BÖLÜM:2-KABUS

1587 Words
Bölüm adı: 2-Kabus ₩ ₩ ₩ Bölüm alıntısı: A h ! Y e n i b i r s a y f a ş a r t t ı. ₩ ₩ ₩ Bipp... Bipp.... Bipp Korna sesi geliyordu. Fazla uzaktan olmadığını düşündüm. Zaten değil. Birkaç metre öteden geliyor gibiydi. Ses o kadar tizdi ki kulaklarımda yankı buluyordu. Ben ne olduğunu anlamadan her şey akıyormuş gibi hissetmeye başladım. Bedenim yokuş aşağı yuvarlanıyor, ufalanıyor, büyüyor ve tekrar yuvarlanıyor. Her şey nasıl ve hangi sıra ile gerçekleşiyor, o an önemli değildi ama şekillenmekteydi. Bunun nasıl olduğunu bilmiyordum ama öyleydi. " Arada uyansın tüy yumağım. " diyordu bir ses ve sesi takip edip bir ağızdan patlatılar devasa bir kahkaha. Zaman etrafımda, akıyor, çalkalanıyor ve uğulduyor. Bu alakasız uğultu yer kaplıyor, kulaklarımı sarıyor ve kayıyor. Etrafımda kayarken, kulaklarımı doldururken ses boğuklaşıyordu. Gürültüden kümeler elde edilebilseydi, bunun kanıtı bu anda gizlidir derdim. Kümelenmiş gürültünün cızırdamaya vakti mi yoktu da zaman dilimi yok olmaya başlıyordu? Ha. Derin bir uykudaymış hissine kapılmıştım nasıl olduğunu bilmeden. " Ah ha ah ha ah ha .... Ay Ali'm, dur arayayımda tüy yumağını, bakalım ne hallerdeymiş. " diyordu bir başka ses. İlkine nazaran daha ince ve tizdi. Sesinden bol neşe akıyordu. Oysa ki bende bir tepki veya ses yoktu. Donmuş gibiydim ya da nasıl diyebilirim tam olarak? Hareketsiz falan olsa gerek ama daha farklı bir durum. Tam tabir olarak felç olmuş gibiydim. Duyuyor ve hissediyordum ama ben tepki veremiyordum. " Bence uyuyordur benim prensesim. " diyor ilk ses. Algılarım eskisine göre daha netlik kazanmıştı. Bu ses boğuktu ve kalındı. Sesi sert olmasına karşın şefkat içeriyordu. " Hah dur bir dakika ... Sana demedim tüy yumağım... Babana. " dedi ve bir kahkaha patlattı tiz sesin sahibi. İçten gülüyordu, bundan emindim. Kalın ses babamındı. Bunu kestiriyordum ve babam, " Ne diyormuş prensesim? " diye söze atıldığında bir şeyden aşağı düşüyormuş hissine kapıldım ve sırtım yumuşak bir şeye çarptı. Çarpmayla göğüs kafesim daraldı ve göz kapaklarım derin bir uykudan uyanırmış gibi hızla açıldı. Seslerin boğukluğu ufalandı, jzaklaştı ve azaldı. Ardı sıra görüntüler yavaş yavaş netlik kazanırken zaman akmaya başladı. Etrafım gri bir perdeyle örtülüymüş gibi ellerimle perdeleri zorlamaya çalıştım. Zaman benim aksine hızla akarken vaktin ilerlediğini düşünmeye başlamıştım. Bir başka andan bir başka sesleniş geliyor. " Eee, okullarda açıldı." Babamındı. Karşımda mıydı yoksa yakınımda mıydı? Burada bir yerde durması gerekirdi çünkü onun varlığı ı ötemde hissediyordum " Bakalım bizim tüy yumağı ne yapacak? " dedi, güldü ve beni gülümsetti. Fakat biraz da yabancıydım. Anılarımı anımsıyorum, bu anı hangi vakitte yaşadığımızı bilmek istiyorum. Babamla okulu mu konuştuk yoksa babamla okul anında mı kaldık, kaldıysak ne dedik bilemedim. Ardından bir şeyler oluyor. Etrafın griliğine beyaz ışık demetleri düşüyor, parlıyor ve etrafı huzursuzca sallıyor. Yine böyleyim: Aynı yere sırt üstü uzandığıma nedense emindim. " En son Edebiyat ve Matematik notları çok kötüydü. Hatırladın mı Ali'm ? " Bu annem olmalıydı. Nahif sesi, kibar tonu ve derin tebessümü. Artık farkındayım, kesinlikle anılarımın arasındaydım. Ölüyor muydum? Sahi, ölüyor muyum? Bu kadar gerçekçi anıyı başka hangi zamandan toparlayabiliriz? Fakat nasıl, nasıl olur da ayıkken bunları böyle net hatırlamam? İşte annem, bu da tebessümü. Biz birlikteydik. Onlarla bir zamandaydık. Bu zamanı ortaya atan ise benim zihnimden başkası mıydı? Bizimki başka bir konuşmaydı, başka bir zamandı ama eminim ki aynı mekandı. " Hatırladım Aslı'm, hatırlamaz olur muyum? Birde ablası gibi olsa..." dediğinde babamın sesi, artık o seslerin sahibinin isimlerini söyleyebilirdiniz. Biliyordum. Az önce anlamamış mıydım? Ali ve Aslı çifti. Babam ve annem ...    " Ablası... Kızım... Ne kadar kaldı Ali'm ? " diye sorduğunda annem; tahminimce ben, o vakitlerde edebiyat dersinde olduğumu anlamıştım. Bu bir rüya olmalıydı. Yoksa onların bu mutlu sahnelerini böyle bir durumda rastlamamıştım. Evet evet kesinlikle bu bir rüya olmalıydı. Sadece bir rüya... Rüya olmalıydı . Bu bir rüya. Zihinimden defalarca aynı cümleleri geçirdim. Sonra da aynı kelimeyi: Rüya... " Alii....Dikkat et!... " diye annemin çığlığı doldurdu bulunduğumuz alanı. O zaman şekillenmeler son bulmuştu. Anne ve babamın tatil dönüş yolundaki araçlarının arka koltuğunda sırt üstü uzanıyordum. Her şey yeni yeni şekillenirken sarsılan başımı iki koltuk arasından uzattım. Annem çığlık atarken karşıdaki ışık süzmesi dikkatimi çekti. Bir ışık gözlerimi alıyordu. Biraz daha netlik kazanınca her şey, kamyonu fark ettim. " Babaaa... Babaaaa... Baba... Babaaa... Dikkat et! " diye bağırdım ama onlar benim farkıma varamadılar. Sesimi işitmiyor gibiydiler. Annem bir kere daha çığlık atarken babam aracı sağa doğru kıvırdı ve karşı şerite girdi. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki, karşıdan gelen kamyona çarptığımızı anlamam çok uzun sürmedi. Kulaklarımda vızıldamalar artarken araçların birbirine teması şekillendi. Annemin çığlığı son bulurken kendimi iki aracın karşısında buldum. Son duruma bakarken sol gözümden bir damla düştü. Bedenim yorgunluğun en keskin taneciklerini tadıyordu. O an dizlerimin üstüne çöktüm. Bedenim bütün enerjiden men edilmiş gibi son kırıntısına kadar her şey içimden çekildi ve her şey yerle bir oldu. Annem ön camdan dışarı fırlayarak ön jipin kenarına çarpıp yere çarpılmıştı. Babam hava yastığı ve emniyet kemerinden yardım alsa da oturduğu koltukta sıkışıp nefes borusunun ezilmesi sonucu kaldırılacağı hastaneye ölmüş olarak varacağını garantilemişti. Ölümleri garantiliydi. Ruhlarının bedenlerinden ayrıldığı gibi... Bipp... Bipp... Bipp... Korna sesi katlanılamaz bir hal alırken gözlerimin odağı kırmızı rengin sıcaklığıydı. Göz kapaklarımın ardından vuran ısının oluşturduğu bir renk kıpırdanıyordum. Zemin sertti. Bipp... Bipp... Bipp        Korna sesi devam ederken gözlerimin çevresi nemlenmişti. Ağlıyordum. Bu bir kabus. Kabuss... Uyanmalıydım. Rüya değil kabustu. Uzandığım zeminden hızla doğruldum ve maruz kaldım Güneş ışınlarına. " Geçti. " diye kendi kendime mırıldanırken oturduğum yerden kalkmalıydım. Bu ilk değildi. Son iki haftadır böyle geçiyordu. Zehirli geceler misaliydi. Artık uyumaktan korkar olmuştum. Belli ki dün gökyüzünü seyrederken uyuyakalmışım burada. Huzursuz ruh halime, keyifsiz ifadelerime ve tutulmuş bedenime bakacak olursak fazlasıyla rahatsız olduğum anlaşılacaktı. Ardından telefonun sesini işittim. Bir çağrı vardı. Melisa'dandı. Tereddütsüz açmak istiyorum ama tereddütlü olduğum bariz. Her ihtimalle telefonu açıveriyorum. Bir süre konuşuyorum. Söyledikleri beni sinirlendiriyor. Eskiye nazaran tahammülsüzleştiğimden midir, nedir bilmem ama kontrolümü kaybediyorum ve ona bağırmaya başlıyorum. " Hayır. Hayır." dedim az önceki sakin aksime rağmen. " Bilmiyorsun! Çünkü beni anlamak istemiyorsun. Bunu bilemezsin. Yaşamadın. Yaşamış gibi anlatma. Bana akıl vermeni istemiyorum. " diye bağıran da benim. Ben bağırınca, onun derin bir nefes alıp soluklandığını işittim. Böyle olmalıydı, benden uzak kalmalıydı. Onlar için uğursuzdum. Bu benim kesin görüşümdü. Bunu kabul etmeliydi. "Bak Sara... Anlamıyorsun... Sen Sa..." dediğinde Melisa'nın sesini daha fazla duymamak için telefonu suratına kapatıp banyo lavabosunun içine fırlattım. Bu olmamalıydı. Artık bir bağımız yoktu. Ellerim yanımda getirdiğim makasa gitti. İki haftanın acısı fazlaydı. Ben bu değildim, katlanamayacağım acı bu kadar... Bu böyle çok fazlaydı. Bunca acıyı istemiyordum. Bedenimi zamnın gerisine akmıştı. Bir anda kednimi bulunduğum zamanının dışında bir zamnda bulmuştum. Bir an arabanın içinde, bir an arabanın dışında, bir an olay anını dışarıdan izleyen biri oluyordum. Anne ve babamı rüyalarımda hiç bu kadar fazla görmemiştim. Onlar gittikten sonra daha fazla rüyalarıma girmeye başlamışlardı. Gerçi rüya değil kabustu bunlar. İşin kötü yanının güzel yanı anne ve babamı hala görmem ve seslerini duymamdı. Onların yanına hiç gidememiştim. Gitmemiştim. Kendime kızgındım. Kendime öfkeliydim. Nasıl olur da gitmezdim. Ben cesur biri değildim. Cesaret bana öyle her an gelebilen bir duygu değildi. Ben dümdüz bir insan dümdüz bir er gendim. Küçük bir kız çocuğuydum bir zamanlar. Artık değildim. Evren bir an da büyüme mi istemişti. Ve ben bir anda büyümek zorunda kalmıştım. Gerçi hala büyüdüğüm söylenemezdi. " Küçükken çok inanmıştım. Eğer çok istersen ...." Aklıma gelen müzik nakaratı ile odam daki bilgisayardan Müziği açtım. Pihani ~ Beni sen inandır ~ Play tuşuna bastım ve müziğin kulaklarıma ulaşmasına fırsat tanıdım. Bu çok iyi bir histi. Müzik kesinlikle denildiği gibi en iyi buluştu. Zamnın ötesinde birilerinin sizinle aynı şeyleri hissetmesi ve bunları kelimelere dökmesi muazzam bir olaydı. " Çizdim kendi aklımca Hayatın resmini Bir şey bilmezdim aslında Karıştırdım tüm renkleri Hata yaptım tabii... " bağıra bağıra müziğe eşlik ediyordum. İstemiyorum. Ellerim makasın yüzeyine temas etti ve düşünürsem ya delireceğimi ya da vazgeçeceğimi kendime hatırlattım. Biliyorum, kolayca ikna olan bir aptaldan farksızım. Kendimi tanıyor ve biliyordum. Daha fazla düşünceye yer vermeden sırtımda biten kahverenginin tonlarına eşlik eden saçlarımın bir tutamını sol elime topladım ve makası vurdum. " Artık çok uzaklaştım En çokta kendimden Evden, senden Göçmen kuşlar gibi Çok geç kaldığım halde Solmuş resimlerde Kaç yıl geçmiş Hala güzel durur Küçükken çok inanmıştım Eğer çok istersen Her şey mümkün İnanmak zor değil.. " " Hikayem senle başlardı Senle devam etsin. " dediğim anda gözlerimde ki yaşların akmasına izin verdim. Annemle başlamıştı benim hikayem. Babamla başlamıştı benim hikayem. Onların varlığı ile var olmuştum. Şimdi onlar yoktu. Ben kalmıştım bu dünyada. Tek başıma yapayalnız. Daha da yalnız kalacaktım. Bunu biliyordum. Düşüncelerimin kararlarıma temas etmesine olanak vermeden başka bir tutama da makas vurdum. Makasla saçlarımı bir bir keserken o an gördüklerimi anımsadım ve ilk defa bir şey fark ettim. Olayın yaşandığı an. Annem camdan fırlamadan önce babam elimi annemin önüne getirmişti. Bunu her zaman yapardı. Arabayla herhangi bir ters hareket yaptığında veya araba sarsıldığında elini atardı annemin önüne. Onu korumak için. Yapardı. Ama artık yapamaz. Çünkü yaşamıyor. Ne o, ne de annem. Ah! Yeni bir sayfa şart. Düşüne düşüne yorulmak nasıl olur gösterebilirdim ama hissettiremezdim. Kanıtı ise aceleyle kısalan saçlarımdı. Beni öfkelendiriyordu. Saçlarım, güzelim saçlarım. Ellerimde harap oluyorlardı. Ta ki saçlarımın dengesiz ve orantısız bir şekilde omuzumda bitmesini karşımdaki aynadaki yansımam da görünce makası hareket ettirmeye son verdim. Yeni bir sayfa açmalıydım. Buna istekliyim. Bir şeyler değişsin istiyordum. Farklı şeyler olsun istiyordum hayatımda. Hayatımın monotonluğundan kurtulmak istiyordum. Bunu bir şekilde başarmalıydım. Değişim içimizde başlardı. Ben de bu değişimi gerçekleştirmeye kararlıydım. Merhabalar, ben Sara KARİN. ₩ ₩ ₩ ^^^ °Merhaba, hikaye hakkında görüşleriniz neler? Burada yeniyim. Bu hikayem de ergenlik döneminden kalma. Bir şekilde yayımlamak istedim ama görüşlerinizi merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz? ₩ ₩ ₩
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD