Dosyayı masama koydum. Açtım. O an gözüm karardı. Rakamlar, grafikler, tablolar, sayfalar… Ve ben? Dosya önümde duruyor. Ben ona bakıyorum, o bana. Aramızda ciddi bir gerilim var. Kendisi kalın, ciddi ve biraz da tehditkâr bir tip. Her sayfası ayrı bir hesap problemi. Sanki matematik olimpiyatlarıyla gizli bir anlaşması varmış gibi.
Ama sonra… içimden bir şey dedi ki:
“Hadi Günseli, yapabilirsin. Zaten daha önce bir benzinlikte deterjanlı paspasa saplanmışsın. Bu da bir nevi temizlik işi.”
Ve bilgisayarıma döndüm. Kulaklığımı taktım. Çalışma modunu açtım.
Yeni hayaller ve yeni umutlar içerisinde boş bir oda da oturuyordum. Önümde bilgisayar ve hemen yanında büyük bir dosya. Tam tamına 2 saat buradayım ve artık parmaklarımı hissetmez oldum. Dizlerim, sırtım ve boynum da ağrılar içindeydi. Her sayfada çok bilgi vardı. Kenan Bey belli ki aşırı titiz bir iş insanı. Ki bu her hâlinden belli.
bir saniyemi bile boşa harcamamalıyım. Boynumu iki yana kütletip kollarımı da öne uzatıp esnedim. Allah razı olsun bana içecek bir şeyler de getirmişlerdi. Kahvemden 2 yudum içip ince uzun parmaklarımı klavyenin üstünde dans ettirmeye başladım. Aslında kolay bir iş benim için ama verilen süre hiç kolay değildi. Ah nedir şu zamandan çektiğim? Şikayet edip durma da işine bak. İç sesimi dinleyerek daha çok hızlandım. Sayesinde Holding'in tüm sözleşmelerini, planlarını öğreniyordum. Anladığım kadarıyla Kenan Bey diğer rakip firmalara dudak uçuklatacak fiyatlar ile göz dağı veriyordu. Birçok yurtdışı projeleri de mevcuttu. Adam paraya paraya demiyor be.
Hem yakışıklı hem de ultra zengin. Şanslı insanın hâli bir başka olurmuş. O nişanlısı da ne kadar şanslı olduğunun farkındadır umarım. Şahsen benim Kenan Bey gibi bir nişanlım olacak ve ben de kişisel asistanın bir kadın olmasına izin vereceğim. Yok canım ben mağaramda güzel güzel yaşıyorum. Bunlar geniş insanlar. Gerçekten Kenan Bey yeryüzündeki yasak elma misali. Sanki ona dokunmak büyük bir cezanın başlangıcı.
Yine o hâlleri gözümün önüne gelince bir tuaf olmuştum. Sesi bile karizmatik, kısacık saç teli bile itaat ediyordu, bakışları sert ve insan uzun uzun bakmaya korkar, off bir de şu kızların bile kıskanacak olan dolgun dudakları yok mu? Eminim çok iyi öpüşüyordur hatta yatakta... Hiii hızla kafama vurdum. Allah aşkına ben neler düşünüyorum? Adam nişanlı unutma hem nişanlı olmasa bile bu tarz düşünceler çok yanlış. Sakın sakın bir daha deme böyle şeyler. O sadece bana iş veren biri.
Saat 19:30.
Yasemin aradı. “Ne yapıyorsun?” dedi.
“Rakamlarla göz göze geliyorum,” dedim.
“İlk gününde mi delirdin sen?” dedi.
“Henüz tam değil ama az kaldı.”
Kapattık.
Saat 21:00.
Raporun %60’ı hazır. Ama boynum tutuldu. Klavyeye yaslanıp beş dakika dinlenmek istedim… ve evet, uyumuşum. Burnum klavyeye bastı, 3 sayfa boyunca “dddddddddddd” yazmışım. Eğer biri bu kısmı okursa "şifreli mesaj mı?" sanabilir.
Saat 23:50
Bitmek üzere. Gözlerimden yaş geliyor ama duygusallıktan değil. Göz kuruluğu ve aşırı Word kullanımı. Klavyem artık beni “yeter kızım” diye uyaracak gibi.
"Nasıl gidiyor?"
Serkan Bey'in sesini duyunca küçük bir çığlık atıp yerimde hoplamıştım ve elim de kahve bardağına çarpıp yeri boylamıştı. Allah kahretsin. Adama kendi kendime konuşurken yakalandım. Ayağa kalkıp kırılan bardağı toplamaya çalıştım.
"Hemen toplarım şimdi, kusura bakmayın."
Serkan Bey kapıda durmayı bırakıp yanıma geldi. Benim endişeli hâlimin aksine kendisi keyifli idi.
"Bırakın lütfen, temizlik görevlisi halleder."
Mahçup bir edayla toplamaya çalıştığım cam kırıklarını yere bıraktım ve ayaklandım.
Serkan Bey bana gülümseyerek bakıyordu.
"Ayrıca benim hatam sizi korkuttum. Asıl siz benim kusuruma bakmayın."
"Biraz öyle oldu. Ortam çok sessizdi ve siz bir an da konuşunca."
Anlayışla başını salladı. Aklıma dank diye düşen şey ile hemen kol saatime baktım eyvallahlar olsun saat 23:50 olmuş ve benim işim daha bitmemişti.
"Çok az bir süre kalmış."
Serkan Bey elini kumaş pantolunun cebine koyup masaya yaklaştı ve bilgisayara göz attı. "Evet size verilen süre bitmek üzere ve sizin en az 40 sayfanız daha var. Ama yine de iyi ilerlemişsiniz."
Şu 10 dakika hatta 9 dakika içinde yapabildiğimi yapmalıyım. Sandalyenin üstüne oturup kaldığım yerden devam etmeye başladım. Serkan Bey de yanımda durup beni izlemeye başladı. Kesin süre bitince güvenlikçi abiler gelip kolumdan tutarak beni kapı dışarı edeceklerdi. Bu işi de alamadık Günseli.
"Günseli Hanım."
"Bana biraz daha süre verin Serkan Bey az kalmış zaten bitirebilirim."
"Tamam. Size biraz daha süre veriyorum. Ama geri kalanını evde devam edeceksiniz."
Ne dediğini anlamayarak elim m harfinin üstünde kalakaldı. "Nasıl yani?"
"Şöyle yani, Kenan Bey geri kalanı evinizde bitirmenize izin verdi. Ama dosyaya hiçbir şekilde zarar vermemenizi emretti."
Büyük bir rahatlama ile nefesimi dışa verdim. Sırtımı geriye yaslayıp uyuşan parmaklarımı serbest bıraktım. Şu an üstümdeki öküz kalkıp gitmişti.
"O zaman ben şimdi eve gidip yarın geri geleceğim değil mi?"
Bunlara hiç belli de olmaz bak.
"Aynen öyle. Toparlanabilirsiniz. İsterseniz sizi evinize bırakabilirim."
"Hayır hayır zahmet etmeyin ben kendim giderim."
Ya geri zekalı kabul etsene. Bu saate otobüs mü kaldı? Nasıl eve gideceğim? Neyse çaresiz kaldığını adama belli etme.
"Nasıl isterseniz, o hâlde yarın saat 9 gibi burada bitirdiğiniz dosya ile gelin. İyi geceler Günseli Hanım."
"Size de iyi geceler."
Serkan Bey gidince bende hemen toparlandım. İçimde büyük bir sevinç vardı. Bu işi aldık diyordu ama Kenan Bey'in böyle bir şey isteyeceğini asla ama asla düşünmemiştim. Bana acımış olmalı. Yani başka niçin böyle yapabilir ki?
Koca Holding'in içi bomboştu sadece güvenlik görevlileri kalmıştı. Serkan Bey ne ara gitti ya? İnsan biraz ısrar ederdi değil mi? Gencecik kız bu saatte evine nasıl gider diye düşünür insan. Patronu kim ki kendisi öyle olsun. Dışarı çıkınca bir ürperti gelmişti. Kucağımdaki dosyaya sıkıca sarılarak yürümeye başladım. Bir Allah'ın kulu da yoktu. Az önce ki sevincim yerle bir oldu şu an. Korkma Günseli hemen biricik arkadaşını ara seni hemen almaya gelir o.
Çantamdan telefonu aradım ama bulamadım.
"Ay yoksa unuttum mu? Şimdi geri mi dönmek zorundayım? Of Günseli of bir kere de düzgün bir iş yap ya. İllaki eline yüzüne bulaştıracaksın. Sen bu kafayla bir cacık olamazsın. Bugün telefonunu unutan yarın kendisini de unutur-"
Arkamdan biri mi geliyor? Evet ayak seslerini işitiyorum. Kalbim hızla atmaya başladı ve bende adımlarımı hızlandırdım. Dosyaya sıkıca sarılıp içimden bildiğim tüm duaları okumaya başladım. Neden tüm belalar beni buluyordu? Neden sakin sakin evime gidemiyorum? Ayak sesi iyice yaklaştı beni öldürecek mi? Allah'ım sen bana yardım et. Daha gencecik bir kızım, daha işimi bile yapamadan ölmek istemiyorum.
Koşmaya başladım ama nereye doğru bilmeden. Sadece arkamdaki şahıstan kurtulmalıyım. Ben koşmaya başlayınca o da koştu. Ayağımdaki topuklular ile pat pat koşarken arkamdaki ayı gibi koşuyordu ve bu da beni daha çok korkuttu. Niye etrafta kimse yok be? Nefessiz kalana kadar koştum ama arkamda ki ayak sesleri de bir an da kesildi. Galiba gitti. Duraksayıp ağırca arkama döndüm kimse yoktu. Rahat bir nefes verip sırtımı sokak lambasının direğine yaslayıp nefeslendim.
Ama erken rahatlamıştım. Çünkü adam öbür taraftan çıkıp ben daha ne olduğunu anlamadan elimdeki dosyayı almaya kalkıştı. Bir ucunu ben öbür ucunu o tutmuş çekip almaya çalışıyordu. Adam yüzüne siyah maske takmıştı.
"Bırak! Hırsız dediğin çantayı alıp kaçar gider. Bu dosyayı almak sana bir şey katmaz."
Hırsızı bildiğiniz ikna etmeye çalışıyordum. Ama bırakmıyordu bir ben bir o çekip duruyorduk. Asla bırakamam bunu. Vallahi Kenan Bey beni sürüm sürüm süründürür.
"Ver dosyayı."
"Vermem, bu dosya hayat memat meselesi. Tam iş buldum derken kaybedemem. Bırak artık! Bak para veririm sana."
"Senin 3 kuruşuna mı kaldım?"
Dosya yavaş yavaş elimden kaymaya başladı. Başıma daha büyük ne gelir diyorum daha büyük büyük belalar beni buluyordu. Ya azıcık sevindim o bile çok geldi. Hırsız daha çok hırslandı ve tüm gücünü kullanıp dosyayı çekti ve bende kalça üstü yeri boyladım. Küçük bir acı dolu inlemem ile koşmaya başlayan hırsızın peşinden hemen koşmaya başladım. Bu işi böyle bitiremem yeter artık.
Hırsızı kaybetmemek için topuklu ayakkabılar ile hızla koştum. Aklıma gelen fikirle ayağımdaki topukları çıkarıp elimde tuttum. Böyle yalın ayak daha hızlı oldu ama ayaklarımın altı da ağrımıştı. Olsun olsun şu dosyayı alayım da sonrasına bakarım. Sol elimdeki ayakkabımı tam hırsızın başına gelecek şekilde attım. Hırsız başını tutup acıdan bağırdı. Oh olsun köpek. Issız yol olduğu için kimse de karşıma çıkmıyor ki yardım isteyebileyim. Hırsız durup başını tuttu sonra parmağına baktı. Galiba başını kırdım. Helal kız sana. Bir gün bu topuklu ayakkabının işe yarayacağını biliyordum.
Hırsızın durmasını fırsat bilip altımdaki kalem eteği hiçe sayarak üstüne atladım ve elimdeki topuklu ile vurmaya başladım.
"Sen daha benim kim olduğumu bilmiyorsun. Heheyt ben trakyalıyım beya gapçık ağızlı. Şimcik senin kafanı kırayım da göresin."
Hırsız beni sırtından indirmeye çalışıyordu ama ben yakasına yapışmış başına başına vuruyordum.
"Bırak sana beni! Beyin kanaması geçireceğim artık."
"Geçir küpek ırsız."
Elindeki dosya yere düşünce bunu fark edip hırsızın sırtından atladım hemen dosyayı kucakladım. Hırsız başını tutarak geri doğru adımladı.
"Nasıl bir kızsın sen?"
"Büyle kizçeyim ben!"
"Günseli Hanım!"
Bana seslenen Serkan Bey'i görünce şaşkınlıkla baktım. Bir elinde benim topuklu ayakkabım ile bize doğru geliyordu. Hırsız da hemen kaçmıştı.
"Siz iyi misiniz?"
Başımı hızlı hızlı sallayıp elimdeki dosyayı sıkıca tuttum. "İyiyim ama hırsız kaçtı."
Serkan Bey hırsızın peşinden bakıp başını salladı. "Bizim adamlar onu yakalar şimdi."
Sonra üstüme başıma baktı. "Geçin şurada biraz oturun."
Kaldırım taşına oturdum ve korkudan titrediğimi fark ettim. "Ama siz nasıl beni buldunuz?"
Serkan Bey elinde tuttuğu ayakkabımı yanıma indirdi ve cebinden benim telefonumu çıkarıp uzattı. "Telefonuzu unutmuşsunuz ben henüz gitmemiştim ve sizi bu geç saate tek bırakmak içime sinmedi. Ama siz çoktan gitmiştiniz."
Anladım dercesine başımı salladım ve telefonumu aldım. "Teşekkür ederim. Ama bu hırsız neden dosyayı almak istedi?"
"Bu konuları boş verin. Ama kendinizi bir dosya için tehlikeye attınız."
"Öylece dursamıydım? Kenan Bey'in dedikleri çıkmadı aklımdan. Böyle önemli bir dosyayı kaybetmek kötü olmaz mı? Ve bunun da sebebi benken. Emanete sahip çıkmalıydım."
Serkan Bey gurur dolu bakışlar ile gülümsedi. Sonra önümde diz çöktü. ayakkabımı giydirmek istediğini anlayınca geri çekildim.
"Ben giyinirim."
"Sorun değil bırakın."
Yutkunup giydirmesine izin verdim. Sanki ayakkabım camdan yapılmış gibi nazik hareketler ile ayakkabıyı ayağıma geçirdi. Allah var yakışıklı adamdı ama Kenan Bey kadar olamazdı. Serkan Bey biraz da sempatik gelmişti bana. Kumral ve yeşil gözleri ile sert birine benzemiyordu. Ben adamı incelerken o da ayağımın altındaki kanı fark edip dikkatle baktı.
"Yalın ayak mı koştunuz?"
"Yani yapmak zorunda kaldım işte."
Önemsiz bir şeymiş gibi bahsettim ama Serkan Bey bunu yapmama şaşırmış gibi bakıyordu. Bir araba gelip tam önümüzde durunca garipseyerek baktım. Diğer ayakkabımı da giydirip ayağa kalktı ve bana elini uzattı.
"Sizi evinize bırakalım."
Bu sefer reddecek hâlim yok. Elinden tutup ayaklandım. Dosyayı da sıkıca tutuyordum.
Arabaya binip evime doğru yola koyulduk. Bu gece neler yaşadım ben öyle ya? Üstüme de büyük bir yorgunluk çökmüştü. Off daha dosyayı tamamlamam gerekiyor.
Evimin önüne gelince toparlandım.
"Bıraktığınız için teşekkür ederim."
"Ne demek."
Arabadan incekken Serkan Bey beni durdurdu."Dosyayı bırakabilirsiniz."
Ne, yoksa iş iptal mi oldu? Korkuyla baktım. O kadar emek vermişken bana bu adiliği yapmazlar değil mi?
"Ama daha bitirmemiştim."
"Sıkıntı etmeyin. Kenan Bey sizi çoktan işe aldı. Yarın sabah saat 7 de size attığım adreste olun."
"Nasıl yani? Şimdi işe alındım mı?"
"Evet Günseli Hanım. Yeni işiniz hayırlı olsun."
Oh be sonunda olmuştu. İçimde çok büyük bir festival vardı. Başardık be başardık. Elimde bir işim olacaktı bu hem de öyle böyle bir iş değil. Ama asıl zorluğun işe başlamakta olduğunu bilmeden doya doya sevincimi yaşadım.