19. Bölüm

802 Words
İlk defa kalbine farklı bir his gelince sendelersin, duygunun ne olduğunu anlamaya çalışıp inkar yoluna gidersin. Zamanla içinde büyür ve artık içinden çıkılmaz hale gelince kabul etmek zorunda kalırsın. Bende tüm bu aşamaları geçtikten sonra ona aşık olduğu mu kabul ettim. Sadece hislerimi değil, onunla ilgili olan her şeyi kabul ettim. Fedakarlık yapabilirdim, onun için aşk için fedakarlık yapabilirdim. Belimi saran eli oraya ait gibiydi, soğuk dudaklarının yeri sıcak dudaklarımdı. Bedenimin tamamı onun için heyecanlanırken, benim ondan gidebilme ihtimalim var mıydı? Elbette yoktu. Dans devam ederken başımı göğsüne gömmüştüm. Orda huzurluydum. Başımı kaldırınca omuzlarımda ki ellerimi ensesine getirdim. Onu kendime çekerken işimi kolaylaştırıp o bana geldi. Dudaklarımız birbirine henüz değmeden iç içe geçmişti. Ben onun üst dudağını kavrarken, oda benim alt dudağımı kavradı. Dudaklarımız altlı üstlü birbirine üstünlük kurmaya çalışırken nefesim kesilmişti. Dudaklarımdan ayrılınca nefes nefese kalmıştım. "Ben üzgünüm" dedi. Nefesleri mi düzene sokunca "Ama ben değilim" dedim. Tekrar ona yaklaşınca, derin bir nefes aldı. Ellerimi yanaklarına koyunca "Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum Perla. Sana zarar vermek istemiyorum" dedi. "Bana zarar vermeyeceğini biliyorum, o yüzden benimle seviş" dedim tüm cesaretimle. "Doğumu kolaylaştırıyormuş" diye ekledim. Bana minik bir gülüş hediye ederek arkama geçti. Saçlarımı kenara itip başımı yana eğdikten sonra boynumu öptü. Her hareketi kalbimi dört nala koştururken, kulağıma yaklaşıp "Hamilelik hormonları sana yaramış" diyerek kulak mememi dudakları arasına kıstırıp emdi. Sadece hamilelik hormonlarım mı? Tüm hormonlarım Dragon diyor. Bedenimin kapalı gözü açıldı, duymayan kulağı işitmeye başladı, hissetmediği duyguları hissetti. Vermediği tepkileri verdi. Kısaca bedenim, kalbim ruhum onunla yeniden hayat buldu. Benim gibi acemi bir kızı avucunun içine alıp, istediği şekle soktu. Elleri elbisemin iplerini çözerken açılan yerleri öpmeyi ihmal etmiyordu. Sonunda elbise üzerimden düşünce önüme gelip elimi tutarak beni odada ki büyük yatağa taşıdı. Yatağın kenarına oturmamı sağladıktan sonra uzanmama yardım etti. Yavaş yavaş soyunurken beni izliyordu. Tamamen soyununca bacakları mı aralayıp, bacak arama yerleşti. İki elini yanıma koyup tüm ağırlığını kendine bıraktıktan sonra boynuma yöneldi. Boynuma minik öpücükler bıraktıktan sonra yavaş yavaş aşağıya indi. Çıplak kalan her yerimi öptü ama göğüslerimi hiç açmadı. Çünkü sütle dolmuşlardı. Öpmeye devam ederken alt çamaşırı mı çıkarıp bir kenara fırlattı. Islanıp ıslanmadığı mı kontrol ederek, kendini bana sürtmeye başladı. Kendini içime itince yanlarımda ki kollarına tutundum. Yavaş başlayan hareketleri yavaş yavaş arttı. Üzerimde işi bitince kendini yana attı. Artık huzurla uyuyabilirdim. Aramızda ki çekime inanıyordum, bizi güzel yerlere götürecekti. Üzerimin örtülmesiyle tatlı mırıltılar bırakıp rahat bir pozisyon alıp gözleri mi kapatıp kısa süre sonra uykuya daldım. *** Doğum Dragon'dan Perla'nın sancısının geldiğini bana bildirdikleri zaman tüm işimi gücümü bırakıp odaya koştum. Normalde sarayın içinde duvardan geçmeyi yasakladığım sarayda kendi kurallarımı çiğneyip önüme çıkan tüm duvarları aşıp geçtim. Kalbim hem oğlumu kurtarmak için heyecanlı, hem yeniden baba olmanın mutluluğunu yaşarken, Perla'ya bir şey olma ihtimali ile korkuyla doldu. Tüm hisleri aynı anda yaşarken nihayet odanın önüne geldim. Bu sefer kapıyı tıklatıp içeriye girdim. Perla terden saçı yüzüne yapışmış, gözleri yarı kapalı ıkınmaya çalışıyordu. Alt tarafı tamamen çıplaktı. Yani doğum yakındı. Hızla yanına giderek elini tuttum. Elimi sıkıca kavradı. Ikınırken elimi daha da fazla sıktı. Ebeler ona komut verirken o bana bakıp ıkınıyordu. Arada yüzüne düşen saçları geriye itsem de sancı geldiği zaman kendini öne atıp yine saçı başı dağılıyordu. Boşta kalan elimle saçlarını topladım. O önümde ıkınıp acıyla bağırırken kalbim acıyordu. Acıyla inliyor, beni kurtarın diye feryat ediyordu. Her sancı gelince ebeler onu yönlendiriyordu. Karşı tarafıma geçen Elizabeth'i bile çok geç fark etmiştim. Perla'ya o kadar odaklanmıştım ki gözüm bir şey görmüyordu. Neyse ki bir kaç ıkınmaya bebeğin sesi duyuldu. Perla rahatlamış bir şekilde kendini geriye atıp gözlerini kapatınca elimi yüzünde gezdirerek onu uyandırmaya çalıştım. Henüz küçüktü, benim yüzümden doğurmak zorunda kalmıştı. "Ona ne oldu?" diye bağırdım. Bütün sesler birbirine karışırken ebeler alt tarafta bir şeyler yapıyordu. "Bayıldı majesteleri, birazdan uyanacaktır" diyen ebe ile biraz rahatlasam da korkum hala geçmemişti. Soğuk suyu yüzüne atıp onu uyandırmaya çalıştılar. Elizabeth beni sakinleştirmeye çalışırken Perla'nın gözleri açıldı. Önce bana baktı, dudakları titremeye başlayıp, hemen ardından ağlamaya başladı. Elimi yüzüne koyup bebeğimin annesinin gözyaşlarını sildim. "Bebeğim nerde?" diye sorunca, ebeler hemen bebeği getirdi. Gözyaşları ile bebeğine bakarken, bir süre ağlayıp sakinleşen bebeği kucağına koydular. Bebek anne kokusunu alınca hemen huzurla uykuya dalmıştı. Perla'nın ağlaması, hıçkırıkları odayı doldururken onu nasıl teselli edeceğimi bilemez haldeydim. Neyse ki Perla konusunda en büyük yardımcım Elizabeth teselli görevini de eline almıştı. Elizabeth ele avuca sığmayan bir kızdı ama Perla ile epey olgun bir kadın olmuştu. Perla ile ilgilendiği için ona minnettardım. Perla sonunda sakinleşti. Ebeler işlerini bitirince odadan tek tek ayrıldı. Bebek kızdı. Bir kızımız olmuştu. Annesine benzerse çok güzel bir kız olacaktı. Ten rengini ikimizden almıştı ama gözleri siyahtı. Henüz minicikti. Şimdi anne sütü ile mi beslenecekti? Yoksa vampir usulü mü bilmiyorduk. Belki de her ikisiyle beslenirdi kim bilir? Perla da yorgunlukla uykuya daldı. Onları saatlerce oturup izleyebilirdim. Hatta öyle yapacaktım. Bana tüm mutlulukları yeniden yaşatan kızı saatlerce izleyip, onu istediği şeyle ödüllendirebilirdim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD