herhangi bir kıyafet hazırlamanı istiyorum. Evet sorma erkek kıyafeti hazırla. Gelince neden istediğimi anlarsın.” Telefonu kapatan Hye, kendisine şaşkın bakan adama dönmüştü. “Sen az önce kimi aradın?” “Yardımcımı neden?” “O kıyafet benim için miydi?” Hye gülümseyerek başını kaldırmıştı. “Ne oldu, etkilendin mi?” Jang gözlerini devirerek ona karşılık verdi. “Hayır, elbette etkilenmedim.” “İşte buna sevindim. Benden etkilenmeni istemem çünkü.” Jang onun son sözü ile gülümsemişti. “Ya sen benden etkilenirsen o zaman ne yapacaksın?” 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD