Günün tüm yorgunluğu omuzlarına çökmüş, düşünceler zihninde dalga dalga yayılmıştı. Şirket toplantılarından çıkalı henüz birkaç saat olmuştu ama Kenan’ın aklında hâlâ çözülmesi gereken meseleler dönüp duruyordu. Tüm gününü takım elbisesiyle, ciddi bakışları ve ketum yüz ifadesiyle geçirmiş, şimdi ise bambaşka bir Kenan olmaya hazırlanıyordu. Bu akşam nişanlısı Hilal ile özel bir akşam yemeğine çıkacaklardı.
Askılar arasında düzenli sıralanmış gömleklerin arasından, özenle ütülenmiş bembeyaz pamuklu bir gömleği çekip aldı. Kumaşı o kadar kaliteliydi ki, ışığın altında saten gibi hafifçe parlıyordu. Geniş omuzlarından geçirirken gömlek vücuduna adeta yapışıyor, kıvrımları ustaca sarıyordu. Fit ve kaslı bedenine tam oturuyordu çünkü Kenan spor salonuna uğramadığı tek bir hafta bile yaşamamıştı. Disiplinliydi bedeni de zihni gibi keskin ve kontrollüydü.
Gömleğini henüz iliklememişti. Onun yerine, göz ucuyla yatağın ucuna iliştirdiği gri keten pantolona uzandı. Pantolonu bacaklarına geçirirken beliyle tam uyumlu olduğunu fark etti sanki özel dikilmiş gibiydi. Ardından yatağın yanındaki komodinin üzerine konmuş, koyu yeşil cam şişeli parfümüne uzandı. Şişeyi hafifçe sallayıp ardından bileğine ve boynunun iki yanına sıkarken havaya yayılan derin ve odunsu koku, Kenan’ın dudaklarında hafif bir sırıtış oluşturdu.
Aynanın karşısına geçip gömleğini iliklemeye başladı. Her bir düğmeyi sabırla geçiriyor, elleri alışkanlıkla hareket ediyordu. Ardından gömleği pantolonun içine ustalıkla sıkıştırdı. Dolabın iç gözlerinden siyah, hakiki deriden yapılmış kemerini çıkardı. Toka kısmı mat siyah renkteydi, sadelik ve asaletin simgesi gibiydi. Kemerini taktığında bedeninin toparlandığını hissetti.
Sonra çekmecenin içinden küçük, kadife kutuyu çıkardı. Açtığında içinden gümüş çerçeveli, koyu mavi taşlı kol düğmeleri göründü. Hilal’in doğum günü hediyesiydi bunlar. İlk aldığında fazla iddialı bulmuştu ama zamanla her özel gecede bunları takmayı alışkanlık hâline getirmişti.
Son dokunuş olarak yine çekmeceden aldığı gri kayışlı, gümüş çerçeveli Hublot saatini bileğine taktı. Saatin mekanizmasının çıkardığı zarif tıkırtı, odadaki sessizliği bozmadan kendi halinde akıyordu. Aynaya bir kez daha döndü. Her zamanki gibi sol yana doğru taramıştı saçını, hafif hacimli ve düzgün duruyordu. Kenan'ın saçları simsiyah ve kalındı ona asil bir hava katıyordu.
Ama en dikkat çeken şey yüzüydü. Kaşları doğal hâliyle çatık dururdu. Sertti. Sanki hep bir şeye sinirliymiş gibiydi ama onu tanıyanlar bunun mimiklerinden biri olduğunu bilirdi. Gözleri koyu, derin ve anlamlıydı. Konuşmasa bile, yalnızca bir bakışıyla birçok kişiyi susturabilirdi. Belirgin elmacık kemikleri ve köşeli çenesiyle, tam bir heykeltıraş elinden çıkmış gibiydi. Dolgun dudaklarının kenarında beliren küçük bir çizgi vardı nadiren gülümserdi ama güldüğünde herkesin aklında o çizgi kalırdı.
Bir adım geri çekilip kendisine aynadan yan profilden baktı. Hiç kibirlenmeden ama kendine duyduğu farkındalıkla, "Fena değil," dedi içinden. Bazılarının hayalini süsleyen o adamın ta kendisiydi. Uzun boyu, düzgün duruşu, tertemiz giyimi ve bakımlı hâliyle her zaman dikkat çekerdi ama Kenan bununla övünmezdi. O, her zaman fazlasını hedeflerdi.
Her şey bugünkü ihtişamla başlamamıştı elbette. Bu noktaya gelene kadar nice yokuşlar, nice dikenli yollar aşılmış, pek çok fedakârlık yapılmıştı. Bir o ülkede, bir bu şehirde… Gözleri hep ilerideydi. Hayali, ailesine daha iyi bir hayat sunmaktı. Daha büyük bir ev, daha iyi bir gelecek, daha sağlam bir isim. Bunların hayalini kurarken, ne çocukluğunu doyasıya yaşadı Kenan ne de babasının sıcak bir gülümsemesine yeterince doymuştu. Ama ona kızmamıştı hiçbir zaman. Çünkü anlardı. Hayat, sadece onun değil, onların üzerine çökmüştü. Bazı yükler vardır ki, ailede bir kişi değil, herkesin sırtındadır.
İşte bu nedenle Kenan da çok erken büyümek zorunda kalmıştı. Babasının gönderdiği çizelgeleri ezberler, toplantı kayıtlarını dinler, pazarlık tekniklerini çözmeye çalışırdı. Geceleri masasında yatan bir çocuğun defteri değil, iş planı olurdu önünde. Göz altlarında yaşıyla orantısız yorgunluk halkaları taşısa da şikâyet etmezdi. Babasının yanında adım adım yürümüş, Holding’in temellerini daha 18 yaşında çizerken atmıştı. Ve o günlerden bugünlere, kendine verdiği bir söz vardı: “Bir daha hiçbir şey elimden kaymasın.”
Kenan için kaybetmek, bir seçenek bile değildi. Kazanmak bir ihtiyaçtı, nefes almak gibiydi. Aklına koyduğu ne varsa ister bir proje, ister bir hedef, ister bir insan ulaşmadan bırakmazdı. Çünkü içinde yanan ateş kolay kolay sönmezdi. Kolay pes etmez, asla bir köşeye çekilip olanı kabullenmezdi. Ona göre dünya, güçlülerin oyun alanıydı ve zayıflar ya piyon olur ya da kenara atılırdı. Bu yüzden hep büyük düşündü. Kendini hiçbir zaman başkalarıyla kıyaslamadı. O, kendiyle yarışırdı. Kendi sınırlarını zorlar, kendi gölgesini aşmaya çalışırdı.
Ama bu büyük bakış açısının da bir bedeli olmuştu. Kalbinin bir kısmını hep kapalı tutmuştu. Sıcakkanlı biri değildi. Gerektiğinde nazik, gerektiğinde mesafeli olabilirdi ama dostluk kurmak, içten içe birini benimsemek. İşte bu konuda duvarları yüksekti. Herkesle mesafeli durmayı tercih ederdi. Çünkü bir kere yüz verirsen, insanlar kolayca üste çıkabiliyordu. Bir çıkar görsünler yeter, gözünün içine baka baka seni kullanmaya başlarlardı. Bu devirde kimseye tam anlamıyla güvenemezdi.
İşte bu yüzden, kendi hayatında çizdiği sınırlar netti. Her şeyin bir tutarı vardı. Ne dostluk bedavaydı, ne sadakat, ne de sevgi. İnsanları tartmadan, ölçüp biçmeden kimseye yaklaşmazdı. Onun için birinin ne söylediği değil, ne zaman ve neden söylediği önemliydi. Kimin ne kadar sustuğu, kimin hangi anda döndüğü. Bunlar hep Kenan’ın gözünde insanın değerini belirleyen detaylardı.
Fazla oyalanmadan gri ceketini alıp üstüne giyindi. Yine harika görünüyordu. Beyaz çorap ve siyah rugan ayakkabılarına da giyinince tamamen hazır oldu genç adam.
"Abiii."
Kız kardeşi Öykü'nün sesini işitince giyinme odasından çıktı. Kardeşi henüz 19 yaşındaydı ve üniversite sınavına hazırlanmak ile meşguldü. Öykü kapının önünde durmuş, abisini süzmeye başladı.
"Prenses?"
Kenan soru sorarcasına kardeşine baktı. Çünkü küçük hanım yine dudaklarını büzmüş, pek mutlu olmayan yüz ifadesi ile duruyordu.
"Gidiyor musun? Bence gitme yemeğe falan. Beraber film izleriz."
Hevesle abisine baktı. Hilal'i hiç sevemiyordu. Zaten abisi birden çıkıp gelmiş ben Hilal ile nişanlanacağım demişti. Annesi ile bu duruma çok ama çok şaşırmışlardı. Çünkü Kenan'ın asla bir evlilik planı yok diye biliyorlardı.
"Yemeği iptal ederek Hilal'e ayıp mı edeyim?"
"Et banane, sanki o kız çokta umrumda."
Kenan yine aynı konuların açılacağını bildiği için hiç uzatmak istemedi. Öykü'nün saçlarını okşayıp alnından öptü.
"O kız dediğin senin yengen. Saygını kaybetme abicim. Yakında ailemize katılacak ve ben ikinizinde iyi anlaşmasını istiyorum."
"Kusura bakma abi, ben görümcelik oynamak için can atıyorum. Annemi de ikna edersem o da kötü kaynana olacak."
Sırf abisi için susup bir şey demiyordu ama bu işin gittikçe ciddiye bindiğini anladığı vakit devreye girmeye karar vermişti. Hilal asla abisi ile yakışmıyordu.
Gösteriş meraklısı, gözü doymayan, beceriksiz, şımarık bir kadındı. En büyük derdi olsa olsa tırnağına sürecek ojenin renginde kararsız kalması olurdu. Gerçekten ne bulmuştu bu kadında? Yani güzel bile değildi ki, her şeyi estetikti. Doğal bir yanı yoktu. Genç kızın sinirleri bozulmuştu.
"Bir gün çok pişman olacaksın abi. Şu yakışıklı yüzüne büyük bir ihanet yapıyorsun."
"Öykü kapatalım artık bu konuyu. İkinizide seviyorum ve bana bir seçim yaptırmak zorunda bırakma güzelim." Alnından öpüp kapıyı açtı. "Annem nerde?"
Öykü umursamayıp omuz kıvırdı. Şimdi de trip atma perileri gelmişti. Kapıdan çıkıp yürüyerek konuştu.
"Biricik nişanlının yapamadığı yemekleri yapıp sana getirdi. Onları buzdolabına yerleştiriyor."
Annesi yine döktürmüştü demek. Merdivenlerden inip Öykü'nün önüne geçip hızla kardeşini omzuna aldı. Öykü de bağırmaya başladı hemen.
"Senin dilin pek bir sivrileşmiş küçük Hanım. Napsak kessek mi?"
"Yaa! abii indir beni! Beynim ters döndü. Bütün ders bilgilerim birbirine karıştı."
"Dönsün dönsün belki düşüncelerin de yer değiştirir."
"Çocuklar ne oluyor?"
Anneleri mutfaktan çıkıp gülerek çocuklarına baktı.
"Anne kurtar beni!"
"Kenan yeter tamam tamam, bırak kızı."
Kenan annesini kırmayıp yere bıraktı. Öykü saçlarını düzeltip abisine öldürücü bakışlar atmaktan da geri kalmadı. Kenan da üstünü başını düzeltip annesinin yanına gidip kolunu omzuna dolayıp başının üstünden öptü.
"Ne zahmet ediyorsun annem? Ben kendim yemekleri yapıyorum."
Ömür Hanım, oğlunun yanağını okşayıp gülümsedi. "Ne zahmeti? Senin sevdiğin yemekleri yapmak beni hiç yormuyor. Ama çok bekletmeden ye onları. Pırasa da yaptım zeytinyağlı hemde."
Kenan sevdiği yemeği duyunca mutlu oldu.
"Ellerine sağlık."
"Kesin evlendiği zamanda annem sürekli yemek yapıp getirmeye devam eder. Hilal Hanım'ın ojeleri bozulacağı için yemek yapmaz. Hatta sırf yemek kokusu üstüne siner diye mutfağa da girmez."
Öykü kollarını birleştirmiş ukalalık yapıyordu.
"Öyle deme kızım, hem her kızın yemek yapma gibi bir zorunluluğu yok. Sen sanki çok mu iyisin?"
"Bırak anne sen bu deli kızını, istediği kadar görümcelik yapsın." Kol saatine baktı.
"Zaman geçiyor ben gidiyorum. Siz daha durur musunuz?"
"Yok, kalan yemekleri yerleştirelim çıkarız."
Kenan başını sallayıp kız kardeşine göz kırptı. Öykü de hemen dil çıkarmıştı. Acaba ne zaman abisi gerçekleri görüp bu nişanı bozacaktı?
"Kenan"
"Efendim anne."
"Düğün tarihini de konuşun biraz. Sonra aile yemeğinde konu açılırsa hep beraber bir karar veririz. Züleyha Hanım sürekli sorup duruyor."
Öykü alayla güldü. "Sanki abim kaçıp gidecek gibi. Ne bu acele anlamıyorum. Daha 4 ay oldu nişan yapalı."
Kenan için de erkendi. Çünkü önce yapması gereken bir işi vardı. Kardeşine bu konu hakkında katılmıştı ama dile getirmedi.
"Tamam anne konuşuruz."
Evden çıkıp önceden hazırlattığı siyah porsche modeli arabası kapının önünde duruyordu. Güvenlik elindeki anahtarı vererek geri çekildi. Kenan arabasını açıp içine bindi. Emniyet kemerini de takarak yola koyuldu. Ceketin iç cebindeki telefonunu çıkarıp hemen Hilal'i aradı.
Tabii hemen açılmamıştı. İçine derin bir nefes çekip sakin kalmaya çalıştı. Bir kez daha aradı ve 4. çalışta açıldı. Hilal hemen o incecik sesi ile konuşmaya başladı.
"Sevgilim çıktın mı?"
"Evet, 10 dakikaya orda olurum. Hazır mısın sen?"
"Evet evet, seni bekliyorum."
Ama arkadan gelen sesler pek öyle demiyordu. Bunları duymazlıktan gelen Kenan. Sabit tuttuğu sesi ile onayladı kadını.
10 dakika sonra evin önünde bekliyordu genç adam. Hilal hemen uzun ince topuklu ayakkabıları ile kendisini bekleyen adamın yanına ilerledi. Her zaman ki gibi insanı cezbedici bir şekilde duruyordu. Bu adama düşmemek elde değildi. Kesinlikle yemekten sonra evine gitmeliydi. Ancak öyle içindeki yangın sönerdi gerçi daha fazla alevlenir gibi geldi kadına. Çünkü nişanlısı her seferinde bu teklifi reddediyordu. Oysa baştan çıkarmak için her şeyi yapıyordu Hilal ama sadece bir öpücük ile kısa kesiyordu. Belki de evlenecekleri güne saklıyordu. Sırf bu yüzden hemen evlenmek istiyordu.
Genç adam elleri cebinde arabanın önünde duruyordu, topuklu ayakkabıların sesini işitince başını sağa çevirdi. Hilal yine abartılı süslenip kendini belli etmişti. Sade bir akşam yemeği için giyindiği pembe simli mini elbiseye yüzünü buruşturarak baktı. Fazla açıktı ve gece kulübüne gider gibi giyinmişti. Hiçbir zaman yer ve mekanı umursamıyordu. Yapacak bir şeyi yoktu, o'nu böyle kabul etmişti.
Hilal yanına yaklaşınca bir elini cebinden çıkarıp gülümsedi ve ince beline kolunu sardı. Yanağından öpmek için eğildi ama Hilal başını çevirip dudaklarını birleştirdi.
"Çok yakışıklısınız yine."
Uzun manükürlü tırnakları ile sakallı çenesini okşayıp yine öptü. "Çok beklettim seni ama ancak hazırlanabildim sevgilim."
"Bekletilmeyi sevmiyorum ama sen sanki inadıma yapıyor gibisin."
Hilal güldü ama Kenan'ın gülmediğini görünce duraksadı. Memnun edemiyordu bu adamı. Bazen iyi bazen kötü oluyordu. Uzun zaman sonra baş başa yemek yiyeceklerdi ve bunun için fazla heyecan yapıp duruyordu.
"Asla bilerek yapmıyorum. Senin için tüm hazırlığım." Geri çekilip kollarını açtı ve bilerek göğüs dekoltesini öne çıkardı.
"Nasıl olmuşum?"
Kenan gözlerini kadının yüzünden ayırmadan gülümsedi ve elinden tutup arabaya bindirdi. "Harika görünüyorsun ama biraz daha oyalanırsak bu hazırlığın boşa gidecek."
Kapıyı kapatıp kendi tarafına bindi.
"Olsun biz de sana gideriz." Kenan'ın koluna girip biraz yaklaştı ve yine dudaklarından öptü. "Evinde yeriz olmaz mı?" Dudaklarına bulaşan ruju eliyle temizlemeye çalıştı.
Kenan kendini geri çekip arabayı çalıştırdı.
"Olmaz, annemler bana geldi."
Hilal'in hemen yüzü düştü ve önüne döndü.
"Sürekli evine geliyorlar."
Sadece bu 4 ay içinde Kenan ile romantik tek bir anı bile yakalayamamıştı. En fazla 3 defa evinde kalabilmişti.
"O nasıl bir cümle? Onlar benim ailem ve her zaman da gelebilirler Hilal."
"Hemen kızma Kenan. Kötü bir şey demedim ki. Sadece bana pek fazla zaman ayırmıyorsun. Seni çok özlüyorum."
"İşler yoğun yapabileceğim bir şey yok."
Başka da bir şey söylemeden sustu. Hilal ne kadar konuşmaya çalışsada Kenan susmayı ya da kısıtlı cevaplar vermeyi seçiyordu.
Sırf sinirlendirmemek adına Hilal de kurcalamdan cevapları onaylıyordu. En son istediği şey bile değildi Kenan'ı sinirlendirmek.
Yol bitmiş restoranda gelmişlerdi. Valeye arabanın anahtarını verip, Hilal'i de koluna takıp içeri girdiler. İlk katı fazla kalabalıktı.
"Hoş geldiniz Kenan Bey siz de hoş geldiniz Hilal Hanım. Sizin için 3. katı hazırladık. Buyrun lütfen."
Garson adamı takip ederek ilerlediler. 3. katı duyunca şaşırmıştı Kenan. Neden en üst kattan yer ayarlamıştı ki pek akıllı asistanı? Bir şey söylemeden 3. kata geldiler ama bir gariplik vardı. Burada kimse yoktu. Sadece bir masa hazırda duruyordu. Kenan gözlerini kapatıp içinden Günseli'ye kızmaya başladı.
"Buyrun efendim, masanız."
Hemen hazırda 4 tane daha garson bekliyordu. Bu durum sadece Hilal'in hoşuna gitmişti. Masaya bakınca küçük bir şok yaşadı. Yuvarlak masa, beyaz örtü, mumlar ve yer yer atılmış kırmızı gül yaprakları ile masa oldukça iddialı görünüyordu.
Kenan masaya baktı sonra garsona. Kesinlikle bu ayrıntıları Günseli vermişti.
Hilal'in sandalyesini çekip oturttu.
"Kenan masa harika görünüyor."
"Öyle, harika." Kendi sandelyesine otururken mırıldandı. "Sadece bir yemek için fazla abartılı."
Garson menüyü de verip geri çekildi. Hilal büyük bir sevinçle masadaki gül yaprağına dokundu. "Galiba artık romantik olmaya karar verdin? Bence de olmalısın sevgilim."
Kenan sessiz kalıp menüye baktı. Demek yeni asistanı pek bir romantikti. Ama bunun hesabını da verecekti. Sakin kalmaya çalışarak yemekleri seçip garsona söyledi.
"Katı kapatmak harika bir fikir olmuş. Sessizlik ve kimse olmadan sadece baş başa yemek yiyeceğiz."
Hilal ne kadar mutluysa Kenan da bir o kadar öfkeli. Yemekleri beklerken 2 garson yanlarına gelip, buzun içinden şampanya çıkardı Kenan daha durduramadan garson alışık olduğu bu işi zevkle yaptı ve şampanya taşarken hemen bardaklara doldurup geri çekildi.
"Şampanya da patlattırdı." Mırıldanarak konuşup kadehteki içeceğe baktı.
Hilal hemen yudumlarken Kenan daha ne olacak diye bekliyordu. Çok geçmeden yemeklerde gelmişti masaya.
"Kenan." Elindeki bıçak ve çatal ile eti kesti.
"Efendim."
"Şu yeni kişisel asistanın konusunda fikrin değişti mi?"
Kenan duraksayıp ağzındaki lokmayı yuttu. Belki bu saatten sonra değişebilirdi.
"Neden sordun?"
Hilal ciddi durup, kötü kötü baktı.
"O kızı hiç gözüm tutmadı. Saf gibi görünüyor ama aklında kim bilir ne tilkiler dönüyordur."
Gerçekten saf bir kızdı ama aklında tilkiler döndürebileceğinden emin değildi. Kim patronu ve nişanlısı için romantik bir akşam yemeği hazırlatırdı. Bunu şu an Hilal'e söylese kesin kalkıp giderdi.
"İlerleyen zamanlarda göreceğiz. Sen bunları düşünme."
Hilal'in canına minnetti ama yine de o kızın gitmesini istiyordu. Fazla güzeldi her erkeğin istediği bir kızdı. Kenan'ın da aklı kayar diye korkuyordu. Güveniyordu nişanlısına çünkü bugüne kadar kendisinden başka kadınlara bakmamıştı. O konu da çok sadık bir adamdı ama işte o kıza güvenmiyordu. Napıp edip dikkatini çekebilirdi ki bunu çokta kolay yapardı.
Önündeki yemeği yerken aklına gelen şey ile hemen çatal bıçağı bıraktı.
"Annem düğün tarihini konuştunuz mu diye sordu ama ben cevap veremedim."
Kenan daha fazla Yemek yemeyeceği için peçete ile ağzını sildi. "Ben de bu konu hakkında konuşalım diyecektim. Ama henüz erken yani yoluna koymam gereken işlerim var. Bir de düğün hazırlıkları eklenirse bu işin içinden çıkamam."
Hilal yüzünü düşürdü. Yine annesinden azar yiyecekti. Sanki ne vardı bu ayın sonunda evlenseler. Balayı için yer bile bulmuştu.
"Ne zaman biter ki işin?"
İçeceğinden bir yudum alıp Hilal'e baktı.
"En az 3 ay var. Önüme bir engel çıkmaz ise daha kısa sürede bitirebilirim."
"O zaman önüne engel çıkarsa hemen bana söyle ben ortadan kaldırırım." Sevimlilik yaparak konuşmuştu.
Kenan yandan sırıtıp kadehini eline aldı.
"Tabii söylerim ama gücün yeterse."
Bir yudum içip ıslanan alt dudağını dili ile yaladı. Karşısındaki kadının eriyip bittiğini umursamadan kadehini masaya indirip arkasına yaslandı. Önüne çıkacak olan engeller nasıl olurdu bilmiyordu ama elindeki var olan gücü ile hepsinin üstesinden geleceğine inanıyordu. Sadece karşı rakibinin ilk hamlesini bekliyordu.
Hemen yakından keman sesini işitince tek kaşını havaya dikip keman çalarak yanlarına yaklaşan adama baktı. Bu da nerden çıkmıştı şimdi? Hilal ise büyük bir şaşkınlık ve mutluluk ile bakıyordu. Kenan gerçekten şaşırtmaya devam ediyordu. Kemandan çıkan melodiler ile hevesle karşısında oturan adama baktı. Kenan tam konuşacakken arkadan gelen kadın gür sesi ile şarkıyı söylemeye başladı.
Ben bal arısı gibiydim senden önce
bak pervanelere döndüm seni görünce
yana yana kül olsam her an,
yine de senden ayrılamam
yoluna adadım ömrümü ben sensin ben olamam
Yana yana kül olsam her an,
yine de senden ayrılamam
bin yıl yaşasam yine sana doyamam
Kadın, keman çalan adamın yanında aşkla şarkısını söylerken Kenan sıkıntıyla şakaklarını okşuyordu. Asistanı yine yapmıştı yapacağını. Demek bu yüzden kendini övüp duruyordu. Şimdi çok güzel bir teşekkürü hak etmişti tabii.
Hilal iki yana sallanarak şarkıya eşlik ediyordu. Ama Kenan'a imayla bakıp dansa kaldırmasını bekliyordu. Asla kendisi böyle romantik, ince düşünen bir adam olmamıştı. Bu tarz şeyler o'na çok uzaktı. İki garson da gelip elindeki sepet ile Hilal'in arkasında durup biran da baştan aşağı kırmızı gül yapraklarını dökmeye başladılar.
Hilal gülerek ellerine baktı. Bu adama gerçekten aşık olmakla çok iyi yapmıştı.
Hangi kadın bu durumdan şikayetçi olurdu ki? Kenan gül yapraklı içinde olan Hilal'in mutluluğuna ne diyeceğini bilemedi. Ama bu kadarı fazla değil mi? Burun kemerini sıkıp gözlerini kısa bir süreliğine kapattı. Biricik taze asistanı gerek şarkı seçimi gerek organizasyonu ile pek bir göz yaşartmıştı. Bunun hesabını bir güzel verecekti.
Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel
seni almazsam gözlerim açık gider
Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel
yoluna adadım ömrümü ben gel kaçma güzel
Hilal ayağa sevinçle kalkıp, nişanlısının boynuna sarılıp yanağına sulu bir öpücük bıraktı.
"Seni çok seviyorum aşkım. Benim için yaptığın bu şeyler çok mutlu etti beni. Galiba artık romantik olmaya karar verdin."
Hilal'e kısa ve samimiyet barındırmayan bir gülümseme verip ayağa kalktı. Eliyle müziği durdurdu. Bu kadar kargaşa yeterli idi.
"Teşekkür ederiz bu kadarı yeterli."
Müzisyenlerin gidişine üzülen Hilal masada duran bir gül yaprağını eline aldı. Oysaki dans ederiz diye düşünmüştü. En son nişan yüzükleri takıldıktan sonra dans etmişlerdi.
"Ne güzel çalıyorlardı ama."
"Başımı ağrıttı müzik." Masaya bakıp. "Yemeğin bittiyse gidelim mi?"
Gitmek istemiyordu genç kadın. Elindeki gül yaprağını sıkarak yere attı.
"Gidelim ama ben eve gitmek istemiyorum Kenan." İşaret parmağı ile gömleğin açıkta bıraktığı hayran olduğu o tene ihtirasla dokundu. "Senin evine gidelim. Belki bir şeyler içeriz, sohbet ederiz."
Genç adam bu dokunuşla hiçbir şey hissetmedi. Hilal'in amacını pek tabii biliyordu ama gerçekleştirmek istemiyordu. Sevmediği bir tene dokunmak kendisi için çok zordu. Sadece buna mecburdu.
"Annem ve kız kardeşim gece bende kalacak ama istersen yine de gideriz. Hem annem ile konuşursun."
Genç kadının hayalleri suya düşmüştü. Moreli bozulurken elini çekti ve sarı saçlarını geriye doğru attı. Hep orada olurlardı zaten. Hiç baş başa bırakmıyorlar.
"Gece gece rahatsız etmeyelim. Başka zaman ben Ömür annemi ziyaret ederim."
Kenan yüzü düşen kadına sırıtarak baktı. Neydi bu kadar istediği şey. Her türlü ona istediği şeyi vermeyi düşünmüyordu. Ama Hilal usanmadan istiyordu. Kenan bu özel anı sadece sevdiği bir kadın ile gerçekleştirmek istiyordu ama bu şu an pek mümkün değildi. Bu gidişle gerçekten aşık olabileceğini sanmıyordu ama bu durum pek de umrunda değil gibi.
"Kenan Bey, sipariş verdiğiniz çiçekler."
Garsonun sesi ile Hilal hemen arkasına dönünce kocaman şakayık buketi ile burun buruna geldi.
"Ama bunlar-"
Daha lafını bitirmeden Kenan'ın kucağına bayılmıştı.
"Çabuk uzaklaştır o çiçekleri."
Hilal'i kollarında tutmuş yanaklarına hafifçe vuruyordu. "Hilal aç gözlerini." Hemen bakışları garsonlar döndü. "Kim sipariş verdi bu çiçekleri?"
Ah tabii ki de Günseli Hanımdı. Öfkeyle soluyup Hilal'i kucağına alıp hızla hastaneye doğru istikamet aldı. Başına buyruk iş yapan asistanına nasıl bir ceza vereceğini de düşünmekten geri çekilmedi.
•••
Gecenin serinliği ile apartmanın önünde komşularım ile çekirdek ve çay eşliğinde oturmuş sohbet ediyorduk ama deminden beri kulağım sızlıyordu. Kulağıma dokunup sesin bitmesini bekledim.
"Ne oldu kız kulağını tutuyorsun?"
"Ay bilmiyorum ki Aysel abla, ses geliyor."
"Biri senin hakkında konuşuyor demek."
Yanımda oturan Nazlı ablaya baktım. Çekirdekleri bir seri hâlinde hızla çıtlıyordu.
"Kim benim hakkımda konuşur ki?"
Saniye abla benim biten çayımı doldururken konuşmaya başladı. "Senin ilk iş günün nasıldı peki?"
Hemen yüzümü buruşturup çayıma 2 şeker attım. "Nasıl olmasın be ablalarım. Yoruldum, geberdim."
Benim bu hâlime güldüler. Biraz abarttık tabii ama olsun. Aysel abla kucağındaki daha 6 aylık bebeği Çınar'a çay kaşığı ile çay veriyordu. Hergele hemen gülmüştü bana. Mahallemi seviyordum. Tek başıma yaşadığım için sağ olsunlar hepsi beni kızları gibi görür severlerdi. Bende onları ailem olarak görüyordum.
"Aysel verme çocuğa çay artık. Babası gibi çay tiryakisi mi yapacaksın?"
Soran kişi Saniye abla idi. En büyük oydu. 21 yaşında bir oğlu, 17 yaşında bir kızı ve daha 10 yaşında evlerden ırak bir oğlu vardı. Aysel ablamın ise daha ilk çocuğuydu Çınar. Nazlı ablanın da 2 çocuğu vardı. Biri 12, diğeri 6 yaşında kızları vardı.
"Vallahi bu yaşta alıştı çaya. Babası da veriyor her zaman."
Çınar sanki kendisi hakkında konuştuğunu anlamış gibi gülmeye başladı. Ayy yerim ben bu çocuğu. Dayanamayıp çay bardağını tepsiye koyup ayaklandım.
"Abla ver şu çocuğunu yiyeceğim."
Çınar'ı kucağıma aldığım gibi öpmeye başladım. Kerata da yanaklarımı tutmuş gülücükler saçıyordu.
"Eline de ne çok yakışıyor be kızım. Sana bulalım artık birilerini. Senin yapacağın bir şey yok."
"Doğru dedin Nazlı. Alt mahalleden var bir yağız delikanlı. Araba galerisi var, evi var, zenginlerde. Yakışıklı adam da vallahi. Kız Günseli söyleyelim mi anneannene?"
Ben bebeği sevmeye devam ederek yerime oturdum. Merakla bana bakan ablalara baktım. Üçü de aynı anda çekirdek çıtlatıyorlardı.
"Yok yok kalsın Saniye abla. Aman sakın benim tontona bahsetmeyin beni hemen eveverir. Ben böyle iyiyim."
Yalan. Hiçte iyi değilim. Koca istiyorum suç mu? Ama beni gerçekten sevecek, değer verecek, evimin direği olacak bir koca istiyorum. Ee böyle birini de bulmak, sorun bakalım kolay mı? Kolay değil.
"Yeni işe girdi bizimki. Koca Holding'in elbet yakışıklı bekar çalışanı vardır. Gül gibi kız bulur elbet birini."
Aysel ablaya uzaktan öpücük gönderip, oğlunun yanağından öptüm.
"Şu an evlilik konusu bana çok uzak. Şimdilik işime odaklanayım diyorum. Sıradan bir iş değil hem kaybetmekte istemiyorum."
Koca Holding bu canım. Tabii kolay olmayacak. Kucağımdaki Çınar'ın minik ellerini tutmuş alkış çalıyordum.
"Nasıl istiyorsan öyle yap gülüm." Nazlı abla çayından bir yudum içti. "Yasemin bize senin patronu gösterdi."
Dudağını ısırıp, eliyle çok iyi işareti yaptı. Koskaca kadının girdiği hâllere bak.
"Aman be abla, sıradan bir insan işte."
Sanki küfür etmişim gibi üçü de bana kınayarak baktı. Ne ama? Normal bir insan o da. Alttarafı yakışıklı, uzun boylu, kaslı, zeki, işi gücü elinde biri yani. Çok mu olağanüstü özellikleri var? Dedi adamı her gördüğünde ağzı sulanan Günseli. Sen sus iç ses.
"Bu adam sıradan insan ise benim evdeki koca ne oluyor o zaman?"
Nazlı ablaya güldüm. Saniye abla da omzuna vurmuştu. Ama hepsi de kocalarına düşkün hanımlardı.
"Yok anam yok. Maşallahı var herifin. Allah sahibine bağışlasın. Bizim sakar kızı işe aldıya Allah razı olsun ondan." Saniye abla elini açıp dua okumuş gibi yüzüne sürdü.
"Nişanlı zaten Kenan Bey. Ama kız o kadar gıcık biri ki. Üfff bezdirir adamı o derece."
"Aman kızım sen karışma o zaman. Sadece alnın hakkı ile işini yap. Bu zengin sosyete kadınlarına bulaşma."
Omuz kıvırdım.
"Ne karışıcam Nazlı abla? Banane."
Eğer yine o bana karışırsa rahat durmam. Ağzının payını vermekten geri durmam. Şimdi Hanımefendi o romantik yemeğin keyfini çıkarıyordur kesin. Nasıl da mutlu olmuştur? Acaba Kenan Bey de memnun olmuş mudur?
Korna sesi ile başımı kaldırıp kaldırımın yanında duran Yasemin'e baktım. Benim yeni motorsiklet ile sıra sıra çocukları gezdiriyordu.
"Yasemin, yeter bu kadar. Vallahi daha ilk günden bir şey olmasın. Benim üstüme zihmetli o bak."
"Aman be! Görmemişin motorsikleti olmuşta tantana yapıyor." Önünde Nazlı ablanın kızı arkasında Saniye ablanın 2 oğlunu bindirmişti. "Çocuklar hadi inin bakalım bu kadar yeterli. Benzin biter sonra Günseli ablanız mazallah yolda kalır."
Allah korkusun. Kulağımı çekip dişime vurdum. Böyle bir şey olursa sırf geç kalmamak için koşarak giderdim ben. Çocuklar inip kendi aralarında oynamaya gidince Yasemin de apartmanın bahçesine götürmüştü motorsikleti.
"Aman patronunda pek bir düşünceli. Araba almamış ama bunun da gideri var."
Ne düşünceli ama var ya Aysel abla. Adamı bıraksak zamana tekme tokat dalar. Yasemin de yanıma oturup avucuna çekirdek alıp çitledi. Çınar'ın da yanağından kocaman öptü.
"Yakışıklım ya."
İkisi kendi arasında oynaşırken benim telefonum çalmıştı. Eşofmanın cebinden çıkardım ve beni arayan numaraya baktım.
"Bu kim ya?"
"Aç bak işte."
Yasemin'e göz devirip telefonu açtım.
"Alo?"
"Günseli."
"Kenan Bey!"
Buna ani tepkime herkes şaşkınca bakakaldı. Yerimden hızla kalktım ve kucağımda ağlamaya başlayan Çınar'ı Yasemin'in kucağına verip hızla uzaklaştım.
"Bu saatte beni neden aradınız bir şey olmadı umarım."
"Yarın sabah tam tamına saat 6 da evimde ol asistan."
"Ama gelmeme-" Telefonu suratıma kapatmıştı. "Ne oldu ki?"
Sesi de çok sinirliydi. Yoksa yemek hoşuna gitmedi mi? Ama o kadar da şey yaptırdık.
Yarın sabah iyi hazırlan Günseli.
Niye? Yiyeceğin azarlar için.