BÖLÜM:1-DEĞİŞİM

1267 Words
B ö l ü m : 1 - D e ğ i ş i m ₩ ₩ ₩ B ö l ü m   a l ı n t ı s ı : E l v e d a a n n e   v e   b a b a d e ğ i ş i m v a k t i   g e l d i. ₩ ₩ ₩               Ölümü bildiğimizi sanarız, edebiyete giriş bileti misali. Acılarımızın bitiş noktası gibi varsayarız hepimiz. Ölüm hiç birimizin sandığı gibi değil bence. İnsanoğluyuz hepimiz. Evrenin her yerinde bu böyledir. Hepimiz ölümden korkarız. Aslında hiç birimiz ölümü tam anlamıyla bilmediğimizin farkında değilizdir. Hani cansız bir bedenin kefenlendiği o an var ya, düşüncelerimizin odağı ' bitti ve kurtuldu ' olur. Ama aklımızın bir köşesinde şu düşünce vardır; her şey yeni başladı, elveda. Ebediyettir bizim olayımız belki de. Asıl olan sonsuzluk. Derin ve bilinmez bir sonsuzluk. Korkuyoruz hepimiz ama kabul etmiyoruz. Biz insanlar unutuyoruz. En çok ta ölümü. Her gün her an var olucakmış gibiyiz. Bu böyle değildir. Hepimiz farkındayız ama hiç birimiz bundan öteye gidemedik. Bildiğimiz şerylerden biri değil ölüm. Gerçekleştiğinde nalayacağımız bir olaydır. Sezgilerimizin doğrultusunda varsayımlar üretiriz. Kimilerine göre o bedeni terk eden ruhun başka bir bedene yerleşeceği düşüncesi vardır, hangi varlığın bedeni olduğu önemsizdir. Bitki mi, hayvan mı,  insan mı? Farketmez.        Bazı inançlar ise bize farklı şeyler yaptırır, bedeni yakmak, kefenlemek ve gömmek. İşte biz insanların bildiği ve emin olduğu tek ortak nokta, her nefis ölümü tadacaktır... Yaklaşık iki hafta geçmişti, onların ölümünün ardından. Düşüncelerimin, davranışlarımın ve çevremin değişmesinin ardından geçen iki hafta. Beni farklılaştıran ve değişime iten günün ardından iki hafta. Ergenlik günlerimin biteceğine emin olduğum günün ardından gem vuran iki hafta- " Hafiff.." dedim ve başımın altında birleçtirdiğim kolları mı daha da sıkılaştırdım. Bunu yapmakta ki amacımı bilmeden. Müstakil evimizin arka bahçesindeydim. Tek başıma. Oysa ki o kara günlerden önce ailecek buraya oturur ve eğlenceli vakitler geçirerek oyunlar oynardık. Hepimiz en çok tabu oynamayı severdik. Bunun için genelde tabu oynardık. Ben anlatmak için heveslenip anlatmaya çalışırdım. Ablam hiçbir şey anlamaz ve sıra ebeveynlerimize geçerdi. Babam ballandıra ballandıra anlatırdı. Babam o kadar güzel anlatırdı ki ben ve ablam bile cevap verme arzusuyla dolar, cevap vermemek için kendimizi zor durdururduk.         "Öküz arabası, Manolya , üç maymun...." diye aklıma gelen bütün kelimeleri söylerdim. Oyun oynarken çok fazla adrenalin ve hırs yüklüydüm. Kazanmak istiyordum. Anne ve babama bir kez olsun 'kaybettiniz'  demek istiyordum.Genelde Annem ve babam kazanırdı. Bizde kazanmalıydık hep kaybetmekte bir yere kadardı. Kazanmalıydık. Evimizin bahçesinde oturmuş tabu oynuyorduk. Annemin üzerinde nar çiçeği geceliği vardı saçları açık ve arkaya doğruydu, babamın altında lacivert eşorfmanı ve üzerinde de beyaz bir tişörtü vardı. -Ben anılarımı hatırlarken onlar ile ilgili ayrıntıları çok iyi hatıtlıyordum-Bi an için karşımda bana bir şeyler anlatmaya çalışan ablamı unutup gözlerimi anne ve babama çevirdim. Önce babam sonra ise anneme baktım tam onlara ne kadar güzelsiniz diyeceğim sırada ablam beni düşüncelerimden kurtarıp "Off tüy yumağıııı... Anlasanaaaaa.." diye ablam böğürerek beni azarlamaya başlayınca savunma mekanizmamı devreye sokup "Anlatamıyorsan ne yapabilirim boncuk göz! " diye çemkirdim. Annem ve babam bizim bu hallerimize gülerken annem "Tamam kesin tartışmayı... Belliki biz kazandık, hadi hayatım uyuyalım benim çok uykum geldi." dedi. Bak şu sen kadına. "Otur gadın." diye böğürmemle üçü de şaşırarak bana döndü. Pufumdan doğrularla çimlere dizimi dayadım ve "Ben bitti demeden bitmez "diye ekledim. Hepsinin şaşkın bakışları kahkahaya dönünce anlık olarak dengemi kaybedip çimlerin üstünde duran tabu kutusunun üstine düştüm. Hepsi kahkaha atmaya başlayınca çimleri koparmaya başlamıştım sinirden. "Ya anneee..." diye mızmızlanınca annem babama dönüp, "Hadi hayatım, biz uyuyalım " dedi. Babam yerden kalkıp annemle birlikte içeriye doğru ilerlemeye başladı. Her zamanki gibi, "Alacağınız olsun, hıh. Bir dahakine biz kazanacağız ikiniz de göreceksiniz!" diye bağırdım. Beni umursamadılar bile. Sinirle yere vurup kalkmaya çalışınca bir elin parmağı gözüme girdi. Sinirle, "Yaaa...." diye tepindim. Ablam doğrulmam için elini uzatmıştı ama eli gözüme girmişti.             "Ablaaa... " diye çığırdığımda kahkahalara boğulmuştu. Ebeveyinlerimiz çoktan eve girdiğinde hatta odalarına vardıklarından emindim... 'kaybeden tüy yumağı...' Anılar son iki haftadır olduğu gibi zihnime doluşmuştu. bir şeyleri hatırlamak istermişcesine. Acıyı. Boşuna acı hissedilemek ister demememişlerdi. Gerçekten öyleydi. Ne kadar unutmak istesem yada hatırlamamaya çalışsam, annem kahvaltı yaparken, "Kızım çayını tazeliyeyim mi mi?" dediği gibi tazeleniyordu.        Annem.... Harfler sırasıyla zihnimin en kullanışlı köşesinde yer ediniyordu. Anne kelimesi duyulduğunda dahi içimizde garip bir his oluşturan Eski Türkçeden ana kelimesinden gelmiş "çocuğu olan kadın veya bu duyguyla sarılmış" olan kadın kelimesinden gelmektedir .Bir çok ülkede evrenin farklı yerlerinde anne denilince çoğumuzun aklında ve içinde bir his uyanır. Baba ....ise Eski Türkçede "çocuk sahibi erkek " denilen baba ba -ba çocuk sesinden türemiştir.Bütün her şey bana onları hatırlatıyordu. Bir daha dönmeyeceklerini, benden çok uzakta olduklarını ve artık "kızım" demeyeceklerini biliyordum.Zaman bunu suratıma vurup duruyordu.Böceklerin sesleri , suyun akışı,birkilerin salalnışı , rüzgarın esişi...Ruhumun en kuytu köşeleri beni terk ediyordu sanki... Her şey hatırlanmak ve acı hissedilmek zorundaymış gibi. Babam ve annem ....ne kadar bir kefene sarılıp , birkaç kilometre ötede bir kaç metre derine gömülmüş olsalar bile anılar tam buramdaydı...Kalbimdeydi.Unutmak harcanmış gibi , lanetliymiş gibi .Yasakmış gibi.İki haftadır acım hiç eksilmemiş aksine durmadan tazelenmişti .Nereye baksam onlar aklımda beliriyor ve ruhum sarsılıyordu. Acı gerçekten hissedilmeyi talep ediyordu ve toprak yalnızca yeni anı biriktimemizi engelliyordu .Ama yaşanılan her şey anılarımızda defalarca tekrarlanıyor ve yaşanıyor. Ağzımdaki sakız git gide çenemi yormuştu .Dudaklarımın ardındaki mağara tükürük ile dolmuş ve çene kaslarım sızlamaya başlamıştı.İki haftadır sürekli sakız çiğniyordum.Sakız kolik gibi bşr şey oluvermiştim.Sırf anneme sözüm olduğu için kötü şeylerden uzak durmuştum.Hatırlıyorumda bana sigara ve alkol kullanmayacaksın dediğinde direk kabul edip tamam demiştim.Oysaki nedenini sormalıydım "Neden anne " demeliydim.Ben ne yapmıştım ? Tamam deyip annemi geçiştirmiştim.Eğer böyle olacağını bilsem annemi öylece geçiştirir miydim ? Eğer bir şekilde zaman geriye dönse sürekli diplerinde olurdum.Anneminde babamında.Babam işte gelince ona masaj yapardım.Durmadan zamanımı onlara harcardım.Oysaki ben ne yaptım ?Neredeyse onları yok saydım.          Esen Eylül ayının serin rüzgarlarıyla dudaklarımın kenarında oluşan tükürük yüzünden dudaklarım dolmuştu .Bu soğuğu hissetmek için tek yaptığım sakız çiğnemeye devam etmek oldu.Acıyı hissetmek istiyordum.Ama son bir kaç gündür acı beni terk etmişti.Hissizleşmiştim .Tepki veremiyordum.Ergenlik giyip kafa bulamıyordum.Hatta ergenlik o kadar uzak bir kavram gibi görünüyorduki , yaşıtlarımın davranışlarına alayla bakıyordum.Hissizlikte boğuluyordum, acıyı arzuluyordum .Bu yüzden uyuyamamıştım ve tahminen gece yarısını geçmişti saatler .Etraftaki evlerin ışığı sönüktü .Ablam bile güzellik uykusuna geçiş yapmıştı bile .Gerçi ablamın evde olup olmadığından emin değildim .O çok değişmişti, tahmin edilemeyecek kadar çok .Kaybettiklerimiz tek başlarına girmemişti toprağın altına bizden de bir şeyler götürmüştü , her ikimizden de .Ama emin olduğum şeyler biri de ablam koklanılacak bir çiçek olmuştu. Rüzgar tekrar eserek bedenimi titretti ve su dalgası saçlarımı yüzüme savurdu. Birkaç tel saçım ağzımdaki sakıza yapışmıştı. Rahatsız edici bir unsur değildi. İnanç sınırlarımı zorlayarak anne ve babamın yıldızlarının yerinde olmadığını fark ettiğim günden beri aynı gökyüzünün eksilmiş son haline baktım.İki haftadır parlamıyorlardı, sönmüşlerdi... Hayat. Her insanın hayatı kendi içinde farklılaşıyordu.Dünümüz bu günümüz ile aynı değildi aynı gibi görünsede değildi.Ya da dünya dün ile aynı değildi.Her şey aynı olsa bile bir yerlerde bir şeyler ya ortaya çıkmış yada tamamen eksilmişti.Yalnızca yery üzü için değil gök yüzü için de geçerliydi bu.        Elveda anne ve baba, artık değişim vakti geldi... Sizleri özleyeceğim ve kalbimde taşımaya hayatımın sonuna kadar devam edeceğim. Uzaklardan bir yerlerden kulağıma Sezen AKSU dan Küçüğüm müziğinin tınısı geliyordu.Ama bu ses benim içime aitti.Bazen bazı şeyler geç fark edilir .Genelde her şey geç fark edilir.Bir şeylerin farkına varabilmemiz için o olayın geri dönülmesi güç bi şekilde gerçekleşmesi gerekir. İnsanoğlu bir şeyleri böyle fark eder.Yerini hiç dolduramayacaklarımız .... Eksik kalmış gibiydim .Ya da ben galiba zaten eksik kalmıştım. ₩ ₩ ₩ ^^^ °Merhaba, hikaye hakkında görüşleriniz neler? Burada yeniyim. Bu hikayem de ergenlik döneminden kalma. Bir şekilde yayımlamak istedim ama görüşlerinizi merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz? ₩ ₩ ₩
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD