Evlen benle Ula!🙈

1062 Words
"Elimi uzattım dokunamadım... İkanus olmak istedim sana uçmak, kavuşmak ve dokunmak, uzaksın güneşim..." ​(Bu güzel satırlar için canım arkadaşım Volkii'ye sonsuz teşekkürler... İyi ki varsın.) Kader miydi... Kavuşturmayan insanlar mı? Bence insanlar neden geçmişin yükünü biz ödemek zorundaydık ki? Ne olmuş yani Akçaların kızıysa Ne olmuş yani on üç yıl saçma sapan bir düşmanlık sevdadır bu ve kendime sözüm olsun ben o hırçın fırtınayı kendime yar edeceğim ve bu düşmanlığı bitireceğim... Ben Kuzey Şanlıbeyoğlu kırmızının her tonu mu yakışır bir insana yakışıyordu işte sevdalıydım ben İklime ama ne söyleyebiliyorum ne karşısına geçip benimsin diyebiliyorum. Sözüm var benim Akçalardan kimseye gözüm bile değmeyecek diye oysa gönlüm değdi nasıl yapacağız şimdi? Ben İklim edaya o nazına cilvesine yirmi ikilerimdeyken vuruldum melisin doğum günüydü o hatırlamaz belki ama lavabo çıkışı dudakları dudaklarıma değmiş bir alev gibi yakmıştı beni kafası öyle güzeldi ki ayakta duracak hali yoktu ama bana ben sana sevdalıyım diyordu... Gönlünde başka biri mi vardı? Yoksa gerçekten oda bana gönül mü vermişti... Ne yüzüme baktığı vardı ne de benimle konuşurdu beni görünce yolunu değiştirir sanki benden kaçardı... Sevdadan mıdır bu? Yoksa başka biri mi kafayı yiyeceğim kontol manyağı benim kontrolumu kaybettiriyordu. İşte o an geldi zaman durdu yine çok iddialı bir ateş kırmızısı sırt dekoltesi olan bir elbise giymiş ışıldıyor sanki ay yer yüzüne inmiş gibiydi. Bakışlarımı ben çekemiyordum ondan hep böyle olurdu zaten o ay gibi parlar ben onu seyrederim gülüşünü mimiğini ses tonunu bakışına verdiği tepkileri. Ah benim sert ama güzel seven kalbim seni de diz çöktüren bir bayan varmış... O kadar güzeldi ki benim baktığım gibi biri bakacak diye çıldırıyordum ve yine arkasından hayran hayran bakan serseriler bırakmıştı. Elimde tuttuğum viski bardağı çatlamak üzereydi ki dostum Melisin abisi Doğu koluma dokundu fısıldayan sesiyle "Sakin ol şampiyon sakın bombayı patlatayım deme bu gece olmaz." Kafamı sallladım elimdek bardağı tepeme diktim ve masaya vurdum. Masadaki gözler bana baksada umurumda değildi... Benim gözlerim sadece o nazlı kırmızının peşindeydi. dudaklarımdan dökülen o fısıltılı sözler döküldü... "Biz seninle bu Trabzon topraklarında yan yana akan ama birbirine asla dokunamayan Fıratla Dicle gibiyiz kızım. Aramızda on üç yıllık koca dağlar, aşılmaz yeminler var... Sana doğru akarsam her yeri yıkıp geçeceğim, kaçarsam kuruyup gideceğim... Ama o nehirler eninde sonunda denizde kavuşuyor ya yeminim olsun ben de her şeyi yıkıp geçeceğim yine de sana kavuşacağım.Olmayacak duaya amin demekse amin... Olmayacak bir ihtimale bile bile ladesse Lades amına koyayım. Bu sevda beni ateşe de atsa eğer seninde bende gönlün var ise geleceğim peşinden ölürsem de geleceğim kalırsam da...." Doğu’nun kolumdaki elini sertçe silkip attım. Gözlerimi o nazlı kırmızıdan tek bir salise bile ayırmadan masadan fırladım. Arkamdan Doğu’nun "Kuzey dur ula, valla vuracaklar birbirlerini!" diye fısıldayan sesini de, locadaki diğer adamların şaşkın bakışlarını da Trabzon’un o hırçın sularına gömdüm. ​Kulübün loş, basık ışıkları İklim’in sapsarı saçlarının üzerinde adeta raks ediyordu. Attığım her adımda yer sarsılıyor, kollarımın arasındaki o seksi damarlar öfkeden ve delice bir arzudan dolayı daha da şişiyordu. Kalabalığı yarıp geçtim. Kimin bana baktığı, hangi Akça uşağının elinin silahına gittiği umurumda bile değildi. Bu gece o kurallar da, o 13 yıllık yeminler de benim ayaklarımın altında ezilecekti. ​İklim, arkadaşlarıyla bir şeye kıkırdayıp o dolgun dudaklarıyla kadehinden bir yudum alırken, içgüdüsel olarak arkasını döndü. ​Ve bum! ​Buz mavisi gözlerim, onun o hareleri titreyen çakır yeşili gözlerine tam burun buruna dikildi. Aramızda sadece tek bir nefeslik mesafe vardı. Gözlerindeki o ani şoku, arkasından göğüs kafesinin nasıl hızla inip kalktığını gördüm. Bembeyaz tenine hücum eden o heyecan dalgası, yanaklarındaki o kocaman gamzeleri hafifçe belirginleştirdi. Korkmadı... Karadeniz kızının inadı anında o kalın dudaklarına muzip, cilveli bir kıvrım olarak yerleşti. Tam bana laf yetiştirmek için o dolgun dudaklarını aralamıştı ki, etraftaki serserilerin hayran bakışları beynime bir kurşun gibi saplandı. o çıplak sırtına değen her göz, benim ölüm fermanımdı. ​"Ula..." dedim, sesim pürüzlü ve o katıksız kontrol manyaklığımla hırıldayarak. "Çıldırtacaksın adamı..." ​Daha ne olduğunu, neye uğradığını anlamasına fırsat bile tanımadım. İncecik belini sol kolumla bir mengene gibi kavrayıp, onu tek bir hamlede omzuma fırlattım. ​Kulüpte zaman durdu. Müzik sanki aniden kesildi. Yaren’in arkadan "Ula Kuzey! İndir kızı delirdin mi da!" diye kopan çığlığı mekanda yankılandı. Akçaların birkaç koruması öne fırlayacak gibi oldu ama gözlerimi onlara dikip, yeraltının o acımasız, tek bir bakışıyla adam öldüren Şanlıbeyoğlu otoritesini ortaya koyduğumda hepsi buz kesti. Kimse tek bir adım atamadı. ​"Bırak beni Şanlıbeyoğlu! İndir ula, rezil ettin beni bütün Trabzon'a!" diye sırtımda tepinmeye başladı İklim. O kalçasına kadar inen dalgalı sarı saçları önümden aşağı dökülüyor, o su yeşili muzip tutamı sapsarı dalgaların arasından göğsüme çarpıyordu. Sırtımdaki o bembeyaz, pürüzsüz teninin sıcaklığı keten gömleğimin üzerinden bile tenimi cayır cayır yakmaya yetmişti. ​Hiç oralı olmadım. Merdivenleri ikişer ikişer, sakin ve jilet gibi bir kararlılıkla çıktım. Kulübün üst katındaki o sadece bana ait olan lüks VIP odaya girdiğim gibi, ayağımla kapıyı sertçe kapatıp arkasından kilidi çevirdim. ​Onu yavaşça yere indirdiğimde, sırtını arkasındaki ahşap kapıya sertçe yasladım. İki elimi de kapıya, başının iki yanına yerleştirerek onu tamamen kendi gölgemin ve gövdemin altına aldım. Kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki, göğsü göğsüme çarpıyordu. Yeşil gözleri öfkeden, inattan ve o içindeki cayır cayır yanan arzudan dolayı koyulaşmıştı. ​"Sen kafayı yemişsin!" diye soludu, doğuştan dolgun dudakları sinirden titriyordu. "Bana bak Kuzey Şanlıbeyoğlu, babam seni yaşatmaz! Kimsin sen beni böyle kucaklayıp götürüyorsun da?!" ​Başımı ona doğru eğdim. Dudaklarım, o aklımı uçuran kalın dudaklarına milim kalana kadar yaklaştım. Kokusu... O deli gibi arzuladığım manolya kokusu genzime dolduğunda adem elmam hırslı bir yutkunmayla hareket etti. Gözlerim dudaklarına kaydı, nefesim bembeyaz tenini kavurdu. Aramızdaki o slow burn gerilim, o tensel çekim o kadar yüksekti ki, odadaki oksijen tükenmiş gibiydi. Tam o dudakları sömürmek, o teninde yok olmak için delirirken... aniden durdum. ​Alnımı alnına yasladım, nefesimi dudaklarına üfleyerek derin bir nefes aldım ve kendimi zorlayarak geri çektim. ​İklim neye uğradığını şaşırmış gözlerle, yarı baygın ve arzulu bakışlarıyla bana bakakaldı. Birleşmeyi, o harareti bekliyordu ama ben Şanlıbeyoğlu'ydum. ​"O kalın dudaklarını öpüp delirmeyi, bu gece bu odada seninle günaha batmayı ben de biliyorum nazlı kırmızım..." dedim, sesim arzudan dolayı iyice boğuklaşmıştı. Elimi o sırtı açık elbisenin altındaki pürüzsüz tenine yerleştirip onu göğsüme sımsıkı bastırdım. "Ama Şanlıbeyoğlu'nun uşağı namussuzluk etmez. Öyle gizli saklı köşelerde, kulüp odalarında harcatmam seni de, içimdeki bu devasa sevdaluğu da... Evlenmeden olmaz ula!" ​İklim’in çakır yeşili gözleri şaşkınlıkla irileşirken, yüzündeki o şaşkın ifadeden öpme isteğimi zorla bastırıp sert çenemi diktim: ​"Hadi... Evlen benle. Alayım seni o konaktan, bitireyim bu asırlık inadı. Var mısın?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD