Bazen aldığımız kararlar bizi hayat boyu mutlu ederken bazen de hayat boyu pişmanlıklara sürüklüyordu. En doğru karar neydi peki? Kendim için neyin yanlış olduğunu bile kestiremez oldum.
Hemen yanımda arabayı süren yeni patronuma şaşkınca bakıyordum. Az önce o sarf ettiği sözler beni büyük bir dehlize itmişti. Sanki yabancı bir kelime duymuşum gibi ne dediğini tam olarak anlayamıyorum. Şu an yakasından tutup yüzüne bağırarak 'sen ne diyorsun lan?' deyip bağırmak istiyorum. Ama deyin bakalım yapabilir misin? Evet yapamam. Maalesef sabah yürek yemeyip evden çıktım.
Boğazımı temizleyerek konuştum.
"Kenan Bey, bu söyledikleriniz ile benim neyi anlamam gerek?"
Kenan Bey gözlerini devirip dirseğini kapıya yasladı. "Zeki kız olduğunu sanmıştım ama sen şu an süs balığı gibi alık alık bakıyorsun"
"Hayır siz adam akıllı bir açıklama yapmıyorsunuz."
Sesim biraz sinirli çıkmıştı. Kenan Bey bu dediğime yandan sırıttı.
"Adam akıllı öyle mi?"
Ne dediğimi sonradan anlayan aklım şimdi kaybolmuştu. Tabii akıllıca konuştuğunu san sonra bütün suçu bana at def ol git. Mahçup bir edayla gözlerimi kaçırdım.
"Özür dilerim. Öyle demek istemedim ama sizde bir bilmece gibi konuşuyorsunuz."
Kenan Bey'in delice bakışları altında kendimi arabadan atmamak için zor tuttum. Adam bana daha fazla konuşma der gibi bakıyor ama bu mümkün değildi.
"Sen sadece şunu bil. Bu saatten sonra istesen bile bu işten istifa edemeyeceksin. Senin elinden işi almak isteyen çok olucak, sana şantaj yapan olacak, hatta ve hatta benim arkamdan iş çevirmen için teklifte bulunacaklar. Ama sakın hiçbirine kulak asma. Sırf para uğruna kabul edip bana ihanet edersen. İşte o zaman."
Korkudan yutkunup sırtımı kapıya yasladım. Kenan Bey işaret parmağını tehdit edercesine bana doğru salladı. Ve kara gözleri ile beni ateşlerin içine atarak devam etti.
"Senin için en güzel cezayı seçerim ve zevkle bunu gerçekleştiririm." Sesi kısık ama etkisi büyüktü. "Anlaşıldı mı?" Tepki vermediğimi görünce bana biraz yaklaştı.
"Soruma cevap ver asistan."
Hemen başımı salladım. "Anladım, Kenan Bey. Size ihanet etmeyeceğim söz veriyorum."
Hızlı nefes alışlarım yüzüne ulaşıyordu. Bana biraz daha bu kadar yakından bakmaya devam ederse yüzüne korkudan kusabilirim. Gözlerim fıldır fıldır tüm yüzünde geziniyordu. Bu kadar yakından bakmak değişik hissettirmişti. Elim utanmasa kirli sakallarını okşayacak. Kenan Bey şu an ne düşünüyor acaba? Umarım benim gibi şeyler düşünmüyordur. Keza bu yüz ifadelerinden belli. Çenesini sıkarak geri çekildi. Biz az önce ne yaşadık öyle?
Kenan Bey arabadan inince ben de hemen kendimi tokatlayıp toparlandım. Arabadan indim. Vale arabaya binip otoparka giderken diğer güvenlik ekibi de sıraya girmiş Kenan Bey'i karşılıyorlardı. Sadece küçük bir baş hareketi ile hepsi işine döndü. Bizde Holding'e girdik. Ben hemen arkasında hızlı hızlı yürüyordum. Uzun boyu ile kocaman adımlar atıyor. Benim 1.65 boyum vardı.
Kendi için özel olan asansöre doğru yürürken birçok çalışanı ile selamlaşmıştı. İlk defa kendisini gülümserken gördüm. Ve aşırı karizmatik oluyordu. Bana yabancı gelen bu bakışlar gün gelecek tanıdık olacaktı. Şimdi buraya ve daha da önemlisi Kenan Bey'e alışmalıydım.
Asansöre önce Kenan Bey sonra ben girdim. Artık bundan sonra başıma ne gelirdi bilmiyorum. Bana açık açık tehlikeli bir oyunun içinde olduğumu söylemişti. Peki bu tehlikenin derecesi ne kadar olurdu?
"Kenan Bey?"
Arkamda olduğu için yüzüne bakamadım ama eminim gözlerini devirdi.
"Söyle."
"Hani siz bana bir tuzak kurdunuz ya."
Güldü. "Tuzak mı? Kendi dediğine inanacaksın değil mi?"
"Evet, eğer ben o testinizden geçmeseydim şu an burada olmayacaktım değil mi? Ama neden böyle bir şey yapma gereği duydunuz ki? Beni bu denli korkutmaya hakkınız yoktu."
Arkadan bana yaklaştı. "Sadece senin ne tepki vereceğini bilmek istedim. Gerçekten blöf mü yapıyorsun diye merak ettim. Ayrıca o adamın peşinden gitmene gerek yoktu. Bu senin seçimindi."
Birden arkama döndüm ve Kenan Bey'in göğsüne çarptım. Dengemi sağlayıp bana üstten bakan adama baktım.
"Nasıl gitmeme gerek yoktu? Bana önemli bir dosya verdiniz ve benim de emanete sahip çıkmam gerekiyordu. Ben asla blöf yapmam bizzat gerçeği yaparım. Kendimi düşünmeden sadece o dosyayı almak istedim. Çünkü başıma gelecek olanlardan korktum. Ama asıl korku şimdi başlıyor."
Bunu her ne kadar dile getirmek istemesem de gerçekler peşimi bırakmazdı. Ben sadece bir iş için girdiğim bu Holding'e aslında başıma belki de daha önce hiç almadığım bir bela alacaktım. Korku vardı. Kenan Bey'in düşmanı çoktu. Yani benim de bu düşmanlar ile savaşmam gerekecekti. Peki ben neden bunu yapmak zorundaydım? Eğer o dosyayı umursamayıp yoluma devam etseydim daha mı iyi olurdu?
Bunun cevabını ben bile veremiyorum.
Düşüncelere dalan beni, Kenan Bey'in kokusu kendime getirmişti. Kim bilir hangi markalı bir parfüm? Tamam çok derinden nefes alıp da beğendiğini belli etme.
"Korkmana gerek yok. Özellikle de benim yanımda olduğun süre zarfında. Sen benim için çalış sadece ben seni koruyacağım. Sadece şunu asla ama asla unutma. Bana sakın ihanet etmeye kalkışma."
Bunu çok iyi anladım. Asla ihanet etmek ve arkadan iş çevirmek yoktu.
"Peki ben sizin için nasıl bir iş yapacağım?"
Asansör durunca sorum havada kalmıştı. Kenan Bey ceketini düzeltip önden çıktı ben de aval aval yerimde durmadan peşinden ilerledim. Odasına girip masasına oturdu bende ellerimi önde birleştirmiş karşısında duruyordum.
"Günseli."
"Hı? Ay, yani efendim."
Koskaca adama hı mı denilir ya?
"Sen benim kişisel asistanım olarak ne yapman gerekiyorsa onu yapacaksın. Ama bazen farklı işler yapmak zorunda da kalabilirsin."
"Ne gibi farklı işler?"
Çok pis işkilendim.
"Zamanı gelince görürsün."
"Siz yoksa." Gözlerimi kocaman açıp geriye doğru adımladım. "Mafya falan mısınız?"
Hayır ya, bu benim boyumu fazlasıyla aşar. Ben yasak işlere ortak olamam. Zaten yeteri kadar günahım varken. Yenileri de gelmesin.
Kenan Bey bu dediğime kahkaha attı. Hani şu zengin kahkahası olur ya? He he işte aynı öyle güldü. Ama bu hiç keyifli bir kahkaha değildi aksine sinirdendi. Fazla mı üsteledik ne? Hiçte bile burada senin canın söz konusu. İç sesim beni gaza getirme.
"Aklında kim bilir nasıl senaryolar dönüyor? Ama merak etme mafyacılık oynayarak hayatımı ve tüm emeğimi çöpe atamam. Biz sadece burada iş yapıyoruz. Bilirsin Sarper Holding Türkiye'de birçok ünlü yapıtlara imza attı. Bizi çekemeyen bazı rakip firmalar ile uğraşırıyoruz."
Oh çok şükür mafya çıkmadı. Vallahi kalbim bunu kaldırmazdı. O sırada odaya kapıyı tıklatıp Serkan Bey girdi. Bana gülümseyince bende gülümsedim.
"Yeni ilk iş gününüzü kutlarım Günseli Hanım."
"Teşekkür ederim." İmayla konuştum. "Çok büyük badireler atlatıp buraya kadar gelebildim. Gerçi buna küçük bir test diyorsunuz ama."
Serkan Bey buna gülerken Kenan Bey ise sert ve durgun bakışları ile bana sadece baktı. Tatlı bir gülümseme ile şaka yaptığımı belli etmek istedim ama Kenan Bey'in yüzünde bir mimik bile oynamadı. Duygusuz bir patron işte. Benim neşeli hâlimi yerle bir etmeye hazırdı. Ama ne olursa olsun üzülmek yok Günseli.
"Eğer bu konuyu uzatmaya devam edeceksen mümkünse kendi içinde uzat. Daha fazla benim sinirlerimi bozma."
Ovvv çok korktum. Yüzümdeki gülümsemeyi hemen sildim. Kendi içimde uzatıpta dolayım sonra birine patlayayım değil mi? En iyisi tamamen kapatmak hatta atıp kaçmak. Patronumuzun sinirleri ile oynayıp da boşa azar yemeyelim.
"Serkan."
Serkan Bey hemen hazır ola geçti. Çok büyük saygısı vardı. "Buyrun Kenan Bey."
"Bugün ACAR'lar şirket ile yapılacak toplantı için gerekli evraklar hazır mı?"
"Evet, Aysu Hanım halletti onları."
"Bize en düşük fiyat ile gelecekler. Güven'e söyle hemen sazan gibi kanmasın. Geçen sefer onun imzaladığı saçma bir sözleşme yüzünden onca malımız heba oldu."
"Ben kendisi ile bizzat konuştum. Saat 14:00 da toplantı başlayacak."
Şu an yabancı uyruklu biriymişim gibi ne dediklerini anlamadan yüzlerine aval aval bakıyordum. Güven kimdi? Neden sazan olmuştu mesela? Takıldığın nokta bu mu yani? Tamam be sustum. Ortada boş boş durmak yerine kenara doğru adımlıyordum ki Kenan Bey'in o sert çıkan sesini duyunca hemen durmuştum.
"Bana bu akşam Ufuk'un mekanında randevu ayarla."
Ufuk kimdi be? Nasıl unutursun geri zekalı? Şehrin en iyi restorandına sahip bir adam ve Kenan Bey her zaman orada iş yemeklerini yapmayı tercih eder. Daha aklıma oturmayan birçok bilgi vardı. İşin zor kızım.
"Peki. Hangi saatte? Kaç kişi olacaksınız?"
"Akşam 20:00 da. Nişanlım ile baş başa olacağız ona göre ayarlamayı yapsınlar."
O kafadan kontak kız aklıma gelince gözlerimi devirmemek için zor tuttum.
"Söylerim efendim."
Kenan Bey başını salladı. "Bu arada evin çok uzak mı?"
"Yani uzak sayılır."
"Araban var mı?"
"Hayır, taksi ya da otobüs ile gelirim."
Kenan Bey çenesi kaşıdı cevabımdan pek memnun olmadı galiba. Ne yapalım canım? Bizim 10 tane arabamız yok maalesef. Hadi her gün Yasemin'in arabasını da alamam.
"O zaman sen her gün geç kalırsın ve benim 1 saniyeye bile tahammül yok. Serkan Holding'in arabalarından uygun olanı verin." Bana doğru tek kaşını kaldırarak baktı.
"Ehliyetin var değil mi?"
"Evet var."
Çok şükür vardı. Bana umarım Mercedes-Benz serisinden bir tane verir. Mümkünse rengi kırmızı olsun lütfen. Oldu canım istersen özel şoför de ayarlasınlar. Sen kullanmak ile hiç yorma kendini. Hemen hevesimi söndür iç sesim. Ee ben bunun için varım akıllım.
"Umarım yine geç kalmayı başarmazsın."
"Sanki daha önce geç kalmışım gibi söylüyorsunuz. Bugün ben tam vaktinde geldim siz koşunuza geç başlamışsınız."
Serkan Bey küçük bir boğazdan ses çıkarınca bunun uyarı niteliğinde olduğunu anlayınca yutkundum. Az önce patronunu mu azarladın sen? Hayır hayır, sadece kendimi savundum. Ama Kenan Bey'in bakışları hiç öyle demiyor.
"Anlaşılan senin dilinin kısılması biraz zaman alacak gibi." Leptobunu açtı.
"Serkan sen yerini göster kendilerine ve günlük planı da her gün istisnasız hazırlaması gerektiğini de anlaşılır bir dilde anlat. Aman evde falan da unutmasın."
Daha ilk günden battık mı yerin dibine! Artık bu işten çıkış da yok. Gerçi kendisi ne zaman isterse beni kovabilcek. Belki Hilal'in dediği gibi 1 hafta çalıştırıp kovardı. Ama ben o kızın haklı çıkmasına izin verir miyim? Var mı bende o göz? Yok olamazda. O yüzden napıyorsun Günseli? Elinden geleni hatta elinden gelmeyini de yapacaksın. Kenan Bey için en ideal ve kusursuz asistan olmayı çabalayacağım. Aldığımız paranın hakkını verelim değil mi?
Serkan Bey beni yeni çalışacağım alana getirmişti. Hemen Kenan Bey'in odasının yanında idi. Önü ful camdı. Orta büyüklükte güzel bir oda yani. Serkan Bey cam kapıyı açıp geçmemi bekledi.
"Buyrun yeni odanız."
Buraya gelirken bana bu odayı vereceklerini tahmin etmiştim. Odaya girip masaya dokundum. Şöyle bir etrafı süzdüm. Masanın arkasında büyük bir pencere vardı. Köşelerde kitaplık vardı ve birçok dosya da. Ben burayı kendime göre dizayn ederdim.
"Teşekkür ederim Serkan Bey."
Çantamı masanın üstüne bıraktım.
"Rica ederim. Aslında size karşı biraz mahçup hissediyorum. Kusura bakmayın sizi biraz kandırdık."
Ah şu konu. Nefesimi dışarıya verip saçımı geriye attım. "Bu planı başka yaptınız mı?"
"Hayır. Genelde kişisel asistanı tercih etmiyordu Kenan Bey ama bu son 4 ay içinde Hilal Hanım kişisel asistan için teklifte bulundu ama sadece kendi seçtiği kişiler oldu. Yani Kenan Bey'e seçtirmedi."
"Ah, kesin hepsi erkekti değil mi?"
Serkan Bey sıkıntıyla zoraki gülümsedi. Sanki o da Hilal'den pek haz etmiyor gibi.
"Evet. Belki size bugün tepki bile göstermiş olabilir."
Şimdi anlaşıldı. O yüzden bu kadar çok korktu. Çünkü ben her an Kenan Bey'in yanında olacaktım ve her şeyi ile ilgilenecektim. Bu da sevgili nişanlısını kıskandırdı.
"O zaman daha önce seçilen kişisel asistanların hepsi Hilal Hanım için çalışıyordu. Köstebek gibi."
Kim nişanlısı için böyle bir şey yapar ki? İçimden bir ses bunun sadece kıskançlık ile alakalı olduğunu söylemiyordu. Daha farklı bir şeyler var gibi. Hah! Nesin sen Sherlock Holmes mu? Dedektifcilik oynamak için henüz çok toysun ve ayrıca sanane milletin hayatından. Tamam iç ses haklısın. Ben sadece kendi işime bakayım. Gerisi beni ilgilendirmez.
"Öyle maalesef. Bu sefer Kenan Bey de bir farklılık yaptı. Sadece sizin güvenebirliğinizi test etmek için bir plan kurdu. Doğrusu böyle bir tepki vereceğinizi düşünmemiştik. Ama siz bir dosya için kendizi tehlikye atarak Kenan Bey'in az da olsa güvenini aldınız. İhanetten nefret eder kendisi."
Onu çok ama çok iyi anladım. Ama şimdi Hilal de arkasından iş çevirmiş neden hâlâ nişanlı kalıyor? Seviyor çünkü. Hayır sabahki hâlleri hiçte aşık bir adama ait değildi. Ah kesin bu işin içinde bit yeniği var. Zaten o kızı hiç gözüm ısırmadı. Bana da ellerini dokunduracak, işten atılmam için her şeyi yapar bu kadın. Dikkatli olmakta fayda var.
"Bana sonsuz güvenebilirsiniz. O konuda aşırı hassazımdır."
"Zaten insana o enerjiyi veriyorsunuz. Temennim uzun süredir bu işte kalmanız ve Kenan Bey'e yardımcı olmanız."
Pek tabii yardımcı olacağım. Gülümseyip masama geçtim. Her şey hazırdı.
"Bu arada Serkan Bey sizin göreviniz nedir?"
"Yönetici asistanım ben. Az önce bahsettiğim Aysu Hanımda satış departmanında müdür. Güven Bey de ortağımız. Daha önceleri babası yer alıyordu ama şimdi emekliye ayrılınca oğlu yerine geçti."
Anladım dercesine başımı salladım. Bu insanları da bilmem gerekiyordu. Masanın üstünde duran siyah kapaklı ajandaya baktım. Buraya her şeyi not alacaktım ve her daim yanımda olacaktı. Hemen yanında da küçük bir defter vardı. Üstten biraz bakındım. Türlü türlü numaralar vardı. Hemen gözüme Ufuk NEZİH'in numarası çarptı. Birazdan arayıp randevu ayarlayacaktım.
"Benim şimdi gitmem gerek. Günlük programı da unutmayın. Size dosyayı vermiştim zaten ama bugün unutacağınızı düşündüğüm için ben çoktan hazır ettim. Ajanda da yazıyor."
Hemen kapağı açtım ve günde yapılacak her şey burada yazılıydı. "Teşekkür ederim Serkan Bey. Telaştan dosyayı yanıma almayı unuttum. Ama bir daha tekrar etmeyeceğim."
"İnanıyorum size. O zaman bana müsada yapacağım işler var. Kolay gelsin."
"Size de kolay gelsin."
Serkan Bey gittikten sonra sandalyenin üstüne oturdum. Rahattı yani. Şimdi bu odayı kendi zevkime göre tasarlarsam daha güzel olurdu. İnanamıyorum ya şimdi işe başladım ben değil mi? Allah'ım sonunda dualarım kabul oldu. Tekerlekli sandalye ile etrafımda sevinç nidalarım ile dönmeye başladım.
Kollarımı açmış oynayarak etrafımda dönerken bir an da dengemi kaybedip yere sandalye ile birlikte düşüverdim. Ağzımdan küçük bir cırlama çıktı. Oturduğum yerde nasıl düşmeyi başarıyorum? O da senin özel yeteneğin işte. Masaya tutunarak ayağa kalktım dirseğimi yere çarptığım için acımıştı. Dirseğimi okşayarak kapıya baktım.
Kimse görmedi ki kimse yok burda! Allah'a şükür kendi kendime rezil oldum. Sandalyeyi de düzeltip ayaklarına baktım, hani bir sorun var mı diye? Bir şey yoktu ama ben yine de çok yüklenmim kendilerine. Üstümü başımı düzelttim, saçlarımı geriye atıp oturdum. Küçük bir kazadan sonra yeniden yerimdeyim.
"Tamam iyiyim. Şimdi unutmadan şu randevuyu ayarlayalım."
Telefon numarasını açıp, Holding'e ait olan hattan aradım. Diksiyon çok önemli. Boğazımı temizleyip ses tellerimi düzelttim. Telefon hemen açıldı.
"Buyrun efendim."
"İyi günler. Ben Kenan SARPER'in yeni kişisel asistanı Günseli VURAL."
"Merhabalar Günseli Hanım, ben de Ufuk. Kenan Bey uzun zamandır mekanımıza uğramıyordu. Şahsen şimdi çok mutlu oldum."
Adamın sevinçli sesine bakılırsa ballı müşterilerini seviyordu.
"Emin olun Kenan Bey de sizin lezzetli yemeklerinizi pek bir özlemiş."
Atma ziya atma. Kendi kendime omuz kıvırdım.
"Ahhahha, özler tabii. O zaman hemen sevdiği yemeklerden yaptırıyorum."
"Bu akşam için randevuyu ayarlamamı istedi. Nişanlısı Hilal Hanım ile birlikte olacaklar."
"Öyle mi? Hilal Hanım ile mekanımıza pek gelmezdi. Ne oldu acaba?"
Adam fazla meraklı çıktı.
"Belki aşka gelmiştir. 4 aydır nişanlı bir çift yani elbet özel bir akşam yemeğine çıkmak isterler. Ayy belki de Hilal Hanım'a sürpriz yapmayı planlıyordur."
Olabilir yani. Belki de Kenan Bey aşkını kimseye belli etmeden yaşıyor. Her ne kadar kadın işine karışıp adamı sinir etse de seviyordur. Ufuk denen adam da bana hemen ayak uydurdu. Neşeli bir kişiliği vardı ve aynı zamanda aşka aşık bir adam.
"Günseli Hanım haklı olabilirsiniz. O zaman bu aşık çiftlere çok özel bir akşam yemeği konsepti hazırlatayım. Size birkaç soru soracağım."
Bende heyecanlanmıştım sanki bana ne oluyorsa?
"Tabii sorun."
"Kırmızı gül mü yoksa beyaz gül mü olsun?"
"Bence kırmızı iyi olur."
En sevdiğim gül. Bana aşkı, tutkuyu, öfkeyi anımsatıyor.
"Keman mı yoksa gitar mı?"
"Keman daha romantik yapar ortamı hatta şeyi çalsın. Bana ellerini ver."
"Harika harika olur. Ardından şampanya da patlatırız. Cam kenarı mı olsun yoksa özel olarak bir katı mı ayarlayalım?"
"Kesinlikle özel ayarlayın. Hilal Hanım bayılır."
"Peki o hâlde mükemmel bir akşam yemeği hazırlatacağım. Saat kaç gibi olucak?"
"20:00 dedi Kenan Bey. Eminim ikiside çok mutlu olacak. Size güveniyorum Ufuk Bey."
"Bey'e gerek yok canım. Ufuk de gitsin. Ayy dur hatta sen bana numaranı at bir gün gel de sana yemek ısmarlarım."
Nerde beleş oraya yerleş.
"Tabii, seninle tanışmak isterim. Bak kanım kaynadı sana."
"Benim de vallahi." Arkadan biri seslendi.
"Beklemeye alın geliyorum ben."
Sesi az öncekine nazaran değişti hemen. Soğuk ve kaba çıkmıştı. Kız Günseli adamın gerçek kişiliğini dışarı çıkardın galiba.
"Numaranı atmayı unutma Günseli. İsmin de ne kadar güzelmiş senin."
"Teşekkür ederim, annem koymuş ismimi."
"Bak kesin geliyorsun ve seninle koyu bir sohbet etmek istiyorum. Sonunda kendi kafa dengim birini buldum kaybetmek istemiyorum. Hadi kendine iyi bak."
"Tamam geleceğim. Sen de iyi bak kendine."
Telefonunu kapatıp yerine koydum. Adamına enerjisine bayıldım. O değilde ben hep kendi sevdiğim şeylere göre tercih ettim. Bir sorun olur mu? Aman ne olacak sanki? O Hilal yatsın kalksın bana dua etsin. Hödük gibi bir nişanlısı olduktan sonra kızcağız bunları görünce kim bilir nasıl sevinir. Aferin sana. O kız seni işten atmak istesin ama sen git o'nun ilişkisini reklendir. Napayım iç ses? Kötü olamıyorum. Konu bir kadının mutluluğu olunca akan sular duruyor bende.
Hemen telefonumu elime alıp Ufuk'a sırıtarak numaramı yazıp attım. Güzel kanki oluruz kesin. Hatta Yasemin bile sever.
"Ben toplantıya geçiyorum."
Başımı telefondan kaldırmadan sırıtarak.
"Tamam gidebilirsin." Dedim. Ufuk hemen kedili komik bir emoji atınca gülmüştüm.
"Komik ya."
"Günseli Hanım, kahve getireyim mi size?"
"Olur vallahi ya, ağzım kurudu ya. Ama bol şekerli olsun. Ayy yanına da çikolata ol-"
Başımı kaldırınca sesim soluk boruma kaçtı. Elimdeki telefonda masaya düştü. Gözlerimi kocaman açmış karşımda kollarını bağlamış kapıya yaslanarak duran Kenan Bey'e baktım. Sinirden çenesini sıkıyordu. Ve başını yavaşça ileri geri sallıyordu. Küçük bir hıçkırık çıktı ağzımdan.
"Ke-Kenan Bey." Sesim hâlâ soluk borusunda kaldığı için düzgün çıkmamıştı.
"Keyfinizi bozdum kusura bakmayın Günseli Hanım ama benim toplantı saatim geldi de. İzin verirseniz gidebilir miyim?"
Acele ile ayağa kalkınca masaya çarptım. Sakarlığım giriş yaptı. Gelme gelme git. Zaten rezil olduk. Kenan Bey'e doğru adımladım. Ben ne diyeceğim?
"Estağfurullah Kenan Bey o nasıl söz öyle. Siz benim patronumsunuz."
"Kim kimin patronu belli değil gibi."
"Özür dilerim. Ben öyle dalmışım. Sizi fark edemedim vallahi. Gerçi ben sizi nasıl fark edemedim ki? kocaman- ay yani buraya sizden başka kimse gelmez." Bana sadece bakıyordu. "Neden konuşmuyorsunuz?"
"Daha ne kadar saçmalarsın diye bekliyorum."
"Neden beni kovmak için mi? Özür dilerim Kenan Bey. Çaylaklığıma verin lütfen. Beni işten atmayın, ilk gün azizliği işte. Hem ben sizin için yemek randevusunu da ayarladım. Harika oldu gerçekten. Bana dua edersiniz."
Kenan Bey başını okşayarak ofladı. Adamın başını ağrıttın. Az konuş az. Bu ne ya freni bozulmuş kamyon gibisin. Elimle ağzıma vurdum. Konuşma tamam mı?
"Bir işi yapmışın sonunda." Yerinde dikleşip bana üstten sinirle baktı. "Bu rahat hâllerine bir son ver. Ben böyle laubali insanlara gelemiyorum. Toparla kendini yoksa kapı dışarı olursun?"
Dudaklarımı büzdüm. "Benden hemen vaz mı geçeceksiniz? Oysaki ben uzun süre kalırım diye düşünmüştüm."
İşaret parmağını bana doğru salladı .
"Kimse vazgeçilmez değildir. Ben senin en ufak bir hatanda bile umursamam. Şimdilik ilk günün aksiliği deyip geçiyorum. Ama bu demek olmuyor ki her hatanı göz ardı edeceğim. Burası önemli bir kurum çocuk gibi davranarak benim sinirlerimi bozma. Sana son kez diyorum, kendine çeki düzen ver ve sadece işine odaklan. Sürekli de kendini bana azarlattırma. Anladın mı?"
Başımı öne eğmiş küçük bir çocuk gibi hissediyordum. Başımı salladım.
"Başını sallama, düzgünce cevap ver."
"Anlaşıldı Kenan Bey. Bir daha olmayacak."
"Umarım asistan umarım." Kol saatine baktı.
"Senin yüzünden 5 dakika geç kaldım ve bu 5 dakikam çöp oldu. Ben gidiyorum şimdi sen de bana atılan maillere bak ve bana sonra bildir."
"Peki Kenan Bey."
Başım hâlâ yere eğikti. Çok utanıyorum şu an. Eve gidip yatağımda tepinmek istiyorum.
Kenan Bey gidince içimden büyük bir çığlık atıp yerimde tepindim. Ahlaksızlık diz boyu. Benim toplantı saatini hatırlatmam gerekirken adam kendisi geldi. Bende sanki buranın CEO'su gibi rahat rahat masada takılıyorum. Nedir benim bu hâllerim?
Günseli adam gibi işini yap. Bak bu son hakkındı. Bundan sonra yine iş iş gezersin.
Allah'ım sen bana yardım et. Neyseki şu randevu işini sorunsuz halledebildik. Aferin bir işi yapabildin bari. Masaya geçip dikkatle oturdum. Bilgisayarı başlatıp hemen gelen maillere bakmaya başladım.
Artık toplantı bitene kadar bu işi hâllederim.
Ve mümkünse az önceki yaşanan olayı da unutayım.