2

1071 Words
Zilan, bir devrin sonu; diğer devrin başlangıcı olacak, bütün Mardin'i birbirine katacak o cümleyi kurdu. "Kızın Roya, Karacakan aşiretinin en güçlü ağası olan Hazar'a gelin gidecektir!" Arza duyduklarına inanamadı. Kulaklarının yanlış işittiğini, bu çarenin bir kabustan ibaret olmasını diledi lakin duydukları, babasının yerde akan kanı kadar gerçekti. "Sen ne dersin ana?! Ben gözümden sakındığım biricik kızımı, canımdan bir parça olan Roya'mı, o soysuz Karacakan'lara nasıl veririm?" Arza'nın karısı, Roya'nın annesi Palan'ın ağzından bir feryad koptu. Tekrar yere kapaklanıp dizlerine vurmaya ve acı dolu çığlıklar atmaya başladı. "Arza bir şey yap! Roya'm o konağa gelin gidemez!" "O zaman..." dedi Zilan, sesinin güçlü çıkması için çok uğraşıyordu. Torunu Roya'nın, kocasının ölümüne sebep olan Karacakan aşiretine gelin gitmesine onun da gönlü razı gelmiyordu lakin başka çare yoktu. Torunu için oğlundan vazgeçemezdi. Oğlu artık bu konağın ağası olmalı, işleri devralmalıydı. Eğer oğlu Arza ölürse yerine diğer oğullarından kim geçerse geçsin, Arza kadar iyi yönetemezdi. İçlerinden en heybetli, en dediğim dedik kişi Arza'ydı; tıpkı yerde kanlar içinde yatan Kamah Ağa gibi... Zilan, bir ölüme daha katlanamayacağını biliyordu. O yüzden torunu Roza'nın o konağa gelin gitmesini ve bu lanet törenin bozulmasını istiyordu. "Ben kızıma bunu yapamam ana. Gerekirse ölürüm ama kızımı o kalleş Karacakan'lara gelin olarak vermem!" Bu sözleri duyduktan sonra Zilan'ın kalbine keskin bir ağrı saplandı. Oğlunun inadını da kızı Roya'yı canından çok sevdiğini de biliyordu. Ama eğer Roya'yı, Karacakan'lara vermezlerse töre devam edecek ve ölüm sırası Arza'ya gelecekti. "Bu lanet kan davasını evlilik dışında hiçbir şey çözemez oğul! Sen bu konağın ağasıysan ben de bu konağın hanımağasıyam!" Zilan, oğlunu sözleriyle ikna edemeyeceğini anlayınca otoritesini kullanmaya başlamıştı. "Sen ölürsen babanın sana miras bıraktığı işler nasıl yürür oğul? Bunları en iyi bilen sensin! Bizde kadınlar nasıl kutsalsa Karacakan'larda da öyledir. Eğer Roya onlara gelin giderse bu dava çözülür ama gitmezse... Lanet töre yıllar boyu sürer! Limali aşiretinde tek kan kalmaz!" "Olmaz derim ana, olmaz! Ben yıllardır gözümden sakındığım, en iyi mekteplerde eğitim verdirdiğim kızımı o kalleş Karacakan aşiretine gelin vermek için büyütmedim!" Zilan; Arza'nın kızı Roya'ya olan sevgisini biliyordu. Zaten bütün Mardin'de bunu bilmeyen yoktu. En iyi baba kız ilişkisine sahip olan iki kişiydi onlar. Arza, kızını oğullarından bile el üstünde tutmuştu. Roya en iyi üniversitelerden birinde tıp kazanınca Arza bütün Mardin'i doyuracak bir kutlama yapmıştı. İstanbul'larda okutmuştu kızını. Roza cahil biri değildi, okumuştu, hem de en iyi okullarda okumuştu ve Arza, gözünden dahi esirgediği kızını Karacakan'lara vermezdi. Gerekirse ölürdü ama yine de kızını onlara vermezdi. Palan, Arza'nın karısıydı. Kamah Ağa öldüğünden ve Arza aşiret lideri olduğundan beri bu konakta en çok söz sahibi olan üçüncü kişiydi artık. Ve o da bu evliliğe razı gelmiyordu. Canından çok sevdiği kızını katil dolu bir konağa bırakamazdı. Kızı orada ne yapardı, ya o kalleşler kızına zarar verirlerse! Palan'ın içini korku sardı. "İmkanı yoktur, kızımı o konağa gelin olarak vermeniz için önce benim cesedimi çiğnemeniz lazım!" diye bağırdı Palan. Ama Zilan ve Arza varken Palan'a söz düşmezdi. Zilan sen sus dercesine öfkeyle baktı Palan'ın gözlerine. Oğlu Arza'yı ikna etmek yeterince zorken bir de Palan'la uğraşamazdı. "Sen mi ölmek istiyorsun oğul?" Zilan'ın sesi de otoritesi gibi güçlüydü. "Sen öl o zaman. Kızın onlara gelin gitmesin, onlar seni öldürdükten sonra da başa diğer büyük oğlum Akar geçsin." Zilan, bu ağır sözleri söyledikten sonra gözlerini kısa bir an oğlu Akar'a çevirdi. Akar, sessiz sakin biriydi lakin zekiydi. Arza kadar olmasa da o da iyi yönetebilirdi belki aşireti. "Tamam oğul, ben törenin devam etmesine razıyım o hâlde. Senin ölümde yüreğimeze taş bağlarız, seni babanın yanındaki mezara gömeriz. Kızın Roza için bu kadar büyük fedakarlık göstermen takdire şayan ama ölümün pek takdirlik olmayacak. Koskoca Arza Ağa töreye kurban gitti diyecekler." Arza'nın boynundaki damarlar, öfkeden öyle belirginleşti ki karısı Palan, bu damarlar patlayacak diye korkmaya başladı. Zira otuz yıllık kocasını daha önce hiç bu kadar sinirli görmemişti. Titreyen ellerini kocasına uzattığında Arza'nın bakışları ona döndü. Karısı da kendisi gibi kızları Roza'nın o kansız Karacakan'lara gitmesini istemiyordu. Doğru olan da bu değil miydi zaten? Ya o soysuzlar Arza'nın kızına zarar verirse? O zaman Arza ölmeyi dileyecek kadar büyük bir vicdan azabı çekerdi. "Sen ne dersin kadınım?" Arza'nın sesini duyan Palan daha çok titremeye başladı. Derin bir soluk dudaklarından dökülürken kıpkırmızı olmuş gözlerini Arza'ya çevirdi. Lakin Arza ona bakmıyordu, onun gözleri annesinin üstündeydi. Annesine ilk defa bu kadar öfkeliydi ama içinde derhal koparıp atmak istediği bir taraf, annesinin haklı olduğunu ona söylüyordu. "Ben başta razı değildim ama şimdi..." Palan'ın sesiyle derin bir sessizlik çöktü konağa. Palan kendimi kızıyla kocası arasında bir seçim yapmak zorunda hissediyordu. Roza'nın gideceğini duyduğu an dünyalar yıkılmıştı başına. Ama şimdi... Kocasını kaybetme düşüncesi sızlattı yüreğini. Kızını kesinlikle o aşirete gelin göndermek istemiyordu ama kocasını kaybederse Palan yaşayamazdı. İşte bunu çok iyi biliyordu. "Yani?" Arza'nın kalın sesi inletti her yeri. "Ne dersin kadınım, ama'sı ne bunun?" Zilan, oğluyla gelinini ikna etmeye yaklaştığının farkındaydı ve bu saatten sonra, kabul ettirmeye bu kadar yaklaşmışken kimsenin bu oyunu bozmasına izin vermeyecekti. "Ama..." Palan sustu. Vicdan azabı sarmıştı dört bir yanını. "Senin ölmene dayanamam beyim. Roya'mı onlara vermeyi kabul ederim, başka çare yoktur." Arza, karısının bu sözleriyle daha da sinirlenirken Zilan derin bir iç geçirip rahatladı. Çünkü Arza her ne kadar dediğim dedik biri olsa da karısına çok bağlıydı. Limali'lerde kadın da kadının sözü de kutsaldı. "Sen dememiş miydin Roza'yı almak için önce cesedimi çiğneyin diyen? Şimdi ne oldu da Roya'yı verelim dersin? Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor mu kadın?!" Arza'nın bağırışı öyle gür çıkmıştı ki herkesin kulakları titredi. Ama Palan kendinden beklenmeyen bir güçle başını dikleştirip Arza'nın tam karşısında durdu. "Evet, bendim bunu diyen. Ama senin ölümüne inanmadığım için demiştim bunu! Hiç düşündün mü bu konak sensiz ne yapar, hâli ne olur diye? Sen..." deyip elini kocasına uzattı ve tuttu. "Sen gidersen ben yaşayamam Arza." "Söz biraz daha uzarsa ne birliğimiz kalacak ne dirliğimiz! De hâydi karar verin!" diye bağırdı Zilan. Bu kan davası ne kadar erken kapanırsa o kadar iyiydi. Arza onlara arkasını döndü ve konağın çıkışına doğru yürümeye başladı. Heybetiyle yeri göğü inleten bir adamdı ama şimdi kalbindeki keskin sızıyla baş başa kalmıştı. Gecenin karanlığına karışan gözlerini gökyüzüne çevirdiğinde içinden Roza'm diyordu. Bu Mardin'in kana boyanmış duvarları, seni de benden aldı. Sana zarar gelmemesi için her şeyi yapacağım ama şimdi seni Hazar Ağa'ya gelin vermekten başka çarem yoktur. Affet, affet beni Roya'm. Ardından yüzünü tekrar konak halkına döndü. Başta annesi ve karısı olmak üzere herkes büyük bir merak, dikkat ve Kamah Ağa'nın ölümünün verdiği üzüntü ile Arza'ya bakıyordu. Arza başını dikleştirdi, boğazını temizledi. Az sonra söyleyeceği, bir devrin bitişinin cümlesiydi. "Kızım Roya, Karacakan'ların ağası Hazar'a gelin gidecektir!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD