6-"Hayaller Ya da Gerçekler"

3066 Words
Kulağıma taktığım kulaklıktan son ses Gülçin'den bir tanecik aşkım dinleyerek gelen maillere bakıyordum. Kenan Bey gideli daha 10 dakika olmuştu. Adam sanki bana inat tüm mailleri biriktirmiş gibi. Ama neyseki yorucu tarafı yoktu. Şarkı eşliğinde zaten hemen bitip gidiyordu. Dün sabah Esin Aytaç tarafında atılan maile tıkladım. "İstediğiniz nergis buketi maalesef elimizde kalmadı Kenan Bey. Dilersiniz çok sevilen şakayık çiçeğimizden büyük bir buket yapabiliriz." Galiba nişanlısı için istiyor. Şakayık çiçeği de güzel tabii. Eminim Kenan Bey de kabul ederdi. Ama çiçekleri nereye göndericek ki? Tamam tamam, akşam yemeği esnasında verecek kesin. Ne kadar zekisin kızım sen? Ve bir o kadar da romantik ama bunu anlayan ve hak eden yok maalesef. İş hayatım gibi aşk hayatımda dallı budaklı. En son üniversitenin son yılında biri ile çıktım ama adam sandık fos çıktı. Şerefsiz beni başka bir kızla aldatmıştı neyseki depresyona girecek kadar hoşlanmamıştım. Zaten kafam dağılsın diye konuşmuştum. Neyse açmayalım derin dosyaları şimdi. Hemen kadına cevap yazdım ve restoranın adresini de yazdım. Ufuk'a da hemen kısa bir mesaj attım. Artık o çiçeği masaya göndertirdi. Ah ah Kenan Bey yatsın kalksın benim gibi bir asistanı olduğu için. İstersen bir de adama şükür namazı kıldır. İç sesim seni duyamıyorum çünkü müzik dinliyorum. Bir tanecik aşkım Mum gibi bitiyorum sana Senden başkası yalan Tutun bana hiç bırakma Şarkıya eşlik ederek bir yandan da işime bakıyordum. Önemli olanları not alıp Kenan Bey'e gösterecektim. Şarkı bitince kulaklığı çıkardım. Saat henüz 14:55. Zaman hızla akıp gidiyordu. Yerimde esneyerek arkama yaslandım. O sırada masanın üstünde telefon çalmaya başladı. Hemen uzanıp açtım. "Buyrun." "Günseli Hanım, Kenan Bey'in odasından 43 nolu siyah dosyayı toplantı odasına getirebilir misiniz?" Kadın o kadar kibarca konuşmuştu ki kırmak ayıp olurdu. "Peki hemen getiriyorum." Telefonu kapatıp hızla ayaklandım aman Kenan Bey'i bekletmeyelim. Odasına girip dosyaların olduğu rafa bakındım. Koca oda da tek olmak tuafıma gitmişti. Sanki Kenan Bey şimdi girecekmiş gibi. Dosyayı bulup elime aldım. Anılarım depreşti. Allah'ım bana yaptıkları plan hiç akla yarar mı ya? Neymiş efendim güvenimi test edecekmiş. Böyle test mi olurdu? Korkudan ödüm patlatmıştı yani. Üffff ne çene çalıyorsun kızım? Daha işin olmuş şikayet ediyorsun. Haklısın iç ses. Sen neden haklı çıkıyorsun? Hıhg bu sefer ses yok. Demek o da bilmiyor. Elimdeki dosya ile arkama döndüm ve çalışma masasında duran 2 çerçeveye gözüm çarptı. Birinde anne, babası ve kız kardeşi ile olan bir kare vardı. Ailesine düşkün biri. Maalesef babasını 3 sene önce kaybetmişti. Annesi ve kız kardeşi her şeyi olmuş. Fotoğrafta hepsi çok mutlu görünüyordu. Özellikle Kenan Bey gerçekten mutlu görünüyordu. Oysaki şimdi tüm enerjisi çekilmiş gibi. Bu durumu bende yaşamıştım. Ben daha 12 yaşında iken annem ve babamı yangında kaybetmiştim. Sırf benim yaşayabilmem için babam kendisini hiçe saymıştı. O yangını asla unutamadım. Koca binada çıkan yangın her yeri kaplamıştı. Gözlerim dolu dolu olunca başımı iki yana salladım. Şimdi ağlama zamanı değil. Elim ile gözlerimi yelledim. Eskiler her zaman kalbin acı ile atmasına sebep oluyordu. Bana göre en güzel günlerim geçmişimde saklanıyordu. Tabii güzel anlarım oldu şimdi ama ailem ile olanlar çok başkaydı. Her zaman da başka olacaklar. Burnumu çekip akan göz yaşımı sildim. Diğer çerçeveye gözüm çarpınca duraksadım. İçimde yokluğu kaybolmuş olan kıskançlık nidaları bir an da yankılanmaya başladı. Çünkü Hilal vardı o çerçevede. Nişan töreninde çekilen enfes bir kareydi. Hilal kalp yaka lacivert bir elbise giyinmişti ve sarı saçlarını dalgalı bir şekilde bırakmıştı. Hemen yanında tüm endamı ile duran Kenan Bey. Birbirlerine bakarken çekilmişti ve parmaklarında nişan yüzüğüde gözler önündeydi. Kenan Bey'in bakışları güzeldi hatta aşık gibi bakıyordu. Yani sevmese neden nişanlansın ki? Kıskanmıştım gerçekten. Keşke benim de sevebileceğim biri çıkıp gelse. Bana en güzel günleri yaşatsa. En güzel saf duygular içinde aşık olsak...Daha 23 yaşındayım ve gerçek aşkı bulamamıştım. Bu saatten sonra bulur muyum bilemiyorum. Neyse canım biz sabır ile bekleyelim. Bizim olan elbet gelirdi. Belki şu an yolları karıştırıyordur. O yüzden geç gelebilir. İçime derin bir nefes çekip göz pınarlarımı sildim ve odadan çıktım. Biraz gecikmiştim kesin şu an Kenan Bey kızgın boğa gibi yerinde kıvranıp sürekli saatine bakıyordur. Toplantı odasının önünde durup kapıya vurdum. Gel ikazını alınca büyük bir heyecan ile odaya girdim. Herkes masanın etrafında oturmuş ama yabancı bir adam ayakta sunum yapıyordu. Kenan Bey masanın başında oturuyordu. Ve gözlerine bakmaya korkuyordum. Siyah gözlerini kısmış sinirle bakıyordur net. Aman ben hiç almayayım. "İstediğiniz dosya." "Teşekkür ederim Günseli." Telofonda konuştuğum kadındı, gülümsedim ve dosyayı verdim. Kumral küt saçlı poğaça yanaklı tatlı bir kadındı. Serkan Bey'in yanında oturduğuna göre bu kadın Aysu olmalıydı. Ve hemen diğer taraftaki adam da Güven galiba. Adam o kadar rahattı ki normal günlük kıyafeti ile toplantıya katılmıştı. Dağınık saçlarını eliyle karıştırarak bana göz kırptı. Bir dakika bir dakika o'nun ağzında sakız mı vardı? Evet adam toplantıda geviş gibi sakız çiğniyor. "Vayy Kenan bu yeni çıtır senin kişisel asistan mı?" Bana bakıp süzdü ıslık çaldı. "Harbi iyiymiş ama. Ne şanslı adamsın lan." Elini kaldırıp Kenan Bey'in omzuna vuracakken Kenan Bey öyle bir bakış attı ki Güven denen adam hemen elini geri çekti. Diğer kişiler de rahatsız olmuş gibi söyleniyorlardı. Aysu büyükçe gözlerini devirip alnını kaşıdı. "Tamam Günseli sen çıkabilirsin." Serkan Bey'in sesi ile kısa bir gülümseme gösterip toplantı odasından çıktım. Ayy bu adamın tipinden bile belli ne mal olduğu. Babası neye güvenip işin başına koymuş ki bunu? Bir de ismini Güven koymuşlar. Bir insan ismi ile bu kadar mı zıt olur? Neyse ben en iyisi uzak durayım. Hiç belli olmaz buna şimdi. Odama geçip işime devam ettim. Yarın ki günlük programı da özenle hazırladım. Acaba yarın da mı evine gitmek zorundayım? Bence gelme der. Umarım öyle olur. Çünkü o kızı yine o vaziyette görmek istemiyorum. Büyük ihtimalle yemekten sonra yine yiyişirler. Banane ya onların aşk hayatından. Tabii canım az önce yemeği organize eden sen değildin. Bir kere o iş için yapıldı iç ses, kendi isteğim ile yapmadım. Ben kendi kendime konuşurken kapı tıklanınca yerimde korkudan hopladım. Elim ile damağıma vurup kapıdaki kişiye baktım. Güven sağ omzunu kapıya yaslamış sırıtarak beni izliyordu. "Korkuttum mu seni?" Yok canım ne korkması bende alışkanlık böyle yerimde hoplamak. "Evet." Fazla söze gerek yok. Bilgisayara bakıp iş yapıyormuş gibi yaptım ki gitsin ama o ellerini kot pantolonun cebine koyup aylak aylak adımları ile odaya girdi. "Bu arada ben Güven. Holding'in ortağı oluyorum. Gerçi benim ortaklık sadece kağıtta geçiyor. Pek bir yardımım olmuyor. Olsa dahi Kenan beğenmiyor." Galiba hayat hikâyesini anlatacak. Yan gözle baktım. Ensesine kadar uzanan kumral saçlarını karıştırdı. Hiç sevmezdim erkeklerin saçlarını uzatmasını. "Toplantı bitti mi?" "Hayır. Ben sırf seninle konuşmak için erken çıktım. Zaten çok sıkıcı bir ortam." Masanın önündeki koltuğa gelişi güzel oturdu. Kalemlik kutusundan bir kalem alıp elinde çevirmeye başladı. Ben kendilerini görmezden gelerek sadece bilgisayara baktım. "Senin konuşasın yok galiba. Oysaki böyle bir güzellik ile sohbet etmeyi çok isterdim." "Kusura bakmayın Güven Bey ama işimi yapıyorum. Ayrıca çok sohbet etmek istiyorsanız gidin dışarıda arkadaşlarınız ile takılın daha iyi." Eminim rehberinde 100'den fazla kız vardır. Çapkın biri olduğu açıkça belli. Benim lafıma gülüp başını iki yana salladı. Şerefsizin gülüşü de çok iyi. Aman sakın etkilenme. "Maalesef arkadaşlarım senin kadar güzel değil." Susup cevap vermedim. Belki sıkılır giderdi. Elindeki kalemi yerine bırakıp ayaklandı. Oh çok şükür gidiyor. Ben gidiyor sanarken aksine benim yanıma geldi ve eğilip bilgisayara baktı. Ben de o telaş ile yerimde zıplayıp bilgisayarı kapatmaya çalışıyordum. "Vayy işin epey de önemli bir konuymuş. Hatta dur sana yardımcı olayım. Bak bu modelin sarı renk olanını al." İş diye kandırıp internetten elbiselere bakıyordum ama nerde bilebilirdim ki gelip bakacağını. Bana gösterdiği modele baktım. "Gerçekten zevkiniz berbat. Bu model elbiseler artık seçilmiyor." "O zaman niye satışta hâlâ?" "Bilmem alan vardır elbet." "Hımm. Şu buz mavisi harika değil mi? Gri gözlerin ile çok uyumlu olur." Önce elbiseye baktım. Evet gerçek güzeldi. Ama o ne demişti? Gri gözlerin mi? Başımı çevirip tam dibimde duran adama baktım. Ağzındaki sakızı balon yapıp patlattı. Kaşlarımı çatıp kendimi geriye çektim. Fazla arsız. Fazla rahat bir adam. "Hayır bu elbiseyi hiç beğenmedim. Ayrıca siz karışmayın benim işime ve lütfen çekilir misiniz? Özel alanıma kadar girdiniz de." Olduğumuz konuma baktı yandan sırıttı. Ama hiç istifini de bozmadı. "Kesinlikle ben gittikten sonra bu elbiseyi sipariş vereceksin." Evet aynen de öyle yapacaktım. Ama bunu söylediği için artık yapmayacağım. "Sizene canım, istediğimi yaparım." "Bana neden bu kadar tepkilisin? Kenan Bey'ciğin benim hakkımda güzel şeyler söylemedi mi yoksa?" "Hayır hiç kimse bir şey demedi. Sizin bu laubali tavırlarınız hoşuma gitmedi." Gözlerini kısıp başını biraz daha yaklaştırdı. "Hoşuna gidecek yönlerim de var." Yutkunup geriye kaçtım. Ne diyor be bu? Bir elini masaya yaslayıp beni iyice köşeye sıkıştırdı. "Çekilir misiniz?" Tatlı dil ile söyledim bak. Yoksa yersin yüzüne trakyalı bir yumruk. "Ahahahahah. Beni yanlış anladın." Geriye çekilince rahatladım ve aval aval izledim. Eee kim olsa yanlış anlarlar. "Meraka etme sana asla yanlış bir harekette bulunacak kadar aciz bir adam değilim." Masaya yaslanıp ağzındaki sakızı çiğnedi. Cebinden sakız paketi çıkarıp bana uzattı. "Çiğner misin? Nane aramolu." Burun kıvırıp bir tane alıp ağzıma attım. Ağzım hemen ferahlamıştı. "Çok garip birisiniz." "Genelde öyle derler ama alıştım. Bazen garip olmak iyidir." Sakız paketini masaya önüme bıraktı. "Bu arada Hilal nasıl razı geldi? Gerçi Kenan o'nun kararlarını pek dikkate almıyor. Ama sana tavsiyem sakın Hilal'in sinsi planlarına uyma. Seni kovdurmak için her türlü şeytanlığı yapar." "Evet ben de o izlenimi aldım. Ama benim hiç alttan alacak bir yanım var mı?" Güven dudağını ısırıp başını iki yana salladı. "Asla yok. Sen asıl şeytana pabucunu ters giydirirsin. Seni her türlü desteklerim." Hemen havalara girip saçımı savurdum. "Tabii, beni hafife almamalı. Korkak bir kadın ile uğraşmak beni yormaz bile." Bunları bu adamla konuşmak ne kadar doğru? Kafama dank eden şey ile az önceki havamdan eser kalmadı. Ya bu şimdi gidip Hilal'i de böyle dolduruşa getirirse? Belki de ikili oynuyor. Belki de beni işimden edecek? "Ne o kaşlarını çatmış bakıyorsun?" "Sırf adınız Güven diye size güvenecek değilim. Hilal Hanım ile iş birliği yapıyorsunuz kesin." "Ne! Asla! Yemin ederim bak. Ben de en az hatta senden daha fazla nefret ediyorum ondan. Bak sen kısa bir sürede tanıyorsun ama ben yıllardır tanırım onu. Hiç sevmem." İç sesim sen ne diyorsun bu duruma? Bir dakika durum analizi yapıyorum. Aldığım verilere göre ve hislerime göre bu adam %100 doğru söylüyor ama sen inandığını belli etme. İç sesim her daim haklıdır. O ne derse o. Sağ ol başkan. "Neyse kapatalım bu konuyu. Yani Kenan Bey'e ayıp olmasın." "Tabii seni işinden etmek istemem. Ee veriyor musun siparişi?" Gözleriyle elbiseyi gösterdi. Bilgisayara baktım ve elbiseye tıkladım. Buz mavisi saten bir elbiseydi. Alsam nerede giyinirdim ki? Günlük bir elbise de değildi. "Yok ya almayacağım. Sadece bakınıyorum." "Sen bilirsin." "Senin ne işin var burada? Toplantıdan acele ile çıkmanın sebebi asistanım ile sohbet etmek için miydi?" "Kenan Bey." Hızla ayağa kalkarken omzumu hemen yanımda duran kitaplığa çarpmıştım. Acıyla tutup yüzümü buruşturdum. "İyi misin?" Güven fazla yakın davranıp omzumdan tutmuştu. Başımı olumlu anlamda sallayıp geri çekildim. Kenan Bey burun kemerini tutmuş öne eğdi başını. Derin bir nefes çekince. Odadaki tüm oksijeni almış gibi nefessiz kaldım. "Önemli bir toplantının içinde yer aldığını fark etmeni çok isterdim Güven. Sergilediğin davranışlar ile neyi amaçlamayı planlıyorsun?" Güven rahat bir tavır ile Kenan Bey'in yanına doğru ilerledi. "Bir şey amaçladığım yok Kenan. Sadece bana gel otur dedin ben de öyle yaptım. Ahh cidden bu işleri bırakıp gitmek istiyorum ama biliyorsun ki babam buna müsade vermiyor. Bazen diyorum ki keşke evin tek çocuğu olmasaydım. Fazla yorucu oluyor." Kenan Bey ensesini kaşıyıp güldü. "Bazen keşke diyorum keşke babanın verdiği emekleri önemseyen bir Güven karşıma geçse. Bu gidişle baban yerini amcanın oğluna verecek gibi." "Versin umrumda olmaz. Sanki babam çok büyük bir iş yapmış gibi konuşma Kenan. Yaptığı tek iyi şey zengin olması." Anlaşılan Güven ve babasının arası iyi değil. Kenan Bey daha çok sinirlendi. Bir elini yumruk yapmıştı vurmak istiyor gibi ama kendini tutuyordu. "Senin gibi hergele bir oğlu olduğu için de çok şansız. Yaptığın tek şey babanın parasını harcaman. Gerçi onu bile beceremiyorsun. Her gece gittiğin o kulüplerde ne boklar yediğini gayet de iyi biliyorum. Kendine çeki düzen ver ve aklını kullan artık. Daha fazla kendini o arkadaş sandığın ibnelere kullandırtma." Güven'in moreli iyice bozulmuştu. Galiba ağzındaki sakızı yuttu. Kenan Bey gözlerini dikmiş yargı dağıtıyordu ve yine çok havalı görünüyor. Sinirlenince boğazındaki damar nasılda beyaz teninde kendini belli etmişti. Gidip geniş omzuna vurup 'Helal lan' sana demek istiyorum. Orda bir dur. Tamam canım sadece küçük bir hayal. "Yine bana abicilik taslama Kenan. Sana ayak bağı olmuyorum işte bütün işler senin. Sen de bana karışma." Uzun saçlarını karıştırıp omzunun ucundan bana baktı. "Yine görüşürüz ayçiçeği. Ve bence o elbiseyi de al. Sana kesinlikle yakışacak." Göz kırpıp Kenan Bey'e döndü. "Sana da kolay gelsin. Hadi ben kaçtım." Ellerini cebine atıp odadan çıktı. Kenan Bey ile tek kaldık. Kendini sakinleştirmek için gözlerini kapayıp başını yukarı kaldırdı. Off adem elması gerçekten de elmas gibi. Bak kızım sürekli adama yükselip durma. Başı bağlı onun. Aaa ne ayıp yahu. "Sikik gibi boş lafları ile yine başımı ağrıttı. Niye uğraşıyorum ki bununla?" Kendi kendine mırıldanmıştı ama ben duymuştum. Gerçekten ne diye uğraşıyor ki? Boş verin işinize bakın. Kenan Bey gözlerini açınca bana baktı. Hemen ağzımı kocaman açıp gülümsedim. "İyi misiniz? Size papatya çayı yapayım mı? Sinirlerinizi alır götürür. Arkadaşım Yasemin öyle der bana. Ben ne zaman sinirlenip evi başına yıkmaya çalışırsam bana hemen yapar. Gerçekten gevşeyip, insanı mayıştırıyor." Kenan Bey bana sen ne diyorsun dercesine boş boş bakıyordu. "Al birini vur ötekini." "Efendim." "Yok bir şey. Not aldığın mailleri alıp odama gel ve bana acı bir kahve yap." Benim cevap vermemi beklemeden çıkıp gitti. Despot patron. Omzumu okşayarak odadan çıktım. Adam için zamanlar çok önemli ve bütün çalışanları da bunun farkında. Elime ajandamı ve kahveyi alarak odasına doğru yürümeye başladım. ••• 18:35 Sonunda işler bitmişti. Aslında saat 5'de mesayi bitiyordu ama bugün biraz fazla kalmıştı Kenan Bey. Daha sonra benim yemeği hatırlatmam ile hemen çıkıp gitmişti. Şimdi otoparkta Serkan Bey bana verilecek aracı göstermek üzereydi. İçimde çok mutlu coşkulu geçiyordu ama asla dışıma yansıtmadan ilerliyordum. Arabam olacaktı umarım Mercedes-Benz serisinden olur. Yani bana güzel bir kıyak geçsinler. Koskaca CEO'nun kişisel asistanıyım sonuçta. "Araba bu." Gözlerime inanamadım. Oha oha bana bu Lamborghini mi verecekler? Hem de rengi bordo. Yakıyor araba Yakıyor. Ben bunu kullanmaya kıyamam ki. İmkanım olsa eve sokar yatağımda uyuturum. Allah'ım nasılda beni al diye göz kırpıyor. Bu kadar lüks bir araç vereceklerini tahmin etmemiştim. Kenan Bey gözüme girdiniz. "Bu araba harika." Yanına gidip gıcır gıcır parlayan rengine dokundum. "İnsan bununla asfaltı ağlatır. Tam gaz alıp son ses müzik ile o yollar senin bu yollar benim deyip süper gidilir." "Öyle tabii. Ama sizin aracınız bu tarafta." Ha siktir. Ben yanlış anladım. Çok utandım şu an. Ya akıl var mantık var bana hiç böyle bir araç verir mi Kenan Bey? Tabii vermez. Belki el arabası vermiş bile olabilir. Ya da elektrikli scooter. Önündeki arabadan hemen ellerimi çektim. Bir ihtimalde olsa gerçekten ümitlenmiştim. Hiç moralim bozulmamış gibi neşeyle arkama döndüm. "Ahahah, bende sadece şaka yaptım. Bana lüks bir araba verecek hâliniz yok ya tabii. Hangisi benim?" Serkan Bey gülmemek için dudağını ısırıyordu. Rezil olduk babaağğh. "Aslında ben güzel bir araba verilme taraftarındaydım ama Kenan Bey bunun yeterli olacağını söyledi." Korka korka sağ tarafıma baktım. Allah'ım ne olur korktuğum şey olmasın. Göz ucuyla baktım. Pembe bir şey gördüm sonra tamamen dönüp baktım. "Gerçekten mi? Bana motorsiklet mi verdi? Hem de pembe renkli! Bunun Holding'e ait olduğunu sanmıyorum. Hatta bu yeni alınmış." Önde kalan etiketi koparıp Serkan Bey'e gösterdim. "Hepsini kopardım sanıyordum. Kenan Bey bunun daha iyi olacağını söyledi. Trafiğe falan takılmadan gelirsiniz." "Ben bunu kabul edemem. Yaptığım kombinlere bile uymaz ki. Off sırf şu zaman takıntısı yüzünden bana bunu yapamaz. İstemiyorum bunu. Ben otobüs ile gelirim." "Ama hoşunuza gider diye pembe olanı seçtim. Özel kaskta aldım, arkada sebeti de var. Çantanızı koyabilirsiniz. Ayrıca koltuğu da çok rahat ve arkaya 2 kişi bile binebilir." "2 kişi mi? Aaa sizi ve Kenan Bey'i arkama alır piyasa yaparız artık." Tüm moralim yerle bir oldu şu an. Ne olurdu sanki güzel bir araba verse. Sırf Trafiğe takılıp kalmamam için. "Üzgünüm Günseli Hanım ama Kenan Bey'in emri ile yapmak zorunda kaldım." Motorsiklete yaklaşıp toz pembe üstünde rapunzel figürleri olan kaskı eline aldı. "O kadar mı kötü? Sırf uzun saçlara sahipsiniz diye böyle bir şey yaptırmak istedim. Hiç mi hoşunuza gitmedi." Yaa şapşal deyip koluna vurmak istedim. Bu düşüncesi çok tatlı geldi bana. Motorsiklet iyi, güzel hatta lüks bir markaya aitti ama işte buraya kadar gelmek zor olur. En önemlisi istediğim kombinleri yapmama engel olur. Serkan Bey'e gülerek baktım. "Kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissettim. Bu kadar ayrıntılı düşünmeniz çok hoşuma gitti. Sırf sizin için kabul ediyorum. Zaten başka seçenek yok gibi." Ellerimi iki yana açıp omuz salladım. Serkan Bey elindeki kaskı nazik bir şekilde kafama taktı. "Çok tatlı oldunuz. Sizi ilk gördüğümde bana kız kardeşimiş gibi hissettirdiniz. Hep bir kız kardeşim olsun isterdim. Ama 3 tane erkek kardeşe sahibim." "Sizde bana bir ağabey sıcaklığı gibi hissettiriyorsunuz. Çok iyi birisiniz." Gülümseyip kaskın üstüne hafiften vurdu. "O zaman bundan sonra benim kız kardeşim sayılırsın." "Anlaştık." Gerçekten bir nedeni yokken bana çok samimi gelmişti Serkan Bey. Ve beni böyle görüyor oluşu çok mutlu etmişti. Belki gerçek bir ağabeye şimdi sahip oldum. "Öz geçmişinde bir ara kuryecilik yaptığın yazıyordu. Zaten Kenan Bey onu görünce direkt aklına bu fikir geldi. Ben çok ısrar ettim ama dediğim dedik biri olduğu için başka söze gerek duymadı." Şimdiden bana İllallah ettiriyordu. Yüzümü buruşturup küfür etmemek için zor tuttum. "Yapacak bir şey yok. Emir kuluyuz ne derse o. Teşekkür ederim size de." "Sizli konuşma artık. Aramıza mesafe giriyor." "Tamam. Benim için bu kadar düşünceli olman çok mutlu etti. Anneannem ve Yasemin, beni tek düşünen insanlardı sen de artık o kontenjana girdin." "Seve seve bunu kabul ederim." Telefonu çalınca cebinden çıkardı. "Evden arıyorlar artık gitmem gerek. İstersen seni evine kadar bırakayım." "Hayır hayır, sen git. Ben motorsiklet ile giderim. Hem biraz da alışmaya çalışırım." "Sen nasıl istersen. Numaram sende var zaten. Eğer bir sıkıntı olursa hemen beni ara. Kız kardeşim için elimden geleni yaparım." yaaa yerim ben seni. İçimden geldiği gibi kollarımı açıp sarıldım. "Teşekkür ederim ağabey." Bu Holding'in bana kattığı tek iyi taraf Serkan ile tanışmış olmak. Kısa bir sarılmadan sonra kendi arabasına binip gitti. Bende yeni yoldaşım ile bir süre bakıştım. Keşke öz geçmişimde kuryecilik yaptığımı yazmasaydım. Onun yerine şoförcülük yaptığımı yazsaydım daha iyi olurdu. Neyseki Serkan güzel bir motorsiklet almıştı. Sadece fazla pembeydi. Ama olsun içimizdeki çocuk buna çok sevindi. O sırada lüks bir araba sesi duyuldu. Benim sandığım bordo yakışıklıydı bu. Elindeki anahtar ile arabaya yaklaşan Aysu Hanıma baktım. Beni görünce samimi bir şekilde gülümsedi ve arabasına bindi. Çok yorgun bir hâli vardı. Arabanın o muhteşem sesi ile çalıştırdı ve asfaltı ağlatarak çıkışa doğru gitti. Ben mi sadece arkasından baka kaldım. Sonra pembe motorsikletime baktım. Bize de düşen bu işte.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD