BÖLÜM:3 ELVEDA

1521 Words
B ö l ü m : 3 - E l v e d a ₩ ₩ ₩ B ö l ü m   a l ı n t ı s ı : T e l e f o n s u z l u k n e d e n i y l e b i r   t e l e f o n k u l ü b e s i n d e i ş   g ö r ü ş m e s i y a p m a k . ₩ ₩ ₩ " Alo iyi günler... " diyerek telefon numarasını tuşladığım işin bana yararlı gelmesini umut ettim. " İyi günler, buyurun size nasıl yardımcı olabilirim? " dedi hattın diğer ucundaki genç kızın sesi. Umarım bir yararı olur. " Eee, şey... Ben iş ilanı için aramıştım. Garson arıyormuşsunuz... Onun için. " dedim ve umutlarımın boşa çıkmamasını umdum. Giriş zilinin çalmasına ve dersin başlamasına yarım saat vardı. Bense bir simit, bir çay ve bir gazeteyle parkın yanındaki telefon kulübesinden iş ilanlarının bildirildiği numarayı aramıştım. Sabahın köründe Melisa' yla tartışıp, telefonu banyo lavabosunun içine atıp telefonun sonuna kavuşmasına neden olursam olacağı buydu. Telefonsuzluk nedeniyle bir telefon klübesinde iş görüşmesi yapmak. . " Üzgünüm ama garsonluk için verdiğimiz ilana, sizden yarım saat kadar önce bir başkası başvuruda bulundu. Görüşmelerimiz olumlu sonuçlandığı için o kişiyi işe aldık. Kusuru bakmayın, şu an bir başka personele ihtiyacımız yok. " dediğinde telefondaki kişinin sesinden kayıtsızlık akıyordu. Akmalıydı. Sonuçta kim garsonluk yapmak ister ki ? Her an birçok kişinin başvurduğu alakasız işler değil miydi bunlar? Onları ve bu meslek grubunu küçümsemiyordum. Fakat öğrencilerin bunlara rağbet etmesi, sigorta mevzusunun bir süre ertelenmesi ve cüz-i bir miktarla gün sonunu kapatmanın en avantajlı yöntemlerinden birisi değil miydi bu? Keyifsizlenmiştim. "Hadi ya," dedim. "Şansa bak." Telefondaki kişi benim durumumu anlamış olmalı ki, "Maalesef." dedi. Anlayıştan olmalı böyle konuşuyordu. Belki de yalnızca işini yapıyordu. " Peki, o zaman. Size iyi günler dilerim. " dedim ve onun, " İyi günler. " sözüyle telefonu kapadım. Daha fazla yük taşıyormuş hissine kapılmıştım nedense ve bu beni yormuştu. Aradığım kaçıncı iş başvurusuydu. Genek olarak dişim kovuğuna dokunacak bir getirim yoktu. Aramalarıma dönüşler (veya dönmeyişler) bu durumu harlandırıyordu. Aradıklarımın çoğu, yanlarında çalışacak elemanı bulduklarını ve iş olmadığını söylüyorlardı ama bazen telefonlarım açılmıyordu (bundan önceki iki aramamda olduğu gibi). Bu ihtimal dışında kalan diğer yerler ise iş tecrübem olup olmadığını sorunca mesele güme gidiyordu. Çünkü onlar, tecrübeli eleman aradıkları için beni uygun görmüyorlardı. Haklı olduklarını biliyorum, bu yüzden yalnızca umutsuz olmakla meşguldüm. Bedenim görünmez hislerin etkisi ile çöküyor, bu da beni mahvediyordu. Derin bir nefes alırken başımı kulübenin kenarına yasladım ve biraz daha soluklandım. Nedense genç kadının sesini yanıtlama isteği ile dolup taşmıştım bu yüzden, "Size de iyi günler." demekten alamamıştım kendimi. Gözlerimi yummuş, sözcükler arasında nefes alırken okul vaktinin geldiğini hatırlayarak başımı doğrulttum. Bankın üstünde duran çay, simit ve gazete üçlüsünü es geçerek çantamı sırtladım ve okula doğru bir adım atmışken gazetenin işime yarayabileceğini düşünerek kahverengi sırt çantamın içine yerleştirdim. Sıra okula gelmişti. İki haftanın ardından okul zamanı. Uzkata durup karşımdaki okula baktım. Aklıma anılar geldi. İlk geldiğim an, ilk beden dersi, ilk arkadaş bulduğum an, ilk birini seviş , ilk kavga, ilk beden dersi, ilk boş ders eğlencesi, ilk kaçış diye düşündüm. Bu okulda benim anılarım vardı. Annem ve babamla ilk kes kayıt olmaya geldiğimiz an geldi aklıma. Ben yine bu okulun kapısındaydım. Tel farkla. Fazlacca eksik ve yarım kalmış biri olarak. O an okulu aslında sevmediğimi bir kez daha hatırladım. Ben bir yeri bana yaşattığı hislerle tanımlardım. Sever yada sevmezdim. Benimser yada benimsemez o ortamın yabancısı olurdum. Çok değil daha çok yeniydi anılar, acılar, öfkeler, pişmanlıklar. Her şey daha çok yeniydi. Bir an içim cız etmişti. Benim eski günlerime ne olmuştu. Hayatımı bir gün değiştirmişti. Belki de o bir günün bir anı. Yorgundum. İçim acı doluydu. İçeri girmem gerekiyordu. Müdürle konuşmam lazımdı. Adım atmalıydım. Kıpırdamalıydım. Bedenim hislerime ve yapmak istediklerime karlı çıkıyordu. İçim geri dön diye bağırıyordu. Ne eksik ne fazla. Hiçbir şeyden sonsuza kadar kaçılmazdı. Dünya küçük ama acılar uzundu. Yaşanması gereken her şey ve yapılması gereken her şey zamanında yapılmalıydı. 2 kere 2 dört ederdi. Aman ne hoş? Hadi bakalım Sara KARİN, yüzleşme zamanı. " Duydun mu Sara gelmiş? " " O Sara değil mi? .. Dönmüş mü? " "Sara kim? " " Hani şu kantinin ortasında sinir krizi geçiren kız değil mi bu? " " Annesi ve babasının mezarına hiç gitmemiş diye duydum. " " Ne? " " Hey! Bu Sara. " Okula geldiğimden beri konuşmalar hiç durmadan devam etmişti. Aradan iki hafta geçmesine rağmen her şeyi bu kadar iyi bilmeleri şaşırtıcıydı. Onlar bu kadar iyi bilmek zorunda mıydı ? Nedense sevinerek girdiğim bu okul artık beni kasıyordu. Ortamda bol neşe yerine kasvet hissediyordum. Gözüme fazlasıyla berbat geliyorlardı. " Hey, Sara saçına ne yaptın ? " Erkekli kızlı gruba sadece baktım. İfadelerim gereği, bu onları ne kadar önemsiz gördüğümü kanıtlayan bir bakıştı. Onlar da bunu fark etmiş olmalılar ki biraz geri çekildiler. " Bilmek ister misin Yasemin? " dediğimde tek kaşım kalkmıştı. Sanırım değişimim gerçekleşmişti, hem de fazlasıyla. Sorduğum soru, karşımdaki kızın yüzünü değiştirmişti. Sanırım benden bir cevap beklemiyordu. Yasemin' in korkak tavrına alayla bakıp ilerlemeye devam ettim. Bu konuşmalar arasında beni en çok sarsan ve iğneleyen şey anne ve babamın mezarına bir kere bile uğramadığım gerçeğiydi. Gidememiştim demiyorum. Çünkü gitmemiştim. Yanlarına gitmeye cesaret bulamamıştım. Fısıldamaya devam edenlerin arasında seçtiğim iki beden benim acımı tekrar tazelemişti. Ben ağlarken ağlamışlardı. İki hafta boyunca hep onlardan kaçmıştım ve hala kaçıyordum. Kendini toplamış ve bugün suratına telefonu kapadığım için üzüntü dolu Melisa' ya destek amaçlı Arda, onun kolunu tutuyordu. Benim için üzülüyorlar. Onlara bakınca bunu hissedebiliyordum. Dejavu hissine kapıldım bir sebep yokken, evet bir sebep yoktu. Olmalı mıydı? Bilmiyordum ama bedenim onlara sarılma hissiyle dolup taşmıştı. İki haftadır adam akıllı oturup konuşamamıştık. Melisa' nın saçma çözüm yolları ve Arda' nın mantıklı konuşmalarını özlemiştim. Hem de fazlasıyla. İki hafta önce olsa Arda'nın sırtına çıkar ve bütün okul koridorları boyunca Melisa' yı kovalardım ama şimdi sırf onlarla bir araya gelmemek için elimden geleni yapmıştım. Yapıyordum da. Ben onları seviyordum. Onların nesini mi seviyordum ; daima kendileri gibiydiler. Başkaları gibi olmak ve onlara özenmek onlar için tam bir aptallıktı. İşte beni onlara bağlayan en güçlü bağ ve sevgi bu yüzdendi. Konuşmalarımızı hala unutmamıştım. " Ben bir dedektif cinayeti çözeceğim. " demişti Melisa, Arda ise, " Ben de bir polis olup suçluları yakalayacağım " derdi. Ben mi ? " Peki sen? " demişlerdi aynı anda. Ben ise saçma düşüncelerimle, " Sırf sizin işinize çomak sokmak için katil olacağım. " demiştim. Ben böyle söyleyince anlık olarak birbirlerine bakmışlardı. Sonra hep beraber gülüşmüştük. Gülmüştük. Beraber. Şimdinin aksine beraber gülmüştük sizinle. ° " Sen bir tüy yumağısın. " demişti Melisa. Çünkü saçlarımı taramaktan bıkmıştı. " Tüy yumağı mı? " demiştim hafif bir tebessümle. Arda, " Saçların... " diyerek alay etmişti. O günden beri saçlarımı örüyordum. Arada açıkta bırakıyordum ama özel günlerde. Şimdi ise saçlarımı kesmiştim, düzensiz bir şekilde. Her şeyin değişeceğini bilemezdim. Burada kalmak için de bir nedenim yoktu. Olmamalı da. Olmamalıydı da. Sol gözümden yanağıma düşen bir damla yaş ile düşüncelerimi def ettim. Melisa' nın hareketlendiğini görebiliyordum. Ancak onunla artık herhangi bir bağım olmadığını bimeliydi. Bunu hak etmiyordu. Hak etmiyorduk. Biz kardeştik, öyleydi. Ancak bu bitmeliydi. Her şeyin bir sonu vardır dedikleri bu olsa gerekti demek ki. Hızlı bir şekilde gözümden akan yaşı elimin tersi ile sildim ve onların bana yetişmesine fırsat tanımadan bulunduğum yerden hareket ettim. Artık bu kolejden gitme vaktim gelmişti. Zaten bir ya da iki ay sonra taksitleri ödeyemediğimiz için ayrılmak zorunda kalacaktım. Bunu yapamazdım. Düşünmemeliydim. Burayı özleyecektim ama ayrılık vaktim gelmişti çoktan. " Sara.. Sara.. Dursana! " diye arkamadan seslendi bir ses ama durmak için düşünecek vaktim olmadığı gerçeği söz konusuydu. Duramazdım, artık duramazdım. Arkamdaki seste acı vardı. Özlem vardı. Dillendiremediği feryatları, anlatamadığı kalp sızıntısı. O gerçek bir arkadaştı. Ben gerçek bir arkadaş değildim. Bedenim tamamiyle ona dönme isteği içindeydi ama bilmiyordu ki, dönersem kararlarım değişeceklerdi. Bir şeyleri değiştirmeye ihtiyacım vardı ama aldığım yeni kararlar buna dahil değildi. Arkamdaki adım sesleri hala vardı. Hala peşimden geliyordu. Derin bir nefes aldım ve durdum. Arkamdaki ayak sesleri de benimle birlikte durmuştu. Sesler kesilmişti. Arkamı dönmeden, " Üzgünüm. " diye seslendim. Sesimde acı vardı. Bunu belli etmemeye çalışmıştım ama başaramamıştım. Sesim bana o an yabancı gelmişti. Acı vardı ama soğuktu. Ben bu değildim ama olmak zorundaydım. Beni anlamasını ondan bekleyemezdim. Beni anlamasını beklemek yanlıştı. O kimseyi kayıp etmemişti. Onun hala bir anne ve babası vardı. Benim yoktu ... Yoktu. " Ne? " diye bağırdı arkamdan. Sesinde özlem vardı, benimkine nazaran daha sıcaktı sesi. Aynı Melisa'nın sesiydi bu. Arkadaşım kardeşim olan Melisa. Belli ki acısını dile getirecekti. Onun kahroluşunun beni devireceği garantiliydi. Onun ağızından çıkan kötü ve incitici sözler beni yaralardı. O bunu bilirdi. Onlar bunu bilirdi. " Duydun işte ." dediğimde bana karşı öfkeyle dolduğundan emindim, ki böyle durumlarda ne yapacağı belli olmazdı bu yüzden, " ... artık buradan gidiyorum. Kendine, birbirinize iyi bakın. Hoşçakal. " diye ekledim. Donup kaldığından emindim. Bundan yararlanarak müdürün odasına doğru ilerledim. Elveda. ₩ ₩ ₩ ^^^ °Merhaba, hikaye hakkında görüşleriniz neler? Burada yeniyim. Bu hikayem de ergenlik döneminden kalma. Bir şekilde yayımlamak istedim ama görüşlerinizi merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz? ₩ ₩ ₩
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD