13.BÖLÜM

2193 Words
Bu sefer benim telefonum elimdeydi hoparlörü açtım… -Selam Maria ben dün gece telefon numaranı yolladığın adamım -Çağırmanı bekledim balım niye aramadın -İşlerimde bir pürüz çıktı şimdi müsaittim, buluşmaya ne dersin -Dans sonrası odana gelsem -Yatağıma alacağım kadını önce tanımak isterim, buraları çok fazla bilmiyorum alışveriş yaparken bana eşlik edersen memnun olurum -Ah bende alışveriş etmeye bayılırım -Bu gün vakit geçti yarın öğlen saatlerinde buluşalım Saruja restoranda yemek yer sonra alışveriş yaparız -Orası çok pahalıdır -Kadınım için hiçbir masraftan kaçınmam -Tamam, balım senden haber bekliyorum Telefonu kapatıp tekrar açtım, çiçekçi bulup bara onun adına çiçek yolladım… ***** Oleg, kadınla telefonda flört ederken utanmasam sinirimden tırnaklarımı yiyecektim, nasıl rahattı, nasıl özgüveni yüksekti. Elinden bir kaçanla bir uçan kurtulur sözünün tam karşılığı veren adamdı. “Maria’nın balı olan adam sen onunla fingirdeşirken ben ne yapacağım” “Endişeden tırnaklarını yiyebilirsin, kızımızı arayalım mı?” Kızım beni gördüğünde sevinç çığlıkları atıp kollarını açmasıyla yüreğim eridi bitti, yemin etmeseydim, yavrumu asla bırakıp hayatımızı, ailemi mahveden adamın peşine düşmezdim. “Bebeğim çok az kaldı yavrum” Kızım sevinç çığlıklarını bırakmış bana dokunmak için telefonu almaya çalışıyordu. Nida kızımı kucakladı, ağzına memesini, eline ayısını verdi, yavrumun dikkati dağılmıştı. Canımı oyaladığı için Nida’ya olan sevgim bin kat daha artmıştı. Büyükanne Katya’nın yüzü asıktı bir selam bile vermedi, onun tavırları an itibariyle umrumda değildi. **** Yavrumun annesini gördüğünde attığı sevinç çığlığını ömrüm boyunca unutmayacaktım. Bir an sonra ekrana Volkan, Nida çocukları girdi tek tek konuştuk. Babaannem Yüksel’e mesafeli davranıyordu, Yüksel’de ondan farklı değildi bir gün bir yerlerde konuşmaya mecbur kalacaklardı umarım bu ikinci çocuğumu doğururken veya evlendiğimizde olurdu. Geceyi birlikte geçirdik, sabah kahvaltısından sonra yanından ayrıldım. Otel görevlileri tarafından iki büklüm olarak karşılanınca biraz daha para dağıttım. Kıyafetlerimi değiştirip yine aşağı indim. Kadın evinin adresini mesaj olarak attı, lüks semtte oturuyordu dans ederek böyle bir evde oturmasına imkân yoktu. Geldiğimi bildirdim, daracık beyaz pantolon, sarışınlığını ortaya çıkaran omuzları açık kırmızı bluz, fazlasıyla yüksek ayakkabılar, yüzünde kocaman gözlükler, ciğer kırmızısı dudak boyasıyla ben buyum diyordu. Beni görür görmez neredeyse koşturarak gelip dudaklarıma uzandı “Daha değil bebeğim, hadi arabaya bin yemeğimiz bizi bekliyor” diyerek hemen çekilip kapıyı açtım. Kucağına bir demek gül bırakınca kıkırdadı “Teşekkür ederim aşkım gece yolladığın çiçeklerde muhteşemdi” Arabayı çalıştırdım hızla hareket ettim, saatime dokundu “İnanamıyorum bu gerçek mi?” “Tabii ki gerçek ben asla sahte takmam” “Çok pahalı olmalı” “Önemli bir para değil alt tarafı 25 milyon dolar” “Oooo çokmuş, ne iş yapıyorum demiştin balım” “Madenlerim var değerli taşlar çıkartıyoruz özellikle elmas” “Muhteşemsin balım” Kadının gözlerinde dolar işareti gördüğüme yemin edebilirdim, lokantaya gidene kadar gevezelik edip durdu. Yeni dansçı işi bırakmış, zaten profesyonel değilmiş, o da bırakmak istiyormuş ama maddi olarak zor durumda olduğu için çalışmak zorundaymış. Üçü hasta olmak üzere beş kardeşi varmış, babası yatalakmış. Annesi kalp hastasıymış onlar için kendini feda etmekten başka bir çaresi yokmuş… Kadın yalan üzerine yalan söylüyordu, elimi bacağına koydum “Üzülme bebeğim anlaşırsak hepsinin sorumluluğunu üstlenirim. Sana da dans stüdyosu açarım…” “Sahi miii” “Sahiiii… Önemli bir şeyi bilmek isterim” “Ay yüzüğünde çok güzelmiş” “Taşı elmastır al senin olsun” “Oldukça büyük ama olsun, senin hediyeni asla geri çeviremem” Der demez elime uzanıp yüzüğü parmağımdan çıkarıp çantasına attı. “Nerede kalmıştım, hatırladım bu benim için çok önemli gerçeği bilmem gerek. Yalan söyledin mi anlarım adamlarım geçmişini araştıracak. Gel şimdiden söyle adamlarımı devreye sokmayayım” “Ben asla yalan konuşamam, açık kitap gibiyimdir balım. Ne öğrenmek istiyorsun” “Hayatında başka bir erkek var mı?” “Yok” “Bak ilk andan yalana başladın, oturduğun ev ucuz değil” “Bir zamanlar vardı. O ev onun zaten” “Hala oturduğuna göre ilişkiniz sürüyor olmalı, başka bir erkeği asla kabullenemem” “Balım adam verem olmuş öldü ölecek” “Niye sana inanayım” “Gel sanatoryuma gidelim, yolumuzun üstünde kendi gözlerinle gör” “Verem hastalığı çağımızda tedavisi olan hastalıklardan” “Doktorlar ciğerlerinin bitmiş olduğunu söylediler, devamlı kan kusuyor” “Keyifle yiyeceğimiz yemeği o herifi göreceğim diye ziyan edemem” Kadın sevinmişti lokantaya girer girmez garsona hanımefendiyi masaya götürmesini isteyip lavaboya gideceğimi söyledim. “Yüksel bir saat sonra bana telefon aç, ne konuşursam konuşayım tamam efendim de” “Ne oldu ki?” “Ne diyecektin?” “Tamam efendim” **** Bir saat kadar kadına iltifat edip durdum, keyfinden kahkahalar atıp duruyordu. Eskisi ölüm döşeğindeyken yeni bir enayi bulmanın mutluluğu içindeydi. Kadının basit davranışlarından sıkılmıştım telefonum çaldı “Nasıl olur korumalar ne işe yarıyor, polise haber verdiniz mi? Hemen uçak biletimi alın geri dönüyorum” Maria gözlerinde hayal kırıklığıyla konuşmalarımı dinliyordu “Gidiyor musun? Şimdi mi?” “Bebeğim maden şirketime saldırı olmuş, yüksek miktarda elmas kayıp. Gidip olayları kontrol altına almalıyım. Seni bırakacak değilim, beni beklersin işleri halleder halletmez geri dönüp seni alırım ya da uçak biletini yollarım sen gelirsin” “Nereye” “Afrika” “Safariye de çıkarız değil mi balım” “İsteklerin benim için emirdir bebeğim” der demez kalktım, onu otele bırakıp bavullarımı alması için komiyi çağırdım. Bir haftalık hesabı zaten ödemiştim, sahte kimlik kullanmam kadının peşime düşmesine engel olacaktı. Yüksel’in yanına döner dönmez belinden tutup döndürdüm… “Ne oluyor” “Piçi buldum ölmek üzereymiş kurtuldun kızımızın yanına dönelim” “Hayır” “Neden hayır, ölmek üzereymiş diyorum” “Kendi gözlerimle görmeden olmaz” Kadının söylediği sanatoryuma gittik, ilk önce içeri almak istemediler. Hemşireye tanıdığımız olduğunu ülkeden ayrılmadan son kez görmek istediğimizi söyledik. Kadın biraz mırın kırın ettiyse de en sonunda izin verdi. Yüksel’in yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Hemşire beş dakika izniniz var diyerek odayı gösterdi. Yüksel kısa süre kapıyı açmadan bekledi, kapının kulpunda donmuş gibi duran elini aşağı doğru bastırdım açıldı, içeri doğru ittim. Odanın tam ortasında duran yataktaki adam birden doğruldu öksürmeye başladı elini ağzından çektiğinde avucundan kanlar sızıyordu. Tekrar yatıp solunum aparatını ağzına tuttu. Göğsü körük gibi kalkıp iniyordu. Yüksel “Bu o değil” diye fısıldadı… Hemşireye görmek istediğimiz hastanın o olmadığını söyledik. İsimleri şaşırmış olmalıydı, kadın hasta çizelgesine baktı kesinlikle ismini söylediğimiz hastaydı. Aynı isimde başka birisi daha olmalıydı… Hemşire kâğıtlara tekrar baktı aynı ismi taşıyan hastamız yok ama yatan hastamız babasıyla aynı ismi taşıyor. Duyduğumda çok garipsemiştim dedi… Olay açıklığa kavuşmuştu, Yüksel izin bile almaya gerek duymadan hastanın odasına doğru yürüdü. Hemşire arkasından koştururken kolundan tuttum. “Rica ediyorum izin verin hastanenize büyük miktarda bağış yapmaya hazırım. Yetkili kimse görüşebilirim” Kadın durunca, Yüksel’in arkasından gittim. Hastanın başındaydı… İçindeki zehri kusmalıydı sessizce kapıda bekledim. Yatan adamda pek genç değildi, Fayiz çok genç yaşta çocuk sahibi olmuş olmalıydı. Adamın solunum maskesini ağzından çektiğini gördüm. **** “Baban dediğin adi herifin, şeytan tohumunun ne kadar iğrenç birisi olduğunu biliyormusun, 13 yaşında ki kız kardeşime tecavüz etti, kardeşim aklını kaybetti, babamın kalp krizinden ölmesine neden oldu, annem üzüntüsünden beyin kanamasından öldü, abimi kötürüm bıraktı. Tüm mal varlığımızı elimizden alıp, beş parasız kalmamıza neden oldu… Burada yatan sen değil o olmalıydı” Adam “Çok üzgünüm” dedi tekrar öksürmeye başladı “Onun zarar verdiği tek kişi değilsiniz, öz kızına, kız kardeşime tecavüz etti. Annem polise şikâyet edeceğini söyleyince kemiklerini un ufak edinceye kadar dövüp ölmesine sebep oldu. Çevreye annemin düştüğünü kız kardeşimin hastalandığını söyleyerek dedikoduların yayılmasını önledi. Kendi kanından olanlara bunca vahşiliği yapan adam yabancılara ne yapmaz. Onu suçlayınca zincirle dövüldüm yıllarca pis rutubetli buz gibi mahzene kapattı. Hastalanmamın tek suçlusu odur“ “Şimdi nerde o pisliği öldürmeye geldim “ “Onun için elini kana bulama, buna hiç gerek yok, ölüm onun kurtuluşu olur. Beni yıllarca esir tuttuğu yerde çürümeye bıraktım.” “Beni en iyi sen anlarsın, o iğrenç herifi gözümle görmem gerek” “Aslında tam zamanında geldiniz. Yarın sabah tam dokuzda Halep’e gidin küçük bir orman içinden geçin derenin kenarında ki evi bulun. Tek evdir, adamım Yaser sizi karşılayacak onun dediklerine mutlaka uymalısınız benim emirlerimi itirazsız yerine getirir. Onunda baba demeye utandığım adamdan canı çok yandı. Bir daha görüşeceğimizi sanmıyorum, günlerim sayılı. Ben o canavarı affetmiyorum, Allah’ta onu affetmesin” Canavar adamın oğlu huy olarak ona çekmemişti, babasının kötülük tohumları ona geçmemişti. Benim yaşlarımda var yoktu, hastalığından bir deri bir kemik kalmıştı. Hava aparatına ulaşamayınca takmasına yardım ettim, elimi tuttu “Sende benim gibi çok çekmişsin dilerim benim, annemin kız kardeşimin yaşayamadığı mutluluğu yaşarsın. Kendi aileme üzgün olduğum kadar senin ailen için de çok üzgünüm. Hepimizin çektiklerinin sonu geldi, onu unut hayatını yaşa” Aparatı ağzına taktım, derin nefesler almaya başladı gözlerini kapattı, yok olan hayatlar. Bir kişi kaç insanın kanına girip mahvetmişti. Daha fazla düşünüp günaha girmek istemiyordum böyle insanların, değil yaşamak, dünyaya bile gelmelerine izin verilmemeliydi. Oleg oda kapısına yaslanmış sessizce beni bekliyordu. Yanına gidip beline sarılıp başımı göğsüne yasladım. Başımı elinle tutup saçlarımdan öptü “Gitmeye hazırmısın sevgilim” Sevgilim ne güzel bir sözcüktü, kalbinin üstünden öptüm “Gidelim” **** Yüksel’le el ele sanatoryumdan çıktık adamın dediği yere gitmemiz dört saati bulacaktı… Şehirden çıkmadan yiyecek bir şeyler aldım, acıkabilirdi, yolun durumunu bilmiyordum. Ağır ilerlediğimden gece karanlığa kalmıştık. Saatin dokuz olmasına daha çok vardı yol kenarında ki otellere güvenim yoktu. Benzin istasyonunda durdum, biraz uyursak kendimize gelirdik. Birkaç saat uykudan sonra uyandım, Yüksel hala uyuyordu yoğun stres ruhunu harap etmişti. Tekrar yola çıktım Halep’e girip orman yolunu buldum… Biraz daha yol olmalıydı dereyi takip ettim. Tahtadan yapılmış ev karşımdaydı park edip adamın dediği saatin gelmesini beklemeye başladım. Yüksel uyandı, evi karşısında görünce uzanıp yanağımdan öptü “Uyumama izin verdiğin için teşekkür ederim, biraz boynum ağrısa da dinlendim” “Dün seni yordum, bu günde olaylardan yoruldun uyumaya ihtiyacın vardı” “Seni ilk gördüğümde düşüncesiz, kendini beğenmiş jigolo, kadın düşkünü, kaba biri olduğunu düşünmüştüm” “Say daha çok say” “İlk gördüğümde dedim ama” “Ya sonra” “Nazik, kibar, düşünceli, cesur, akıllı, şefkatli olduğunu düşünmeye başladım. Sevdiğin insanlar için kendini feda edecek kadar özveriliydin” “İşte şimdi oldu, hadi gidelim saat tam dokuz.” Arabadan inip evin kapısını çaldık ben yaşlarda bir adam kapıyı açtı. Genç Fayiz geleceğimizi bildirmiş olmalıydı “Hiçbir yere dokunmayacaksınız. Göreceklerinize müdahale etmeyeceksiniz. Çıkın dediğimde itirazsız çıkacak bu evden uzaklaşacaksınız” Yüksel, adamın önüne geçti… “Genç Fayiz neden burada olduğumu söyledi mi?” “Haberim var” “O caniye ne yaparsanız yapın az olacak, sizden tek isteğim var. Madem öldüreceksiniz önce cinsel organının kesilmesini istiyorum yaşattığı acıları yaşamalı, iki bacağı birden kırılmalı ve ölürken niye öldüğünü bilmeli kız kardeşimin ismi Nursel, abimin ismi Bahadır…” “Devam etme ona yaptıklarımı görünce etinden et koparken kendin söylersin” **** İkimizde kabul ettiğimizi söyledik. Evin içi leş gibi kokuyordu hayvan ölüsü gibi, sağda solda ölmüş birkaç sıçan gördüm. Canlı olanlardan biri Yüksel’in ayakkabısının üstünden geçince korkuyla koluma sarıldı. Kana susamış onlarca adama kafa tutan Yüksel, sıçandan korkmuştu… Adam alt kata iniyordu basamakların çoğu kırılmıştı, rutubetten yosun tutmuştu, kayarsak kesin kolumuz bacağımız kırılırdı. Fayiz demir kafesin içindeydi, bizi aşağı indiren Yaser durmamızı buradan seyredebileceğimizi söyleyerek kafesin kapısından içeri girip arkasından kapattı… Ayağa kaldırdığı adam bir deri bir kemik kalmış haldeydi. Çırılçıplaktı, saçı sakalı birbirine karışmıştı. Yüksel’e baktım gözlerinde ki nefret ifadesini bir daha görmemeyi diledim. Yaser kafese girdi Fayiz’i kırbaçlamaya başladı, adam çığlık çığlığa bağırıyor vurmaması için yalvarıyordu. “Sen hamile karıma acımadın ben niye sana acıyacağım, karnı burnunda karımı çırılçıplak soyup adamlarına peşkeş çektin kırbaçlayıp kanlar içinde pitbulların önüne atıp canlı canlı parçalattın. Ben mi sana acıyacağım” Öfkeyle bağıran adam birkaç kırbaç darbesinden sonra kafesten çıktı. Mahzenin görmediğimiz kısmına gitti geri döndüğünde sürüklediği kocaman bir kutu vardı. Yaser, Yüksel’e baktı “Konuş” “Bizi kandırdığın isminle sesleniyorum Cevat Şakir” Pislik beni duymuştu “Yüksel sen misin?” “Evet benim niye burada olduğumu biliyor musun?” “Sana hiç zararım dokunmadı yalvarırım, köpeğin olayım kurtar beni” “Seni yılan dölü, kız kardeşimden, küçücük kızdan ne istedin ya abimden senin yüzünden ailem darmaduman oldu. Ölürken aklında aileme, abime, özellikle kız kardeşime çektirdiğin acı olsun cehennemin en dibinde yan tecavüzcü, sübyancı cani pislik.Yaser dediklerimi unutma şimdi tam zamanı” Yaser, kafese girdi. “Canını yaktığın, tecavüz ettiğin çocuklar için, doğmamış bebeğim karım için” dediği anda Fayiz’in cinsel organını kesti. Çığlıkları umrumda değildi, kim bilir küçük Nursel’in nasıl canı yanmıştı. Kalın bir sopayla iki bacağına birden vurup kırdı. Fayiz acıdan bayılınca bir kova suyu başından aşağı döktü, pislik ayılmıştı. Karnına derin bir kesik atan adam kafesten çıktı. Büyük bir kutuyu sürükleyerek kafese koydu olduğumuz yerden ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım. Sesleri duyduğumda anladım onlarca sıçan adama saldırıyor. Her saldıran sıçan, adamın vücudundan et parçasını kopartıyordu. Fayiz beni öldürün diye bağırıyordu, Oleg’in elini tutup sıktım, geriye dönüp merdivenleri tırmandık evden dışarı çıktık. Çığlıkları durduğumuz yerden bile duyuluyordu. O çığlık çığlığa bağırdıkça kalbimin üstünde ki karanlık kalktı. Yaser uzun süre sonra peşimizden geldi, pisliğin sıçanlar tarafından parçalanarak öldüğü belliydi, elinde benzin bidonu vardı boş bidonu, yaktığı çakmağı evin içine attı, “Şeytanın dölü daha fazlasını, çok daha fazlasını hak ediyordu. Ölmek üzereydi, rahatça o pis canını vermesine katlanamazdım. Onu milyonlarca kez işkence ederek öldürmek isterdim… Artık gidebilirsiniz ev çökene kadar burada kalacağım, karımın bebeğimin ruhları nihayet huzur bulacak” Arabaya bindik adam ellerini beline dayamış halde pencerelerden çıkmaya başlayan alevleri seyrediyordu. Ev çökmeye başladı, son karanlık da kalbimden çıkıp gitti rahatlamıştım. Yılların öfkesi, kini nihayet bitmişti. “Gidelim Oleg, yavrumuza gidelim” ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD