8.BÖLÜM

2007 Words
Gece çok uzun geldi, yürüyerek spor salonunun olduğu yere gittim kapalıydı. Tabii kapalı olurdu saat gecenin üçüydü. Evinin olduğu sokaktan geçtim evlerin hiç birinde ışık yoktu. Ne işin var diye niye sormamıştım ki. Israr etmeli onunla birlikte gitmeliydim. Uzun yürüyüş sonrası yine yatıma geldim, alarmı kurup duş alıp yattım. Sevgilim kahvaltı istemişti boş masayla onu karşılayamazdım. Açılan lokantalardan birine full kahvaltı hazırlayarak getirmelerini söyledim. Kısa sürede masa hazırdı. Tek bir eksiği vardı çiçek onu da garsona getirtemezdim arabamla yukarı çıkıp çiçekçi dükkanı buldum. “Sevdiğim kadına çiçek almak istiyorum ne önerirsiniz?” “Mavi gülün anlamı sen eşsizsin demek, mor ilk görüşte aşkı ifade eder, beyaz gül sevginizin saf olduğunu anlatır. Kırmızı gül…” Kadını durdurdum Yüksel’e aşkı ifade eden kırmızı gül vermek istemiyordum, Vera’nın ona verdiği güller aklıma gelmişti. “Mavi, Mor ve Beyaz gül olması yeterli kısa bir arajman yapın” Marinaya inerken salonun önünden geçtim, kapalıydı. Masa güllerin konmasıyla tamamlanmıştı, kendime kahve koyup beklemeye başladım, saat dokuz olmuştu gelmek üzere olmalıydı. Nasıl telefon numarasını almayı unuturdum yaptığım büyük aptallıktı. İkide bir telefona bakmaktan hal oluyordum, börekler soğumuştu, sucuklu yumurta, salam, peynir çeşitleri güneşin vurmaya başlamasıyla yakında kokmaya başlardı. Saat on bire geliyordu… Yatın önüne kedi gelince sucukla, salam çeşitlerini önüne koydum afiyetle yedi bitirdi. Diğerlerini dolaba koyunca kahvaltı hayal oldu. Belki işi uzamıştı gelince öğle yemeği yerdik. Telefonumun numarası hiç değişmemişti, üç yılda unutmuş olabilirdi. Marina müdürüne telefon açsa yine bana ulaşabilirdi. Daha fazla bekleyemeyecektim, yukarı çıktım salon hala kapalıydı. Tabelasında yazan numarayı tuşladım cevap yoktu, aralıklı olarak aradım en nihayet uykulu bir erkek sesi alo dedi. Kocaman bir el gelip kalbimi sıkmış gibi hissettim… “Yüksel hanımla görüşmek istiyorum” “Yüksel hanım diye biri burada yok” Yanlış numarayı mı aramıştım, bir tabelaya bir çevirdiğim numaraya baktım doğruydu. “Patronunuz olan Yüksel Hanım” “Patron benim, ismim Kubat kime sorarsanız sorun salonun benim olduğunu söyler” “Nasıl olur” Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyordum… “Bir saniye şimdi hatırladım Yüksel Hanım iki aydır salonumuza gelen üyemiz” Duyduklarımla şok üstüne şok yaşıyordum, derin bir nefes aldım “Sizde telefon numarası var mı?” “Neyi oluyorsunuz? Her önüme gelene kadın müşterilerimizin telefonunu veremem” “Doktorum mutlaka ona ulaşmalıyım annesi kalp krizi geçirdi” “Ben kendini arar söylerim. İki dakika sonra yine arayın” diyen adam telefonu yüzüme kapattı, haklıydı adama kızamıyordum. Yüksel’in son sözleri kulağımda çınladı “Ben büyük bir yalancıyım” Adamı tekrar aradım, bende kayıtlı olanı söyledim aynı numarayı aradığını kullanılmamaktadır dendiğini söyledi. Evinin olduğu sokağa gittim büyük bir ihtimalle bu da yalandı. Baştan başlayıp tüm evlerin kapısını çalıp Yüksel’i sordum tanımadıklarını, sokakta böyle birinin oturmadığını duymak beni pek şaşırtmadı. Evi mutlaka bu civarlardaydı ama hangisiydi. Yata geri dönmeye karar verdim belki de gelmiş beni bekliyordu. Saat beş olmuştu yoktu… Oturup ne yapacağımı düşünmeye başladım, hangi sözü doğru hangisi yalandı. “Bay Oleg, sizi soran biri var” Marinada çalışan görevlilerden biriydi, Yüksel olsaydı yata gelirdi, burada hiç kimse beni tanımıyordu “Kim” dediğim anda orta yaşlarda bir kadın “Benim” diye seslendi… Yattan indim kadını daha önce hiç görmemiştim Yüksel’den haber getirmiş olmalıydı… “Ben Yüksel’in komşusuyum beşe kadar eve gelmezse bunu size getirmemi söyledi… “Neyi?” “İşte bunu” Yanlış görüyor olmalıydım kadın bebek arabasını bana doğru itiyordu… Bebek mi? Arabanın güneşliğini açtım kıvırcık sarı saçlı kız çocuğu ağzında memesiyle uyuyordu. “Sizi bulursam bebeği vermemi tembihleyip bir de bu mektubu bıraktı okuyunca anlayacakmışsınız. Gitmeliyim akşama misafirim gelecek” “Biraz durun ben bu bebekle ne yapacağım?” “Çantası burada. Sorumluluğu size ait…” dedi ve gitti… Tekrar pusete eğildim kimdi bu minik kız, Yüksel niye bana bırakmıştı, işin kötü yanı ben bebek bakmaktan ne anlardım. Şaşkınlıkla bizi dinleyen görevliyle birlikte bebek arabasını yata çıkardık… İlk işim mektubu açmak oldu. ***** Sevgili Oleg Şaşırdığını biliyorum, kahvaltıya yetişemediğim için gerçekten çok üzgünüm. Helin senin kızın. Birlikte olduğumuz ilk gecenin bana mutluluk veren meyvesi. Fotoğrafını devamlı gösterdiğim için sana yabancılık çekmeyecektir… Çok akıllı, uslu bir çocuktur. Daha önce haber vermediğim için bana kızmış olmalısın bunun bir nedeni var. Çocuklardan hoşlanmadığını söylemiştin, şirketi kurtarmaya çalışıyordun, öylesine yattığın bir kadındım… Hamileliğim kazara olmadı, doğum kontrol hapı kullanıyorum diye yalan söyledim. Ailemde olan kadınların çoğunluğu genetik olarak erken menopoza giriyor, yaşım ilerliyordu çocuk sahibi olma şansımı kaybedebilirdim. O geceyi geri çevirmedim, uzaktaydın gelmeseydin kızından haberin olmayacaktı. Sen gelene kadar kızımı kime emanet edeceğim endişesi beni öldürüyordu… Peşime düşmen, bana olan düşkünlüğün fikrimi değiştirmeme sebep oldu. Geri dönmem çok uzun zaman alabilir… Kızımıza iyi bak Oleg, her zaman onu çok sevdiğimi söyle. Not: Köfte patates, sebze çorbası, yoğurt, haşlanmış yumurta, muz, çubuk kraker sevdiği yiyecekler arasındadır. Çikolatalı pasta ve dondurmaya bayılır. Sakın çok verme, sebze ağırlıklı beslemeye çalış. Su içmeyi, yıkanmayı sever… Tuvalete çok çabuk alıştı bez sorunun olmayacak… Çantaya minik ayısını koydum ona sarılarak uyumayı seviyor. Kızımıza ve kendine çok iyi bak. **** Mektup bitmişti, minik kıza bir daha baktım, benim yavrumdu bundan hiç şüphem yoktu. Kıpırdamaya başlayınca korkuyla yerimden fırladım uyanırsa ben ne yapacaktım. Neyse ki uyumaya devam etti. Geri dönmem çok uzun zaman alabilir diye yazmıştı. Nedeni neydi, nereye gitmişti. Kesin başını belaya sokacak bir işin içindeydi… Muzaffer’e telefon açıp hemen gelmesini istedim. Kadının bıraktığı çanta kocamandı, içinde kıyafetler, oyuncaklar, yedek meme vardı. Yüksel’in kızımızla çektirmiş olduğu fotoğrafı bulunca kalbim acıdı. Bu benim kaderim olmalıydı hayatımda ki kadınlar o veya bu şekilde beni kullanıyordu. Yüksel tarafından damızlık olarak kullanılmıştım. Helin’in anlamını bilmiyordum ama Helina Rus ismiydi mutluluk demekti. Acaba Yüksel bilerek mi bu ismi koymuştu. Helina gözlerini açtı, çok dikkatli bakıyordu “Merhaba Helina ben senin babanım” “Ba-ba” “Evet kızım ben babayım” “Çiş” İşte bu kötü olmuştu nasıl tutacaktım, bebek arabasının kemerini açtım iki yaşında olduğuna göre yürüyor olmalıydı. Kollarının altından tutup yere bıraktım ayakta duruyordu. Kollarını yukarı kaldırdı “Kucak” **** Üst kat komşum Neslihan, bebeğimi babasına teslim edene kadar saklanıp onları izledim, Oleg gönderdiğim notu okuyordu, yüzünde ki ilk önce şaşkınlık, sonra kızgın olan ifadesini görebiliyordum. Kızımıza baktığında ki ifadesi şefkat doluydu, işte bu ifade beni ilgilendiriyordu, bebeğimizi reddetmemişti kızım babasının kopyası gibiydi. Yavrum güvendeydi, içim rahat olarak kansız herifin peşine düşebilir yıllardır içimde besleyip büyüttüğüm intikamı alabilirdim. Telefonum bir kez çalıp kapandı bunun anlamı gel demekti. İki canıma son kez baktım, Oleg kızımızı kucağına aldı fotoğrafladım, intikam yolunda bu fotoğraf bana destek olacaktı. Kalbimi iki sevgilimde bırakarak, beni hedefime götürecek olan ilk adımı attım. ***** Bebeğim ne kadar minikti, kucağıma aldığım an sanki kalbim genişledi, Helina’nın sevgisi sıcaklığı içine işleyip tekrar eski haline döndü. “Babasının güzeli ne tatlısın sen” “Çiş” Of unutmuştum içeri koşturup şortunu indirip klozete oturttum tutmazsam içine düşecek gibiydi. “Ih” Çişi anlamıştım ıh neydi acaba? İki saniye sonra ne olduğunu kokusuyla anladım. Bitmiş olmalıydı suyu açtım kıkırdadı. Kalbimi sıcacık yapan bir anası ikinci de kızı- kızım olmuştu. Tekrar kucağıma alıp yatağa yatırıp yanına uzandım, sakallarıma parmaklarını sürdü hoşuna gitmiş olmalı defalarca tekrarladı. Karnını gıdıkladım kahkahasına âşık oldum, gıdığından öptüm misler gibiydi. Koynuma sokuldu, başını boynuma yasladı ılık nefesi tenimde bahar esintisi gibiydi. “Anne… anneeee…. Anneeeeeeeeeeeeeeeee” İki gözü iki çeşme çığlık çığlığa bağırıyordu. Sesinin desibeli kulak zarını yırtacak kadar yüksekti… Elim ayağım birbirine karıştı. Kucaklayıp güverteye çıktım, birden sustu minik parmağıyla gökyüzünü gösteriyordu “Kuş” “Biraz önceki gibi ağlamazsan sana yüzlerce kuş alırım” Kucağımdan indirmeden ilgisini çekecek ne varsa göstermeye başladım. Parmağını emmeye başladı acıkmış olmalıydı, lokantaya telefon açıp bebek için özenerek sebze çorbası hazırlamalarını söyledim… Yanında ekmekle koca bir kâse çorba geldi. Ekmeği kopardım ya boğazına kaçırırsa ben ne yapardım. Ekmekten vazgeçtim, ya sıcaksa, ya ağzı yanarsa? Ben endişeler içinde kıvranırken Helina üf dedi. Bu çocuk babasından akıllıydı. Kaşığa aldığım çorbayı üfleyerek uzattım üf yapıyor ondan sonra ağzını açıyordu. Yemek konusunda anlaşmıştık. Kendi kendimle gurur duydum, yarıma yakınını yedikten sonra ağzını resmen kilitledi limiti bu kadar olmalıydı. Suyunu verip tüm minderleri yere koydum, çantasından oyuncaklarını çıkarınca sevindi… Yanına oturdum “Ah Yüksel seni bir bulursam canına okuyacağım” Keşke bulsaydım, ona kötü bir şeyler olabileceğinin korkusu kanımı donduruyordu. Ben annesini düşünürken kızım kucağıma çıktı, başını boynuma dayayıp uykuya daldı. Muzaffer, Selim’le birlikte kan ter içinde tekneye bindiler, bir bana, bir kucağımda uyuyan kızıma bakıp aynı anda “Bu kim” diye sordular “Kızım Helina” “Ne ara hallettin” diyen Muzaffer “ Annesi kim” diye soran Selim’di “Üç sene önce kasabada ki eğlencede, tepede ki ağacın altında… Annesi Yüksel” Selim yanıma gelip parmağının ucuyla kızımın altın sarısı saçlarına dokundu “Çok güzel minik prenses, sevdiğin kadına kavuştuğuna çok sevindim. Yüksel’le ne zaman tanışacağız?” “Hiç bilmiyorum, çocuğu bana bırakıp ortalardan yok oldu. Babaannemin telefonuna ulaşamadım nerede bilen var mı?” Muzaffer yüz üstü minderlere uzandı “ Ben konuştum, yine Kaş’a gitti oraya yerleşecekmiş, onu kasabaya bağlayan hiçbir şey kalmamış kötü torunu geçmişini mahvetmiş, ölmüşlere saygısı, kendine de hiç minneti yokmuş. Torunu onu sevmiyorsa Kaş’ta onu sevenler çokmuş…” Başımı eğip kızıma baktım, dikkatli gözlerle kendine yabancı gelen adamları izliyordu. Kucağımdan indi ilk gittiği kişi Selim oldu “De-de” “Benim güzel meleğim deden olmamı istiyorsan olurum” Selim’in yüzüne dokunup Muzaffer’in yanına gitti. Birden sırtına oturdu “Deh” Selim güldü” Ben dede sen at oldun. Deh bakalım Muzaffer” Muzaffer, Helina’yı sırtında zıplattıkça kızımın kahkahaları içimi ısıttı. Üç kişi olunca kızıma bakmak daha kolay oldu. Akşam yemeğini yedirdikten sonra ağzına memesini verince kendiliğinden uykuya daldı. Düşer diye gözümün önünden ayırmak istemediğimden arabasına yatırıp kemerini bağladım. “Ne yapmayı düşünüyorsun Oleg” Muzaffer’in sorusu sabahtan beri beynimin içinde dönüp duruyordu “Kaş’a gidiyoruz, orada olan insanlar Yüksel’in arkadaşları bu işi onlardan başkası çözemez” Marketler kapanmadan kızım için yiyecek almak gerekiyordu, Selim alışveriş işini üstlendi geri geldiğinde minik kavanozlar içinde sebze çorbaları, meyve püreleri, sütlü tatlılar, meyveli yoğurtlar vardı. Kaş’a gidene kadar bunlarla idare edebilirdik. Depoyu doldurup yola çıktık Kaş limanına varmamız on saati buldu. Kızım birkaç kez uyanmış yoğun ilgi ve oyunlar sayesinde tekrar uyumuştu. Yol boyunca gözüme uyku girmedi… Aklım Yüksel’deydi… **** Suriye’ye turist olarak gitmek istediğimde bir sürü problem çıkmıştı ülkeler arası gerginlik sorun oluyordu. Kaçak yolla girmek daha kolay gelmişti, eski öğrencim olmasaydı fazlasıyla zorlanacaktım onun sayesinde rahat yolculuk yapmıştım. Ben artık polis olmasam da o gizli görevdeydi, telefon açtım “Tahir geldim” “Hoş geldiniz diyemeyeceğim amirim, bu sıralarda burası berbat” “Biliyorum Tahir, dediğim adamı araştırdın mı?” “Adam buhar olup uçmuş, hiç bir yerde izini bulamadım. Biliyorsunuz ha deyince bilgiye ulaşmak fazlasıyla zor, o adamı araştıracağım diye kimliğimizi ortaya çıkaramam” “Haklısın sizleri tehlikeye asla sokmak istemem” “Bir kadın var aradığınız adamın adı bir süre onunla anılmış” “Adını yerini söyle” “Kadın direk dansçısı, ismi Maria orya kulüpte çalışıyor” “Merkeze benden bahsetmedin değil mi?” “Bahsetme dediniz amirim, gizlilik bizim göbek adımız” “Sağol Tahir bana çok büyük iyilik yaptın, kulüpte bana bir iş ayarlasan, kadına ne kadar yakın olursam o kadar çabuk adama ulaşırım “Başınızı belaya sokmayın amirim” “Merak etme kendine iyi bak” Adam bulunamadıysa nerede olduğunu sevgilisinden öğrenebilirdim… Kadına nasıl yaklaşacaktım, keşif yapmam en akıllı hareket olurdu… Orya dans kulübü, yine aynı adı taşıyan otelin içindeydi. İnternetteki görselleri bile fazlasıyla lüks görünüyordu. Çevresinde ki küçük gösterişsiz otelleri aramaya başladım, internette temiz görünen otelin önüne geldim , otel değil ahır gibiydi. Yatacağım yer önemli değildi, hedefime çok yakındım. Görevli kimliğime bile doğru dürüst bakmadan parayı peşin istedi. Ne kadar kalacağımı bile sormamıştı. Şimdilik diyerek bir haftalık ödeme yaptım. İkinci kat otuz beş numaralı oda diyerek anahtarı uzattı, iyi bari üst katlar değildi. Odaya girdim öğürmemek için kendimi zor engelledim tuvalet kokuyordu. Camını açıp, örtüsü bile olmayan yatağın üstüne oturdum, yolculuk beni yormuştu. Kapı tıklatıldı aşağıda yüzüme bile bakmayan görevli poşet içinde çarşaf uzattı, arabasında bir tane daha vardı. Aldım elimden çekmeye çalıştı yatağı gösterdim, çarşafı alta sersem üstüme örtecek bir şey yoktu. Sesini çıkarmadan uzaklaştı o sessiz ben sessiz iyi anlaşmıştık. Bir şeyler yemeliydim saatlerden beri açtım, burada yemek yiyebileceğimi asla düşünmüyordum. Yorgunluğum galip geldi, üstümle başımla yatağa uzandım. Son çektiğim fotoğrafa uzun süre baktım, Oleg kızımızla neler yapıyordu! Bu saatte yavrum uyumuş olmalıydı… ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD