“Ya sen benden etkilenirsen o zaman ne yapacaksın?”
“Merak etme öyle bir şey olmayacak. Senden daha iyileriyle karşılaştım.”
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Şuanda pek belli olmasa da yakışıklı bir adamım… “Hye kahkaha atarak Jang’a bakmıştı.
“Olabilir ama sende yakışıklılıktan daha çok şey olması gerekiyor.”
“Ne demek bu?”
“Sadece yakışıklı olman benim için pek bir şey ifade etmiyor demek.” Jang ister istemez bozulmuştu. Ama az sonra arabanın durması ile etrafına bakınan Jang sorar gözlerini Hye‘ye döndürmüştü.
“Burası neresi?”
“Benim ofisim. Hadi in de işimizi halledelim.” Jang geldikleri iki katlı binaya bakmıştı. Sadece ve bir evi andıran binaya bakışını gören Hye gülümsemişti. Jang ise ona bakarak.
“Burasının ofis olduğuna emin misin?”
“Neden? Beğenmedin mi?”
“Aslında bana daha çok ev gibi göründü. Beni tuzağa düşürerek evlenmeye kalkışmayacaksın değil mi?” Hye tiz bir kahkaha atarak ona karşılık vermiş ve arabadan indiğinde kapıdaki görevli hızla Hye‘ye yanaşmış ve üzerinin kirliliğini görünce endişelenmişti.
“Efendim siz iyi misiniz?”
“Merak etme ben iyiyim ama arabayı temizletmeni istiyorum.” Jang arabadan çıkarak Hye ile adamın konuşmasını dinlemiş sonra Hye‘nin davetkar bakışları ile onu takip etmeye başlamıştı. Dışarıdan küçük bir eve benzeyen ofisin güvenli geçişi olması Jang’ı şaşırtmıştı. Duraksayan Jang’a bakan Hye tek kaşını kaldırarak bakınca Jang da şaşkınlığını dile getirmişti.
“Küçük ama güvenli bir bina…”
“Evet öyledir. Şimdi beni takip et.” Merdivenlere yönelen Hye arkasından gelen Jang’ı fazla zorlamak istemiyordu. Eğer anlaşabilirlerse hem evli hem de özgür olabilirdi. Hye‘nin aklına bunlar geldiğinde tiz bir çığlık sesi ile kendisine gelmişti. Soa Hye‘nin arkasında perişan bir halde Jang’ı görünce onu suçlu zannederek korku ile çığlık atmıştı. Onun bu hareketi Hye‘yi de korkutmuştu.
“Efendim, siz iyi misiniz?”
“Abartma Soa, sana söylediğimi yaptın mı?”
“Şey, evet efendim.” Hye ofise girerken Jang da Soa‘ya gülümseyerek Hye‘nin peşinden onun ofisine girmişti. Hye odasında ki kanepenin üzerindeki çantaya bakarak erkek kıyafetlerini Jang’a vermiş ve odasında bulunan özel banyosunu göstererek üzerini temizlemesini istemişti. Jang ise aklında ki sinsi düşümce ile “Sen ne yapacaksın?” diye sorduğunda Hye, tek karşını kaldırarak ona bakmıştı.
“Ne olmuş bana?”
“Üzerini değişmeyecek misin? Birlikte banyo yapmak ister misin?” Hye onun amacını anlamıştı ama Jang’ı kendi tuzağına düşürmek isteyerek ona bir adım atmış ve tam önünde durmuştu.
“Neden olmasın? Benim için bir sakınca yok.” Jang gözlerini büyüterek yutkunmuştu. Hye ise gülümsemesini zor saklıyordu. Jang birden geri adım atmış ve kekeleyerek geri adım atmıştı.
“Ben vazgeçtim kendi kendine yap banyonu.” Hızla banyoya giren Jang kapıyı kilitlemişti. Hye ise onu kızdırmak için kapıya vurmaya başlamıştı.
“Hadi ama müstakbel kocacım… Benden utanıyor musun yoksa?”
“Kes sesini ve kapıdan uzaklaş.” Hye gülerek diğer odadaki misafir banyosuna giderken Jang da ilk kez bir kadından utandığını fark etmişti. Şaşıran Jang normalde kadınların üzerine kendisi giderken bir kadının üzerine gelmesinden kaçacağını hayatta düşünemezdi. Hye temizlendikten sonra saçlarını kurutmayarak sadece suyunu almıştı. Islak saçları az daha uzun olmuştu. Odaya girdiğinde ise Jang temizlenmiş pencereden dışarıyı izliyordu. Sırtından kıyafetlerin Jang’a yakıştığını düşünen Hye, kendisine dönen adamı görmesi ile kısa bir duraksama yaşamıştı. Birkaç dakika boyunca Jang’ı süzdükten sonra Jang ona kendisini süzen Hye‘ye imalı bir bakış atarak gülümsemişti.
“Ne düşünüyorsun? Dediğim kadar çekiciyim değil mi?” Hye kabul ediyordu. O kirli kıyafetlerin altından böyle yakışıklı birinin çıkmasını beklemiyordu ama bu adamın kesinlikle bir sorun vardı. O da oldukça kendisini beğenmiş tavırları. Hye onun sorusunu duymazdan gelerek gayet sakin bir şekilde Jang‘ın yanından geçmiş ve umursamaz bir tavır ile masasına oturmuştu. Tekrar Jang a bakınca ”Kıyafetler yakışmış, senin olabilirler,” dedi.
“Ne? Bu kadar mı?”
“Ne bekliyordun ki? Yakıştığını söyledim ya, daha ne söylemeliyim?” Jang Hye‘nin umursamaz tavrına sinirlenişti. Nasıl olurda bir kadın kendisini bu kadar açık bir şekilde beğenmediğini hissettirebilirdi. Ama pes etmeye niyeti olmayan Jang masanın üzerine iki elini koyarak Hye‘ye doğru biraz eğilerek konuştu.
“Senin gözlerin bozuk mu?” Hye fark ettirmeden yutkunmayı başarmış ve kendisinin bile anlayamadığı bir refleks ile bıkkınlık belirtisi gösteren nefesini bırakmıştı.
“Hayır gayet iyi görüyor hatta saçında hala şampuan var.” Adamın şaşkın ifadesine neredeyse kahkaha atacak olan genç kadın oldukça eğleniyordu.
“Ne? Nerede?” Jang hızla doğrularak saçını kontrol ederken bir yandan da heyecan ile Hye‘ye sorular soruyordu.
“Nerede? Hadi ama…” Jang etrafına deli gibi bakınıyordu.
“Aynan yok mu senin?” Adamın isyanına tek kelimeyle karşılık vermişti.
“Yok!”
“Bir kadın nasıl olurda ayna bulundurmaz?”
“Banyoda var, neden odamda da bir tane bulundurayım?” Jang hızla banyoya girerken Hye gülmeye başlamıştı. Az sonra Jang dışarıya çıktığında sinirliydi.
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır, sadece sana bazı şeyleri göstermeye çalışıyorum.”
“Öyle mi ne gibi şeyler?”
“Senin görünümün benim için bir önemi olmadığını mesela. Biraz fazla kendini beğenmiyor musun?”
“Ben mi? Bence sözlerine dikkat etsen iyi olur.” Adamın egosunun tavan yaptığını düşünen genç kız derin bir nefes almıştı.
“Öyle mi neden?”
“Hala evli değiliz. Her an bu işten vazgeçebilirim.” Hye omuz silkerek ona bakıyordu. Başını masanın üzerindeki dosyalara çevirerek adamı umursamadığını belli etmeye çalışmıştı.
“Sen bilirsin. Benim hala iki aydan fazla zamanım var ama sen bu ay sonuna kadar evlenmelisin.” Jang duraksamıştı. Ama pes etmeyecekti. Hye‘nin masasının üzerine tekrar iki elini vurarak Hye‘ye daha yakından bakıyordu. Hye ise umursamayarak önündeki dosya ile ilgileniyordu. İyice sinirlenen Jang masanın üzerindeki dosyayı alarak Hye‘nin kendisine bakmasını sağlamıştı.
“Biri konuşurken onun yüzüne bak, kâğıt parçalarına değil.”
“Evet seni dinliyorum.” Hye başını kaldırarak genç adama baktı.
“Sence ben bu görünüm ile başka bir eş bulamaz mıyım? “Hye ayağa kalkarak masanın etrafını dolaşmış ve Jang ın tam önünde durmuştu. İlk kez Janga karşı ciddi konuşmuştu.
“Belki bulabilirsin ama hiç biri benim gibi seni özgür bırakmaz.”
“Ne?” genç adam kadının sözlerine oldukça şaşırmıştı.
“Sana söyledim. Evli ama özgür olacaksın. İstediğin kadın ile ne istiyorsan yapabilirsin. Zaten aynı evde de yaşamayacağız. Ve sen bir süre benden maaşta alacaksın.” Jang şaşkınlık ile Hye‘ye bakıyor anlamaya çalışıyordu.
“Sen neden bahsediyorsun?”
“Bak…” Hye bir süre duraksadıktan sonra nefesini düzenlemiş ve aklından söylemek istediklerini toparlamıştı. ”Ben evlenmeyi düşünmüyorum. Hele ki bir erkeğin hayatıma karışmasına dayanamam. Ama devletin böyle bir kanun çıkarması benim suçum değil. Ayrıca dediğim gibi özgür olacaksın.”
“Ya özgür olmak istemeyip karım olmanı istersem?” Hye Jang’ın sözleri ile gülmüştü.
“Bunu neden isteyesin ki? Daha tanımadığın bir kadına sahip çıkacak bir erkek değilsin. Ayrıca tek kadına sağdık kalacak bir yapın yok. Şuanda bile tatmin olmayan egon yüzünden benimle tartışma ortamı kuruyorsun. Sana daha önce de söyledim. Benim için görünüşünden daha çok şeyin olması gerek ve bu da sende yok.”
“Demek yok, bunu nereden biliyorsun?”
“Bu konu çok uzadı. İnan çok işim var ve mümkünse gitmeni istiyorum.” Hye arkasını dönerek eline aldığı kartını Jang’a uzatırken onun cebine uzanınca Jang geri çekilmişti.
“Hey ne yapıyorsun?”
“Sadece telefonunu alıyorum. Merak etme sana saldıracak değilim.”
“Bunu bana da söyleyebilirsin. Alışkanlık olmuş başkasının cebini araştırmak.”
“İstesem verecek miydin?” Jang bir süre düşünür gibi yapmıştı. Aslında cevap basitti.
“Asla…” O konuşurken Hye çoktan telefonunu almıştı. Kendi telefonunu çaldırarak Jang’ın numarasını kayıt ederken bir yandan da Jang’a bakarak hafif gülümsemiş ve tak kaşını kaldırarak “Düğününe gelirken temiz bir şeyler giy,” demişti.
“Düğün mü? Ne düğünü?” Jang şaşkın bir şekilde Hye‘ye bakarken Hye masasına geçmiş ve oturmuştu.
“Tabii ki senin ve benim düğünüm.”
“Ne yani düğün mü yapacaksın?” Hye gülümseyerek karşısında korkulu gözleri ile kendisine bakan Jang’a bakıyordu.
“Benim bildiğim kadınlar korkar ama galiba bu senin için geçerli değil. Ayrıca şaka yapmıştım. Düğün falan olmayacak. Basit bir nikâh... Sen, ben ve şahitler…”
“Hala kabul etmediğimi hatırlatırım.”
“Bende senin bileceğini benim nasılsa birini bulacağımı söyledim. Bu zamanda para için yapılmayacak şey yoktur.”
“Peki ne zamana kadar evli kalacaksın?”
“Kalacağız!” Hye onu düzelttikten sonra cevaplamıştı.
“Ömür boyu dersem kapıdan kaçıp gidecek gibi duruyorsun.” Genç kadının alaycı sözlerini algılayamayan genç adam yutkunmuştu.
“Ne?”
“Merak etme sadece gerektiği kadar. Bende meraklı değilim evlenmeye.”
“Bir kız olarak neden bu riske giriyorsun? Boşandıktan sonra dul bir kadın olacaksın bunun üstesinden gelebilecek misin?” Hye duraksamıştı. Evet dul bir kadın olacaktı ve bu hiç hoş bir unvan değildi.
“Önemli değil, elbet beni anlayacak biriyle karşılaşırım.”
“Peki o zaman…” Jang kapıya doğru ilerlemiş ve kapıyı açtıktan sonra duraksayarak Hye‘ye bakmadan “Saçını banyodan sonra kurutman gerektiğini söylemediler mi sana? Hasta olacaksın,” dediğinde genç kız konunun değişmesiyle şaşırmıştı.
“Şimdi de beni düşündüğünü söyleme.” Jang kapıyı kapatıp çıkmıştı. Hye ise kendisine cevap vermeyen Jang’ın ardından gülümserken kapının çalınması ve hayranlık ile içeriye giren Soa’nın derin bir nefes alışını aynı anda izlemişti.
“Efendim… O… O kimdi?” genç kızın kesik kesik konuşması Hye’nin dikkatini çekerken başını iki yana sallamıştı.
“Ne oldu Soa?”
“O adam… O adam gerçekten çok yakışıklı…”
“Öyle mi dikkat etmedim.” Soa biran duraksayarak patronuna bakmıştı.
“Dikkat etmediniz mi? Ama nasıl? O bulunduğu ortamda dikkat çeken tiplerden.”
“Evet ama benim dikkatimi çekemedi.” Hye gerçek düşüncelerini saklarken Soa dikkatle ona bakıyordu.
“Peki o kimdi? Neden burada ve niye o halde buraya geldiniz? Kaza mı oldu?”
“O adam Jang Sun… Benim evleneceğim adam.” Soa ağzı açık bir şekilde Hye‘ye bakmaya başlamıştı. Ondan ses gelmeyince Hye başını kaldırarak yardımcısına bakınca Soa’nın tutulup kaldığını görmüştü. Endişe ile yerinden doğrularak onu sarsmaya başlamıştı. “Soa… Soaa kendine gel,” dediğinde genç kız güçlükle konuşabilmişti.
“Efendim… Siz… Siz bu adam ile evlenecek misiniz?”
“Evet neden?”
“Çok şanslısınız,” dediğinde genç kız kaşlarını çatmıştı.
“Ne? Şans bunun neresinde?” Hye tek kaşını kaldırarak bilinçsizce konuşan Soa’nın alnına parmağı ile vurmuştu. Canı acıyan Soa kendisine geldiğinde şaşkınlığı daha da artmıştı.
“Efendim gerçekten evlenecek misiniz?”
“Başka seçeneğim var mı?”
“Sanırım yok ama bu adam gibi biri ile evleneceğinizi düşünmemiştim.”
“Neden? Bana göre fazla mı iyi?” Soa başını sallayarak ona cevap vermişti.
“Aslında ne kadar yakışıklı olursa olsun siz ona göre fazla iyisiniz efendim. Çapkın olduğu her halinden belli.” Onlar ofiste konuşurken Jang sinirli bir şekilde ofis kapısından çıkıyordu. Nerede ise yerinde tepinecek duruma gelen Jang, başını kaldırarak ikinci kata bakmıştı. Sanki Hye oradaymış gibi zafer işareti yaparak, “Bu sözlerini sana ödeteceğim güzelim. Benim için çıldıracaksın,” dediğinde “Bir şey mi söylediniz efendim?” Jang arkasından gelen ses ile korkmuştu. Bir adım geri atarak sesin sahibine bakmıştı. Güvenlik görevlisinin ters bakışlarıyla karşılaşınca yutkunmadan edememişti.
“Sende kimsin?”
“Ben buranın güvenliğinden sorumluyum.”
“Öyle mi? Gel benimle… “ Jang Hong’un omzuna elini atarken onun itirazına rağmen onu sürükleyerek götürmüştü.
“Hey beni bırakın şuanda çalışıyorum.”
“Merak etme Hye Hanım sana bir şey söylemez.”
“Bunu biliyorum ama lütfen…”
“Hım… “ Jang duraksayarak Hong’a bakmıştı. “Biliyor musun? O gerçekten sana bir şey söylemez mi?”
“Evet, genelde bize toleranslı ve arkadaşça davranır.”
“Demek küçük canın bazı iyi meziyetleri de varmış.”
“Ne?”
“Yok bir şey. Şimdi söyle bakalım, Hye hanım ne sever?”
“Anlamadım?”
“Basit, Hye hanımın nelerden hoşlandığını sordum sana.” Jang zorlan Hong’un ağzından laf almaya çalışsa da Hong konuşmamakta dirençli çıkmıştı. Zaten Hye hakkında onunda pek bir bilgisi yoktu ki? Sadece çifte vatandan olduğu ve 27 yaşına girdiğiydi. Başka bir şey bilmiyordu. Jang hayal kırıklığı ile çalan telefonuna bakmıştı. Arayan kadın Jang’a oldukça samimi bir şekilde cevaplar veriyor ve Jang da aynı şekilde karşılık veriyordu. Onun bu halini gören Hong sinirlenerek ayağa kalkmıştı.
“Siz… Sizin Hye hanımın etrafında olmanızı istemiyorum.”
“Bunun için senden izin mi almalıyım?”
“Gerekirse size karşı koyabilirim. Sizin kadar yüzsüz biri nasıl olurda Hye hanım hakkında bir şeyler öğrenmek ister?”
“Dikkatli konuşsan iyi olur. O yüzsüz yakında senin patronunla evlenecek.”
“Ne? Bu imkânsız… Hye hanım sizin gibilerden hoşlanmaz.”
“Bizim gibiler? Nasıl oluyormuş bizim gibiler?”
“Her çiçekten bal almaya çalışan çapkınlar…”
“Öyle mi? Beni iyi tanıdığını düşünüyorsun galiba. Neyse, benim çıkmam gerek…” Jang masadan kalkarak hızla oradan uzaklaşırken yolda yeniden çalan telefon ile yolunu değiştirerek işe gitmek zorunda kalmıştı. Bu gün oldukça hareketli bir gün geçirmişti. Yolda yürürken cadde kenarında bulunan kafenin camında kendi görüntüsüne bakan Jang gülümsemişti. “Bu halinle bile seni beğenmeyecek kadınlar var demek Bay Jang. İşte bu harika…” İşine dönen Jang yine kanalizasyona girmek zorunda kalmıştı. Ama bu kez üzerinde bulunan tişörtü çıkararak tulumunu giymişti. İp ile aşağıya inerken kendisine ve arkadaşlarına söyleniyordu. Arkadaşlarından biri onun söylenmelerine aldırış etmeden sormuştu.
“Hey dostum nereye kayboldun?”
“Nereye gideceğimi biliyordunuz?”
“Evet ama üzerin o halde gideceğini düşünmemiştik. Kız görebildin mi? Nasıl gitti?”
“Umduğumdan daha iyi… Birkaç güne kadar evleniyorum.” Adam şaşkınlıkla arkadaşına bakmıştı.
“Ne? Bu kadar çabuk mu?”
“Evet,”
“Kız o kadar güzel yani?” Jang bir an kendisini tutamayarak aşağıdan arkadaşlarına gülmeye başlamıştı. Kahkaha sesi boşlukta yankılanırken arkadaşları ipin ucunda sallanan Jang a seslenmişti.
“Ne oldu? Güzel değil mi yoksa?”
“Evet güzel ama biraz cadı…”
“Cadı mı?” adamlar oldukça şaşırmıştı.
“Evet öyle, beni görür görmez tutuldu,” dediğinde arkadaşları da genç adama kahkaha atarak karşılık vermişti. Jang aslında kendisi ile dalga geçiyordu.
“Demek o pis kıyafetlerin ile birini etkileyebildin?” Jang kendinin duyabileceği bir ses tonu ile konuşmuştu.
“O pis kıyafetlerim için beni seçti zaten.” Gülümseyen Jang, kendisini hareketli günlerin geldiğine emindi.
Hye arabası ile evinin bahçe kapısından girerken yan komşusunun önünde duran siyah camlı arabaya dikkat kesmişti. Hye merak ile SeNa’nın bahçesine girerken tanıdık bir yüz görmüştü. Şoför Hye‘yi görür görmez tanımıştı.
“Bayan, sizin burada ne işiniz var?”
“Burası benim evim, asıl siz burada ne arıyorsunuz?”
“Küçük bey annesini ziyarete geldi?” Hye şaşırmıştı. SeNa’nın oğlu ile arasının bozuk oluğunu biliyordu ama şuanda oğlu SeNa’yı görmeye gelmişti. Heyecanlanmıştı. Kapıya yöneldiği sırada kendisine şaşkın bakan iki çift göz ile olduğu yerde kalmıştı.