8-"Aşk Menüsü Sindirilemedi"

3436 Words
Bir kez daha yolun sonu bana kapanmış gibiydi. Oysaki kapanan yolları var gücümle açıp yoluma devam etmeye çalışıyordum. Ama bu sefer farklı giden şeyler vardı. Yolum kapalı ama açık gibi de görünüyor. Belki o aralık benim kaçıp gitmeme için bırakılmıştı. Gitmeli miydim? Kolay yolu seçerek zorlukların üstesinden gelebilir miydim? Hiçbir yol çabasız bitmezdi, hiçbir hayatın da kolay olmadığı gibi. Dün gece gelen telefon ile tüm neşem yerle bir olmuştu. Kenan Bey'in sesi normal sinirinden kat kat daha fazla çıkmıştı. Kabahatim ne bilmeden uyumakta bana haram olmuştu. Sabah nasıl kalktım? Nasıl hazırlandım? Nasıl buraya kadar geldim? Hiç bilmiyorum. Sanki başka biri onca şeyi yapmış da ben daha yeni kendime gelmişim. Kurbanlık koyun gibi kapının önünde sıramı bekliyordum. Birazdan benim de sonum olacaktı. Belki ilk maaşımı verir beni kovardı. Umuyorum verirdi. Siyah çantamın kulpunu sıkıca tutmuş, gözlerim kapıda, yüreğim ağzımda bekliyorum. Kol saatime baktım ve saat tam 06:00 bu saati tutturmak için bin takla attım. Büyük beyaz kapı açıldı ve benim ağzımdan titrek bir nefes firar etti. Yine Hilal'in açacağını düşündüğüm bu kapıyı bu sefer Kenan Bey'in kendisi açmıştı. Gözlerimi korka korka yüzüne çıkardım. Koşuya gitmek için hazırlanıyor olamalı ki altında lacivert bir spor şortu vardı, üstünde ise beyaz bir tişört. Göz göze gelmeye korktuğum için başka yere baktım. Bana bir şey demeden kapıyı açık bırakarak eve girdi. Omuzlarımı dik tutup eve girdim ve kapıyı kapattım. Kalbim sanki uzun bir maratondan çıkmış gibi atmayı kes lütfen. Yeteri kadar gerginim zaten. İnce topuklu ayakkabılarım ile zeminde ses çıkararak salona doğru adımladım. Bugün simsiyah giyinmeyi tercih etmiştim. Siyah bol paça kumaş pantolon ve üstünde yine siyah renk olan saten bir gömlek. Belki de işten atılmamın yasını şimdiden tutmaya başladım. Kenan Bey elindeki telefon ile bir şeyler yapıyordu. Ayakta öylece durmuş bir şey demesini bekliyordum. Telefondaki işi bitince koltuğun üstüne bırakıp, bana döndü. İki elini de belinin yanına yerleştirdi. "Bana bak asistan!" Yere diktiğim gözlerimi o'nun ikazı ile hemen yüzüne çıkardım. Kara kaşlarını çatmış, o katran karası gözleri ile ateş saçıyordu resmen. Bakışlarındaki öfke bile benim geri adım atmama vesile oluyordu. Buradan hemen kaçıp gitsem peşimden gelir mi acaba? Dene de gör. Ah iç ses sonunda geldin. Geldim canım geldim ama sen her türlü azar yemek zorundasın. Biliyorum bunu. İkimiz de susmuş gözlerimize bakıyorduk ama benim göz bebeklerim titriyordu. Şu an biran da bağırsa ağlardım net. Kenan Bey öylece gözlerime bakarken küçük bir bakışları stresten ısırdığım dudaklarıma kaydı ve bakışlarındaki o sert mizaçın kaybolduğunu gördüm. Ya da bana öyle geldi. "Isırma şu dudağını, kanatmışsın zaten." Ağzıma kan tadı gelince hemen bıraktım ve elim ile sildim. Azıcık kanamıştı. Kenan Bey gözleri ile büyük siyah koltuğa oturmamı söyledi. Tıpış tıpış yürüyüp dediği yere oturdum. Kendisi de karşımdaki tekli koltuğa yavanca oturdu. Ayaklarını genişçe açıp dizlerine dirseğini yasladı. "Şimdi seni kovabilirim." "Ama, ama neden? Bir hatam mı oldu?" Kenan Bey sinirden gülüp başını sağa çevirdi. Yalnız yan profil efsane. Şu burnunun güzelliğine bak be. İç ses bu sefer sen azmaya başladın. Ses yok. "Bir de soruyor, yaptığın her şeyi harfi harfine bana bildirmen gerek! Senden sadece düzgün bir akşam yemeği için randevu almanı söyledim. Sen bildiğin kına gecesi konsepti hazırlamışsın." Son dediğine dayanamayıp güldüm ama hemen elim ile dudağımı kapattım. Kenan Bey'in de yandan sırıttığını görmüştüm ama. "Gülme asistan burada ciddi bir konu hakkında konuşuyoruz." Kendimi toparlayıp kucağımda tuttuğum çantamı yanıma indirdim. "Yemeği neden beğenmediniz ki? Romantik olsun istedik. Sizin aşkınıza layık olsun dedik. Kırmızı güller, o şamdamlıklar, o müzik ile baş başa olun istedik. Hilal Hanım'ın da çok beğeneceğini düşündüm. Yani her kadın romantik erkek sever." "Sen bana sabır ver Allah'ım. Bizim ilişkimizi düşünmek sana mı kaldı? Senin bu tutarsız ve sorumsuz davranışın yüzünden Hilal hastanelik oldu." "Ne!" "Bana neden çiçek sipariş verdiğini söylemedin? Bula bula kızın alerjisi olduğu çiçeği bulmanda ayrı bir olay. Sana söylemiştim değil mi? Bir hata daha yaparsan seni kapı dışarı edeceğimi. Söyle bakalım tüm bu olanlardan sonra senin işine son vermem gerekmez mi?" Akılsız kafam. Nedir bu acemilik? Çiçek konusunu söyleyecektim ama unuttum. Şakayık çiçeğine de alerjisi olmasaymış. Hem suçlu hem güçlü. Galiba bu sefer kesin kovuldum. Hem de 2. günde. Yeni bir rekor getirdin kendine aferin. "Haklısınız Kenan Bey. Benim yaptığım hata çok büyük. Özür dilerim sadece siz mutlu olun diye yaptım. Çiçeği de size söylemeyi unuttum. Gerçekten çok ama çok özür dilerim. Beni kovabilirsiniz zaten hakkınız. Ben olsam ben de kendimi kovardım. Yine beceriksizlik yaptım ve işimden oldum. Yine de bana az da olsa bir şans verdiğiniz için teşekkür ederim. Umarım kendiniz için daha iyi bir asistan bulabilirsiniz." Çantamı elime alıp ayaklandım. Kenan Bey hiçbir şey söylemedi ben de sustum. Demek buraya kadarmış. Güle güle Sarper Holding, güle güle daha yeni olan odam, güle güle pembe motorsikletim. Umarım sizi hak eden birini bulursunuz. Maalesef ben elimi yüzüme bulaştırıp terk ediyorum. Birde bayıl istiyorsan? Sen sus iç ses. Küçük adımlar ile kapıya doğru yürümeye başladım. İçimden bir ümit Kenan Bey'in beni durdurup. 'Gitme, dur. Senin gibi bir asistanı bir daha nerede bulabilirim?' Demesini bekliyordum. İstersen birde ayaklarına kapansın gitme diye yalvarsın. Sus iç ses sus ya. Zaten adam kılını kıpırtdatmıyor. Böyle kolay kolay bitmesin. Yerimde durup omzumun ucundan arkama baktım. Kenan Bey büyük bir keyifle koltuğa yaslanmış beni izliyordu. "O zaman siz benim yerime hemen başkasını alırsınız." "Evet alırım." "O'na da bana yaptığınız testten yapar mısınız?" "Evet yaparım. Sana özel bir şey değildi." "Öyle bir şey kast etmedim ben." Arkamı dönmüş konuşuyordum ve yüz ifadesini göremiyordum. Yine dudağımı ısırdım. Ben böyle kolay vazgeçecek bir kız değilim. Neyden vazgeçmeyeceksin canım? Olmayan işinden mi? Evet. Bu sefer farklı hissetmiştim ama. Arkamı dönüp hızla Kenan Bey'in yanına gittim ve yukarıdan bakıp aklımdaki sözleri söyledim. "Hiçbir şey yapmayacak mısınız?" Yerinde dikleşip bana doğru yaklaştı. "Ne yapmamı bekliyorsun?" "Öylece gitmeme izin mi vereceksiniz? Hani siz istediğiniz zaman gidebilecektim? Bana o kadar şey söylediniz. Hem beni kandırıp canımı tehdit altına soktunuz. Yine de böyle kolay mı bırakılır?" Kenan Bey eliyle siyah saçlarını geriye yatırıp birden ayaklanınca göğsü göğsüme sürtünmüştü. Fazla yakın duruyorduk birkaç adım ile uzaklaştım. Bu sefer o bana üstten bakarken ben de kaçamak bakışlar ile alttan alttan baktım. İfadesiz suratı ile işaret parmağını bana doğru kaldırdı. "Sen fazla olmaya başladın. Ben sustukça kendini haklı çıkarmaya çalışma. Yaptığın kabahatin de asla elle tutulur bir yanı yok ki olsa da bu benim zerre umrumda olmaz. Deneyimsiz bir asistan olduğun kadar da sorumsuzsun. Hangi çalışan patronunda habersiz iş yapar? Bu kadar umursamaz olman beni çok sinirlendirdi! Aklın bazen yerinde mi diye şüphe duymuyor değilim. Hangi akıllı böyle bir şey yapar ki? Konumunun ağırlığını hâlâ anlamış değilsin. Her şeyi eğlencesine yaşamak sana bir fayda sağlamaz aksine zarar getirir. Hayatını rastgele yaşayan biri için fazla yüksek bir işe girdin. Ben şu an sana laf anlatacağım diye zamanımdan çaldım. Bir saniyenin bile önemi bende çok büyük. Bundan sonra o küçük aklına her şeyi sığdırmaya bak. Ya kendine çeki düzen verir işe adam akıllı devam edersin ya da ben yapamam diyorsan, kapı orda çıkıp gidersin!" Bağırınca yerimde küçük bir sarsıntı yaşadım. Bütün sarf ettiği sözlerin haklılık payı oldukça büyüktü. Ben gerçekten de deneyimsiz biriydim. Ne? Nasıl? Olur bilmiyordum. Hayatın ciddiyetini aldırmadan kendi mutluluğum ile yaşamayı hedeflemiştim. Ama galiba yanlış yola sürüklenmişim. Bakışlarımı yerden kaldıramadım. Çok sinirlendirmiştim adamı. Haklıydı tabii. Benim yüzümden normal bir akşam yemeği geçirememişti, üstüne üstlük nişanlısı hastanelik olmuştu. Sert ve derin nefes alışlarını hissediyordum. Yanında öylece duran ellerinindeki damarlar bile bana öfkelenmiş vaziyette idi. Bu saatten sonra burada olamazdım. Benim yerim burası değildi. En iyisi garson olarak çalışmaya devam etmeliyim. Yutkundum ve bakışlarımı yerden çekmeden kısık bir ses tonu ile konuşmaya başladım. "Ben, bir kez daha özür dilerim. Dediğiniz gibi yapıp her şeyi aklıma sokacağım. Aptallık etmeyip akıllıca davranacağım. Bu kısa sürede bana katlandığınız için de üzgünüm. Artık kendinize benden daha iyi bir asistan bulmanızı temenni ederim. Şimdi gitsem daha iyi olacak. Hilal Hanım için de geçmiş olsun. Bile isteye yapmadım onu da. Neyse bunların bir önemi kalmadı. Hoşça kalın ve kendinize iyi bakın." Evet bu sefer sahiden gidiyorum. Yüzüne dahi bakmadan arkamı dönüp ilerledim. Her zamanki gibi hevesimiz kursağımızda kaldı. Artık başka limanlara açılma vakti. Kapıyı açmak için elimi kaldırdım ama arkamdaki ses ile elim havada kalmıştı. "Orada dur bakalım asistan! Ancak ben seni kovarsam çıkıp gidebilirsin. Sen kendi kafana göre işini bırakıp gidemezsin. Ben müsade vermem." Arkama usul usul döndüm. Kenan Bey dik duruşu ile ellerini şortun cebine atmış bana ukalacı bir tavır sergiliyordu. "Ama o kadar şey söylediniz ve beni kovmaktan beter ettiniz." "Hemen iki üç sözüme alınıp gideceksen işimiz zor seninle. Gerçi kolay olacak gibi de değil." Yanıma gelip durdu. "Sana en başta demiştim asistan. Artık benim himayem altındasın. İstesen de gidemezsin. Her ne kadar hata payın yüksek olsa da seni kovmuyorum. Çünkü bana lazımsın yani güvenin bana lazım. Ve ben sana baktıkça doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Kabul biraz kıt beyinli olabiliyorsun ama işin ciddiyetini anladığın vakit o tırnaklarını göstermekten çekilmeyeceğini de biliyorum. O yüzden uslu bir asistan ol." Şimdi mutlu mu olmalıyım yoksa sinirli mi? Kovulmadın canım ama ayağını denk alman gerek. Artık kalıcı bir işin var. Evet iç ses evet. Ama Kenan Bey'in tehlikeli sularında bir kurban gibi yüzecektim. Allah bilir beni ne tür belalar bekliyor? "Anladım Kenan Bey. Size söz işimi layığı ile yerine getireceğim. Her şeyi size söyleyeceğim ve güveninizi zedeleyecek bir şey yapmayacağım. Size Günseli sözü veriyorum." Güven dolu ve inanarak baktım. Kenan Bey de kısa bir an bu söylediklerimi düşündü. Tabii bana hemen güveneceğini beklemiyorum sadece az bir şey, minnacık inansın yeterli. "Ben koşuya gideceğim gerçi senin yüzünden az koşmak zorundayım. Mağlum zamanımı harcadın. Ben gelene kadar kahvaltımı hazırla. Neyi sevdiğimi de biliyorsundur umarım." Hemen hevesle öne atıldım. "Tabii ki de biliyorum. Az pişmiş bir omlet, taze sıkılmış portakal suyu, yeşil zeytin, kaşar peynir-" "Ben gidiyorum." Lafımı bölüp çıkıp gitti. Ben de hemen salona geçip camdan bahçeye baktım. Kenan Bey güvenlikçi ile kısa bir sohbet ettikten sonra tempoyla koşmaya başladı. Mutlulukla yerimde dönüp oh çektim. Kovulmadık yine. Ama ucundan döndük yani. Bundan sonra aşırı dikkatli olmam gerekiyor. Neyse çok konuşmadan kahvaltıyı hazırlayalım. Büyük, ferah mutfağa geçtim. Çantamı sandalyenin üstüne bırakıp kollarımı sıvadım. İyi ki el lezzetim vardı. Ah anneannem sağ olsun bana her şeyi öğretti. Ada tezgahına yaslanıp önce mutfağa bir göz gezdirdim. Aşırı temiz ve düzenli. Eh ben de biraz dağınık yaparım yemekleri. Kenan Bey gelmeden temizleriz canım. Ama bir şarkı arkada çalsa fena olmazdı. Çantamdaki telefonu çıkarıp hemen şarkı listemden bir şarkı açtım. Az neşe lazım. Açık saçlarımı toplamam gerekiyor ama toka yanımda yok. Masada duran kalemi alıp saçıma dağınık bir topuz yaparak tutturdum. Askıda duran siyah üstünde beyaz ince çizgileri olan mutfak önlüğünü başımdan geçirip iplerini arkada bağladım. Bir an Kenan Bey'i bu önlük ile hayal ettim de of of başlama yine. Anlaşıldı iç ses. Önce ellerimi güzelce yıkadım sonra büyük çift kapaklı buzdolabını açtım. Hey maşallah be. Her şey vardı burada. Kirazlar taze taze beni ye diye bağırıyorlardı. Ama ben sizi kıramam. Elime birkaç tane alıp ağzıma attım. Çok güzel. Birkaç tane yedim diye bana kızmazdı ya. Omuz kıvırıp ikili kirazı kulağıma taktım. Aaa kiraz ile güzel bir kek mi yapsam? Ama Kenan Bey tatlı yemiyor ki. Dolaptan 2 tane yumurta aldım. Yeşil zeytin, kaşar peynir, salatalık da alıp kapattım. Önce salatalıkları yıkadım. Üst dolaplara bakıp kahvaltı için uygun bir tabak aradım. Büyük beyaz bir tabak aldım. Galiba sık kullandığı bir tabak. Çekmecelere bakıp bıçak aradım. Birçok çekmece vardı ki. Sonunda bulup bıçağı aldım. Salatayı güzelce kesip tabağın kenarına yerleştirdim. Birkaç tane de zeytin ve kaşar peyniri de koydum. Dolaptan bir tava alıp ocağın üstüne koydum. Az bir şey sıvı yağı üstüne döktüm ama biraz da yanlışlıkla tezgahın üstüne de döktüm. Sonra temizlerim. Küçük bir kasenin içine iki yumurtayı kırmak için birbirine vurdum ama çok sert vurduğum için ortalık batmıştı. Yüzüme bulaşan yumurta akı ile elimdekileri çöpe atmak istedim. Off çöp nerde ya? Neyse şu kenara koyayım sonra temizlerim. Hemen dolaptan 2 tane yine yumurta aldım. Bu sefer nazik davranıp kırdım. Beceriksiz değilim sadece azıcık sakarım. 2 yumurtanın içine az bir şeyde tuz attım. Ve çekmeceden bir kaşık alıp iyice çırptım. Off nasıl çarpıyıyorsun kızım her yer yumurta oldu. Bu da nasıl yumurta ya? Yere sıçramaya can atıyor. Nimete suç atma o senin kendi beceriksizliğin. Neyse yumurtayı ısınan tavaya dikkatle döktüm. Arkadan Serdar Ortaç'ın sesini işitince sırıttım. Kesin bunu Yasemin eklemişti. Ayrılmam şarkısına bende yavaştan eşlik ederek. Isınan tavaya yumurtayı döktüm. Acıları tatmam gerek Açığı kapatmam gerek Kopunca senden, en hoş yerinden İki göbek atmam gerek Ne tende duygu, ne de biraz uyku Yürekte lazım çok Nazara inandım, büyüye inancım yok Ayrılmam Hadi kov beni yüreğinden Hiçbir yere terk etmem Seni zar zor buldum ben Aşktan vazgeçmek yok Ölsemde terk etmem Seni zar zor buldum ben Gideceğim çok yer yok Aşktan vazgeçmek yok Sanki kendi evimdeki minnoş mutfağımdaymışım gibi istediğim gibi hareket ediyordum. Elimdeki kaşığı mikrofon niyetine kullanıp şarkıyı söyledim tabii kendimce deli deli dans ederek. Tavanın kulpunu yutup yumurtanın pişen tarafını ters çevirdim. Vayy nasıl da nokta atışı oldu. Tabii biz de boş değiliz. Ayrılmam Hadi kov beni yüreğinden Hiçbir yere terk etmem Seni zar zor buldum ben Aşktan vazgeçmek yok "Konserin bitmedi mi?" Arkamdan Kenan Bey'in sesini duyunca havada sallanan ve iki yana kıvırttığım kalçam ile dona kaldım. Rezillik. Rezillik. Neden hep böyle rezil oluyorum ben? Daha fazla böyle durmaya devam edersen rezil olmaya devam edeceksin. İç sesimi dinleyip kollarımı indirdim ve dik durdum. Omelette pişmişti zaten. İyi ki o yanmadı. Şimdi arkanı dön ama düzgün davran. Tavanın kulpunu tutup yüzüme büyükçe bir gülümse alıp arkamı döndüm. "Omletiniz hazır bile. Az pişmiş tam istediğiniz gibi." Kenan Bey terli bir halde girişte duruyordu. Üstümü ve yüzümü inceleyip kaşlarını çattı. Ama dudağının kenarının yine kıvrıldığını gördüm. Eninde sonunda bu adamı gerçekten güldürecektim. Aman kalsın, yine kim bilir nasıl manyak manyak davranıp rezil olursun da Kenan Bey sana güler. Haklısın iç ses. Her zaman. Tavadaki omleti tabağa yerleştirmek için masaya doğru adımladım. Ama keşke adımlamaz olsaydım. Ayağımdaki topuklu ayakkabı sekteye uğradı ve bana büyük bir ihanete kalkıştı. Öne doğru düşmekte olan bedenim ve elimdeki sıkıca tuttuğum tava ile sanki o hint dizilerinin ağır çekim sahnesinde idim. Tek eksik olan beni düşmekten kurtaracak bir erkeğim yoktu. Yüzüstü yeri boylayan ben acı içinde inledim. Çenem zemine sert çarpmıştı. Kesin dişim kırıldı. Ahh hayır çok çirkin olurum. Elimdeki tavaya baktım. Çok şükür omlet sağlamdı. Yerden nasıl kalkacaktım bilmiyorum. Kenan Bey kim bilir şu an benim için ne diyor? Ayak sesini işitince başımı kaldırdım. Üstten bana bakıp ofladı. "Kenan Bey." Sesim ağlamaklı çıkmıştı çünkü cidden canım yanıyordu. Sert düşmüştüm. Avucumu yere bastırıp kalkmaya çalıştım. Hâlâ tavayı da sıkıca tutuyorum ama. Sanki ona bir şey olsa kovulacakmışım gibi. Kenan Bey daha fazla benim bu hâlime dayanamıyor olacak ki bir dizini yere kırıp bana doğru eğildi. "Gerçekten nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" Bıkkınlıkla baktı. "Düz yolda bile yürümemeyi." Elimdeki tavayı almaya kalkıştı. "Bıraksana kızım şunu! Eline mi yapıştırdın düşürmemek için?" Tavayı bırakınca elimden alıp masaya koydu. Sonra elimden tutup beni kaldırmak istedi. Elini sıkıca tutup yüzüstü düstüğüm zeminden kalkmaya çalıştım. Ay ay dizlerim felaket acıyor. Ayağa kalkamayıp kalçamın üstüne yerde oturdum. Ayaklarımı uzatıp dizlerimi tuttum ve diğer elim hâlâ Kenan Bey'in elini tutmakta. Bunu fark edince hemen elimi geri çektim. "Teşekkür ederim." "Sen iyi misin? Kötü düştün zaten." Ben daha cevap vermeden Kenan Bey bana doğru yaklaştı ve başparmağı ile dudağıma dokundu. "Dudağın kanıyor." Parmağına bulşan kana baktı. "Galiba zemine çarpınca patlattın." Ağzıma kan tadı gelince dokunmak istedim ama Kenan Bey tarafından durduruldum. "Bir şey olmaz. Bu ilk değil sonuçta." "İlk olmadığını çok iyi anlıyorum. Ama sen bekle ben pamuk falan getireceğim. Fazla kanamaya başladı." Başımı uslu uslu sallayıp olduğum yerde bekledim. Kenan Bey gidince rahat durmayıp dudağıma dokundum acımıştı. Tam da iç kısmı kanıyordu. Off Günseli of. Neden düzgün bir anın yok? Adamın önünde yeri de boyladık ya. Telefonumdaki şarkı öylece çalıyordu. Kalkıp kapatamadım. Kenan Bey yeniden mutfağa gelince hemen elimi dudağımdan çektim. Kan çeneme kadar geliyordu artık. İnşallah dikişlik bir şey olmazdı. Ben asla dayanamam ki. Kenan Bey yanıma diz çöküp elindeki pamuk ile çeneme kadar gelen kanı sildi. "Ayağa kalk, burada daha fazla oturma. Salonda bakalım şu yarana." "Siz zahmet etmeyin ben kendim yaparım." "Kalk asistan şuradan." "Tamam Kenan Bey." Hemen de sinirleniyor. Kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı. Önce durdum yürümeyi unuttum galiba. Kenan Bey kolumu bırakmadan beni yürütmeye çalıştı. Bu kadar yan yana olmamız garip hissettirdi ve fazla temas etmiştik. Kaslı kolları arasında kalan incecik koluma bakıp gülümsedim. Ter içinde kalmıştı ama bundan hiç iğrenme duymadım. Aksine farklı bir duygunun yeline kaptırmıştı beni. "Şu önlüğü çıkartacağım." Başımı sallayıp masaya tutundum. Kenan Bey arkama geçip önlüğü çözdü yeniden önüme geçip başımdan dikkatle çıkardı. Kendimi küçük bir çocuk gibi hissediyorum. Önlükten kurtulunca rahatlama geldi. "Alttarafı bir omlet yapacaktın şu hâline bak. Üstün başın yumurta olmuş." Sessiz kalıp konuşamadım çünkü canım yanıyordu. Durumumu anlayan Kenan Bey yine koluma girdi ve birlikte benim aksayan ayağım ile salona geçtik. Beni koltuğa oturtup sonra kendisi de oturdu. Sehpanın üstünde duran ilk yardım çantasını açıp pamuk çıkardı. Beni bu kadar düşünmesine şaşırdım doğrusu. Umursamaz beni bırakır hatta kızar diye düşündüm. Ama düşüncelerimin aksine şimdi yara alan benimle ilgileniyordu. "Ağzını aç." İkazına kulak verip ağzımı araladım. Alt dudağımı çekip dudağımın içine baktı. Şu an aşırı ama aşırı yakın davrandığının farkında mı? Nefesini yüzümde hissediyorum. Kokusu buram buram geliyor. Kara saçları nemli ve alnına dökülüyordu. Kaşlarını çatmış ciddi bir ifade ile yarama bakıyordu. Şu an tüm acılarımı unuttum. Bu normal mi iç ses? Normal değil bu. Pamuk yaraya değince acımıştı ve elim ile Kenan Bey'in alt dudağımı çektiği elini tuttum. Dolu dolu gözlerim ile dibimde duran adama baktım. "Neyseki azıcık bir soyulma olmuş. Ciddi bir yara değil. Biraz ağzında su çalkala." Bana değil yarama bakıp konuşuyordu. Başımı sallayıp kendisini onayladım. Pamuğu çekip benden uzaklaştı. "Teşekkür ederim." "Normalde de bu kadar sakar mısın?" Elindeki kanlı pamuğu elime tutuşturdu. "Biraz olabilirim. Ama stres altında olunca gereksiz panik oluyorum ve elime ne gelirse devrilip gidiyor. Bir türlü aşamadım işte." "Bence biraz değil fazla sakarsın. Ve de geveze birisin. Yüzünde bile yumurta var. Bu zamana kadar nasıl yaşadın sen?" Hiç kolay yaşamadım. Bütün aksilikler hep beni buldu ve en dibe çektiler. Çıkmak için çok çabaladım ama bilmeden kendimi dibin en dibine çektim. "Beni bu sefer gerçekten kovacaksınız. Sizin için kusursuz bir asistan olamıyorum." Yüzüm düşmüştü. Başımı öne eğmiş elimdeki kanlı pamuğa bakıyordum. Bence de en mantıklı olan her şeyimi toplayıp anneannemin yanına taşınmam. Köyde kendi hâlimde yaşardım. "İnsanlar hep hatalar yapar asistan. Bak bize Adem ve Havva'nın bir hatası uğruna bu Dünya dediğimiz yerde yaratıldık. Belki bazı hatalar güzel sonuçların başlangıcı olabilir." Anlamayarak yüzüne baktım. Kenan Bey bakışlarını yüzüme çevirip bir süre baktı. "Bence hataların asla güzel bir tarafı yok Kenan Bey. Hata hatadır işte. Bu zamana kadar ben çok hatalar yaparak yaşadım ve hiçbir güzel sonuca varamadım. Keşke daha az hatalar yapsam. Belki o zaman az da olsa katlanır hâle gelirdim." Hep başkaları tarafından hatalarım yüzünden acılar çektim. Yine de neşemi kaybetmeden yaşamaya çalıştım ama bu her gece yatağımda gömdüğüm acılardan daha azdı. Keşke üzüldüğüm kadar mutlu da olabilmeyi başarabilsem. Kenan Bey içine çektiği nefes ile ayaklandı. Yine zamanından çaldım. Ve yine azar işittim. Bu hep böyle mi devam edecek? "Sana teselli veriyor gibi olmasın ama hata yapmamak için süreci düşünme sadece ana odaklan. Farzet sakar değilsin ve bir şeyleri devirmeden sağlam bir şekilde duruyorsun. Önce kendine inan asistan sonra yapacağın işe. Hatalar yavaş yavaş peşini bırakacaktır." Aklımın bir köşelerinde yer ayırtan bu cümle belki de ileride işime yarayacak. Belki de hayalim olacak. Düşünceler içinde kalmış benliğim ile Kenan Bey beni tek bırakıp odasına gitti. Bir süre kendi içimde kurduğum savaşı düşünüp oturdum. Herkesin bu dünya da hata payı vardı. Gerçekten bazı hatalar güzel bir sonuca varıyor muydu? Varsa bile o hata olarak sayılır mıydı? Zaman akıbeti hızla akarken ben düşüncelerime bir son verip ayaklandım. Lavaboya gidip ağzımdaki yaraya baktım. Küçük bir şeydi. Ağzıma birkaç defa su çalkaladım ama canım yanmıştı. Yüzümdeki yumurta lekelerini de temizleyip kuruladım. Bugün makyaj yapmadan çıkmıştım çünkü kovuluyorum sandım. Ah ah ben her günü kovulma korkusu ile mi geçireceğim? Ben kendi işimi hâlletikten sonra Lavabodan çıkıp mutfağa geçtim. Tavadaki soğuyan omlete baktım sonra dağıttığım tezgaha. Ben hatanın taa kendisiyim. Saçımdaki kalem birden alınınca uzun saçlarım sırtıma dökülmüştü. Anın şaşkınlığı ile arkama döndüm. Kenan Bey siyah takım elbisesi ile duruyordu. Az önceki hâlinden eser yoktu. "Kalemimi toka niyetine mi kullanıyorsun?" "Hayır. Benim yedek tokam olmayınca onu şey ettim. Masada öylece duruyordu. Hani size kahvaltı hazırlayaca-" Kenan Bey elini kaldırınca sustum. "Çok konuşmaya başladığına göre yaran iyi durumda." Sandalyeyi çekip oturdu ve elindeki kalemi ceketin iç cebine soktu. "Omleti getirde kahvaltımı yapıp bir an önce çıkalım. Fazla zaman kaybı yaşadım." "Ben size yenisini yapayım." "Hayır hayır, şimdi daha fazla sakarlığını çekemem. Bu kâfidir. Sen de o sırada şu dağıttığın mutfağı toparla ve yerdeki kirazı da kaldır. Yemek istiyorsan da alabilirsin." Bakışlarım hemen yerde duran ikili kirazlara kaydı. Keşke onları kulağıma takmak yerine mideme gönderseydim. Yerden alıp Kenan Bey'e tatlı tatlı sırıtıp tezgaha yöneldim. Resmen izinsiz meyvesini yedim. Tıpkı Adem ve Havva'nın yaptığı hata gibi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD