~İLK KARŞILAŞMA~

1265 Words
Bade, önünde oynatılan sabah kuşağını izlerken hala aklı az önce oynatılan o röportajdaydı. Ne zaman gelmişti? Neden gelmişti? Dört ay önce ablası ve eniştesi trafik kazasında vefat ettiklerinde cenazeye bile katılmaya tenezzül etmeyen bu adam şimdi Keremi almak ister miydi? Bade yutkunup yüzünü ovuştururken anne ve babasının her sabah kahvaltıdan sonra yaptıkları gibi hazırlandıklarını görmüştü. Dört aydır her sabah önce ablası ve eniştesinin mezarına gider, ardından emekli bir çok çift gibi bir miktar yürüyüş yapar ve eve gelirlerdi. Geçen dört ayda Çelebi ailesinin düzeni bu şekilde ilerliyordu. Annesi ve babasının kendisine baktığını gören Bade yanında resim çizen yeğeninin kafasını okşayıp ayağa kalktı çünkü bu bakışın nedeni biliyordu, kapıya gel konuşalım demek oluyordu… Annesi ve babası Bade’nin geldiğini gördüklerinde birlikte ilerleyerek kapıya kadar gelmişlerdi, ayakkabılarını giyerken Bade de bu işin içinden nasıl kurtulacağını düşünüyordu, “Yavrum, hayat olağan akışında ilerliyor. Kerem zaten yeni yeni toparladı… Hayat düzenimizi değiştirip çocuğu huzursuz etmeyelim, o adam gelirse elbet konuşur bir hal çaresine bakarız.” Bade kırlaşmış saçları ve çizgi dolu yüzü ile kendine bakan babasına gülümsemişti. Haklıydı… Kerem yeni yeni annesi ve babasını sormayı bırakmışken yeğenini yeni bir huzursuzluğa sürüklemek istemiyordu Bade. “Haklısın baba… Olur da gelirse bir yolunu buluruz.” Hüseyin kızının anında çöken yüzünü okşayıp fısıldadı, “Toparlan, Kerem çok akıllı kızım… Anlayacak bir sıkıntı olduğunu.” Bade, başını sallayıp annesi Ayşeye dönünce onun da kendi gibi yıkılmış olduğunu görerek kendini toparlamaya çalıştı, “Tamam, siz de kendinizi toparlayın. Dikkatli olun aklım bir de sizde kalmasın.” Babası ve annesi gülümseyip yüzünü okşadıktan sonra çıkmışlar, günlük rutinlerini gerçekleştirmeye gitmişlerdi. Kapıyı kapatan genç kız, derin ve dertli bir nefes bırakıp biraz ilerisinde renkli çizimler yapan yeğenine bakmış ve içine dolan sevgi ile gülümsemişti. Çok seviyordu… Bir annenin çocuğunu sevdiği kadar çok, hatta belki de hem ablasının ve eniştesinin hem de Allahın emaneti olduğu için bir annenin çocuğunu sevdiğinden daha çok seviyordu… Bir kaç saniye yeğenini izleyen genç kız kahvaltı sofrasını toplamak için ilerleyecekken henüz yeni kapattığı kapının çalması ile annesi ve babasının bir şey unuttuğunu düşünmüş ve kapıyı ardına kadar açmıştı ancak beklediğinin aksine annesi ve babasını değil altı tane takım elbiseli adamın kapılarının önünde durduğunu gördü. Genç kız gerilse de belli etmemeye çalışarak kapıyı aralarken kapıdakilerin sadece kendisini görebilecekleri bir şekilde kafasını uzatmış ve adamların üstünde göz gezdirip hiç birini tanımadığına kanaat getirince şüpheyle sormuştu, “Kime bakmıştınız?” Adamlar genç kız kapıyı ilk açtığında arkada bir çocuk olduklarını görmüşlerdi, patronlarının söylediği ev yüksek oranda buydu fakat her hangi bir yanlışlığa mahal vermek istemedikleri için genç kıza cevap vermenin en doğrusu olduğuna kanaat getirdiler, “Hüseyin ve Ayşe Çelebiye bakmıştık.” Bade, annesi ve babasının adını duyması ile kaşlarını çatarken neye bulaştıklarını düşünmeden edemedi, “İkisi de yoklar, ben kızlarıyım… Annemi ve babamı neden arıyorsunuz?” Adamların en önünde duran Engin buranın aradıkları yer olduğunu kesin anlaması ile dudağının tek tarafının kıvrılmasını engelleyememişti. Net ve buyuran bir sesle kendine şüphe ile bakan kıza hitaben konuştu, “Küçük beyi almaya geldik. Zorluk çıkarmadan hazırlayıp getirmenizi rica edeceğim…” Bade gözlerinin büyümesini engelleyemeden kapıyı kapatmaya çalışınca az önce konuşan adamın ayağını kapının arasına koyduğunu görmüştü. Engin kapının arasına ayağını koyup oldukça çelimsiz duran kızı zorlanmadan kapıyı iterek arkasından çekilmesini sağladı, Bade kapının itilmesi ile yere düşerken Teyzesinin düştüğünü gören Kerem ise bu fiille daldığı yerden kurtulmuştu, “Teyze!” Engin patronunun söylediği çocuğun bu olduğunu anlayınca çocuğu almak için ilerlemiş ve yere düşen kıza hitaben konuşmuştu, “Size zorluk çıkarmayın demiştim…” Kerem kendine doğru yürüyen adamı görüp korkuyla yerinden kalkıp teyzesinin yanına koşunca Engin küçük çocuğu korkuttuğunu anlayıp diğer adamların evden çıkmaları için bir göz işareti yapmıştı, “Ağabeyi çağırın.” Bade ne olduğunu anlayamadan yerinden kalkmaya çalışırken kendine sarılan yeğenini hissedince derin bir nefes alıp yeğenini kanatları altına almıştı, Engin ikiliye bakıp sakince konuştu, “Küçük bey korkmayın, sizi amcanıza götüreceğim.” Kerem tanımadığı adamın yine kendilerine yaklaşması ile ağlamaya başlayıp teyzesine sarılmıştı, korkudan tir tir titriyordu. Bade yeğenini iyice kolları arasına alıp sıkıca sararken yaklaşan adama hitaben bağırdı, anlasın istiyordu… Kucağındaki çocuğun korktuğunu anlasın istiyordu. “Yaklaşma! Korkuyor görmüyor musun!? Yeğenimde travma mı yaratmaya çalışıyorsunuz!? Defolun evimden! Hemen!” Engin korkan ve ağlayan çocuğu görmesi ile derin bir nefes alıp geri durmuş ve patronunun kendisine kızmaması için dua etmişti. Bir kaç dakika sonra kapının açılması ve patronunun içer girmesi ile ona doğru yürüyen Engin, kendilerine bakmayan çocuğa ve genç kıza seslendi, “Küçük bey, bakın amcanız geldi.” Bade duyduğu şeyle korkuyla başını kaldırınca tepesinde dikilen adamı görmüş ve irkilerek yeğenine iyice sarılmıştı. Bu kadar çabuk mu gelmişti… Güven, kim olduğunu bilmediği kadına sarılan yeğenini görünce ilk defa gördüğü çocuğu bir kaç saniye inceleyip konuştu, “Yeğenimi almaya geldim.” Bade normal bir şey söylüyormuş gibi konuşan adama korku ve sinirle bakıp cevap vermişti, “Yeğenini mi almaya geldin!? Yeğenini almaya böyle mi geldin!? Yeğenini almaya dört ay sonra mı geldin!?” Bade yeğenine sarılarak ayağa kalkmış ve dolu gözler ile adamın karşısına dikilmişti. “Yeğenin olduğunu şimdi mi hatırladın!? Kusura bakma bu evden kimseyi alıp götüremezsin! Yeğenimi ne sana ne de başkasına bırakmam!” Güven, duyduğu bağırış ve karşısına dikilen kızın sözleri ile kaşlarını çattı, “Kimsin sen!?” Bade, aynı biraz önce programda izlediği gibi gözlüklerini çıkarmaya dahi tenezzül etmeyen adama iğrenç bir şey görmüş gibi bakarak cevapladı, “Keremin teyzesiyim! Annesiyim! Babasıyım! Her şeyiyim! Şimdi defolun evimden yoksa polisi arayacağım!” Güven karşısında kendine kafa tutan kızın ortalarında salladığı parmağını tutup hızla kendine çekti, “Bana bak! Teyzesi misin, annesi misin bilmem! Bilmeyi bırak ilgilenmem! Tek bildiğim bu evden yeğenimi alıp gideceğim ve senin de bana zorluk çıkarmayacağın!” Bade işaret parmağını tutup kendinde çeken adam ile parmağının zedelendiğini hissetmişti. İstemeden de olsa kızın ağzından parmağının acıdığına dair bir ses çıkınca Güven kızın canını acıttığını fark edip parmağını bıraktı, Bade adamın canını acıtmasına rağmen karşısındaki dik duruşundan ödün vermeden cevap verdi, “Asıl sen bana bak! Ağabeyinin vefatında cenazesine dahi gelmeye tenezzül etmememiş bir adam olarak utanmadan onun çocuğunu alacağım diye karşıma geçemezsin! Bu çocuk benim!” Güven ağabeyinin konusu açılınca yutkunup sinirlerine hakim olamadan kızın kucağındakinin yeğeni olduğunu dahi umursamamış ve kızı arkasındaki duvara yapıştırarak boğazını sıkmıştı. “Haddin olmayan şeylere karışırsan ne olur biliyor musun!? Haddini bildiririm!” Bade aniden duvara itilmesi ile sırtının ağrıdığını hissetse de kucağında kafasını omzuna gömerek ağlayan yeğenini bırakmamış hatta daha sıkı sarılmıştı. Ta ki, evini basan haydutun boğazını sıkmasına kadar… Bade azalan nefesi ile kucağındaki çocuğu taşıyan gücünün gittiğini hissederken Kerem teyzesine bir şey olduğunu anlayıp korkuyla kafasını kaldırınca gördüğü yüzle derince ve korkuyla bir çığlık atmıştı, “Teyze!” Güven, geçirdiği cinnet anından yeğeninin bağırışı ile sıyrıldı. Kızın boynundan elini çektiğinde Bade elini moraran boynuna koyup yeğeni kucağından düşecekken kucağındaki yeğeni ile kendimi yere attı. Kerem çığlık çığlığa ağlarken Bade ise ölümden dönen bedenini almaya çalıştığı nefeslerle kendine getirmeye çalılıyordu. Engin gördüğü görüntü ile gözlerinin büyümesini engelleyemezken korkuyla soludu, “Ağabey, kadın ölecekti…” Güven arkasındaki adam dönüp sinirli bir bakış atınca Engin susmuş ve başını önüne eğmişti. Ellerini kumaş pantolonunun ceplerine koyan adam ayaklarının ucunda kıvranan kadını bir kaç saniye izleyip bilmişçe sordu, “Çocuğu verecek misin, vermeyecek misin!?” Bade kucağında ağlamaktan katılacak yeğenini korkuyla sararken kendi acısını bir tarafa atmış ve nefessizlikten dolan gözlerini silerek sıkılmaktan tahriş olmuş boğazı ile cevap vermişti, “Asla! Kerem benimle kalacak!” Güven ‘sen bilirsin’ der gibi bir gülümseme takınarak kafasını sallamıştı, “İkisini birlikte alın.” Bade evine ilk giren adamın üstüne doğru yürüdüğünü görünce bağırarak durdurmaya çalışmıştı, “Hiç bir yere gelmiyoruz! Bırak! Bırak dedim! Kerem!” Genç kız adamın kollarında çırpınırken burnuna bastırılan bir bezle bilincinin gittiğini hissetmişti. Bayılmadan önce son sayıkladığı şey ise yeğeninin adı olmuştu, “Kerem…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD