Dudaklarımda ufak bir kıvrılma bile olmadı. İfadesiz yüzüm adamı şaşırttı. Sanki tepkim hem eğlenceli hem kendini küçük düşürücüymüş gibi bir nefes verdi. "Yanında böyle otoriter bir adam varken başka erkeklerle konuşmak zor olsa gerek."
İlişkimizde baskın olan taraf kesinlikle bendim.
Edward, Dominic'in alaycı ses tonuyla biraz daha doldu. Ancak kendini tutarak ellerini ceplerine soktu. Dominic Daxton'dan daha uzun boylu olmanın avantajını kullanarak adama üstten üsten baktı. Edward'ın bakışları aşağılayıcıydı. Dominic denen herife Leon'un karanlık bakışlarıyla bakıyordu. Herkesin ilgisini bu tarafa çekmişiz gibi görünüyordu. Adalyn bile bu tarafa odaklanmıştı. Siktir olup gitsen, dememek için kendimi zor tutuyordum. Nasıl insanlardı lan bunlar? Edward resmen adama benim cevap vermem için sessizliğini koruyordu. Ama fazla baktığında gözlerini yakan türden bakışlarıyla dik dik Dominic Daxton'a gözdağı veriyordu. Çıkmak için kelimeler dilime hücum ederken acı bir tat ağzımı doldurdu. Lydia Daxton ben karşısında hiç yokmuşum gibi davranıp Edward'a abisine attığı bakışları yok sayıp gülümseyebiliyordu. Sarışınlardan nefret ediyorum. Amy'den sonra bu başlamazdı umarım. Kadının yeşil gözleriyle denk geldiğimizde bana yine o ilk başta attığı soğuk bakıştan attı.
"Süs köpeği." Kadının sesini duyduktan sonra yüzümü buruşturdum. "Süs köpekleri sessizdir ve sahiplerinden izin almadan konuşmazlar, Dominic."
Edward'ın gözlerinden kapkaranlık bir parıltı geçti.
Kardeşinin söylediği şey çok komik bir şeymiş gibi güldü. "Ben öyle söylemezdim Lydia."
"Biliyor musunuz Bay Daxton?" Benim sesim onların laubali seslerine karşın soğuk ve mesafeliydi. Sesim kulaklarda bir ağırlık yaptı ve hepsi çenesini kapattı. Saf gerilim dalgası herkesi okşadı. "Neden, en başından beri sanki yılladır hoşlandığı adamı elinden almışım gibi bana hiçte umurumda olmayan ölümcül bakışlar atan kardeşinizi alıp, yüzünüzü gözlerimin önünden çekip gitmiyorsunuz?” diye sordum. Edward'ın gülümseyişinin büyüklüğünü hissedebiliyordum. "Böylece dünyam eskisi gibi güzelleşebilir Bay Daxton."
Dominic güldü. "Bu kabacaydı."
Lydia, Edward'ın yüzüne bana azar çekmesini ister gibi baktı. Edward oralı olmadan bana bakarak hafifçe gülümsedi. Ardından onlara dönüp korkutucu bakışlarıyla Dominic'i süzdü ve adamın gülüşü zehirli bir yabani ot gibi soldu.
"Sevgilimin sizin yüzünüzden göz zevki bozuluyor." dedi ardından Edward'ın kibirli ses tonu her şeye son noktayı koydu. "Ağırdan uzaklaşın ve görüş açışından çıkın."
Daxton kardeşler, Edward'ın sözlerinden sonra toz bulutu olup yok oldular.
Bir kıkırdama mırıldanıp kokteylden içtim. "Bu eğlenceli miydi?"
"Oldukça."
Elini belime koydu ve biz kendimize ayrılmış masayı bulduk. Dakikalar ilerliyordu. Aklımda Nana'nın çizdiği krokilerin soyut resmi vardı. Hangi odanın nerede olduğunu biliyordum. Kalabalıkta gözlerim Kyle Shawn'daydı. İnsanlarla konuşuyor ve gülüyordu. Varlığımı, geçmişi hiçe sayıyordu. Edward'ın saatine baktım. Zaman hızlı geçiyordu. Önümde üç boş kadeh vardı ve hepsini ben içmiştim. Edward alkolsüz olduğu için bir şey dememişti. İlişki öncesi alkole şiddetle karşıydı. Sanırım sarhoş olup yaptığımız hiçbir şeyi hatırlayamadığım için alkole bu gibi durumlarda karşıydı. Edward'ın yanına takım elbiseli, klas beyaz yakalı adamlar doldurmuştu. Hepsi Edward ile iş hakkında sohbet ediyordu. Aralarından bir senatör bile vardı. Konudan tamamen bağımsız sadece konuşulanları dinliyordum. Edward adamlara doğru yatırım aracının gayri menkulden daha çok sanal para olduğunu anlatıyordu. Kalabalıktan Adalyn çıkageldiğinde Edward halasının beni çalmasına izin verdi.
Etraftaki kalabalığa rağmen Edward'ın gözleri hep benim üzerimdeydi. Adalyn elini sırtıma koyarak sıvazladı ve beni yürümem için teşvik etti. Önüme döndüm ve Bayan Russo'nun aralarında bulunduğu sosyetik kadınların olduğu kalabalığa doğru isteksiz adımlarla yürüdüm. Beni yemek için hevesli olan akbaba sürüsüne benziyorlardı. Ya da kendimi düşününce hepsi bana kıyasla zararsız koca avcısı, paragöz kadınlardı. Sevimli kıkırdamalar eşliğinde aralarına katıldım ve söz bana uğradıkça kısa cevaplarla soruları savuşturdum. Alkol yok Emelie. Doğum günü hediyemi almana saatler kalmışken alkol alamazsın. Garsonlar tatlı servisi yapmaya başlamıştı, hepsinde toz halinde bile olsa çikolata vardı. Alerjim ve benim için ölümcül olan tek şey. Edward'ın etrafında onunla tanışmak için can atan ve el sıkışıp onunla şakalaşan ama sevgilimin pekte umurumda olmayan tipler eksik olmuyordu. Edward'ın da gözleri bendeydi ona bir gülümseme gönderdim. Bana göz kırptı.
"Sizi kendi halinize bırakalım hanımlar." dedi Adalyn. Bayan Russo'ya gülümsedikten sonra benimle birlikte ağır adımlarla terasa doğru yürümeye başladık. Uzun ve gereksiz sohbet onu da usandırmıştı. Kadınların konuştuğu genel konular, kim ne giymiş, kim aldatılmış ve kim nereye gitmiş üzerineydi. Kendileri dışında bol bol başkalarını konuşuyorlardı. Sonunda yalnız kaldığımız için memnun olmuştum. Terasa çıkmadan önce benim için hizmetliden bir şal istemişti. Ne kadar düşünceliydi manevi halacığım.
Bir sigara yaktı ve mutlulukla bir kahkaha attı. "Aman Tanrım tatlım bunlar gerçekten oluyor mu?"
Güldüm. "Sizin sayenizde Bayan Shawn."
Memnun bir şekilde bana bakarak sırtını tırabzanlara yasladı. "Ve sen mükemmel görünüyorsun." Sigara dumanını üfledi. "Tüm gözler ilk olarak güzelliğinde, ikinci olarak Edward yüzünden senin üzerindeydi."
"Ne diyebilirim ki, bu duruma alışkınım." dedim şalı omuzlarıma sararken.
Sigarasını kadeh kaldırır gibi havaya kaldırdı. "Edward ve sen birbirinizi tamamlıyorsunuz."
"Bu bir evliliğe ikna konuşması mı?" Adalyn başını sessizce hayır anlamında salladı. Kollarımı göğsümün altında kavuşturdum. "Amy ve Anthony adına seviniyor olmalısın ve düşünmen gereken tek şeyde bu olmalı."
Kaşlarını kaldırdı. "Karnı belli olmadan önce evlendiklerine emin olacağım."
"Bebeğin cinsiyeti belli mi?"
Adalyn yüzünü buruşturdu. "Kız doğuracak ve üstelik Amy on üç haftalık hamileymiş."
Ellerimi yumruk yapıp sıktım. "Kız olduğuna üzülüyor musun Adalyn?"
"Aslında seviniyorum." Bana ışıl ışıl gözlerle bakıyordu. "Shawn erkeklerinin kaderini yaşamayacak. En azından iyi biri olacak. Kyle ya da Edward gibi olmayacak."
Çenemi kaldırdım. "Edward, iyi bir adam."
"Bundan emin misin?" diye yumuşak ama şüpheci bir sesle. "Edward ile evlenmeni şart koştuğumu biliyorum ama vazgeçmek istersen seni anlarım. Öldürülmeni istemiyorum."
"Ölmeyeceğim Adalyn!" dedim sert bir sesle. "Edward konusunda inandığın yalanları bana anlatmaktan vazgeç. Çünkü söylediklerinizin hiçbirine inanmıyorum."
"İnanmalısın."
"Sanırım bu gecelik bu kadardı." Omuzlarımda ki şalı Adalyn'ın omuzlarına bırakıp kollarını sıvazladım. "Düğün davetiyesini almak için sabırsızlanıyorum. Bunun dışında Edward ile benim özel hayatım sizin ilgi alanınıza hiç ama hiç girmiyor."
"Ayrılmaya niyetin yoksa yeğenime iyi bak." Elimi tutup iki elinin arasına alarak sıktı. "Ona annesinden sonra iyi gelen tek kişi sendin Emelie. Ben bile ona bu kadar yakın olamadım. Sevdiği tek kişi sensin. Lütfen Edward'a iyi bak, mutlu olun ve eğer bir şey olursa bir şüphen bile olsa beni ara. Sakın çekinme. Seni korurum."
Kafamı iki yana ağır bir şekilde salladım. "İyi dilekleriniz için minnettarım ama sonuncusuna ihtiyacım olacağını sanmam."
Şüphem olursa ben hallederdim. Ya öldürerek ya da süründürerek.
Adalyn'ın yanından ayrılıp içeri girmiştim. Müziğin sesini duyabiliyordum. Akıcı bir şekilde konukların mırıltısı eşliğinde devam ediyordu. Bazı çiftler dans etmeye başlamıştı. Romantik ve sakin bir ortamda herkes kendi halindeydi. Anthony ve Amy bir kenara sinmiş sakince konuşuyorlardı. Amy, Anthony'nin elini alarak karnına götürdü. Anthony yüzünde ki yumuşak ifade ile karnına bakarken ona izin verdi. Belki anne ve baba olmak onları değiştirirdi. Her ikisi içinde iyisini diliyordum. Sonuçta onlarla işim kalmamıştı. Topuklarımın tok sesiyle yürürken önüme bakmıyordum. Adamın tekine çarptım ve üzerime elindeki şarabı döküldü. Bir adım geri çekildim, özür dilemesi gereken kişi bendim. Rahatsızca bir homurtu çıkardığını duydum. Bir hödükle çarpışmıştım sanırım. Eteğimdeki lekeyi görmezden geldim, hatalı olan bendim. Kafamı kaldırıp adama baktım. Siyah saçları, bana kızgın bakan gözleri ve üzerine oturmuş siyah renkli bir takımı vardı. Mavi gözlerinde ki kızgın bakış yüzümü gördüğü anda yumuşadı.
Korkutucu bir tipti.
Ürkek yalancı bakışlar attım. "Ah, üzgünüm benim hatam, bayım."
Yüzü tanıdık geliyordu. Şu gözlerde ki mavi tonda öyle.
"Dante Costa." dedi dudaklarından karanlık bir gülümseme yerleşirken. Gözleri üzerimde dolandı.
Elini uzattı ama benim yerime başka biri o eli sıktı. "Edward Shawn."
Arkamda sesi ve kendi soğuk bir ürperti gibi belirmişti. Sırtım ile omuzlarımı rahatlama hissiyle birlikte düşürdüm ve sırtımı göğsüne yasladım. Eli sahiplenici bir şekilde elimi tutmuştu. Sıcaklığı güven verici ve rahatlatıcıydı. Adamın elini bıraktıktan sonra saçımdan dökülen iki tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı ardından elini belime koyup, koluyla beni sardı ve kendine çekti. Dante Costa ikimizde gözlerini gezdirdi. Adamın gözlerinde ki bakış beni rahatsız etmişti. Bu mavi gözlere bir yerden tanıdıktım. Gözler bir kaç saniye fazladan kolyemi inceledi. Edward ve adam kısa bir süre bakıştılar. Lanet olsun, tanışıyorlardı. O kadar insan içinde Edward'ın sevmediği insanlardan birine mi çarpmıştım? Edward'ın yoğun bakışları beni buldu ve o ağır yakıcı his tenimin altındaki kanımı baskılayarak yaktı. Adam ellerini ceplerine soktu ve bize doğru yürüdü.
"Nereden tanışıyorsunuz?" diye sordum.
"Arkadaşım." dedi soğukça. "Belli bir yerden değil."
"Bir gece clübünden." dedi Dante denilen adam gülümseyerek. "Aslında Edward, erkek kardeşimin arkadaşıydı. Bizde o aracılıkla tanıştık. Eskiden Edward, gece clübümün müdavimiydi."
Tek kaşımı kaldırdım. "Demek öyle."
"Sizin adınız nedir?" diye sordu adam. Direkt gözlerimin içine bakıyor ve cevap bekliyordu.
"Emelie Owen..."
"Lütfen numaranızı verin ve elbisenizi telafi edeyim." diye teklif etti. "Benim yüzümden güzel görünüşünüze leke süründü."
Elbisenin saten eteğini tutup şarap lekesine bakarak konuştum. "Sadece otuz bincik, benim için önemli bir meblağ değil. Tek seferlik giyilecek bir elbiseydi, dert etmeyin.
"O halde-"
"Dante Costa, davetin keyfini çıkar." diye adamın sözünü kesti Edward ve elimden tutarak kendisiyle gelmem için çekti. "Gidelim Emelie."
Başımı sallayarak Edward'ın peşinden gittim. Üzerimdeki garip gerginlik dalgasının dağılmasını bekledim. Bugün çok kişi ile görüşüp konuşmuştum ama en çok bu iki adamın arasındaki kaotik enerji beni rahatsız etmişti. Edward hiçbir şekilde benimle konuşmadı. Sadece elimden tutuyor ve beni de arkasından yürütüyordu. Kalabalıktan her adımımızda biraz daha uzaklaşıyorduk. Malikanenin koridoruna girdik ve uzun kırmızı halılı yolu geçtikten sonra merdivenlerden yukarı çıkmaya başlamıştık. Edward yavaşlamıştı. Elbisemin eteğinden tutup basamakları çıktım. Merdivenlerden çıkıp yeniden uzun bir koridora girdik, Edward cebinden bir anahtar çıkardı. Adımlarımla bilinçsizce onu takip ettim ve benimle yan yana yürümek için yavaşladı. Edward, soldan beşinci altın işlemeli bir kapının önünde durup kilidi açtı ve hiç beklemediğim bir anda beni içeri çekti. Kapıyı kapatmasının ardından sırtımı kapıya yasladı. Déjà vu yaşıyordum. İçerideki tek ışık kaynağı cılız bir aydınlık yayan abajurdu.
"Benim için soyun." diye fısıldarken, gözleri kıvılcımlar çakıyordu.
"Burada olmaz Edward." dedim. "Şimdi..."
Ama beni dinlemedi bileğimi tutmayı bıraktı ve parmak uçları kalçamdan başlayarak bel çizgime doğru çıktı. Eli yavaşça tenimde hareket etti ve elbisenin yandan fermuarını sakince indirdi. Elbisenin üst kısmı belimden aşağı kayarak düştü. Başımı çevirip etrafa baktım. Burada yatak yoktu. Fakat Edward'ın ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım. Yedek kıyafetim yoktu. İç çekerek kalçamda takılı kalan kısmını çekiştirerek ayaklarıma düşmesini sağladım. Beni ilk gördüğü anda ki gibi üzerimde sadece bir jartiyer ve büstiyerle kalakalmıştım. Eliyle başımın arkasından tutup topuzumu bozdu. Saçlarım yumuşacık dalgalar halinde omuzlarıma ve göğüslerime döküldü. Burada onunla ayak üstü hiçbir şey yapmayacaktım. Beni öpmek istediğinde, dudaklarımı ondan kaçırdım. Onu ittim ve karşılık vermeyince yeniden ittim. Tanrım, elbisenin mahvolmuş olması değil zehir kapsülünü bulacağından korkuyordum. Derin bir nefes alarak alnını çıplak omzuma yasladı.
Avuç içlerimi karnına dayadım, parmak uçlarımla yükselirken ellerimi göğsüne doğru kaydırdım. Boynumdan öptü ve karanlıkta belli belirsiz gözlerle beni izledi. Ceketini tutan düğmelerini çözdüm ve yakalarından tutup çıkardım. O kadar yakındık ki burnum çenesinin altına değiyordu. Gözlerini kıstığı için kirpikleri elmacık kemiğine d En kısa mesafeye dudaklar arasındaydı. Onu öpmek istiyor ama ayak üzeri düzüşmek istemiyordum. Kravatını çözüp boynunun iki yanından sallanmasına ve elime dolanmasına izin verdim. "Lanet olsun Emelie. Tüm zaman boyunca o elbise içindeydin. Tüm gözler sendeydi. Ben o gözleri teker teker oymak istedim. Beni çıldırtıyorsun." Boyumdan kavradı ve eli yukarı kayıp saçlarımı avuçladı. Dudaklarını dudaklarıma sürttü. Bir adım yaklaştı ve sırtımı duvara yasladı. Dudaklarımdan sertçe öpmeye başladı. Gözleri karanlık ve ürkütücüydü.
Odanın köşesinde duran berjere doğru ittiriyordum. Öpüşmeyi hiç bırakmadık, beni kucağına alıp berjere oturduğunda bile öpüşüyorduk. Şehvetim, tutkusuyla çakışıp kendini kıvılcımlarıyla harladı. Belimdeki tutuşu sıkılaştığında burnumdan derin bir nefes aldım. O an yapabileceğim tek şey nefes almaktı. Kendimi onun kollarına bıraktım. Göğüslerimi göğsüne yasladım. Derin derin nefesler aldım. Eli belimde kayarken dokunuşunun verdiği hisle içim mutlulukla doldu. Ten teneydik. Ben bu duyguya açtım. Başımı kaldırıp tavana baktım, Edward boynumu ve büstiyerden görünen göğüslerimi öpüyordu. Saç tutamları avuç içlerimi doldururken burnunu çene çizgimde gezdirdi. "Kokunun ne kadar muhteşem olduğunu bir bilsen. Yasemin kokunu solumak bağımlılık yapıcı bir his." Sözleri belli belirsiz yerlerime yangını sıçrattı ve nabzım hızlandı. Boynumu hiç tereddüt etmeden ısırdı. Elimi kumaş pantolonundan kabaran sertliğini avcumu bastırarak okşadım.
"Burada bu halde olmaz." Bedenim defalarca kez boşalmak için can atıyordu. "Şu an istemiyorum."
Dudaklarına keyifli bir gülümseme çarptı. "Sen kimsin ve Emelie'ye ne yaptın?"
"Ne olmuş bana?" diye sordum.
Keyifli bir ses çıkardı. "Benim Emelie'm her zaman sevişmek istediği anı kollar ya da o anı yaratır."
"Bize ait olmayan bir yerde olmaz. Üstelik doğum günüm..."
"Yirmi dakikan kaldı Emelie." dedi odada göz gezdirirken. Saatine bakarak başıyla onayladı. "Sana verdiğim bir saatin sonuna geliyoruz."
"Tanrım." diye ayağa fırladım.
Bay Shawn aklımı başımdan almıştı. Yerde olan elbisemi almak isteğimde Edward bileğimden yakaladı. "Yan oda da senin için yeni ve temiz bir tane var."
Eğildiğim yerden doğruldum. "Ama yerde kumaş yığını halinde yatan senin otuz binin."
"Senin için bir önemi yoksa benim içinde bir önemi yok." Usulca yanağımdan öptü. “Ayrıca senin paran benim, benim param senindir."
"O zaman bir lunapark alabilir miyim?" diye sordum sırıtarak.
"Eğer istersen..."
"Şakaydı."
Dudaklarından uzunca öpmemin ardından yandaki odaya geçtim. Burada victoria tarzı som bir avize, abajurda olduğu gibi cılız bir ışık yayıyordu. Zehir kapsülünü memelerim arasından çıkarıp, ağzıma attım ve dilimin altında sabitledim. Risk alıyordum ama değerdi. Belli olacak diye ödüm kopmuştu. Giyinme paravanında bir askı vardı ve ucunda ince askılı ipek beyaz bir elbise sarkıyordu. Bayılmıştım. Giyinmeden önce oda da ki banyoyu kullanıp yüzümdeki makyajı temizledim. Cildim makyajdan arındığı için rahatlamıştı. Edward girdi içeri boy aynasında onu görebiliyordum. Aksi, aksimin yanı başındaydı . Belimi sıkan büstiyeri düğmeleri çözüp çıkardığında uçları kabarmış göğüslerim ileri doğru boşaldı. İrileşmiş ve uç kısımları iyice pembeleşmişti. Kiraz çiçekleri ilgi istiyordu. Edward bileğimi tutup gümüş bilekliğimi usulca öptükten sonra avcuma arabadayken ona verdiğim iç çamaşırını bıraktı.
Gözleri yansımamı izledi. Gerçekten bedenimi kapatan tek şey beyaz renkli ten çoraplardı ."Buna ihtiyacın olacak."
"Yeniden ıslatman için mi?"
Başını onaylarcasına salladı.
İnce askılı dizlerimden aşağı kadar inen beyaz ipek elbise kelimenin tam anlamıyla beni kanatsız bir melek gibi göstermişti. Belimi saran ve kalçalarımdan aşağı doğru inerken eteği açılıyordu. Saçlarım doğal dalgalı halleriyle belime döküldü. Gösterişli ya da sade her iki halimi de taşıyordum. Kolyemi çıkarmamıştım. Beyazı bozan tek şey siyah elmastı. Önceki elbisemde giydiğim ayakkabıları yeniden giymiştim. Yüzüme makyaj yapabilecek zamanım yoktu. Edward'ın beni beklediğini bildiğim ilk odaya geçtim. Berjere başını yaslamış, bacakları iki yana genişçe açılmış yarım bir şekilde oturuyordu. Kravatı gömleğinin yakalarından iki yana sarkıyordu ve bir kaç düğmesini açmış olması gözümden kaçmamıştı. "Meleğim, buraya gel." Kısık bakışları büyülenmiş gibi bana baktığında kasıklarımdan aşağı bir ateş dalgası gönderildi. Usul, sessiz adımlarla yanına geldim. Miskin bir hareketle kucağını işaret etti. Ellerimi dizlerine yaslayarak dizimi de berjere dayadım ve ona doğru eğildim. Dudaklarımla, dudaklarını öptükten sonra görebildiğim her izi de yumuşak dokunuşlarla öptüm.
"Ben hazırım sevgilim."
Sıcak nefesim izlerini yaladı.
Sesi her zerremi okşadı."Görüyorum ve bu seni daha çok arzulamama sebep oluyor."
"Gidelim mi?" diye sordum.
"Gitmeden önce bir şey yapmak istiyorum." Aniden doğrulunca yanağım göğsüne yaslandı. Beni kuş tüyüymüşüm gibi zorlanmadan kaldırıp kucağına oturttu. Uzun bacaklarımı üst üste koyarak ileri uzattım. "Birini dövsem gecenin içine sıçar mıyım?" diye sordu açık açık.
"Dominic Daxton mı?"
Yüzü keyiflendi. "Bir kez yüzüne yumruk atacağım sadece."
"Şey bir tane de benim için vurur musun?" diye ricada bulundum.
"Kesinlikle."
Gülümsedim. "Lütfen, polislik olma."
Yüzünü boynuma bastırarak uzunca öptü. "Bir dakika mı bile almayacağından emin olabilirsin."
"Acele etme, tadını çıkar."
Ben öyle yapacaktım.
"Burada beni bekle." Dudaklarına bir gülümseme yerleşti ve iç çamaşırımı kontrol etti. Lanet olsun giymiştim işte! Ayağa kalkarken beni nazikçe berjere bıraktı. Ceketini alıp, kapıdan çıkıp gitmeden önce "Ve Emelie kendine meme uçlarını belli etmeyen bir sütyen bul." dedi hemen ardından kapıyı kapattı.
Olduğum yere sindim. Son derdim meme uçlarımın belli olmasıydı. Zehir kapsülünü dilimin altından çıkarıp avcuma tükürdüm. Yutsaydım büyük ihtimalle beyaz ışığı görür ve geri gelirdim. Ayağa kalktım ve ağır adımlarla zehirleyeceğim adamın odasına doğru yürüdüm. Arkana bakmayı unut. Korkma. Bebeğinin ağlayışlarının intikamını al. Çünkü bir anne olarak sadece onlara sahipsin. Elinde ne minik sevimli bir yüzün hatırası ne de bir gülüşün nidası var. Aynı kalmalıydım, beni değiştirmesine izin vermemeliydim. Biliyorum eğer değişirsem hiçten başka bir şey olmam. Keşke sana bir kez olsun dokunabilseydim bebeğim. Keşkelerden o kadar usandım ki, artık her dediğimde midemi bulandırıyor. Çalışma odasının kapısına uzandım ve ay ışığının mesken olduğu karanlığa gölgem düştü. Kapıyı arkamdan kapattım. Gelecekti, çünkü burada olduğumu öğrenecekti. Zamanı kafama göre değerlendirdim.
Tik tak, tik tak, tik tak...
Ahşap antika duvar saatinin sesi kulaklarımda. Zaman geçiyor. Kaçıncı voltayı attığımı bilmiyorum. Çok düşünmemeliyim, eğer kinle dolarsam işini tek gecede bitirmekten korkuyorum. Yavaş yavaş her anı acıyla ve vahşetle dolu olmalı. Tek seferde her şeyi bitirmiş olursam, neyin tadı kalırdı ki? Bebeğimin ağlayışları hemen arkamda. Bir gölge gibi sürekli benim izimdeler. Onlara istediklerinizi vereceğim. Silahlarını sergilediği vitrinin başında her zaman bir kristal bir viski şişesi hazırda bulunurdu. Kristal tıpaçı çekip zehir kapsülünü viskinin içine attım. Köpürerek amber sıvının içinde eridi ve kayboldu. Eski yerine bıraktım şişeyi, ayak uçlarıma kadar ulaşacak kan göletini hayal ettim. O kadar kan akmayacaktı elbette. Sert ayakkabı sesleri duvarlara vuruldu. Herif o kadar paranoyak bir hale gelmişti ki kapısına bir sensör takmıştı. İçeri girdiğim anda burada olduğumu biliyordu. Kollarımı göğsümün altında kavuşturdum ve masasına yaslandım. Lanet olsun Daphne'nin bir fotoğrafı hâlâ masasının baş köşesinde duruyordu. İğrenç herif. Kapı açıldı ve içeri gölgesi düştü.
Soluğumu tutarak bakışlarımı tek bir noktada sabitledim. "Kyle Shawn, hoş geldin." Ölümünün sahnelenen ilk perdesine.
Sesim kontrolsüzdü.
Kapıyı kapattı sertçe ve bir küfür homurdandı. "Evime, odama kadar girebilmek iyi cesaret, orospu."
Dişlerimi sıktım, yüzü midemi bulandırıyordu.
Ama gülümseyebildim. "Beni gördüğünde kalp krizi geçirmekse tam sana göre bir korkaklık."
"Ölmek için geri döndüğün kesin. Bunca zamandan sonra bile vazgeçmemen... Kesinlikle takdire şayan! O korku dolu gözlerle bakan kızdan gözlerime nefretle bakabilen kadına. Yalvarıyordun. Tir tir titriyordun. Şimdiyse şuna bak ölümüne nefretle bakabilecek cesarete sahipsin." Sesi yüz ifadesi aksine coşkuluydu. Hatta neşeli. Silah vitrininin olduğu noktaya doğru gitmeye başladı. Bu alışkanlığını biliyordum sinirlendiğinde ya da Edward'a uyguladığı şiddetten sonra rahatlamak için viski içerdi. Eskiden her kutsal pazarda oğlunu dövme rutini sonrası böyle bir alışkanlığı vardı. Kahkahasını duydum. "Doğurduğun piçin yanına gitmek mi istiyorsun?"
Sessizlik.
"Doğurduğun piçin adı neydi?" Çekmeceden bir kadeh çıkardı ve viskisini doldurdu. "Love... Doğsaydı torunumun adı bu olacaktı ha? Benim piç oğlumun, piç küçük sevimli kızı."
Sesim titredi. "Kızımı sen öldürdün..."
Kyle Shawn sessizce güldü. "Ben değil parayla köpeğim olan doktorlar senin kızını öldürdü." Viski ve zehir dolu kadehi dudaklarına yaklaştırdı. "Ben o piçe el sürmezdim."
Sertçe soludum."Güçlü olsaydım kızıma el sürmene izin vermezdim."
"Şimdi güçlü müsün?! Güldürme beni." Viskiden küçük bir yudum aldıktan sonra bana bakarak dudaklarını yaladı. "Oğlumun orospuluğunu yapmak güç demekse, birde benim orospuluğumu yapmayı dene. Sana güçlü olmayı gösteririm."
Sesim duygusuzdu. "Sonum Daphne'nin sonu gibi olsun diye mi yatağına girme mi teklif ediyorsun?"
İğrenç sesi yakınlaştı. "Öyle olsaydı sana yeni bir piçte ben verirdim."
"İğrenç domuzun tekisin!"
"Hâlâ beyaz atlı prensini bulduğunu sanan bir prenses misin küçük kız?" diye sordu alayla. "Sen zayıf bir halkasın. Oğlumla seni rahat bırakacağımı mı sanıyorsun?" Viskiyi ağzına dikti. "Oğlum Leon’u önünde öldürmeden önce öyle bir işkence edeceğim ki, seni artık beni öldür izlemek istemiyorum diye yalvaracak hale getireceğim. O zamanda bana böyle bakacak mısın, hiç sanmıyorum. Daha önce ölmeliydin."
Öğürme isteği genzimi yaktı. "Sen insan olamazsın."
"Evet insan değilim ama güçlüyüm ve sen oğlumun seni koruyabileceğini sanıyorsun." Benimle eğleniyordu, sabrımı korudum. "O benim dölümden dünyaya gelen ve zevk için dövdüğüm bir piç sadece. O ve sen güçlü değilsiniz."
Biz güçlüyüz.
Ellerimi önümde birleştirip boynumu kütlettim. "Güçlü olmam için bir erkeğe ihtiyacım yok. Ben zaten güçlüyüm. Senin gibi domuzu önümde diz çöktürebilecek kadar güçlüyüm hem de."
Sözlerim ardından gözlerim duvar saatine gitti. Hesabım asla şaşmazdı. Yüzü kıpkırmızı oldu, gözleri kanlandı ve burnundan bir kaç damla gömleğine damladı. Kadeh elinden yere düştü, parçalandı. Her bir parçası dört bir yana dağıldı. Kyle Shawn titreyen ellerine sonra bana baktı. Dizlerinin üzerine çökmesi kaçınılmaz sonu oldu. Burnundan kan gelmeye devam etti. Ben ayağa kalkarken adam bana kanlı gözleriyle bakıyordu. Her adımımda bana aşağıdan bakmaya mahkum olan bakışlarıyla izledi. Ellerini yere koydu. Canı yanıyor olmalıydı, daha çok yanacaktı. Bunun bir başlangıç olduğunu yinelemekten usanmayacaktım. Ellerini sertçe döşemeye yasladı. Kesik kesik ve hırıltılı nefesler almaya çalışıyordu. Ölüme yakın olduğunu düşündürten korku dolu bakışları gücümün sembolüydü. Elini bana uzatmaya çalıştı ama başaramadı. Gömleği tamamen kirli kanıyla kırmızıya bulanmıştı. Neredeyse yalvaracak durumdaydı. Dizimi büküp topuklumun ucunu çenesinin altına koyarak başını sertçe kaldırttım. Bana sararmış ve dipleri kanlı gözlerle öldürecekmiş gibi bakıyordu.
Kalbim biraz daha taşlaştı. "Azrail o kadar kolay seni ziyarete gelmeyecek. Buna iznin yok." Gözlerim yanıyordu. "Tek bir parçan kalmayana kadar sen öldükten sonra bile bedenine işkence etmeye devam edeceğim. Bebeğimin huzur bulduğundan emin olacağım." Sırıttım. "Ölmene izin verdiğim zamana kadar bir böcek gibi böyle sürünmeye devam et Kyle Shawn."
Aniden ayağımı çekince başı boşluğa düştü ve aynı anda sağ elmacık kemiğinin üzerine tüm gücümle sertçe bir tekme attım. Ağzından iki dişi duvara doğru fırladı. Çene kemiğini de kırdığıma emindim. Kanlar içinde yatan domuzu gördüğümde içime bir ferahlık çöktü. Kim bilir ölümüne izin verdiğimde nasıl hissedecektim? Öfke, kin, nefret çarpık bir mutluluk ve bunların sonunda alacağım intikam... Dokuza kadar dayanmalıydım. Dokuzdan sonra onuncu Kyle Shawn olacaktı. Listemde ki diğer maddelerin üzerleri çizilmeliydi önce. Elini bana uzatmaya çalıştığında ayakkabının sivri topuğuyla elini ezerek kapıyı doğru yürüdüm. Sesi kısılana kadar inledi. İnlemeleri kısık sızlamalara döndüğünde kapıyı hafifçe araladım. Ses soluk yoktu. Dışarı çıkarak, son kez o acınası haline büyük zevkle baktıktan sonra kapıyı kapattım. Çenesinden akan kan yüzünden ayakkabım kirlenmişti. Odaya dönüp temizlesem iyi olacaktı. Hâlâ tüm gece boyunca saatlerce kutlamamız gereken bir doğum günü vardı.
"Tam bir arkadan bıçaklayansın ha?"