18. Bölüm

750 Words
Aylar sonra Hamileliğimin artık sonlarında olduğum için iyice ağırlaşmıştım. Kralın yokluğunda bana Elizabeth eşlik ediyordu. Kral gelince Elizabeth gidiyordu. Ne diyeyim? Onlar benim için, ben onlar için fazlasıyla fedakarlık yapıyorduk. "Biraz dolaşalım mı Perla, doğumun kolay olması için bu önemli" diyen Elizabeth ile başımı olumlu anlamda salladım. Yaslandığım başlıktan doğrulup ayaklarımı yataktan sarkıtınca soğuk zemine bastı. Elizabeth hızla yanıma gelip beni durdurdu. "Sana çorap giydireyim az bekle" diyerek bir çift çorap alıp geldi. Çorapları ayağıma geçirip ardından terliklerimi giydirdi. Ayaklarım ödem toplamıştı ve bende güneş ışığı görmediğim için zayıf düşmüştüm. Kralın geçici işareti olmasa burda en fazla bir ay hayatta kalabilirdim. Elizabeth koluma girince birlikte bahçeye indik. Her gün sabah ve akşam olmak üzere iki kez yürüyüş yapıyordum. Saraya dönünce benim için hazırlanan şeyleri yedim. Kısa süre sonra Kralın kokusu burnuma doldu. Erken gelmişti. Son zamanlarda hep erken geliyordu. Kral odaya girince Elizabeth odadan ayrıldı. Elizabeth ile aramızda sağlam bir dostluk oluşsa da, Kral yanımda olunca daha huzurlu hissediyordum. Çünkü onu seviyordum. Başta mecburiyet gibi gelen şey zamanla sevgiye, hatta aşka dönüşmüştü. Sandalyeye fazla oturamadığım için yatakta uzanıyordum. Kral üzerinde ki kaba eşyaları çıkarıp yatağın kenarına oturdu. Bana doğru dönüp eteğimi yukarı doğru sıyırdı. Ben şaşkınlıkla ne yaptığına bakarken o şişmiş ayaklarıma bakıp "Sana masaj yapayım" dedi. "Zahmet etmeyin majesteleri" desem de iki eli bir ayağımı bulup masaj yapmaya başladı. Nazik nazik ovarken derin bir nefes aldım. "Buna bir çare yok mu?" diye söylendi. "Bu normal bir durum majesteleri, zaten doğuma fazla bir şey kalmadı. Doğum yaptıktan sonra geçecektir." dedim. Endişesini anlıyordum, beni korumak istiyordu. "Yine de dikkat et" derken bakışlarım dudaklarına kaydı. Sayısız öptüğüm solgun dudakları, beyaz teni, siyah kaş ve siyah kirpikleri, sert çehresi, gergin duran yanakları, her zaman sert olan yüzüyle bana göre eşşizdi. Beni heyecanlandıran yegane insandı. Zamanla buraya ve ona alışmıştım. Belki de gideceğimi bildiğim için bu kadar rahattım bilmiyorum. Masaj yaparken sadece onu izledim. Yaptığı masajdan haberim yokmuş gibiydim. "İyi geliyor mu?" diye sorunca kendime geldim. Başımı olumlu anlamda sallayıp "Teşekkür ederim" dedim. Biraz daha masaj yapmaya devam ederek, ardından yan tarafıma geçti. Her gün bana canım sıkılmasın diye bir şeyler anlatıyordu. Bu ikimizin rutini gibi bir şey olmuştu. Her gün onun anlattığı şeylerle uyuyordum. Bu gece de öyle olmuştu. Uyurken sıcakladığı mı hissedip üzerimi açmıştım. Kısa süre sonra üzerim örtüldü. Yana dönüp bacağımı kralın üzerine attım. Elimi göğsüne koydum. Kral derin bir nefes alıp, beni hafif itti. "Üşürsün" diye mırıldandı. Biraz o şekilde kalıp daha sonra yastığıma geçtim. Kral üzerimi örtüp elini örtünün üzerinden bana sardı. Kalbimde kelebekler uçuşurken bir süre hareketsiz kaldım. Karnım iyice büyüdüğü için duramıyordum. O yüzden kralın elini itip yine dönmeye başladım. Biraz orda biraz burda derken sabahı zor etmiştik. Kral kalkıp banyoya girdi, odaya dönünce sert bir soluk bırakıp "Benden ayrı yerde yatmak isterseniz anlarım majesteleri" dedim. Kralın hareketleri bir süre durdu. "Seninle uyumaya devam edeceğim" dedi. Bu beni mutlu etmişti. Ondan ayrı yatmayı bende istemiyordum. Neyse ki kabul etmemişti. O hazırlanıp çıkınca ben uyumaya devam ettim. *** "Kalk bakalım güzel anne, seni biraz süsleyelim" diyen Elizabeth ile kaşlarım çatıldı. "Niye?" "Abimin yanına gideceğiz" dedi. Ben şaşkınlıkla onu izlerken o gardroptan kırmızı bir elbise çıkarıp yatağın üzerine koydu. Benim inmeme yardım edip üzerimde ki takımımı çıkardı. Bana kırmızı bir elbise giydirip, en son kırmızı ruj ile tamamladı. Elimi tutup beni odadan çekarırken "Nereye? " diye sordum. "Gel sen, bana güven" diyerek beni büyük bir oda kapısının önüne getirdi. Beni orada bırakıp giderken endişe ile etrafıma baktım. Büyük kapı açılınca kral ile göz göze geldim. Beni baştan aşağıya süzerken ben onun yakışıklı yüzünü izledim. Derin bir nefes alıp elini bana uzattı. Elimi nazikçe elinin içine koyunca benimle içeriye yürüyüp, kapıyı kapattı. Benim için hazırlanmış bir masa ve bir kaç mum vardı. "Aslında ışığı veya ateş olan hiç bir şeyi sevmem ama seni mutlu etmek için bunlara izin verdim" dedi. Ben hayranlıkla yüzüne bakarken beni masaya götürdü. Sandalye mi çekip oturmama yardımcı oldu. "Teşekkür ederim majesteleri" dedim. Oda geçip karşıma oturunca bakışları mı masaya indirdim. Bir şeyler yiyip karnımı doyurduktan sonra "Bugün doğum günün değil mi?" diye sordu bir anda. Kaşlarım çatıldı. Zihnimi yoklayıp "Evet bugün doğum günüm" dedim. "İyi ki doğdun Perla" dedi. Hafif tebessüm ederek "Teşekkür ederim" dedim. Ayağa kalkıp yanıma geldi. Elini bana uzatınca tutunarak ayağa kalktım. Beni belimden kavrayıp kendine çekti. Biraz sendeleyip geniş göğsüne çarptım. Ellerimi tek tek omuzlarına koyup benimle dans etmeye başladı. Ben şaşkınlık ve mutluluğu aynı anda yaşıyordum. "Doğum günü mü nerden biliyorsunuz majesteleri?" diye sordum. "Ben bilirim" dedi. Bu büyülü anı bozmak istemediğim için ona sarılıp, onunla dans etmeye devam ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD