12. BÖLÜM

3064 Words
Cavit Bey içeri yürüdüğünde arkasında onu takip ediyordum. Kendi kendimi sakinleştirmeye çalışıyorken derin bir nefes aldım. Kapıyı açan personel Cavit Bey’in montunu aldığında ben kısaca başımla istemediğime dair bir hareket yaptım. Doğruca salona yürüdü, konuşma sesleri kulağıma çalınınca yüz ifademi sabit tutmaya çalıştım. İçeriye girdiğimizde başımı öne eğip postallarıma baktım. Cavit Bey benden uzaklaşarak eşine doğru yürüyüp “Gül’üm,” dedi ve göz ucuyla gördüğümde kadarıyla sarıldı. O sırada Enver Bey “Kızım,” diye seslendi tüm duygularını gizlediği sesiyle. “Canım kızım,” derken bir anda dibimde bitip kollarını omzuma sardı. Sarılışı canımı yakacak kadar sıkıydı. Sol eli saç diplerime gitti, çekiştirerek kavradı. “Her şeyin hesabını vereceksin, Uhde.” Fısıltısı tüylerimi diken diken etmeye yetti. Seslice yutkundum fakat rolüme bürünmeyi ihmal etmedim. “Babacığım!” Kollarımı onun beline sararken midem çalkalandı. “Neler oluyor?” deyip beni hafifçe itip kendinden uzaklaştırdı. Bu oyuna daha ne kadar devam edebilirdi, bilmiyordum. Her an kafama bir silah dayanma vakası yaşanabilirdi. Gözlerimi Leyla’ya çevirdiğimde endişe dolu bakışlarla beni izlediğini gördüm. Feza bana bakmıyordu, Leman ise ayakta durmasına rağmen telefonuyla ilgileniyordu. Nevin Hanım’sa yüzündeki sahte tebessümüyle bizi izliyordu. “Demek ağabeyimin nişanlısı olacak şanslı kişi sensin,” diyen kıza döndüğümde Enver Bey bir adım atıp beni arkasına saklar gibi Cavit Bey’e meydan okudu. “Neler oluyor Cavit? Bana bir açıklama yapmak zorundasın. Apar topar buraya çağırdın, geldik. Uhde?” Son anda bakışların tamamı bana döndü. Beynimdeki tüm çarklar döndü, bir şeyler söylemem gerekiyordu fakat mantığım devre dışıydı. “Oturun, Enver. Kız bir soluklansın. Hala şokta.” Neler döndüğü hakkında hiçbir fikrim yokken bende dahil herkes lüks krem rengi koltuk takımına oturdu. Çaprazımda Cavit Bey vardı, tekli koltukta. Eşi hemen yanındaydı, kızları annesinin koltuğunun kolçağına yerleşti. Benim yanıma Enver Bey oturdu, Nevin Hanım eşinin yanına. Leman, Feza ve Leyla ise üçlü başka bir koltuğa yerleşti. Cavit Bey şokta olduğumu söylediği için uyum sağlamanın iyi olacağını düşünerek kafamı eğdim ve gözlerimin dolmasını sağladım. “Sizin korumalardan biri kafes dövüşüne merak salmış,” diye lafa girdi Cavit Bey. Payiz ailesinin tüm gerçekleri bildiğine yemin edebilirdim ama nedense beni korumayı tercih etmişlerdi. İşlerine yaradığım sürece muhtemelen. “Uhde kızımız da onu vazgeçirmek istemiş. Tabii arkadaşı ikna olmayınca oradan çıkıp eve dönmek istemiş. E, senin düşmanların da malum. İsimsiz bir mesaj geldi, müstakbel gelinimin arabasına saldırı olacağını duyunca gittim ve kızını sana sağsalim getirdim. Arabasının patladığını görünce şoka girdi, hastaneye de uğramak zorunda kaldık. Olan bu.” Enver Bey kesmeden sabırla dinledi fakat son cümle bittiği an ayağa fırladı. Gözleri öfke saçarken Cavit Bey’e doğru bir adım attı. “Benim kızımı korumak…” diye sesini yükseltmişti ki Cavit Bey işaret parmağını dudaklarına götürüp susmasını sağladı. “Senden daha yakındım, Enver. Kızının hayatıyla oynasa mıydım? Teşekkür edeceğine benim evimde üstüme mi yürüyorsun?” Gerilim neredeyse gözümüzle göreceğimiz kadar yoğunlaştığında iki elimi yüzüme kapatarak hıçkırdım. Tüm bakışların bana döndüğüne emindim. “Özür dilerim, özür dilerim. Hiç aklıma gelmedi, ben… Ben arabamı tuzakladıklarını düşünemedim.” Sesim ellerim yüzümden boğuk çıkıyordu. “Git, kızını sakinleştir.” Cavit Bey o an herkese farkındalık kazandırmıştı. Bir anda Enver Bey yanıma oturup sırtımı sıvazlamaya başladı. Nevin Hanım bile benimle ilgileniyormuş gibi davranırken Leman, Feza ve Leyla yanıma geldiler. Ağlamaya devam ettim hatta olaya renk katarak biraz abarttım. Tiyatro oyunu ustaca sergiledim. Bana uzattıkları suyu titreyen elimle alıp yudum yudum içtim. Kabil arabamı patlatmış olmalıydı. Bundan sonrası için Cengiz’i nasıl kurtaracağım hakkında en ufak fikrim yoktu. “Panik atağı var.” Cümle bir anda yeniden tüm bakışları Cavit Bey’e döndürdü. Anlattığı şeyde gerçek olan tek cümle buydu. Leyla dolan gözleriyle iki avucunun içine aldı sağ elimi. “Stresten mi?” diye sordu. Başımla onayladım hafifçe. Feza’nın dudaklarına itici bir gülümseme bulaşırken sadece benim gördüğüme emindi. Sırtı Payiz ailesine dönüktü. “İyi rol yapmışsın.” Dudaklarını okudum, göz devirmemek için kendimi zor tutarken bakışlarımı kaçırmakla yetindim. Enver Bey’in eli bir şekilde yeniden saçlarımı bulduğunda tedirginliğim arttı. Bu evin sınırları içinde bana bir şey yapamazdı ama buradan çıktığımızda sonum yakındı. “Efendim, Cihangir Bey geldi.” Hepimiz kapıya döndüğümüzde müstakbel nişanlım jilet gibi gri takım elbisesiyle içeri girdi. Saçlarını kısalttığını fark ettim, yeni tıraş olduğunu belliydi. Ceketinin düğmelerini çözerken “Hoş geldiniz,” dedi. Umutla ona bakıyordum. Cengiz’i kurtarıp kurtarmadığını bilmediğim için ona kilitlenmiştim. Ceketini çıkardı babasının oturduğu koltuğa üstüne bıraktı. Beyaz gömleğinin kollarını sıvayıp düzgünce katladı. “Bir tanem,” deyip kardeşine doğru yürüdü. Bana hala bakmamıştı. O an refleksle ayağa kalkmış olduğumu fark ettim. Cihangir ve kardeşi birbirine sarılırken göğsüme bir sancı saplandı. “Ben bir lavaboya gidebilir miyim?” Sesim düşündüğümden güçsüz çıkmıştı. Leyla hemen çömeldiği yerden doğruluğunda omzunu tuttum. “Tek başıma,” diye ekledim. Birkaç adım attım ama çok şiddetli bir baş dönmesinin etkisiyle bacaklarımdaki tüm güç çekildi. Birinin belimi kavradığını ve beni ayakta tuttuğunu fark ettiğimde Feza ile göz göze geldik. Şaşkın görünüyordu. “İlacın etkisidir. Dedim ya panik atak geçirdi.” İşte o an Kandemir ailesi rol yapmadığımı anladı. “Sağol, Feza.” Cümlem biter bitmez onu itip bana yolu gösterecek görevlinin peşinden yürüdüm. Banyoya girip elimi yüzümü yıkarken nefes almaya çalışıyordum. Kurtarmış olmalıydı, kurtarıp hastaneye götürmüştü muhtemelen. Her şeyimle bu fikre tutunmak istedim. Kapı bir anda açıldığında “Ne oluyor be?” diye çemkirdim. Cihangir’in kalıplı bedeni banyonun neredeyse yarısını kapladı. Kapıyı kapatıp kilidi çevirdi. Birkaç adım geri gittim. “Kafan mı güzel senin, ne yapıyorsun?” Öfke dolu bakışları üzerimdeydi. “Asıl sen ne yapıyorsun Uhde?” Başımı geriye atıp gözlerimi kapattım ve içimden ona kadar saymayı denedim. “Cengiz nerede?” derken bende onun taşıdığını aynı öfkeyi taşıyordum. Birkaç saniye boş boş baktığında “Cihangir,” dedim. Askıdaki temiz yüz havlusunu alıp suratıma doğru hamle yaptığında elini hırsla ittim. “Cengiz nerede?” Güldü. O kadar alay dolu bir gülüştü ki kalbimin kırılmasına engel olamadım. “Cihangir,” dedim uyarma maksadıyla. “Sen var ya hiç laf dinlemiyorsun,” deyip havluyu sözlerinin aksine yumuşak bir hareketle yüzüme bastırdı. Boynuma akan su damlalarını da havluyla temizleyip kirli sepetine attı. Şakaklarını ovmaya başlarken “Seni asla anlayamıyorum,” dedi. “Cihangir, Cengiz nerede?” “Çok mu aşıksın ona?” Hem sakinleştiricinin etkisiyle hem de korku tüm bedenime yayıldığından gülemedim bile. İki koluna yapıştım istemsizce. “Cihangir, lütfen.” Başımı hafifçe yana eğdim. “Yalvarmamı mı istiyorsun? Lütfen, Cihangir.” “Daha ne kadar ileri gidebilirsin Cengiz için?” Cihangir’i kapıya ittim ama tahmin ettiğim gibi pek yerinden kıpırdatamadım. “Cengiz’e aşık falan değilim, çıldırtma beni!” “Sana eziyet ediyor,” diye hiç anlamadığım bir yerden patladı Cihangir. “Senin canını yakıyor, Uhde. Senden aşık olmadığın bir adamı baştan çıkarmanı istedi. Bütün her şeyi unut. Seni üç gün Kerem’in deposuna kelepçeledi lan. Aç ve susuz. Yanında telefonun olmasına rağmen hastalıktan geberip gitmek üzereyken bile üç gün boyunca aramadın beni. Sana yardımımı istersen bana gel dedim. Gelmedin. Onun için yardım istedin benden. Şimdi bir de Cengiz için yalvaracak mısın Uhde?” Öyle öfkeliydi ki konuşurken sürekli eli kolu savruluyordu, suratı kızarmaya başlamıştı. “Öldü mü? Ne oldu anlat artık!” Elleriyle yüzünü sıvazlayıp sakinleşmeye çalıştı. Ardından üstüme yürüdü, sırtım fayansla kaplı duvara dayanana kadar geri çekildim. İki eli başımın yanlarına yerleşti, beni tamamen köşeye sıkıştırdı. Yüzümüzün arasında santimler kalana dek yaklaştı. Gözlerine bakamadığım için bakışlarımı çenesine indirdim. “Enver Bey’i ihbar etmeye kalktın, Uhde. Seni yaşatmayacağını bile bile... Onu ihbar etmeye kalktın. Leyla’ya kızdığın için pişman değil misin?” Ellerim iki yanda yumruk oldu istemsizce. Kalp atışlarım kulaklarımda uğuldamaya başladı ama bu sefer panik atak değildi. O kadar sakinleştiricinin üstüne panik atak geçiriyor olamazdım. Bakışlarım önce dudaklarına oradan gözlerine kaydı. “Cihangir,” dedim fısıldayarak. Ağlamak üzereydim. Ellerimi kaldırdım. Onun yanaklarına koyarken midemdeki tuhaf burkulma hissiyle zar zor baş ettim. “Cengiz nerede?” diyebildim. “Ona bu kadar aşıkken benimle evlenebilecek misin?” İki elim boşluğa düştü. Onun kadar yoğun bir öfke bile hissedemedim. Onu göğsünden itmeye çalıştım ama bir milim bile uzaklaşmadı. Beynim cümleyi tamamen algıladığı an sakinleştiricilerin etkisi bir saniyeliğine yok oldu. Ne yaptığımı anlayamadan elimi kaldırıp ona tokat attım. Kafasını yana savuracak kadar şiddetli bir tokat… “Ona aşık değilim. Benim yüzümden oradaydı, gerizekalı!” Başını bana çevirip baktığında şaşkındı. Öfkesi geçip gitmiş gibiydi. Bir şekilde benim içimi doldurmuştu o öfke. İki yana düşen kollarım anlayamadığım bir güçle doldu. Göğsüne hızla vurdum. “Benim yüzümden! Anlıyor musun?” Yeniden vurdum. “Bana silah doğrultulduğunda silahını çekti diye oraya gönderildi çünkü!” Daha çok vurdum. “Benim yüzümden ölecekti! Ona aşık falan değilim!” Cihangir’in kolları aniden vücuduma dolandı. Kollarımı mengene gibi sardığı için hareket kabiliyetimi kısıtlamıştı. Bana sarılıyor olmasını kaldıramadım. Tek dizimi kaldırıp bacağının iç yan kısmına tekme attığımda beni bırakıp birkaç adım geriye sendeledi. “Cengiz’e ne oldu Cihangir? Söyle!” “Onu oradan çıkardık!” diye patladı o da. “İyi, hastanede.” Derin bir nefes alırken başımı fayansa dayadım. Bacaklarım bedenimi daha fazla taşımadı. Yere oturdum. Omuzlarımdan koca bir yük kalkarken dudaklarım iki yava kıvrıldı. Cihangir çöktüğüm köşeye yaklaşıp karşıma geçti. Dizlerinin üzerine çöküp yüzümü ellerinin arasına aldı. “Niye seni kurtarmamı istemiyorsun benden Uhde?” “Çünkü beni kurtaramazsın.” Bileklerini yakalayıp ellerini indirmeye çalıştım. İzin vermedi. “Şimdi ne yapacaksın?” dedi ısrarla yüzümü çevirmemi engelleyerek. “Bilmiyorum. Asıl şimdi siz bana ne yapacaksınız? Enver Kandemir’e ihanet etmeyeceğim Cihangir. Ben sizin kuklanız değilim, olmayacağım. O yüzden işinize yaramam.” Beni kendine çektiğinde dudaklarındaki gülümsemeyi söküp almak istedim. Sözlerimin üzerinde hiçbir tesiri yoktu. “Ona ihanet etmeyeceksin, seni ele versek bile. Öyle mi? Doğru mu anlamışım?” Sadece başımla onayladım. Gözlerim yakınlığımızdan ötürü istemsizce dudaklarına kaydı. Tebessümü büyüdü, tam sırıtmaması söylemek için ağzımı açtığımda yanağımdaki elleri vücudumu ona çekti. Dudakları dudaklarıma değdi. Beni öpüyordu. Şaşkınlıktan birkaç saniye hareket edemedim, beynim işlevini yerine getirmedi. Ardından ne olduğunu anlamadan vücudumun her zerresinde kalbimin uğultusunu hissederken ellerimi onu itmek için göğsüne dayadım. Cihangir başını hafifçe sağa eğerken yanağımdaki elleri çenemle boynum arasına indi. İçim ürperirken dudaklarının her kıpırtısıyla heyecanlanıyordum. Bir anda geri çekildiğinde kapattığımı fark etmediğim gözlerimi açtım. “Ne yapıyorsun?” dedim nefes nefese. Gülüşü tamamen dudaklarını esir almıştı. Boynumdaki elleri bileklerime indi. O an aydınlanma yaşadım, onu itmek için göğsüne koyduğum ellerim gömleğini sımsıkı kavramıştı. İtmekten çok çekmişim gibi görünüyordu. “Cengiz için ona gitmedin, bana geldin. Sen ailendekileri bırakıp benden yardım istedin. Sen Enver’e çoktan ihanet ettin, Uhde. Bu da kanıtıydı.” “Cihangir…” dedim ama işaret parmağını dudağımın üstüne koyup beni susturdu. “Olanları anlatmam lazım, burada kalacaksın. Seni o eve hiçbir şey bilmeden gönderemem. Bayılman lazım.” Eli boynuma doğru gittiğinde bileğini kavradım. “Beynime giden kan akışını kesmene izin vermeyeceğim, numara yaparım.” “İyi,” deyip yeniden sırıttı. “Gülüp durma,” diye kızdığımda bir hamlede beni kucağına aldı. Sağ kolumu boynuna doladım, sol kolumu gevşekçe kucağıma uzattım. O da sırtımdan ve diz arkalarımdan beni destekleyerek içeri kadar taşıdı. Gözlerimi yumup başımı omzuna yasladım. Zaten sakinleştiricinin etkisi ani duygu değişimleri dışında beni bir miktar uyuşturuyordu. Cihangir anlayamadığım şekilde Enver Bey’i bayıldığım ve iyi olmadığımdan burada kalmam hakkında ikna etti. Enver Bey onun bana aşık olmasını istediği için çok zorluk çıkaramadan kabul etmek zorunda kalmıştı. Algım tahmin ettiğimden daha kapalıydı. Vücudum yatakla temas ettiğinde irkilip gözlerimi açtım. Oda karanlıktı. “Gerçekten uyudun galiba,” dedi Cihangir’in eğlenen sesi. Sol tarafımda, baş ucumdaydı. “Seni dinliyorum,” dedim umursamaz görünmeye çalışarak. Birkaç hışırtı oldu ve dolap kapağının gıcırtısını duydum. Odasının perdesi tahminimce siyahtı ve koridorun ışığı kapalıydı çünkü oda anormal derecede karanlıktı. “Burada mı giyiniyorsun?” “Evet, nasılsa hiçbir şey görmüyorsun.” Yine de gözlerimi kapatıp sırtımı döndüm ona. Rahatlığı beni deli ediyordu. “Seni dinliyorum,” deyip hışırtılardan ne yaptığını anlamamak amacıyla içimden sayı saymaya başladım. Kemer şıngırtısını duyunca sinirle yatağa uzanıp homurdandım. “Cihangir, konuş artık.” “Şş, birisi geliyor.” Nereden anladığını sormak istedim ama yakalanmamak için gözlerimi kapatıp vücudumu gevşetmeye çalıştım. Bir dakika bile geçmedi, kapı gıcırtısını duydum. Nefeslerimi düzenli ve ağır alıp vermeye dikkat ettim. Aynı baygın birisi gibi. “Eğlenceli tiyatroydu,” dedi kızkardeşi. Sesi gitgide yaklaştığı için başucuma doğru yürüdüğünü tahmin ettim. Ahşaptan gelen tıkırtılara bakılırsa komodine yaslanmıştı. “Ne yapıyorsunuz siz? Babam alelen yalan söylüyor aşağıda. Enver’den nefret eder o.” Cihangir’in adım sesleri yankılandı. “Büyüklerin işine karışma, bücür.” “Onu kullanacak mısın?” dedi sıkıntılı bir ses tonuyla. “Onun masum olmadığını biliyorum tamam mı? Zeki’nin kızını kaçırdığını, Kerem’e neler yaptığını falan biliyorum yani. Yine de… Biz onlar gibi değiliz, Cihan.” “Karışma, aşağı in.” “Ne olursa olsun, o kötü birisi bile olsa bir kadını ve onun duygularını kullanma, abi. Onun için üzülüyorum ben. Hadi diğer üç çocuğu Enver’in kanından. Babaları yani kaçışları yok. Bu kızın gerçek babası bile değilken…” “Haddini aşıyorsun, bücür.” “Abi, onu kullanma ama onunda seni kullanmasına izin verme. Siz… Gerçekten evlenmeyeceksiniz sonuçta. Kız umutlanabilir. Bak eğer yalan değilse kızı o evde delirtip panik atak hastası etmişler. Bu kız iyi değil, sana da iyi gelmez. Boşa kürek çekmeyin.” “Cihanbanu!” “Banu, benim adım Banu. Aman karışmıyorum ne haliniz varsa görün. Nefret ediyorum bu isimden ya! Mahkeme kararıyla değiştireceğim, göreceksiniz.” Ses yavaş yavaş uzaklaştı, kapının kapanma sesini duydum. Yine de Cihangir hiçbir şey demeden hareket etmedim veya gözümü açmadım. Ya beni deniyordu ya da kardeşi odadan çıkmamıştı. “Zeki kadınsın.” “Biliyorum,” dedim bacaklarımı karnıma doğru çekerken. Yanımda hareketlilik hissettiğimde Cihangir’in kolları arasında kaldım bir şekilde. “Ne yapıyorsun?” dediğimde tek bacağını da üstümden yatağa koydu. Kulağıma eğildi. “Yatağın diğer tarafına geçiyorum, Uhde.” “Ayakların ne işe yarıyor? Dolansana diğer tarafa,” deyip vücudunu yatağın sağ tarafına iteledim. Kıkırtısını duydum. “Burası daha yakındı,” diye mırıldandı kendini o tarafa atarken. Beni Kerem’in deposundan kurtardığı güne atıfta bulunuyordu. “Ne boktan sebep,” dedim ona uyarak. Oyun oynamak istiyorsa oynardık. “Ağzın gerçekten çok bozuk,” derken sağ kolunu başının altına aldı. Şu an ben ona dönük halde cenin pozisyonundaydım. O ise rahatça yayılmıştı. “Malzeme bu maalesef.” “İki yüzün var, Uhde. Ne zaman, nerede hangisiyle karşılaşacağını bilemiyor insan.” Gözüm karanlığa alıştığı için silüeti daha görünür hale gelmişti. Bakışlarıyla tavanı inceliyordu, bense onu. “İki yüzüm yok Cihangir. Sadece çok iyi rol yapıyorum.” Başını yavaşça bana çevirdi. “Hangisi sensin peki?” Gözlerinin yoğun elektriğinden kaçabilmek için doğruldum hemen. Deri ceketi çıkarıp zar zor seçebildiğim sandalyenin üzerine attım. “Cevap vermeyecek misin?” Bu sefer sırt üstü yatıp bakışlarımı tavana diktim. “Ne duymak istiyorsun?” “Hangisinin gerçek sen olduğunu duymak istiyorum, Uhde. Kerem’e düşmanlık edip Zeki’nin kızını kaçırtan patronunun her emrini yerine getiren o zalim misin? Yoksa Melek’e her gördüğünde üzülerek bakan Cengiz için Enver’i yakmaya göze alan beni arayıp yardım isteyen hatta ileri gideyim ben öptüğümde karşılık veren kadın mısın?” “Ben sana karşılık vermedim.” Saçımda hissettiğim dokunuşla irkildim o an. Yumuşak dokunuşu dalgalı tutamları okşarken vücudum kasıldı. “Bak böyle oluyor her seferinde, saçından tutup sürüklüyor mu o şerefsiz seni, ne yapıyor?” Başımı sola kaydırıp parmaklarından kurtardım saçlarımı. “Saçma sapan konuşma,” dedim sırtımı ona dönerken. “Nesin sen? Beden dili ve mimik uzmanı mısın?” “Sana insan gibi davranmıyor.” O an kan beynime sıçradı. Yeniden fırladım yattığım yerden. “Siz bana çok mu insan gibi davranıyorsunuz? Ne farkın var Enver Kandemir’den Cihangir Payiz? Babanın ne farkı var Enver Kandemir’den? Kara kaşıma kara gözüme mi kurtardınız beni? Beni büyüten adama ihanet etmemi isteyeceksiniz benden. Nişanı niye kabul ettin sen? Beni o karanlık kuyudan çıkarmak için mi? Güldürme beni. Hepinizin işine yaradığım kadarım ben. Uhde Kandemir olduğum için nişanlanmak istiyorsun benimle.” Nefes nefese ona baktım ama o sadece beni izliyordu. Tepkilerini tamamen gizlemişti. Omzuna vurdum sertçe. “Kerem’in ne farkı var mesela o bana insan gibi davranmayan adamdan? Adamın öz kızını doldurmuş, ihanet ettiriyor babasına. Siz ne olacağının farkında mısınız? Enver, ne bana ne sana hatta kendi kızına tolerans gösterecek adam mı? Siz… Siz öyle misiniz? Allah aşkına söyle, hanginiz farklısınız ondan? Beni kurtarmak mı istiyorsun? Hiçbirinizi tanımadığım bambaşka bir hayat verebilir misin bana? Veremezsen sus, Cihangir. Hepimiz aynı çukurun içinde debeleniyoruz çünkü.” Yeniden sustum cevap versin diye. Sağ eli hala başının altındaydı o yüzden sol elini uzattı bana. “Gel,” dedi gülümseyerek. “Sakinleştirici aldın, yorgunsun, gel Uhde.” Gözlerimi devirdim alayla gülümserken. “İyi,” dedi ciddi bir sesle. “Sen yine gelme, ben sana geleceğim.” Ne dediğini anlamadan bileğimden tutup göğsüne çekti beni. Onu itmek için hareketlendiğimde başının altındaki kolunu belime sardı, tek bacağını iki bacağımın üstüne atarak tüm vücudumu kapana kıstırdı. Debelenmek üzere olduğumu fark edince “Cengiz’i kurtarmaya değil, öldürmeye gittiğini söyleyeceksin,” dedi. Durdum. “Nasıl yani?” “Cengiz’le konuştuk. Planı yaptık. Bir gece kulübünün ihalesi var üç gün sonra. Onun belgelerini verdik. Depo olayından sonra iyileşip eve döndüğün gün bizden çaldı-“ “Olmaz,” dedim aniden. “Olmaz, Cihangir. İnanmaz. Bilincimin kapalı olduğunu söyledim. Orada silah çekti Tufan bana. Kafama silah dayalıyken hiçbir şey bulamadığımı savundum ben. İnanmaz, Cengiz’i de beni de gömer.” “Bir dinle ya, dinle. Fesuphanallah.” Şu duruma nasıl düştüğüme emin değildim. Enver Bey’i kandırmak için Cihangir’le plan yapıyorduk. Dün gece beni eve bile bırakmaya tahammülü olmayan adamın bugün yatağında yatıyordum. “Cengiz’de oradaydı. Çaldı, evraklar ondaydı. Sende o evrakları almaya gittin. Çünkü o cezaya gönderilmeden sana not bıraktı.” “Neden cezaya gitmeden affedilmek için Enver Bey’e vermesin evrakları? Saçma plan.” “Konuştuk Cengiz’le diyorum. En son orada görmüş Enver Bey’i. Cezaya götürülmeden bir daha görmemiş. Evde köstebek olduğundan ki bu Leyla ama Enver Bey bunu bilmiyor, korumalara güvenememiş. Sadece sana not bırakabilmiş. Onu bul ve evrakları al diye.” “Sonra?” dedim bir şeyler kafamda netleşmeye başlarken. “Evrakları alamadın çünkü Cengiz sana değil, Enver’e ulaşmak istediğini söyledi. Oradan çıktın, arabaya bindin. Tuhaflık olduğunu fark ettin. Issız bir arazi yoluna girdin, indin, bombayı gördün. Beni baştan çıkarabilmek ve mağdur rolü oynayabilmek için benden yardım istedin. Ben babamla geldim. Seni kurtardık.” “Cengiz nasıl kurtuldu peki?” “Sen bana Cengiz’in yakın arkadaşın olduğunu ve oraya kendi isteğiyle gittini söyledin. Bende gidip onu aldım. Hastaneye götürdüm. Böylelikle evrakları da kendi elimle Enver’e ulaştırdım. Bu hikayeyi narsist kişiliği çok beğenecek. Sende onu sıkıştırmayacağımı biliyordun. Onu Enver’in insafına bıraktın. Panik atağı da patlamayı gördüğün için geçirdin. Aklına takılan başka soru?” “Yok.” “Güzel, şimdi uyuyabilir misin?” Tam bir şey söylemek için ağzımı açtığımda derin bir nefes alıp başımı saçlarıma gömdü. “Bir kere de karşı çıkma, tamam de,” diye isyan etti. Cihangir’in göğsünde, hızlı ve ritmik kalp atışlarını dinleyerek uykuya dalarken tuhaf bir duyguyla baş başa kaldım. Her şeyimle korktuğum bir duygu…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD