Sung arabaya yaklaşarak söylediği sözleri ile Hye, önce baygın bir şekilde Sungu kendisine daha da çekmişti. Jang ise sinirden kendisini zor zapt ederken Hye‘nin sert bir şekilde kapıyı açması ile Sung’u yere yapıştırması bir olmuştu. İkisi de şaşırmıştı. Ama en çok Jang ne yapacağını bilmiyordu. Yerde acı içinde yatan Sung’un başına eğilerek onun iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
“Hey dostum iyi misin? Ayşş… Kalkabilecek misin?”
“Ah… Jang… Çok acıdı…” Hye arabadan inerken Jang arkadaşının yerde acı ile kıvranmasına karşın yardım etmeye çalışıyordu.
“Bu sana ders olur. Bir daha tanımadığın birine bu kadar sırnaşık sözler söyleme.” Hye sert bir şekilde arabanın kapısını çarpmış ve Jang ile Sung’un başında dikilmişti. Hye‘nin umursamaz tavrına ve Sung’un acı içinde kıvranmasına daha fazla dayanamayan Jang, kendisini tutamamış ve gülmeye başlamıştı.
“Sen neye gülüyorsun? Ahhh canım çok acıyor.” Sung yerden kalkmaya çalışmış ama başaramamıştı.
“Sana söylemiştim değil mi? O bu sözler ile kanacak bir kadın değil.” Jang’ın sözleri ile şaşıran Sung bakışlarını Hye‘ye dikerek yutkunarak konuşmuştu.
“Ne… Bu… Bu senin Hye mi? Ahh dostum ben vazgeçtim senin olsun. Benden uzak tut bu kadını.”
“Evet, dediğim kadar kaçık değil mi?” Hye kızgın bir şekilde iki arkadaşa bakıyordu. Oldukça sakin olan Hye onları izlerken, Jang sonradan az önce Hye‘nin nerede ise kendisini öldüreceğini hatırlayınca hızla ayağa kalkmış ve Hye‘nin karşısına dikilmişti. Hye onun bu ani girişimini önemsemeden bakışlarını Jang’a dikmişti.
“Ne var?”
“Sen az önce beni öldürüyordun…” Hye gayet sakin bir şekilde adama karşılık vermişti.
“Saçmalama Jang, tam zamanında durdum…”
“Ne? Bu bir bahane mi? Ya duramasaydın, o zaman ne yapacaktın?”
“O zaman mezarına çiçek koyardım. Bak söz her hafta ziyaretine de gelirdim.” Hye‘nin umursamazlığı artık Jang’ın canına tak etmişti. Sinirlenerek kadının üzerine yürüyerek “Seni…” Jang elini havaya kaldırmış yumruk yapmıştı ama Hye onu umursamamıştı. Sung’a dönerek dalga geçer gibi konuşmaya başlayınca Jang nerede ise dişleri ile elinin derisini sökecek şekilde ısırmaya başlamıştı. Jang’ın karakteri oldukça açıktı ve asla bir kadına el kaldıramayacağı da aşikârdı. Hye bir süre Sung’a baktıktan sonra Jang’a dönerek başı dik ve gözlerinde ki meydan okuyan ifade ile Jang’a sormuştu.
“Evet ne olmuş bana? Hadi söyle de bileyim. Bir şey mi oldu?” Jang derin bir nefes alarak başını iki yana sallamıştı.
“Sabrımı zorluyorsun güzelim. Bu gerçekten senin için iyi olmayacak.”
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Bakın hanım efendi sizden rica ediyorum artık beni rahat bıraksanız da işimi yapsam.“ Hye gülmeye başlamıştı.
“Demek resmi konuşmak istiyor küçük beyimiz. Peki, öyle olsun…”
“Küçük beyimiz mi? Hatırlatmakta yarar var küçük hanım sizden tam üç yaş büyüğüm.”
“Oww. Gerçekten büyükmüşsünüz.”
“Sen büyüğünle daha saygılı konuşman gerektiğini bilmiyor musun?”
“Büyük mü? Ahh evet, sen yaşlanıyordun değil mi?” İkili birbirini alt etmeye çalışırken acısı hafifleyen Sung onları seyrediyordu. Nerede ise eline çekirdek alarak komedi filmi izleme havasına girmişti ki Hye‘nin sözlerini onaylamaya başlamıştı. Ama Jang ın sözleri ile gülümsemişti.
“Bana bak güzelim, senin gibi kaçıklar ile uğraşamayacak kadar meşgulüm.”
“Evet, meşgul olduğun belli oluyor. Söylesene bu kez aşağıda ne temizliyordun?” Hye‘nin imalı sözleri Jang ı gittikçe sinirlendiriyordu.
“Sen benim işim hakkında bu şekilde konuşamazsın.”
“Ben işin hakkında konuşmuyorum. Sadece biraz akıllı olman için seni teşvik ediyorum.”
“Sen bana aptal mı demek istiyorsun?” Sung yerde oturmuş başı ile onaylarken Hye onu görmüş ve gülümsemişti. Hye’nin gülümsediğini gören Jang sinirlenerek ”Sen neye bakıyorsun?” diyerek genç kıza çıkışmıştı.
“Sadece arkadaşın çok sevimli ona bakıyordum…”
“Yah… Önüne bak.” Jang kendi uyarısına şaşırmış olsa da bozuntuya vermeyerek Hye‘nin yüzüne diktiği delici bakışları ile derin bir nefes almıştı. Hye onun bu bakışlarını önemsemeyerek.
“Sana teklifte bulundum. İkimizde özgürlüğümüze düşkünüz değil mi?”
“Bu seni ilgilendirmez…”
“Evet, ilgilendirmez ama sana yaptığım teklifin iyi olduğunu kabul edersin.”
“Neden kabul etmek zorundayım?”
“Evli ve özgür olacaksın… Ayrıca para kazanacaksın. Senden tek istediğim bir imza.”
“Ya evlendikten sonra kocalık haklarımı talep edersem?”
“Merak etme, istediğin kadın ile birlikte olmana izin verdiğim için inan benim varlığımı bile unutursun. İlerde belki aşık olursan…” Hye susmuştu. Onun yüz ifadesinin değişmesine şaşıran Hye gülümseyerek devam etmişti. “Sana söz veriyorum. Eğer sevdiğin bir kadın ile karşılaşırsan seni serbest bırakacağım.”
“Bu teklif oldukça güzel Jang. Bence kabul et…”
“Sen karışma… Bu benim hayatım.”
“Evet ama senin fazla vaktin yok.”
“Kendime daha uygun bir kadın bulabilirim.”
“Saçmalama Jang, Hye‘nin teklifi oldukça güzel. Neden kabul etmiyorsun? Hem evli hem de özgür olacaksın. Ama para işini anlamadım doğrusu…”
“Hye hanım bana aylık maaş bağlayacakmış. Kendilerine koca değil işçi alıyorlar.” Jang yüksek bir kahkaha atarken Hye de imalı bir şekilde Sung’a bakmıştı.
“Gerçekten buna para mı vereceksin? İstersen seninle ben evlenebilirim. Hem senden para da istemem.”
“Kes sesini…” Jang ve Hye aynı anda bağırmıştı. Hye devam ederek devam etmişti.
“Benim sırnaşık ve ilk gördüğü kadına iğrenç bir şiir okuyacak kadar sulu erkeklere tahammülüm yoktur. Jang’ı seçtim çünkü onun tipi değilim ve bu şekilde benden talepleri olmayacaktır.” Jang şaşkın bir şekilde Hye‘ye bakıyordu. Birden aklına gelen muzip bir fikir ile “Nerden biliyorsun benim tipim olmadığını? Ya seni baştan çıkarmaya çalışırsam?” dediğinde genç kız bir süre dikkatle ona bakmıştı. Jang imalı bir şekilde Hye‘nin üzerine yürürken Hye hiç yerinden kıpırdamayarak Jang’ın blöfüne karşılık ona bir adım daha atmıştı. Belki fazla ilişkisi olmamıştı ama iş dolayısı ile her türlü adamı tanımıştı. Ve Jang kesinlikle kendisine zorla bir şey yapmaya yeltenecek bir adam değildi. Bu gözlerindeki ifadeden belliydi. Ve şuanda açık bir şekilde Hye‘yi korkutmaya çalıştığı belli oluyordu ve bu Hye‘nin eğlenmesine neden oluyordu. Gülümseyen Hye Jang a bakarak “Hım… Arkadaşının durumuna düşmek istemiyorsan birkaç adım gerilersen senin için iyi olabilir Bay Kazanova.” Sung Hye‘nin cesaretine gülmeye başlayınca Jang sinirlenmişti. Hava oldukça sıcaktı ve Hye onu oldukça bunalmıştı. Jang işine devam etmek istediğini söyleyince Hye de ona bakarak hala bir cevap beklediğini belli beklemişti.
“Sen neden öyle bakıyorsun?”
“Sana sorduğum sorunun cevabını bekliyorum.”
“Hayır, seninle evlenmeyeceğim.”
“Son kararın mı?”
“Evet. Lütfen işimi yapmama izin verin bayan.” Hye ilginç bir şekilde yüz ifadesini hiç değiştirmeden Sung’a bakmıştı.
“Sen, adın neydi?” Jang gözlerini büyülterek Hye‘ye bakmıştı. O an bu kadının ne yapmak istediğini çözmeyi çok istemişti. Sung ayağa kalkarak genç kıza cevap verdi.
“Benim adım Sung, neden sordun?”
“Ahh memnun oldum. Ben de…”
“Evet biliyorum, bayan Hye Su…” Hye gülümseyerek Sung’a bakınca Jang’ın içinde öfke yükselmeye başlamıştı. Hye‘nin kolundan tutarak onu arabasına bindirmişti. Hye ve Sung şaşırmıştı.
“Hemen buradan gidiyorsunuz küçük hanım ve işimize engel olmuyorsunuz.”
“Ne yapacağımı sana sormayacağım her halde Bay Jang?”
“Evet bana sormayacaksın ama benim yakınımda olmanı bu gün başıma ne gelecek diye endişelenmek istemiyorum.”
“Öyle mi? Peki… Bay Sung bir kahve içmeye ne dersiniz? Bay Jang’ın olmadığı bir yerde. Malum başına bir şey gelmesinden korkuyor ya?” Hye sert kapanan arabanın kapısı ile bir an ürkmüştü. Kızgın bir şekilde Jang’a bakarken Sung eğlence çıktı diyerek gülümsemiş ve Hye‘ye aynı sevecenlik ile cevap vermişti.
“Buna çok mutlu olurum.”
“Tabi ölmek istiyorsan değil mi sevgili dostum?” Jang’ın tepkisi Sung’u eğlendiriyordu. Tam da bu sırada bir kartını Sung’a uzatan Hye, arabanın tekerleklerinin toz kaldırmasını önemsemeden hızla yanlarından uzaklaşmıştı. Jang arkasından bakarak ”
“Bu kadın ne yapmaya çalışıyor?” Sung elini omzuna koyunca Jang ona dönmüştü.
“Dostum, seni tanımasam az önce o kadına aşık olduğuna yemin edebilirdim.”
“Aşık olmak mı? Saçmalama Sung. O kadın ayaklı tehlike ve sana yaklaşmasına izin veremem.”
“O zaman başkasına yaklaşmalı öyle mi?”
“Ne? Bunu da nereden çıkardın?” Sung kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Arkadaşının inkarları onu eğlendiriyordu.
“Sen bu kadını kıskanmıyorsun değil mi?” her sözünde Sung kesik kesik gülmeye başlamıştı.
“Sung! Eğer yüzünün şeklinin aynı kalmasını istiyorsan susmalısın.” Sung hala gülümsüyordu. Jang ise yeniden kanalizasyona inmek için hazırlanmıştı.
Hye arabasını sürerken oldukça düşünceliydi. Araba yol üzerinden kayar gibi ilerlerken Jang’ı ikna etmenin yollarını düşünüyordu. Nedenini bilmediği bir şekilde Jang ile evlenmeyi kafasına takmış durumdaydı. Bu kendisini de şaşırtıyordu ama Jang ın kendisine karışmayacak tek erkek olduğunu bile düşünmeye başlamıştı. Ofisin yolunu tutarken aslında çoktan mesainin bittiğinin farkında bile değildi. Kendisini oyalayacak bir şeyler bulmalıydı. Jang kuyuda oldukça fazla vakit harcamıştı. Aklının karışık olması yüzünden kendisini bir türlü yaptığı işe veremiyordu. Bu kadar düşünmekten nefret etmeye başlayan Jang bunun tek sorumlusu olarak Hye‘yi tutuyordu. En kısa sürede çöpçatan bürosuna giderek kendisine uygun bir eş seçmeliydi. Sabah ilk iş bu olacaktı.
Hye bir süre ofiste boş boş durduktan sonra evine geldiğinde küçük köpeği tayni koşarak ayaklarına sürtünmeye başlamıştı. Hye onu kucağına alarak biraz sevdikten sonra SeNa’nın seslenmesi ile ona dönmüştü.
“Döndün demek, oldukça yoğun olmalısın?”
“Evet, öyle, sen… Sen ne yaptın?” SeNa‘nın bir anne gibi her gün kendisini beklemesine alışmıştı Hye. Bu alışmış olduğu bir his olmasa da SeNa onun için çok değerliydi.
“Aslında seni bekliyordum.”
“Beni mi, neden? “
“Dün oğlum senin numaranı istedi. Vermek istememiştim ama…” Kadın utangaç bir gülümseme ile mahcubiyetini belirtiyordu. Hye ise onun neden bu kadar zorlandığına anlam verememişti. Ama kadının rahatsızlığını da hissediyordu.
“Ahh… Sorun değil…”
“Gerçekten mi? Seni rahatsız etmedi değil mi?”
“SeNa, sence bu doğru mu?” Kadın anlamayan gözleri ile Hye‘ye bakıyordu.
“Doğru olmayan nedir?” Hye sıkıntıyla kadının kolunu sıvazlamıştı.
“Bana oğlunu kötülediğinin farkında mısın?”
“Şey… Hye ben senin üzülmeni istemiyorum. O… O çok çapkın ve başına buyruk hareketleri yüzünden birçok kadının psikolojik sorunu olmasına neden olan biri. Senin onlardan olmanı, ona bağlanmanı istemiyorum.”
“Yinede bu doğru değil. O senin oğlun…” SeNa susmuştu. Kadın bir şey söylemeyince Hye gülümseyerek iyi geceler dilemiş ve evine girmişti. Ilık bir duşun ardından yatağına uzanan Hye olanları düşünüyordu. Jang’ın inatçılığını ve Woo’nun aşırı kendine özgüvenini düşünüyordu. Gece yine zor uyuyan Hye, sabah erkenden ofise gitmişti. Onun ardından ofise giren Jang, neden buraya geldiğinin farkında bile değildi. Sadece Hye yüzünden gece uyuyamadığını biliyordu. Ve bunu ona ödetmek istemişti.
O sırada çalan bir telefonun sesi ile irkilen Jang, ofise girmeden yerinde olmayan sekreterin görevini yaparak telefonu açmıştı. Karşıdan gelen ses ile duraksayan Jang sinsi sinsi gülümsemeye başlamıştı bile…
“Merhaba ben Woo Young’un sekreteri Sisa,” diye kendini tanıtan kadınla kısa bir süre duraksadıktan sonra derin bir nefes vererek karşılık vermişti.
“Evet buyurun.”
“Bay Woo, Hye hanım müsait ise akşam yemeği teklifini kabul etmesini rica ediyor.”
“Ah. Öyle mi, nerede olacak bu yemek?” Sekreter heyecanlı bir şekilde Jang’a randevu yerini verince Jang gülümseyerek telefonu kapatmadan önce Hye‘nin yemeğe katılacağını söylemişti. Telefon kapanır kapamaz bunun Hey ye iyi bir ders olacağını düşünmüştü. Sekreterin masasında bulunan günlük planlamaya toplantı yemeği olarak kayıt ettiği randevuyu sinsi bakışlarını ofis penceresine doğru atarken yazıyordu. Sekreter geldiğinde hemen doğrulan Jang gülümseyerek ona bakınca Soa ona bakarak sormuştu.
“Sizin burada ne işiniz var?”
“Şey… Ben Bayan Hye ile görüşmeye gelmiştim ama benimle konuşmadı. Ben gidiyorum daha fazla rahatsız olmasın.”
“Anlıyorum, size iyi günler.” Jang gayet seri hareket ederek oradan uzaklaşırken akşam eğlencesinin çıktığını düşünüyordu. Hye gün boyunca oldukça yorucu bir gün geçirmişti. Son iş olarak akşam yemeği için randevusu olduğunu görünce önce şaşırmış sonra da umursamayarak esnettiği vücudunun biraz rahatlamasından sonra odasındaki özel banyoya girerek üzerini düzeltmeye bir hayalet gibi görünmemeye çalışmıştı. İş yemeklerine aşırı ciddi olan Hye kendisini bekleyen sürprizden habersizdi. Jang ise Hye den daha heyecanlıydı. Hye‘nin Woo’yu gördüğünde ne tepki vereceğini merak ediyordu. Bu sırada telefonu çalan Jang gülümseyerek konuşmaya başlamıştı.
“Alo, Dayıcım…”
“Sen neredesin Jang? Sana inanamıyorum. O gün nasıl olurda öyle bir aptallık yaparak ofise o kıyafetler ile gelebilirsin? Neden beni aramadın?”
“Biraz işim vardı o yüzden sana haber veremedim.”
“Söylesene nasıl gidiyor? Ne zaman evleneceksin?”
“Bunun için benden seni arayacaktım.”
“Öyle mi neden?” Adamın şaşkınlığı sesine yansımıştı.
“Bana bir aday ayarlamanı istiyorum. Geçen gün bana ayarladığın aday hala bekar mı?”
“Sen neden bahsediyorsun? Sen zaten onunla buradan ayrıldın ya…” Jang bir an donup kalmıştı. Nerede ise kekeleyerek dayısına cevap verdi.
“Ne… Ne yani… Sen… Senin… Bana ayarladığın kadının Hye olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun?”
“Aslında evet. İkiniz de biçilmiş kaftan gibisiniz. O kadında beni çeken bir şey var ve onunla uğraşmak gerçekten eğlenceli…”
“Dayı sen aklını mı kaçırdın? O kadın tam bir kaçık…” genç adam dayısının sözlerini hızla kesmişti.
“Ne? Gerçekten sende fark ettin değil mi? Çok ilginç bir kadın? Bana hakaret ettiğini biliyor musun?” Adam heyecan ile Jang’a Hye‘yi anlatırken oldukça eğleniyordu. Jang ise sinirlenerek adama çıkışmıştı.
“Dayı kes şunu lütfen.”
“Söylesene ne oldu da evlenmekten vazgeçti. Aslında şaşırmamak gerek. O şekilde berbat bir kıyafet ile gelmen bunu açıklıyor aslında…”
“Dayı, bana birkaç gün içinde birini bul!”
“Ama bu imkânsız. Şuanda senin evleneceğin kriterde aday yok.”
“Neden böyle söylüyorsun?”
“Bak Jang! Ne kadar yakışıklı olsan da senin profilini gören hemen güvenilmez bir koca adayı olduğunu anlıyor. Hye seni o gün nasıl seçti anlayamadım. Herhalde yüzün çamur içinde olduğu için yanılmıştır. Anlaşılan gerçek yüzünü gördü,” dediğinde genç adam dişlerini sıkmaya başlamıştı.
“Evlenmekten ben vazgeçtim. O kadın beni iki günde öldürür.”
“Saçmalama Jang. İnan Hye sana uygun bir eş adayı. Bu arada onun hala listede olduğunu biliyor musun?”
“Ne? Ne listesi?”
“Evlenecekler listesinde talibini bekliyor ve inan birkaç gün içinde senden kat kat iyi bir talibi çıkabilir.”
“Bundan bana ne?”
“Anladım, o zaman onu öne çeksem iyi olacak.” Jang bir süre duraksadıktan sonra sinirlenerek bağırmıştı.
“Nasıl istiyorsan öyle yap. Beni rahat bırak artık.” Telefonu dayısının yüzüne kapatan Jang, Hye‘nin randevuya gidip gitmediğini merak etmeye başlamıştı. İlk başlardaki heyecanı gitmiş olan Jang, türlü türlü düşünceler ile savaşıyordu. Bir taraftan Hye‘nin Woo’ya aşk nidalarını görürken diğer yandan da Woo’nun Hye‘ye evlenme teklifi ettiğini hayal ediyordu. Başını iki yana sallayan Jang, iki odalı küçük dairesinde deli gibi etrafa dönüp duruyordu. Saat gelmek üzere idi. Hye ise banyoda üzerini düzenlerken kenarda parlayan bir şey gözüne çarpmıştı. Elini uzatarak aldığında ise gümüş bir künye olduğunu ve üzerinde iki harfin kazılı olduğunu fark etmişti.
“J&S” Hye J harfini görünce bunun Jang’a ait olduğunu hemen anlamıştı ama bu S harfinin anlamını bir türlü çözememişti. İçinden acaba sevdiği bir kadın mı var diye geçirirken bir taraftan da bunu düşünmemesi gerektiğini biliyordu. Hayır bunu düşünemezdi. Arabasına binerek ayarlanan yere geldiğinde ise ortamda bir gariplik olduğunu hemen anlamıştı. Etrafta fazla kimse yoktu ve ışıklar oldukça loş bir ortam yaratıyordu. Sanki bilerek romantik bir ortam yaratılmıştı. Üzeri mumlar ile kaplı güzel bir masa tam karşısında dururken arkasından beline dolanan kollar ile donup kalmıştı. Ama asıl onu şaşırtan karşısında kendisine gözlerini dikmiş bir çift göz olmuştu.