Konakta akrep ile yelkovan adeta birbirini kovalamayı bırakmış, zaman durmuştu. Kuzey’in gidişinin üzerinden saatler geçmiş, Trabzon’un tepelerine çöken sis yerini zifiri bir karanlığa ve bardaktan boşanırcasına yağan bir Karadeniz yağmuruna bırakmıştı. Salonda kimse tek bir kelime etmiyordu. Babam tespihini her zamankinden daha hırslı çekiyor, annemle Sabriye Hanım dudaklarında dualarla bir köşede oturuyordu. Yaren ise tırnaklarını yemekle meşguldü. Ben mi? Ben pencerenin kenarında, alnımı buz gibi cama yaslamış, karanlığın içinden süzülecek iki parlak far ışığı bekliyordum. "Ula kızım otur bir soluklan," dedi Yaren, yanıma gelip omzumu tutarak. "Bacakların kopacak, sabahtan beri ayaktasın." "O gelmeden oturamam Yaren," dedim, sesim Yağmurun sesine karışarak. "İçimde bir sıkıntı var

