Hayatta en sevmediğim şey, birinin bana meydan okumasıydı. Hele ki o biri, her tavrıyla damarıma basmayı çok iyi beceren Kuzey Şanlıbeyoğlu’ydu. Sabahın köründe telefonuma düşen mesaj hâlâ aklımdaydı ve her saniye sinirimi bozmaya yetiyordu. Ekrandaki *"Nazlı kırmızım... Kahvaltıyı atlama."* yazısını hatırladıkça dişlerimi sıkıyor, kendi kendime "Kontrol manyağı..." diye söylenmeden edemiyordum. Sanki hayatımın her anını, her öğününü denetlemek onun göreviymiş gibi davranıyordu. Tam o sırada, konağın önünden sessizliği yırtan sert bir korna sesi yükseldi. Bir değil, iki değil, tam üç kere inatla çalındı o korna. Kaşlarımı çatarak hızla pencereye yürüdüm ve tülü araladım. Perdeyi tamamen çektiğim an şaşkınlıktan gözlerim neredeyse yuvalarından fırlayacaktı. Konağın tam önünde, devasa beyaz

