Hye tepkisiz bir şekilde kendisine sarılan kişiyi görmek için arkasını döndüğünde kısa bir şok yaşamıştı. Woo onun bu şaşkın ifadesine gülümseyerek şakımıştı.
“Teklifimi kabul etmeyeceğini sanmıştım. Beni çok mutlu ettin güzelim.” Hye hala neler olduğunu anlamaya çalışırken az önce kendisine bakan gözlerin sahibine döndüğünde ise orada olmadığını görmüştü. Bir an hayal gördüğünü düşünen Hye derin bir nefes almıştı. Bir adım geri atarak adama cevap verdi.
“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?”
“Sadece sana teşekkür ediyorum…”
“Her teşekkür edişinizde birilerine sarılır mısınız?” Woo gülümseyerek Hye‘nin çenesine dokunmuştu.
“Eğer senin kadar güzelse evet…” Hye sinirli bir şekilde Woo’nun elini itelerken Woo genç kızın tavrına şaşırmıştı.
“Sakın bana dokunayım deme. Ben buraya iş için gelmiştim.”
“Ne işi?”
“Bunun bir iş yemeği olması gerekiyordu. Senin burada ne işin var?” Woo karşısında ki kadına ters bakış atarak cevap verdi.
“Sen bu yemeğe iş yemeği olarak geldiğini mi söylüyorsun?”
“Evet… Ve bu iş yemeği değilse izninle. Çok yorgunum.” Hye sinirli bir şekilde oradan uzaklaşırken Soa’nın nasıl olurda bu zamparaya randevu verdiğini düşünüyordu. Dahası az önce Jang ın kendisine olan bakışını düşünüyordu. Woo giden Hey’nin ardından bakarken oldukça sinirlenmişti. Bir kadın tarafından reddedilmeye alışık olmayan Woo oldukça kızmıştı. Hye sinirli bir şekilde arabasına binerken ne yapacağını şaşırmıştı. Az önce Woo’nun kendisine sarıldığını düşündükçe delirecek gibi oluyordu.
Peki Jang?
Onun ne işi vardı o restoranda. Neden oradaydı ve neden o şekilde birden kayboldu? Aklına bir türlü geçerli bir neden gelmiyordu. Evine dönüğünde oldukça yorgun olan Hye hiçbir şey düşünmeden üzerini bile değiştirmeye fırsatı olmadan uyuya kalmıştı. Sabah tayninin yüzünü yalaması ile uyanan Hye gülümsemişti. Köpeğini kucağına alan Hye aklına dün olanlar gelince duraksamıştı. Hayatının akışı nereye gidiyordu böyle?
Jang ise gece hiç uyuyamamıştı. Dün gece Woo’nun Hye‘ye sarıldığı an gözünü kapatması ile gözünün önünde canlanıyordu. Nedensiz yere kendi yaptığı oyuna sinirlenerek aslında bu oyuna asıl kendisinin düştüğünü anlamıştı. Bundan neden bu kadar rahatsız olduğunu anlayamasa da gece onları yalnız kalmış olmaları ise delirecek duruma gelmesini yetiyordu. Sinirli bir şekilde yumruğunu sıkan Jang, içindeki garip huzursuzluktan hoşlanmamıştı.
Bu duyguyu sevmemişti…
Hye üzerini değiştirerek spor bir kıyafet giymişti. Madem patrondu bu günü kendisine izinli ilan ediyordu. Ama önce Soa’ya sormalıydı. Woo ile neden yemek ayarlamıştı. İş yerine geldiğinde köpeğini de kucağına alarak ofise girdiğinde Soa şaşırmıştı.
“Bayan Hye… Siz…”
“Bugün işim yok Soa, sadece sana bir şey sormaya geldim.”
“Evet efendim…”
“Neden Woo serserisi ile randevum olduğunu söylemedin?”
“Anlamadım efendim.” Soa patronunun sorusu ile şaşırmıştı.
“Soa, dün son iş yemeği Woo serserisi ile ayarlanmış bir randevu çıktı. Bu konuda anlaştığımızı düşünüyordum. O adam ile asla görüşmek istemediğimi anladığını sanıyordum.”
“Ama bu imkânsız efendim. Dün size yemek randevusu yazmamıştım.”
“Ne?”
“Evet efendim. Dün ben size yemek randevusu yazmamıştım. Bir yanlışlık olmalı.” Hye çantasından çıkardığı deftere bakarken Soa’ya göstererek randevu notunu göstermişti.
“Bunu sen yazmadıysan kim yazdı o zaman?” Soa deftere bakarken şaşkındı. Derin bir nefes alarak patronuna cevap vermişti.
“İnanın hiçbir…” Soa duraksamıştı. Aklına gelen şeyin doğru olma olasılığını düşünüyordu. Onun duraksamasını gören Hye ise merak ile sormuştu ”Ne oldu Soa?” dedi.
“Dün sizin nişanlınız buradaydı. O yazmış olabilirmi? Tam olarak emin değilim ama biraz garip davranmıştı.”
“Nişanlım mı? “
“Hani şu evleneceğinizi söylediğiniz adam.” Hye şaşkınlık ile Soa’ya bakarken akşam neden Jang’ı gördüğünü de anlamıştı.
“O burada mıydı dün?”
“Evet, sizinle tartıştığını söyleyerek hızla ayrıldı.” Hye ayağını yere vurarak. Öfkeyle yerinde saydırmıştı. Bunu ona soracaktı.
“Lanet olsun, bu adam ne yapmaya çalışıyor.” Hye sinir bir şekilde ofisten çıkarak arabasına binerken köpeğini arka koltuğa atmıştı. Köpek sarsılmanın etkisi ile havlayınca Hye geriye bakarak ”Özür dilerim hayatım. Bunun hesabını babaya sormalıyız değil mi?” dediğinde Hye söylediği söz ile şaşırmıştı. Jang onda mantık bırakmamıştı. Ağzından çıkmaması gereken sözler çıkmaya başlamıştı. Arabayı en son Jang’ın çalıştığı alana doğru süren Hye pusuya bekleyen aslan gibiydi. Gözleri her yerde Jang’ı ararken Sung’u fark edince Jang’ında orada olduğunu anlamıştı. Ve her zaman ki gibi Jang yine aşağıdaydı. Bu adamdan başka kimse yok mu oraya inecek diye düşünen Hye oldukça sinirliydi.
Jang’ ın mola vererek yukarıya çıkması ve belindeki ipleri çözmesini izleyen Hye daha fazla dayanamayarak arabayı hızla Jang’ın üzerine doğru sürmeye başlamıştı. Jang ne olduğunu anlayamadan araba tam Jang’ın ayaklarının dibince acı bir fren sesi ile dururken Sung kalp krizi geçireceğini düşünmüştü. Jang yaşadığı şoku atlatarak kendine gelmişti ki yanağında hissettiği acı ile duraksamıştı. Hye durdurduğu arabadan hızla inerek Jang’ın daha kendisine gelmesini fırsat bulmasına izin vermeden siniri ile sert bir tokadı yüzüne yapıştırmıştı. Jang ve Sung aynı anda şok olmuştu.
“Seni aşağılık herif…” Jang kendisine gelerek öfkeyle çıkışmıştı.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun? Bu da ne demek oluyor?”
“Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun? Nasıl olurda benim randevu defterim ile oynamaya cüret edersin.”
“Şu mesele… Abartılacak bir şey yok. Neden yemek güzel değil miydi? O kadar abartma…”
“Öyle mi? Dün gördüklerin seni mutlu etmiştir umarım. Senin yüzünden bir sapık ile gecemi geçirmek zorunda kaldım.” Hye neden bunu söylediğini bilmiyordu ama Jang’ın vicdan azabı ve suçluluk duymasını istediğini hissetmişti. Jang ise duraksayarak genç kadına bakmıştı.
“Sen… Dün gece onunla…“ Jang gerisini getirememişti. Az önce kendi sözlerinin ne kadar acı verici olduğunu henüz yeni anlıyordu. Dili devamını getirmeye varmamıştı.
“Ne oldu? İstediğinde bu değil miydi? İşte başardın. Sayende güzel bir gece geçirdim.”
“Sen ne demeye çalışıyorsun?”
“İnan bana bundan sonra seni görmek istemiyorum… Bitti… Bu kadar…”
“Buna işte çok sevindim. Böylelikle kendine daha zengin bir koca bulabilirsin?” Hye kendisini tutamayarak Jang’a yine sert bir tokat atınca Sung karşısında tartışan iki kişiye gülümseyerek bakıyordu. Bir yandan da kendisi tokadı yemiş gibi yüzünü tutmuştu. Jang sinirlenerek Hye‘nin iki elini yakalayarak arkasında birleştirmişti.
“Bak güzelim bunu sakın bir daha yapma.”
“Neden, çok mu zoruna gitti? Bir kadından tokat yemek o Everest ki egonu mu zedeledi.”
“Beni zorlama Hye, bu gerçekten iyi olmaz.”
“Bırak beni?” Jang, Hye‘nin sözleri ile ne kadar yakın durduklarını yeni anlamıştı. Hye ise başını geriye atarak ona meydan okuyan bakışları ile bakıyordu.
“Seni bırakacağım ama önce bana bir daha bunu tekrarlamayacağını söyleyeceksin.”
“Sana kolumu bırak dedim. Seninle anlaşabileceğimizi düşünmüştüm ama yanılmışım. Sana başarılar dilerim Bay Jang.”
“Bu kadar çabuk vazgeçtiğine göre Woo seni iyi ağırlamış olmalı.” Hye dayanamayarak kolları arkada tutuluyor olsa da hafif yükselerek Jang’a kafayı atmayı başarmıştı. Jang ise acı bir şekilde Hye‘yi bırakırken Sung hızla Jan’ ın önüne geçmişti.
“Sakin ol dostum… Sakin ol… O bir kadın…”
“Kadın mı? Sen böyle bir kadın gördün mü? Ne kolları ne de başı rahat duruyor. Bana kafa atmayı sana ödeteceğim.” Hye hiçbir şey söylememişti. Bakışlarındaki ifade Jang’ı şaşırtmıştı. İlk kez Hye içinde büyük bir acı hissetmişti.
Aşağılanma… Tek gecelik kadın gibi kendisini hissettirdiği için Jang’dan şuanda nefret ediyordu. Sesinin titremesine aldırış etmeyen Hey “Seni… Seni bir daha görmek istemiyorum,” diyerek hızla arabasına koşmuştu. Hye, arabasını son sürat oradan uzaklaştırırken Jang donup kalmıştı. Az önce Hye‘nin ifadesi ile afallayan Jang ne yapacağını bilememişti. Sung ise şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Dostum, o ağladı mı bana mı öyle geldi? Sonunda gerçekten ondan kurtuldun galiba.” Jang içinde bir şeylerin eridiğini ve ilk kez korkunun bu denli büyük olabileceğini hissetmişti. Sung a dönerek sormuştu.
“Senin araban… Araban nerede?” genç adamın güçlükle konuşması Sung’un dikkatini çekmişti.
“Az ileride,” dediğinde Jang elini uzatarak arkadaşına, “Anahtarlarını ver,” dedi.
“Ne?”
“Sana anahtarlarını ver dedim.” Sung şaşkın bir şekilde anahtarını Jang’a verirken onun ne yapacağını merak ediyordu. Jang koşarak arabaya bindiğinde ne yaptığının bile farkına varmadan kendisini Hye‘nin arabasının peşinde bulmuştu. Ne yapacağını bilmiyordu ama şuanda Hye‘nin bu şekilde gitmesine izin veremeyeceğini hissediyordu. İki araba son sürat ilerlerken onları bekleyenlerden habersiz bir hayatın kapıları çoktan aralanmıştı.
Hye sinir ile daha da hızlanırken arkadan hızla gelen arabayı fark etmemişti bile. Hala düşüncelerinde Jang’ın söylediği sözler vardı. Sinirlenerek elini direksiyona vuran Hye bir an direksiyon hâkimiyetini kaybederek yolda zikzak çizince Jang korkmuştu. Arabasının içinde bağıran Jang “Seni çatlak kadın ne yapıyorsun?” Hye hemen direksiyonu düzelterek biraz olsun sakinleşmişti ama hızını hala düşürmemişti. Jang ise dörtlülerle birlikte selektör yakarak Hye‘yi durdurmaya çalışıyordu. Ama Hye hala onu fark etmemişti. Yolda fazla araba olmaması büyük şanstı. Tayni arka koltukta havlarken Hye gülümseyerek müziğin sesini son ses açarak köpeği ile tempo tutmaya başlamıştı. Siniri iyice geçen Hye arabanın peşindeki motorlu polisi görünce sağa çekmek zorunda kalmıştı. Ama Jang’ın da onunla birlikte arabasını sağa çektiğini fark etmemişti. Polis arabaya yanaşacağı sırada Jang onu kenara çekerek polisin şaşkın bakışları arasında arka koltuğa bakan Hye‘nin ön kapısını açarak sert bir şekilde onu arabadan dışarıya çıkarmıştı. Hye ne olduğunu anlayamadan Jang bağırmaya başlamıştı.
“Sen kafayı mı yedin? Neden o kadar hızlı araba kullanıyorsun? Ölmek mi istiyorsun? Ayşş çıldıracağım…” Hye şaşkın ve gözleri büyümüş bir şekilde Jang’a bakarken onun nasıl burada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Sen neden buradasın?”
“Ne? Beni fark etmedin mi? Yol boyu sana selektör yaktım. Ama sen… Sen ralli yapmaktan beni fark etmedin bile.”
“Neden beni takip edesin ki? Hem ne yaptığımdan sana ne?” Bu sırada polis sert bir şekilde ikisini de uyarmıştı.
“Siz ikiniz, kesin artık. Burası sizin kavga yeriniz değil.”
“Ahh memur bey. Çok özür dilerim.”
“Sen… Sen az önce beni darp ettiğinin farkındasın değil mi?” Jang şaşkındı. Ama az önce Hye‘nin araba kullanması ve arabanın hâkimiyetini kaybetmesi yüzünden oldukça korkmuş olduğu için polisi fark etmemişti bile.
“Ben özür dilerim. Sadece nişanlımı durdurmaya çalışıyordum.” Hye şaşkın bir şekilde Jang’a bakarken polis memuru da az önce Jang ın onu durdurmaya çalıştığını gördüğü için biraz yumuşamıştı.
“Sen küçük hanım. Neden nişanlını dinlemiyorsun? Ehliyetine aşırı hızdan ceza gelecek.”
“Ne? Bu olamaz, hem o benim…” Jang Hye‘yi hemen susturmuştu. Kolunu omzuna atarak konuşmuştu.
“Bu çok iyi memur Bey, alın ehliyetini. Onu ben istediği yere götürürüm.” Memur gülümseyerek “Bazı kadınlar gerçekten şanslı,” dediğinde Hye sinirlenmişti.
“Hey sen neden bahsediyorsun? Ben ehliyetim olmadan nasıl işe giderim?”
“Merak etme hayatım seni ben bırakırım.”
“Ne? Bunu rüyanda görürsün. Sen evlenmekten vazgeçmedin mi?”
“Kim demiş vazgeçtiğimi?” Jang’ın imalı bakışları ile Hye çıldırmak üzere idi.
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”
“Neden öyle söylüyorsun hayatım. Ben seni düşünüyorum.” Jang Hye‘yi iyice sinir ederken memur ikisine bakarak gülümsemişti. Ceza makbuzunu Hye‘ye uzatırken genç kız dalgınlıkla kağıdı almıştı.
“Ehliyetinize altı ay el konuldu…”
“Ne? Altı ay mı? Bu olamaz.” Genç kız tam itiraz edecekti ki polisin engeliyle karşılaşmıştı.
“Siz de daha dikkatli olsaydınız.”
“Ama arabam ne olacak?”
“Sizi nişanlınız götürebilir. Ya da arabanızı biz çekeriz siz de sonradan gelir alırsınız.”
“Siz arabasını çekebilirsiniz. Ben sonra gelir alırım” Jang’ın sözlerine Hye ters bakış atarak ona sormuştu.
“Ben ne olacağım?”
“Sen benimle geliyorsun? Bu gün cezalısınız.”
“Ceza mı ne cezası? Asıl cezalı olan sen olmalıydın ben değil.”
“Çok konuşma da bir şu arabaya.” Hye‘yi kendi arabasına bindiren Jang, Hye‘nin tiz çığlığı ile Jang’ı korkutmuştu.
“Tayni… Tayni arabada kaldı.”
“Tayni mi? O kim?“ Hye arabadan inerek çalıştırılmış olan kendi arabasının arka kapısını açarak küçücük köpeği kucağına alınca Jang şaşırmıştı. Köpeği yeni fark eden Jang Hye‘ye bakarak yutkunarak sormuştu.
“O senin mi?”
“Evet neden?
“Onu bu arabaya koymayacaksın değil mi?” Hye imalı bakışları ile Jang’a bakarken gülerek ”Sakın bana köpeklerden korktuğunu söyleme?” dediğinde genç adam anında cevap vermişti.
“Korkmuyorum ama hoşlanmıyorum da…” Tayni anlamış gibi havlayınca Jang geri adım atmıştı. Hye ise kahkaha ile gülerek Jang a bakmıştı.
“Korkuyorsun işte…”
“Saçmalama avuç kadar köpekten neden korkayım?”
“Bilmem sen söyle?
“Sadece çok pis oluyorlar ve ben köpekleri sevmiyorum.”
“Emin ol tayni senden daha temiz.”
“Ne? Beni bir köpekle bir mi tutuyorsun?”
“Ona köpek deme. Onun adı tayni.” Genç adam tartıştıkları konuya inanmıyordu.
“Her ne ise sen soruma cevap ver.”
“Aslında o senden daha temiz çünkü senin gibi kanalizasyonlarda dolanmıyor.”
“Bu benim işim ve beni küçümsemeyi bırak. Etrafındaki zengin züppeler gibi zengin bir ailede doğmamak benim suçum değil.”
“Merak etme sende onlardan aşağı kalmıyorsun. Eminim onlar kadar…”
“Evet…”
“Neyse… Nereye gidiyoruz ve bu evlilik kararını değiştiren şey nedir?”
“Sen işe gitmeyecek misin?”
“Bu gün kendime tatil verdim. “
“Patron olmak böyle bir şey olsa gerek.” Hye ona ters bir bakış atarken Jang arabayı çalıştırmış arada arkadaki köpeği kontrol ederken Hye‘ye cevap veriyordu.
“Ben acıktım. Bana yemek ısmarlayacak paran var mı? Yoksa ben ısmarlayabilirim.”
“O kadar da fakir sayılmam. Hem senden alacağım parayı düşünürsek bir yemek ile batmam.”
“Evet haklısın.” Jang Hye‘ye fark ettirmeden gülümsemişti. Bir süre sonra duran aradan dışarıya bakan Hye şaşırmıştı.
“Buraya neden geldik?” Jang başı ile açık büfeyi gösterince Hye gülümsemişti. “Burada mı bana yemek ısmarlayacaksın?”
“Neden olmasın? Yemekleri lezzetlidir.”
“Demek öyle?” Hye kendisinden beklenmedik bir şekilde arabadan inerek sokak büfesinin yanına giderek balık köftelerine bakmıştı. Jang ise onun kabul etmeyeceğine kendisini o kadar hazırlamıştı ki Hye‘nin itirazsız arabadan inerek yaşlı satıcı kadının yanına gitmesine şaşırmıştı. Hye hala arabada duran Jang’a el sallayarak gelmesini işaret ederken iki tane köfteyi mideye indirmişti.
“Sen rahatsız olmazsın değil mi burada yemeğe?”
“Neden olayım. O da yemek bu da…” Jang Hye‘nin basit düşüncesine gülmeden edememişti. Arabanın camından bakan tayniye bakarken Jang onu seyrediyordu.
“Sen nereye bakıyorsun Hye?”
“Ne talihsiz bir çocuk değil mi?”
“Ne?“
“Daha ilk günden babası onu aç bıraktı.” Jang şaşkın bir şekilde Hye‘nin baktığı yere bakarken gördüğü şey ile içinden ‘Bir köpeğin babası olmamıştık o da oldu’ diye geçirirken Hye onun yüz ifadesinden ne düşündüğünü anlaması ile gülmeye başlaması bir olmuştu.