2- "CEO'nun Buz Gibi Bakışı"

1242 Words
Her şey mükemmel olmak zorunda değildi. Her şey kusursuz olmak zorunda değildi. Tıpkı şu an ki ben gibi. Yasemin'e asla kendimi hazırlatmak istemezdim ama bu sefer büyük bir iş olunca kendimi ellerine bıraktım. Siyah bir kalem etek ve üstüne gri saten bir gömlek giyinmiştim. Dışarıdan bana bakanlar gerçekten de bir asistan olduğumu anlar. Hafif bir makyaj, ince topuklu ayakkabılar ve saçımı da alttan bir at kuyruğu yapmıştı Yasemin. İyi bir imaj vermek için kendimden emin durmam gerekiyormuş. Sarper Holding’in önünde durduğumda, kendimi yanlışlıkla bir film setine gelmiş gibi hissettim. Devasa cam bina, döner kapı, içeride yürüyen takım elbiseli insanlar. Benimse elimde sürekli düşen bir çanta. Allah’tan Yasemin saçımı düzleştirip makyaj yapmam için beni zorladı da, “pijamayla geldim” diye içeri alınmama gibi bir durum olmadı. Girişteki görevli, “Kenan Bey sizi bekliyor,” dediğinde içimden "Yok artık, beni bizzat mı bekliyor?" diye geçirdim. Çünkü Kenan Bey’in sadece kartvizitlerde yaşayan hayali bir figür olduğunu düşünmüştüm. Hani böyle gölgelerin içinden çıkan, asla gerçek olmayan, CEO karizmasıyla efsaneleşmiş bir adam. Asansöre bindim. 21. kat. Evet, yanlış duymadınız. 21 kat yukarı çıkarken hayatım gözümün önünden geçti. Çünkü içeri girerken ayakkabımın topuğu sıkıştı ve az daha düşüyordum. Şirkete daha girerken “sakatlandım” diye ambulans çağırtmayayım diye, kenara yaslanıp düğmeye bastım. Sonunda asansör "ding!" sesiyle açıldı ve bir sekreter beni karşılayarak odasına doğru yönlendirdi. Kapı açıldı. Ve Kenan Bey’i ilk kez gördüm. Yani şöyle söyleyeyim. Bir insan hem bu kadar uzun boylu, hem bu kadar kaslı, hem de bu kadar “bana yaklaşma” bakışlı olabilir mi? Kara kaş, kara göz, hafif kirli sakal. Siyah gömleği o kadar ütülüydü ki, gömleği ütüleyen kişi kesin terapiye başlamıştır. Ve ben? Ben elimde dosyamı ters tutuyordum. “Buyurun.” dedi. Sesi, nasıl desem hani böyle sabah kahvesini içmeden kimseyle konuşmayan adamlardan. Derin, kalın ve hafif homurtulu. Oturmak için sandalyeye ilerledim ama çantamın sapı ayağıma dolandı. Dengemi kaybedip neredeyse onun masasına kafa atıyordum. Tam son anda tutundum ama bu sefer de kalemlik devrildi. Masasındaki bütün kalemler yere düştü. “Özür dilerim! Çok özür dilerim! Kalemler şey biraz dağılmış olabilir. ” dedim. O an içimden "Günseli, kendini pencereden at ama sakın bir şey söyleme." dedim ama ne mümkün. Kenan Bey bana doğru yavaşça baktı. Başını hafif yana eğdi, sanki “bununla mı çalışacağız gerçekten?” der gibi. Derin bir iç çekti. “Günseli Vural, değil mi?” “Evet efendim! Ama yani Günseli demeniz yeterli. Hatta isterseniz ‘Gün’ bile olur. Ama tabii ki siz nasıl uygun görürseniz. İsterseniz tamamen başka bir isim de uydurabiliriz.” Kendime tokat atmak istedim. Gerçekten. İsim mi uyduracağız? Ne yapıyoruz burada, karakter seçimi mi? O sadece boğuk bir "Hmm." sesi çıkardı. Kalemleri toplarken bana yardım bile etmedi. Adam o kadar soğukkanlı ki sanki yere düşecek gibi olan ben değildim de aylık finans raporu. “CV’nizi okudum. Oldukça renkli bir geçmişiniz var.” "Evet." Dedim. "Yani ben insanlarla iç içe çalışmayı seviyorum. Bazen üstüme dökülüyorlar ama ruhsal bağ kuruyoruz." Kenan Bey durdu, kalemini çevirdi. Kara gözlerini üzerime dikti. "Peki asistanlık hakkında ne biliyorsunuz?" İşte orada küçük bir tıkanma yaşadım ama duramadım açıldım. "Asistanlık, bir sanattır. Organizasyon kabiliyeti, zaman yönetimi, kriz anlarda ayakta kalma." Kenan Bey tek kaşını kaldırdı. "Peki, ofis düzeni konusunda nasılsınız?" "Harikayım! Dağınıklığım sistemlidir. Yani karışık gibi görünür ama benim haritam var. Mesale geçen ay rujumu buzdolabında buldum ama en azından buldum." Ben apatal gibi sırıtırken Kenan Bey ciddi bir yüz ifadesi ile önündeki dosyaya baktı. Bir süre sessiz kaldı. Bende sırtımı sandalyenin arkasına yaslayıp etrafımı inceledim. Odası benim 2+1 evim kadardı. Lüks mobilyalar, güzel bir manzara, bilmem hangi özel ağaçtan yapılmış çalışma masası ile harika bir odaya sahipti. Sekreterin yeri ve bir odadan başka kimse yoktu çünkü burada sadece CEO'nun katıydı. Galiba işe alınırsam hemen yan oda benim olacaktı. Koskaca CEO'nun asistanı olmak benim için zor olacaktı. Daha önce bir kez çalıştım ama yine de beni seçmeleri tuafıma gidiyordu. Yasemin az çok internetten araştırma yapmıştı. Kenan SARPER. Holding'in CEO'su. 34 yaşında ve Hilal Karacalı ile 4 ay önce nişanlanmış. Yani evlilik hazırlıkları vardı. Allah bir yastıkta kocatsın ne diyelim. Ah ah umarım ben de hayatımdaki aşkı bulabilirdim artık. Sanki herkes bulmuş bir tek ben kalmışım gibi. Önümdeki sehpanın üstünde duran içi su dolu bardağı elime alıp biraz içeyim dedim. Ağzım delik galiba ki boynuma kadar suyu azıcık döktüm. Heyecan yüzünden Heyecan. Bardağı geri yerine bırakıp elim ile boynumu silmeye çalıştım. Kenan Bey ne yapıyor bu dercesine bakınca gülümseyip uzun kahve saçlarımı geriye attım. O sırada kapı çalındı ben refklesle arkama baktım. Genç kumral tenli bir adam elinde kalın bir dosya ile odaya geldi. Ama rahat bir tavrı vardı. Belki de pozisyonu büyük biri. "Koy önüne Serkan." Serkan denilen adam bana doğru gelip dosyayı önümdeki sehpaya koyup bana gülümseyerek geri çekildi. Ne bu dosya? "Sana önemli bir görev vereceğim." Önümde duran dosyaya yutkunarak baktım. "Bana nasıl bir görev vereceksiniz?" "Lafımı bölme ve beni dinle bundan hiç hoşlanmam." Sesi sert ve bir o kadar da soğuk çıkmıştı. "İçinde son üç aya ait müşteri portföyleri, satış istatistikleri ve yeni iş planlaması var. Hepsini bir rapor haline getirmeni istiyorum. Raporun tamamını gece saat on ikiye kadar mail olarak bana göndermen gerekiyor.” Bir an donakaldım. Beynim içinde "Bu bir şaka mı?" yazan bir pankart açtı. Yani daha az önce fotokopi makinesine zımba atmaya çalışmış bir insanım ben. Yok ben kendimi buradan aşağı atarım canım siz hiç zahmet etmeyin. Kalın dosyaya sağ gözüm seğirerek baktım. 1 günde bu bitmezdi ki, onun yerine ben biterdim. Kenan Bey benden bir cevap bekliyordu. Hatta yüzündeki alaylı sırıtış bunu yapamazsın diyordu. "Eğer dediğinizi 1 gün içinde yaparsam beni işe alacaksınız öyle mi?" Rahatlıkla arkasına yaslanıp kollarını açtı. "Evet, eğer gözün korktuysa şimdi bırakıp gidebilirsin. Seçim senin." Bu işi istiyordum. Artık garsonluk yapmak istemiyordum. O kadar sene okuyup kendimi hiçe sayamam ama bu görevi kısa sürede yapabilir miyim? Hızlı klavye kullanmaya alışığım ama sayfa çoktu. Şu an tüm ümitlerim yerle bir oldu. Ben de hemen işe başlayacağım sanıyordum. Dudaklarımı istemsizce büzüp, üzgün bir şekilde geleceğimi belirleyen dosyaya baktım. Bence bunu yapabilirdim. Hatta ne kadar çaba gösterirsem belki Kenan Bey'in gözüne bu şekilde girebilirdim. "Ne o reddecek misin?" Bana tüm dikkatini vermiş adama baktım. Bakışları avını yakalamak için gözetleyen aslan gibiydi. Parmaklarını bir ritim oluşturarak masaya vuruyordu. Sanki bana verdiği süreyi hatırlatmak istermişçesine. Alt dudağını ısırıp başını hafifçe salladı. Bu adam çok kurnaz ve acımasız birine benziyordu. Sadece bunu anlamak için 1 dakika yüzüne bakmak yeterli. Kara gözlerindeki hırs her şeyi elde edebilirim diyordu. Yüzünde alaycı ama bir yandan da güven veren bir his vardı. Ama bu adama asla güvenilmezdi çünkü seni arkandan bıçaklayabilecek bir kapasiteye sahipti. Tabii bunlar benim kendi görüşlerim. Ama içimden bir ses doğru diyordu. Peki ben bu doğrular içinde ne yapmalıyım? Bakışlarımızı birbirimizden çekmeden sessizce durduk. Ben ürkek bir ceylan gibiyken o yırtıcı bir kaplan gibi bakıyordu. Asıl amacı beni korkutmak olduğu çok belli. Peki o zaman ben de korkmadığımı kendilerine göstermeliyim. Yerimde dikleşip tüm samimiyetim ile gülümsedim. Çantamı ve dosyayı elime alıp ayağa kalktım. Bu tavrıma karşılık Kenan Bey keyifle sırıtıp sırtını sandalyeye yasladı. "Bu teklifi reddemem Kenan Bey. Elimden geleni yapacağım ve kolay kolay vazgeçmeyeceğimi de bilmenizi isterim." "Peki o hâlde bana zor biri olduğunu kanıtla. Bakalım benim kişisel asistanım olabilecek misin? Eğer bunu başarırsan maaşının ne kadar büyük bir mevla olacağını da unutma. Günseli VURAL sadece 1 günün var o yüzden her saniyeni dikkatli kullan. Serkan sana çalışacağın alanı göstersin." Benim bir şey söylememi beklemeden geri leptobuna bütün dikkatini verdi. Serkan Bey ile odadan çıktık. 1 günde bakalım bu işi yapabilecek miyim? Yoksa elime yüzüme mi bulaştıracağım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD