"Hayır, ben senden hiç etkilenmiyorum," dedim kendimi toparlamaya çalışarak. Okan ise sadece gülmekle yetinmişti. "En sevdiğin renk ne?"
"Siyah, senin?" dediğimde üzerindeki siyah üstü işaret etti gülümseyerek. Sertçe yutkundum. "Başka bir renge geçmem lazım o zaman."
"Bu kadar kendini geriye çekmeye çalışmak zor olmuyor mu?" dediğinde onun ciddileştiğini fark etmiştim. Aynı ciddiyetle konuşmasına devam etti. "Ben burada gerçekten de seni tanımaya çalışıyorum."
"Olan her şeyden sonra, hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorumdur belki de," dediğimde gözlerini devirdi. "Selin sana tek bir zararım bile dokunmadı. Aksine hep korudum."
"Eray ile senin yüzünden tanıştım. Bana çok kötü şeyler yapabilirdi," dediğimde öfkeyle yumruğunu sıktı. "Sen benden habersiz onun yanına gittin kızım!"
"Sen de esmer kızın yanına gidiyordun," dediğimde Okan sahte bir öfkeyle kaşlarını çattı. "Evet, senin yüzünden gidemedim."
"Okan seni parçalarım," dedim öfkeyle. O ise gülerek iki bileğimi de birleştirdi ve ona vurmama engel oldu. "Bırak kolumu pislik."
"Bak güzelim. O kızın yanına falan gitmeyecektim, seni kızdırmak için söyledim. Senin tavırlarına bakarsak da benden etkilendiğin ortada. Şimdi her şeyi bir kenara bırakarak ilk defa düzgün bir ortamda adam akıllı birbirimizi tanıyalım. Seni gerçekten de merak ediyorum," dediğinde birkaç saniye sessiz kalıp düşündüm. Uzun zamandır hiç de bir erkeği tanımayı düşünmemiştim. İlginç birisiydi, kendisine karşı dışarıdan merak uyandırıyordu. Şeytan tüyü vardı sanki, inanılmaz bir çekiciliği vardı. Sebebini bilmiyordum ama hayır diyemiyordum. Sessiz kalıp, kafamı olumlu anlamda salladığımda Okan, bunun bir onay olduğunu anlamıştı.
"Şimdi anlat bakalım. Sen tam olarak kimsin?" dediğinde derin bir nefes aldım ve biraz düşündüm. Yirmi iki yaşında olduğumu, mimarlık okuduğumu biliyordu zaten. Okul, arkadaşlar, gezme tozma... Hayatım bunlardan ibaretti. Sahi, ben kimdim tam olarak? Neleri seviyordum? Bilmiyordum. "Biliyorsun zaten mimarlık okuyorum, hep arkadaşlarımlayım."
"Peki bunlar dışında neler yapıyorsun? Tek başınayken mesela?" dediğinde kafamı anında olumsuz anlamda salladım. "Her gün dostlarımlayım ve kendimle hiç baş başa kalmıyorum. Kendimi tanımıyorum yani."
Okan hafif bir mırıltı çıkardığında dudağımı dişledim. Sanırım benim sıkıcı birisi olduğumu düşünüyordu. Arkadaşlarımlayken pek de sıkıcı değildim aslında sadece tekken öyleydim. Okan'ın sesiyle düşüncelerimden ayrıldım. "Kendini nasıl tanımlarsın peki?"
"Güçlü," dedim anında. Okan'ın bakışları derinleşmişti. "Neden güçlü olduğunu düşünüyorsun?"
"Zor ve kötü olaylar yaşamadım ama güçlü bir ruhum olduğunu ve her şeyin üstesinden gelebileceğimi düşünüyorum. Mental sağlığım çok sağlam diyebilirim," dediğimde Okan alaycıl bir şekilde güldü. "Bizim dünyamıza girsen bir gün hayatta kalamazsın."
"Hepinizi böcek gibi ezerim istesem Okan," dediğimde gülüşü genişledi. "Bana gram zararın dokunamaz."
"Ben istersem, her şeyi yaparım," dedim kararlılıkla. Bir anda neden içimden böyle birisi çıkmıştı bilmiyordum. Normalde bu kadar iddialı bir insan değildim ama bu halim de fazlasıyla hoşuma gitmişti. Okan muzhipçe sırıttı. "Lafının arkasındaysan Mahzen'de takılmaya başla. Kesinlikle görmek isterim orada seni."
"Orası neresi?" dediğimde Okan ciddileşmişti. "Güçlü kişilerin olduğu bir yer. Dalga geçiyorum, sakın oraya gitme, kimseye de bulaşma."
İşte şimdi anlayacağım dilden konuşmuştu. Birinin bana yapma demesi resmen beni harekete geçiriyordu. Tabi ki oraya gidecektim. Bela istiyordum. Ama bela konusunda onların hiç de şakası yoktu. Benim gözümün önünde birini öldürmüşlerdi resmen. Tabi ki içeceğime ilaç attığı için Eray'ın ölümüne gram üzülmemiştim ama bu, karşımdaki insanların katil olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. "Eray'ı acımasızca öldürdünüz. Hepiniz aynısınız galiba."
"Dans gecesi benim oyunumdu. Asıl öldürmeyi amaçladığım farklı birisiydi. Tabi onu infaz ederken sen ortalıktan kaybolup o piçin yanına gittin," dediğinde hayretle gözlerimi kocaman açtım. "Oha onu zaten öldürmeyi mi planlıyordun?"
"Hayır biz onunla ortak olacaktık. Sana yaptığından sonra ona da gerek kalmadı," dediğinde hafif bir tebessüm etmiştim. Okan'ın bu tavrı aşırı hoşuma gitmişti. Benimle gerçekten de ilgilendiğini hissedebiliyordum. Şimdiye kadar benim için bir şeyler yapan erkekler olmuştu ama Okan'ın yaptıkları çok daha fazlaydı. Kimse onun kadar ileriye gidememişti.
"Ne oldu? Neden öyle bakıyorsun?" dediğinde kendimi çabucak toparlamaya çalıştım. "Nasıl bakıyormuşum?"
"Aşık gibi," dediğinde bir kahkaha attım. En son ne zaman böyle haykırarak kahkaha attığımı hiç hatırlamıyordum. "Sana aşık olmak mı? Manyak mıyım ben?"
"Tabi tabi. Kusura bakma Selin'ciğim benim çok önemli işlerim var. Sana vakit ayıramam, o yüzden tüm duygularını bitir. Hoş, kalbini söküp atsan bile yine de benim için atmaya devam edecek ama," dediğinde ona karşılık dil çıkardım. "Torbacının numarasını bana da ver Okan."
"Sen benim için aşk acısı çekerken de böyle konuşabilecek misin acaba?" dediğinde gözlerimi devirdim. "Madem bir gelecek yok neden o zaman hala benim peşimdesin?"
"Sadece kim olduğunu bilmek istiyordum," dediğinde öfkelendiğimi hissettim. Kafasına göre benimle vakit geçirip sonrasında da beni bırakabileceğini mi sanıyordu o? Ona döndüm ve alaycıl bir şekilde gülümsedim. "Ya da amacın yatağa atıp sonrasında gitmekti, değil mi?"
Birkaç saniye gözlerimin içine sessizce baktı. Mavi gözleri benim anlam veremediğim bir duyguyla bakıyordu. "Kimseye böyle bir şeyi yapmam Selin."
"Yani hiç böyle bir şey düşünmedin mi?" dediğimde sertçe yutkundu. "Zamanı gelince her şey olabilir ilişkilerde."
"Peki söylesene Okan, sert mi seviyorsun soft mu?" dediğimde şaşkınlıkla gözleri irileşmişti. Benim yüzümde ise meydan okuyan bir gülümseme vardı. Okan ciddiyetimden emin olunca sorumu cevapladı. "Sert."
Bunu söylediği anda yanağına tüm gücümle bir tokat attım. Okan'ın gözleri irileşip eli yanağına giderken bu sefer ben masum bakışlar atmıştım. "Hoşuna gitti mi?"
"Sen," diye tısladığında ona aşağıdan masumca bakmaya devam ettim. "Hoşuna gitmedi mi? Sert sevdiğini söylemiştin."
"Bunun acısını bir gün çok fena çıkaracağım güzelim," dediğinde umursamazca omuz silktim. "Hayatında olmayacağıma göre hiçbir şey yapamazsın."
"Sen bırakacak olmama mı kızdın?" dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. "Ben senin oyuncağın değilim. İstediğinde vakit geçirip istediğinde bırakamazsın."
"Ya bunu senin iyiliğin için yapıyorsam?" dediğinde ona yaklaştım. "O zaman keyfine göre hiç hayatıma girmeyecektin. Ayrıca sen katilsin."
"Böyle olmayı ben istemedim. Zorunda kaldım," dediğinde kafamı iki yana salladım. "Asla böyle bir şeyin zorunluluğu olamaz. Ben asla katil olmayı seçmem."
"O kadar kolay değil bu işler," dedi sert bir sesle. Umurumda bile değildi. Ne olursa olsun bir insan katil olamazdı ve bu da normalleştirilemezdi. "Söyleyeceğimi söyledim Okan."
"Anlaşıldı. Sanırım önyargını asla kıramayacaksın bana karşı," dediğinde bu kadar kolay görüşmeyi kesmek isteyeceğini düşünmemiştim doğrusu ve şaşırmıştım. Öfkeyle ayağa kalktım. "Eve gitmek istiyorum."
"Gidemezsin," dedi sert bir sesle ve o da ayağa kalktı. Ona tüm nefretimle bakarken nedense ağlamak istemiştim. Dengemi bozuyordu adeta. O da dengesizdi zaten. Daha ne istediğini bilmiyordu. Tekrardan eski yerine oturup beni de yanına çekti. Ona öfkeyle baktım. O ise sakinleşmek için derin bir nefes aldı. "Gideceğim için mi öfkelisin?"
"Sence?" dedim alaycıl bir şekilde. "Canın isteyince hayatıma girip canın isteyince de çıkamazsın. Ben senin oyuncağın değilim. Madem iyiliğim için bırakmak istiyorsun o zaman hiç karşıma çıkmasaydın. Bu resmen bencillik!"
"Denemediğimi nereden biliyorsun?" dedi sert bir sesle. Anlamazca ona baktığımda derin bir nefes verdi.
"Seni bırakmam ben."