Volkan’a telefon açıp Kaş’a geldiğimi söyledim, adresini söyledi. Muzaffer’le, Selim teknede kalmak istediler taksi tutarak verilen adrese gittim. Kızım kucağımda bıcır bıcır konuşup duruyordu yolculuk hoşuna gitmişti. Çok güzel yerdi babaannemin ikide bir buraya gelmesinin nedeni belli olmuştu. Bahçeye girdim, Nida ile Volkan beni bekliyordu, Volkan’ın dikkatini çeken Helina oldu “Hoş geldin Oleg bu güzellik kim”
“Kızım Helina”
“Evlendin mi? Neden hiç haberimiz olmadı, Babaannede hiç bahsetmedi”
“Evli değilim”
“O zaman bu”
Bebeğimin yanağından öptüm, sakallarım gıdıklamış olmalıydı kıkırdadı. “Benim kızım, Yüksel de annesi”
“Bizim tanıdığımız Yüksel’mi?”
Volkan’ın şoka girmiş haline güldüm “Ta kendisi”
“Nasıl olur siz birbirinizden nefret ederdiniz”
Nida Helina’yı kucakladı “Ben biliyordum ikisi de birbirine bayılıyordu. Nefret cilveleşmeleriydi. Ne güzel kız bu böyle, sana çok benziyor. Yüksel nerede!”
“Nerede olduğunu bir bilsem, dün çocuğu bana bırakıp ortalardan yok oldu sizden yardım istemeye geldim. Babaannemi göremedim?”
“Simay’la arazi bakmaya gittiler birkaç saate gelir”
Nida, Helina’yı çocuklarının yanına götürdü, oyun bahçesinde bakıcı olunca içim rahattı. Yine de onu görebileceğim masaya oturdum. Olanları anlatıp Yüksel’in yazmış olduğu mektubu uzattım. İkisi de mektubu okudu Volkan düşünceliydi “Başına kötü bir şey gelmeden ona ulaşmalıyız”
“Bende bu yüzden geldim, ne olduğunu bilmediğim için korkuyorum Volkan.”
“Tolga’ya, Polat’a telefon açarım hatta tüm birimi harekete geçiririm. Merak etme o cadıyı başı belaya girmeden buluruz”
Volkan’ın söyledikleriyle içim biraz rahatlasa da, Yüksel’i bulmadan bana huzur yoktu. Babaannem yanında çok hoş bir kadınla bahçeye geldi. Beni gördüğünde yüzü beş karış asıldı “Senin burada ne işin var, beni saymayanı ben tanımıyorum” diyerek önümden geçip yürüdü. Oyun bahçesine yürüyüp kızımı kucakladım, babaannemin önüne geçtim “Torun istiyordun al sana torun” diyerek kucağına tutuşturdum “Kim bu”
“İsmi Helina benim kızım iki yaş üç aylık”
“Annesi kim”
“Yüksel”
“O kız kurusu olan Yüksel’mi?”
Babaannem resmen ciyaklamıştı… “Sevdiğim kadına böyle hitap etme, bulduğum anda gelinin olacak”
Helina babaannemin boynuna sarılıp başını omzuna yasladı uykusu gelmiş olmalıydı. “Helin, güzel Helina. Ablana çok benziyor onunda böyle altın rengi kıvırcık saçları, yemyeşil gözleri vardı” derken gözlerinden sicim gibi yaşlar iniyordu. Kızıma sıkıca sarılıp sandalyeye oturdu hafifçe sallamaya başladı… Olayları bir kez de ona anlattım “Ben torunuma bakarım sen git o kız kurusunu bul. Hemen yüz verme bunca zamandır çocuğu saklaması, bu yetmiyormuş gibi hem seni hem de bebeğini terk edip gitmesinin cezası olmalı ”
“Onu sağ salim bulayım inan bu dediklerinin hiçbiri umurumda değil”
****
Kızımı çok özlemiştim… İki gündür Orya otelin etrafında dolaşıp duruyordum, kadına rastlamamıştım, kulüp gece yarısı anca kapanıyordu. Daha fazla oyalanmazdım bu gece gerekirse sabaha kadar bekleyecektim. Kadınlar personel kapısından çıkmaya başladılar, hepside yabancı gibi görünüyordu, sarışın, iri göğüslü geniş kalçalı kadınlardı. Benim olduğum yere doğru yürüyüp yanımdan geçtiler.
“Maria’dan nefret ediyorum”
Aha aradığım kadının ismini duyunca peşlerine takılıp kulak kesildim. “Şıllık dans etmeyi bilmiyor ikide bir bize bağırıp duruyor. Yaptığı en iyi şey adamların kucağına oturup koca kıçını çüklerine sürtmek”
Maria’nın dedikodusunu yaparak uzun süre yürüdüler… Otelden fazla uzaklaşmıştım, işime yarayan bilgi yoktu geri dönmenin zamanıydı. Bir kaç adım anca atmıştım çığlık sesine arkama baktım, kadınlardan biri düşmüş ayak bileğini tutuyordu. Bu olay şansımı açabilir miydi. Birden telefonum çaldı “Amirim kulüpte iş bak dedin ama garson veya temizlikçi aramıyorlar, bir iş var o da sana uymaz”
“Ne iş olduğunu söyle uyup uymadığına ben karar vereyim”
“Amirim ya, iş size asla olmaz”
“Serseri gülüp durma söyle”
“Stiptiz yapacak kadın arıyorlar”
“Bak hala gülüyorsun sen bana dansla ilgili bir özgeçmiş bul, gerisini ben hallederim ve aklımda ki gerçekleşirse içinizden biri o kulübe gelirse bacaklarınızı kırarım”
Oleg öfkeden, meraktan ölüyor hatta kuduruyor olmalıydı. Pisliği bulur bulamaz ona koşacak hayatımın gerçeklerini anlatacaktım. Beni anlayacağından emindim, sapıklar, tecavüzcüler, katiller onun geçmişinde de fazlasıyla vardı. Gözlerimi kapattığım anda aklıma gelen tek erkek o oluyordu. Yıllarca erkek cinsinden uzak durmayı tercih etmiştim onu görene kadar…
Sabahın olmasını zor bekledim aklım fikrim kızımdaydı, babasının iyi baktığını düşünmekten başka yapacak neyim vardı ki. Aşırı makyaj, kısa deri şort, yüksek diz üstü çizmeler, dar kazak üstüne yine deri ceket. Dün gördüğüm dansçı kızların kıyafetleri aşağı yukarı giydiklerime benziyordu. Kulübe girmem öğlen saatlerini buldu, kapıda ki korumaya iş için geldiğimi söyledim beni şöyle bir süzdü, eliyle içeriyi gösterdi yürürken önüme geçti… Kısa boylu oldukça göbekli adamın önüne geldiğimize göre parton olmalıydı. Uzun süre beni süzdü “Vücudun güzel, kalçaların, memelerin sıkı görünüyor, bacakların uzun ve biçimli. Sahneye çık ve soyun”
“Ben stirptizci değilim dansçıyım”
“Dansçılarımız var, şimdilik ihtiyacımız yok”
Dansçılarından birinin ayak bileğini burktuğunun haberi gelmemiş olmalıydı. Benim için büyük hayal kırıklığı olmuştu kadını dışarıda yakalamaya çalışmaktan başka çarem yoktu. Kulüpten dışarı çıktım, bu sürek avı fazla uzayacak gibiydi… “Hey sen geri dön” diyen sese döndüm, kapıda ki korumaydı “Patron konuşmak istiyor” Nedenini bile sormadım sitriptiz harici her işe evet diyecektim. Oleg’le dans ettiğim kulübe benziyordu, bu tür yerler gündüz basit görünsede gece bambaşka bir havaya bürünürdü. Sanki tüm hayatım bu gibi yerlerde geçmiş gibi düşündüğümü fark edince kendi kendime gülümsedim. İki kez gece gitmiştim o anlarda yanımda Oleg vardı, bir kezde gündüz iş için basın yapmıştım. Yine patronun karşısındaydım. “Kızlardan biri bileğini burkmuş uzun süre dans edemeyeceğini söyledi, ne kadar süre bilmiyorum. Eski çalışanımdır geldiği anda işin biter ne dersin?”
“Kim bilir belki benden memnun kalırsınız. Onun işi biter ben devam ederim”
“Olabilir, ne zamandır dans ediyorsun?”
“Önceden hep sahnedeydim ama bir süre bırakmak zorunda kaldım, bir kaç güne eski seviyeme geleceğimi düşünüyorum. Baş dansçıyım…” Adamın çalıştığım yerleri soracağını düşünmüştüm sormadı. Sorsaydı bile Tahir sahte belgeyi yollamıştı…
“Baş dansçımız var, arka planda dans edeceksin. Müşteriler tarafından çağrıldığında sahneden iner istediklerini yaparsın bunda bir sorun var mı?”
“Fahişelik yapmıyorum”
“Orası senin bileceğin iş, ben kucak dansı yapıp yapmayacağını soruyorum”
Dilerim kimse çağırmazdı elin sarhoş heriflerinin kucağına oturamayacaktım. “Problem değil”
“Dansçılarımız hep sarışın oldu senin gibi koyu renk saçlı kadın değişik gelebilir. İlk dansını bir görelim ne kadar başarılısın.”
Eliyle gösterdiği sahneye çıktım üç direk vardı, biri önde diğerleri arkadaydı. Önde ki baş dansçının yeriydi… Adam önde dans et diye seslendi, Oleg’le dans ettiğim müziği istedim belki havaya girer bir şeyler becerirdim. Işıklar karartıldı ve müzik başladı, gözlerimi kapattım şimdiye kadar kesintisiz yaptığım idmanlar işe yarayacaktı. Seksi çağrıştıran ağır bir müzikti onu düşündüm bana sarılmasını, kollarını belime dolamasını, öpüşlerini kanım alev gibi olmuştu. Direğin çevresinde dönüyor, eğiliyor, bükülüyordum, kalçamı aşağı eğdim sanki Oleg içimdeydi, yukarı kalkıp, bacağımı direğe sardım, başı bacaklarımın arasındaydı. Tüm hislerim ayaklanmış vücudum Oleg diye bağırmaya başlamıştı, müziğin son notalarını duydum. Adam alkışladı “Bayağı iyisin direkle dans etmedin sanki seviştin. İşe alındın bu gece başlıyorsun”
Nefes nefese yere oturdum, bu adama ne kadar çok tutkundum onun için çıldırmama ramak kalmıştı. Çok fazla tecrübesi vardı bunu çok iyi biliyordum yine de benimle tapınır gibi sevişmişti. Ondan bebeğim olsun istemiştim ihtiras duyduğum tek erkekti, son erkekte o olacaktı. O mükemmeldi…
*****
Babaanneme Muzaffer’le, Selim’in de yanımda olduğunu söyleyince çok sevindi, aradığı araziyi bulduğunu onların gelmesiyle daha kolay yerleşeceğini söyledi. Volkan devamlı telefon açıyor, Yüksel’in izini sürmeye çalışıyordu. İçim içimi yiyordu ortadan kaybolalı üç gün olmuş hala bulunamamıştı.
“Volkan evini bulsak belki bir iz bırakmıştır, İstanbul’a gitmem gerek”
“Haklısın bende geliyorum”
Kızımı babaanneme emanet ederek yine yatla geri döndük, kalbimde aklımda iki parçaya ayrılmıştı. Volkan’ın devamlı bahsettiği arkadaşı Polat bizi marinada bekliyordu… Tanışma faslından sonra oturduk.
“Yüksel’i tanıdım tanıyalı hiçbir erkeğe yüz vermedi, seni tebrik ediyorum inadını kırabilen tek erkeksin”
Polat’ın sözlerini minik bir tebessümle karşıladım, sevdiği için benimle olmamıştı. Bebek sahibi olmak için beni kullanmıştı. Gelip onu bulmasaydım bir kızım olduğunu bilmeden ölüp gidecektim. Babaannem aslında çok haklıydı, yaptıkları cezasız kalmamalıydı. Ona nasıl bir ceza vereceğimi bulunduğu zaman düşünecektim.
Yüksel’in komşusunu getiren görevli kadını tanımıyordu, marinanın kameralarından kadını bulduk… Taksiyle gelmişti, getiren şoföre kısa sürede ulaştık, evi oturduğu yer olduğunu düşündüğüm yerin oldukça uzağında bahçe içinde iki katlı bir evdi. Kimse var mı diye seslendim, üst katın penceresine bebeğimi getiren kadın çıktı. Üst katta o oturduğuna göre alt kat Yüksel’in olmalıydı, Polat çoktan kapıyı kurcalamaya başlamıştı kısa sürede kapı açıldı. Kadınımın evi, yattığı yatak, su içtiği bardak, dolapta siyah ağırlıklı kıyafetleri, kızımın oyuncak dolu odası ve odanın duvarlarında fotoğraflarım vardı. Helina devamlı gördüğü için yabancılık çekmemişti, beni tanıttığına göre uzun süre kızımı saklamayı düşünmüyor olmalıydı.
Volkan fotoğraflarımı görünce güldü “Bizim erkek düşmanı Yüksel sana fena tutulmuş olmalı, bizim evde benim bir fotoğrafım bile yok”
Yüksel’in bana tutulduğunu pek düşünemiyordum, sadece benimle sevişmekten hoşlanmıştı. Ben onun için araçtım, o benim amacım olmuştu. Polat’la, Volkan diğer odaları karıştırırken, yatak odasında kaldım. Makyaj masasının çekmeceleri çok düzenliydi, bir kadının olması gereken süs eşyaları yoktu. Ne bir yüzük, ne bir küpesi vardı. Makyaj malzemesi bile çok azdı, bir alt çekmece iç çamaşırlarına ayrılmıştı. Daha çok pamuklu çamaşırları görünce gülümsedim, bir kadının bunların içinde seksi görüneceğini asla düşünemezdim. Son çekmecede fotoğraf albümü vardı. Elime alıp yatağa oturdum Yüksel gelinlik giymişti, yanında ki yüzü karalanmış dallamaya bakıyordu, mutlu yüz ifadesi yoktu. Deniz kenarı, dağ manzarası, çiçeklerin içinde bir sürü poz vermişlerdi. Yüksel çok gençti, terk edilen bir kadın yıllarca bu resimleri neden saklardı… Albümle odadan çıktım “Gitmesinin bu pislikle alakası olabilir mi?” İkisi birden uzattığım albüme baktı… Volkan başını kaşıdı “Adamın yüzünü parçalamış, Yüksel’i çok kızdırmış olmalı, ben ismini bilmiyorum. Ya sen Polat pisliği tanıyor musun?”
“Biz Yüksel’i akademide tanıdık, öncesini bilmiyoruz. Çok ketumdur kendisinden asla bahsetmezdi.”
“Peki, nikâh günü terk edildiğini nasıl öğrendiniz bu olayı ben bile duydum” Gerçi ilk duyumum düğün günü sabahı terk edildiği yönündeydi. Kadınıma nasıl hakaret etmiştim, doğruyu söylemediğim için tepki vermemişti o zaman bilginin yalan olduğunu anlamalıydım.
****