7. Bölüm

2066 Words
Jang ona bakarak neden güldüğünü anlamaya çalışsa da artık Hye‘nin hiçbir davranışına mantıklı bir açıklama getiremediğini fark etmişti. Daha birkaç saat önce karşısında gözyaşı döken kadın, o sinirli kadın gitmiş yerine sürekli eğlenen bir kadın gelmişti. Bu oldukça tuhaf gelse de Hye‘nin çabuk unutarak kin tutmaması hoşuna gitmişti. Hye yanından ayrılarak arabaya doğru ilerlerken istem dışı kolunu kavrayan Jang, onun kendisine bakmasını sağlamıştı. Hye şaşkın bir şekilde ”Ne oldu, bir şey mi söyleyecektin?” dedi. Jang parmakları arasında ki kolu fark edince önce bir duraksama yaşamış sonrada “Dün… Dün gece ne oldu?” Hye kendisine yönetilen soru ile gözlerini sinir ile parlatmıştı. “Bu seni ilgilendirme. Şimdi kolumu bırak lütfen.” “Ben gerçekten sadece şaka…” genç adamın sözleriyle Hye sinirlenerek kolunu çekerken Jang afallamıştı. “Şaka mı? Sen buna şaka mı diyorsun? Onca yorgunluğun üzerine bir de küçük beyimizin şakası ile uğraşacağız.” Jang ağzını açtığına pişman olmuştu ama dün gecenin belirsizliği içini bir kemirgen gibi kemirirken sakin olamıyordu. “Özür dilerim…” “Ben tayniye yemek vereceğim. Sonra lütfen beni ofise bırak.” “İşe mi gideceksin? Ama bu gün işin olmadığını söyledin.” “Vazgeçtim. Çalışmam gerek.” Hızla yanından uzaklaşan Hye‘nin arkasından bakan Jang, kendisine bildiği tüm güzel sözleri yağdırmak ile meşguldü. Köpeği kucağına alır almaz sakinleşen Hye az önceki sinirini hemen unutmuştu. Jang farklı bir yüz ifadesi ile arabaya gelince Hye önce neden yüzünü bu şekilde astığını anlamamıştı. Arabaya binen Jang kısa sürede otobana çıkarak başkent Pyongyang caddesinde ilerlerken Hye kenarda gördüğü küçük parkı gözüne kestirince duraksamıştı. Araba ilerlerken küçük bir çocuk gibi başı geride kalan yola dönük olan Hye‘yi fark eden Jang şaşkın bir şekilde duraksamıştı. “Ne oldu bir şey mi gördün?” “Arabayı durdurur musun?” “Ne?” “Arabayı durdur. Bir yere gitmek istiyorum.” Jang şaşkın bir şekilde Hey ye cevap veriyordu.” “Hani işe gidecektin?” “Vazgeçtim. Şimdi başka bir yere gitmek istiyorum.” Hye‘nin sürekli fikir değiştirmesi Jang’ın kafasını karıştırıyordu. Birden ağzından “Dengesiz olduğunu kimse söyledi mi?” sözleri çıkınca duraksamıştı. “Ne demek bu?” “Sürekli fikir değiştiriyorsun. Seninle yaşayan insanlar çok yoruluyor olmalı.” Hye duraksamıştı. “Ne yapmamı bekliyorsun? Hayatı anlık yaşamayı severim. Körü körüne bir şeye bağlı kalmak bana göre değil.” “O yüzden mi benimle evlenmek istiyorsun?” Bu kez Jang’ın sözlerine Hye şaşırmıştı. Tam olarak ne söylediğini anlayamayan Hye başını ona çevirerek “Ne söylemeye çalışıyorsun?” dedi. “Benimle evlenerek sana karışmamamı isteyeceksin. Kısaca bu yüzden özgür olmak için benimle evlenmek istiyorsun?” Hye koltuğunda gerinerek arka koltuktaki köpeğine bakmıştı. Gülümseyerek “Evet, evlenince kimsenin hayatıma karışmasını istemiyorum. Ben özgürlüğe alıştım. Asla başkasına hesap vererek yaşayamam,” dedi. “Yani evlensen bile başka adamlar ile dolaşabileceksin? Canının istediği şekilde davranabileceksin?” “Bu senin için de geçerli tabi. Sende özgürlüğüne düşkün birisin.” “Nereden biliyorsun? Belki ben normal bir evlilik yapmak istiyorum.” Hye şaşırmıştı. Nefesini tutarak Jang’a büyümüş gözleri ile bakıyordu. Jang ise yüzünde hiçbir ifade olmadan onun şaşkın yüzüne odaklanmıştı. Tek kaşını kaldıran Jang onun ne düşünmeye çalıştığını anlamaya çalışıyordu. “Sen beni denemek için böyle söylüyorsun. Hem evlilik sözleşmesi yapacağız.” “Neden? Sana kısıtlama getirmemem için mi?” “Oda var ama en azından sınırlarımızı çizeceğiz.” “Sınır… Anladım… Tamam bana uyar. Oh her gece başka bir yerde… Bu güzel olabilir.” Jang birden farklı bir kişiliğe dönünce Hye şok olmuştu. İçinde bir şeylerin düğümlendiğini hissederek acı bir şekilde yutkunmuştu. Farkında olmadan ”Sen, her gece başka bir kadın ile mi olacaksın?” Jang tek kaşını imalı bir şekilde kaldırarak Hye’nin tepkisini ölçüyordu. “Evet, senin için bir sakıncası yok. Öyle söylemiştin değil mi?” Hye az önce söylediği sözleri hatırlayarak kendisine içten içe sayarken rengini belli etmemek için başını çevirerek duran arabanın kapısını açmıştı. Arabadan inmeden önce “Evet haklısın. Sana mutluluklar dilerim,” dedi. “Daha evlenemedik ki? Evlenelim ondan sonra…” “Neden ondan sonra? Neden şimdi değil? Beni boynuzlamayı bu kadar çok mu istiyorsun?” “Boynuzlamak…” Jang kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Aklına dayısının sözleri gelmişti. Hye hiç olmadık anda olmadık kelimeler kullanabiliyordu. “Sen neden gülüyorsun?” Jang kendisini tutamıyordu. “Sen boynuzlamak mı dedin? Gerçekten iyi konuşuyorsun. Söylesene bu tip kelimeleri nereden öğrendin, sokaktan mı?” Hye duraksamıştı. Sinirle arabanın kapısını çarparken Jang bir an gülmesini keserek arabadan inmişti. Bu kadını çok kolay sinirlendirebildiğine inanamıyordu. Ama Hye‘nin siniri hemen geçiyordu. İşte bu Jang için bulunmaz bir fırsattı. Hye biraz ilerdeki parka girerek küçük çocuklar için kurulmuş salıncağa oturmuştu. Tam olarak salıncağa sığamadığı için korunak olarak koyulan salıncağın demirinin üzerine basarak sallanmaya başlamıştı. Tayni de ona her sallandığında havlayarak eşlik ediyordu. Jang Hye‘nin az önceki sinirli yüz ifadesinin şuanda gülüyor olmasını hayranlık ile izlemişti. Onu izleyen Jang’ı fark eden Hye bakışlarını devirerek “Sen neden öyle bakıyorsun?” dedi. “Sadece kaç yaşında olduğunu merak etmiştim.” Hye başını önüne çevirerek “Yakında 27 olacağım ve lanet olası kanun yüzünden senin gibi bir hödük ile evlenmek zorundayım.” Jang kendisine hödük diyen Hye’ye sinirlenerek “Ben akıl yaşını soruştum, kemik yaşını değil. Bana kalırsa sadece 12 yaşındasın.” “Ne?” Hye sinirlenerek salıncaktan aşağıya atlamak istemiş ama ayağı zincire takılınca Jang’ın korkulu bakışları arasında dengesini kaybederek yere düşmüştü. Jang gözlerini açınca gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Kalbi deli gibi atıyordu. Hye hala gözleri kapalı bir şekilde yere düşmenin acısını çekmeyi beklerken hiçbir yerinin acımamasına şaşırmıştı. Dahası sert bir zemin olması gereken yer şuanda oldukça sıcak ve yumuşaktı. Öldüğünü düşünen Hye, gözlerini açmaya korkuyordu. Elini tuttuğu şeyin bir beden olduğunu anlayan genç kız, gözlerini açmadan bir süre kapalı tutarak nefes alışını düzenlemeye çalışmıştı. Ama altında ki beden kıpırdamaya kalkınca Hye şok olarak gözlerini açmıştı. Bakışan iki çift göz Hye‘nin dehşete düşmesine neden olmuştu. Son bir gayret ile kendisine gelen Hye çığlık atarken Jang durgunluğunu yitirerek kısa çaplı şokunu atlatmış ve az önce Hye‘nin üzerine düştüğü adamın yakasına yapışarak ”Sen ne yaptığını sanıyorsun? Nasıl olurda ona dokunursun?” diye adamı sarsmaya başlamıştı. Adam şaşkın bir şekilde Hye ve Jang’a bakarken yakasını Jang’ın elinden kurtarmış ve pis bir sırıtma ile Jang ‘ın gözlerine bakarak “Ne olmuş ona dokunduysam? Ben olmasaydım bir yerini kırabilirdi,” dediğinde genç adam dişlerini sıkmıştı. “Olabilir. Bu ona dokunma hakkını sana vermez.” Hye şaşkındı. Ne yapacağını bilemiyordu. Nefesini düzenlerken Jang’ın adam ile kavga etmek üzere olduğunu anlamıştı. İyi giyinişli adam uzun boylu ve oldukça yakışıklı görünüyordu. Hye içinden gülümseyerek tam sırası derken az önce Jang’ın kendisine söylediği sözleri yedirme fırsatı yakalamıştı. Elini Jang’ın omzuna koyarak “Jang sakin ol.“ diyerek elini adama uzatmıştı. Jang sinir ile Hye‘ye bakarken Hye hiç oralı olmayarak az önce düşeceğini anlayarak onu yakalayan adama gülümsemiş ve ”Merhaba, çok teşekkür ederim. Siz olmasaydınız bir yerim incinebilirdi,” dediğinde Jang içinden sabır çekmeye başladı. Adam ayran görmüş deli budalası gibi Hye‘nin gülüşüne hemen tav olmuştu. Hye içinden ‘Hepiniz aynısınız. Bir gülüşe hemen geliyorsunuz’ diye geçirirken arkasını dönerek Jang’ın sinirli bakışları ile karşılaşınca hemen bu düşünceden vazgeçere ‘Bir kişi hariç ve sanırım o asla benim gülüşüme gelmeyecek’ diye geçirirken nedensiz bir sızı kaplamıştı içini. Adam Hye‘nin elini sıkarken sanki Jang’a inat Hye‘nin elini daha bir romantik olacak şekilde dudağına götürerek öpmüştü. “Hiç önemli değil. Eğer siz üzerime düşecekseniz her zaman minderiniz olmaya hazırım.” Hye elini geri çekmemişti. Az önce adamın sözleri Hye‘nin sınırlarını zorlamıştı. Bu kadarını beklemeyen Hye, Jang’ı sinir etmek için bile olsa katlanamayacağı bir çizgide gidiyordu. Jang tam harekete geçerek adamın elinden Hye‘nin elini alacağı sırada Hye‘nin hareketi ile şok olmuştu. Aynı şoku kasıklarında hissettiği acı ile adam da yaşamıştı. “Gerçekten midemi bulandırdınız. Basit bir teşekkürü erotizme dökmeniz gerçekten midemi bulandırdı.” Jang yaşadığı şokun ardından kahkaha ile gülerken az önce gerçekten Hye‘nin elini tutan adamı öldürebileceğini hissetmesine de anlam veremiyordu. Gülmekten karnını tutan Jang Hye‘nin sesi ile duraksamıştı. “Sen neye gülüyorsun? Kendine adam mı diyorsun? Düşerken yardım etmedin dahası başka adamın bana dokunmasına izin verdin.” “Ne? Sen neden bahsediyorsun?” Hye onu dinlemeyerek hızla arabaya doğru ilerlemişti. “Gel kızım gidiyoruz.” Genç kız oradan uzaklaşırken Jang arkasından bağırıyordu. “Sen çift kişilikli misin? Bir yaptığın diğerine uymuyor. Gerçekten dengesizleştin. Hye sinir ile arkasına bakarak öfkeyle bağırmıştı. “Bana mı dedin?” “Evet sana söyledim.” Hye arabaya bindirdiği köpeğin kapısını kapatırken direksiyona geçerek zaten kontakta olan anahtarı çevirmişti. Jang şaşkın bir şekilde Hye ye bakıyordu. Hye ise sinir ile ”Umarım taksiye verecek paran vardır. Eğer yoksa şimdiden yürümeye başlarsan hava kararmadan evinde olursun,” dedi. “Ne? Hey... Hey… Arabayı durdur… Senin ehliyetin yok.” Hye son sürat oradan uzaklaşırken arabanın camına çıkarak “Merak etme ilk seferde yakalanacağımı düşünmüyorum. Ofisin önünden arabanı alabilirsin,” dedi. “Hey durdur şu arabayı. Seni çatlak kadın, arabayı durdur.” Jang arabanın peşinden koşuyordu ama araba çoktan gözden kaybolmuştu.  Hye sinir ile kendi kendine konuşurken müziği son ses açmış ve arabanın hızını düşürmüştü. Yol boyu ilerlerken aklında sadece Jang ve evlendikten sonra hayatının alacağı yön vardı. Bu kadarını kaldırabilir miydi? Belki birkaç kadına evet ama her gece başka bir kadın ile birlikte olmasına dayanabileceğini düşünmüyordu. Arabayı sağa çeken Hye, zaten kısa olan saçlarını iyice birbirine karıştırarak daha kısa görünmesine neden olmuştu. Nefes alırken sürekli Jang’a söyleniyordu. Neden karşısına çıkmıştı ki? O gün o adamın ayarladığı kişi ile evlenebilirdi. Yok ama ya o adam üzerinde hak talep etseydi… Aynı hızla bu fikirden vazgeçerek yine Jang a odaklanmıştı. Kendi ailesi gibi olmak istemiyordu. Birbirinden bağımsız ve habersiz... Babası aşırı çalışıyor annesi evde yalnız kaldığı için onu terk etmemiş miydi? Evet, o da annesi gibi yalnız olacaktı ama en azından annesi gibi kocasına aşık olarak kendisini yıpratmayacaktı. Böyle bir hayat istemiyordu ve bu yüzden asla evlenmeyeceğini söyleyip duruyordu.  Peki ya babası… Babası şuanda mutlu muydu? Hye bunu oldukça merak ediyordu. Hye‘nin Kuzey Kore’ye geldikten birkaç ay sonra evlenmişti. Belki de çocuğu bile olmuştu. Hye elini direksiyona vurarak buraya geldiği güne, babasından kaçtığı güne lanet okuyordu. Biraz daha sabredebilseydi belki de babası eskisi gibi olmayacaktı. Eve daha sık gelerek yanında kalacaktı. İşte bunu hiçbir zaman öğrenemeyecek olması Hye‘nin canını yakıyordu. On beş yıl olmuştu buraya geleli. Daha on iki yaşında evden kaçarak Kuzey Kore’ye annesinin vatanına sığınmıştı. Annesini daha o yaşta kaybetmişti. Geldiğinde çoktan öldüğünü öğrenen Hye, büyük bir boşluğa düşmüştü. Ama geri dönecek cesareti de olmadığından annesinin evine yerleşerek Kuzey Kore vatandaşı olmuştu. En azından annesi ona iyilik ederek miras bırakmıştı. Kalacak bir evi ve fazla olmasa da iş kuracak küçük miktarda parası olmuştu. Arabayı ofisin önüne park eden Hye, anahtarı güvenlik görevlisine teslim ederek Jang’ın almaya geleceğini söylemişti. Soa Hye‘yi gördüğünde gülümsemişti. “Tatiliniz kısa sürdü efendim.” “Evet, öyle oldu? Siz ne yaptınız?” “Bay Woo sürekli sizi aradı efendim.” “Woo mu? Ne istiyormuş?” “Bilmiyorum ama oldukça kızgındı.” “Öyle mi? Tamam sen çıkabilirsin. “ “Efendim sizinle kalmamı ister misiniz?” “Neden?” Soa endişeli bir şekilde Hye‘ye bakıyordu. Telefonda Woo’nun kızgın sesinden korkmuş ve Hye’ye bir şey yapmasından korkmaya başlamıştı. “Şey… Bay Woo gelirse yalnız kalmazsınız.” Hye gülmeye başlamıştı. Derin bir nefes alarak saçını parmakları ile tarayarak umursamazca omzunu silkti. “Merak etme, onun gibileri iyi tanırım. İstediğini alamayınca biraz gürlerler ama zarar vermezler.” “Emin misiniz efendim?” “Evet, için rahat olsun bende şimdi çıkacağım. Bu arada bana geçici bir şoför ayarla…” “Şoför mü? Ama siz…” “Ehliyeti kaptırdım. Bugün hız limitini aştım biraz galiba,” dediğinde Soa gülmeye başlamıştı. “Sizin hız tutkunuz olduğunu bilmiyordum.” “Evet, bugün cezasını da çektim.” Soa başını sallayarak izin istemişti. “İyi akşamlar efendim.” “Güle güle.” Hye ofise girerek koltuğuna oturmuş ve başını geriye yaslayarak gözlerini kapatmıştı. Evlilik işlemlerini bir an önce halletmeli ve eskisi gibi yoğun temposuna dönmeliydi. Bu aralar fazla boşlamıştı işlerini ve bu Hye’ye göre bir davranış değildi. Bir süre sonra Hye kapalı gözlerinin üzerinde bir gölge hissetmişti. Kim olduğunu tahmin etmek o kadar da zor değildi. Bir süre bekleyerek gölgenin sahibinin ne yapacağını merak ediyordu. Gölgenin sahibinin gittikçe yaklaşması Hye‘nin heyecanlanmasına neden olmuştu. Ama duyduğu ses ile bir anda gözlerini şiddet ile açmıştı. Nerede ise bir nefes yakınlığında ki kişiye büyümüş gözleri ile bakıyordu. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD