bc

Ağanın Nazenini

book_age18+
159
FOLLOW
1K
READ
dark
family
HE
second chance
friends to lovers
mafia
heir/heiress
drama
serious
kicking
city
cheating
secrets
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

Tam o sırada arkasından gür bir ses şimşek gibi çaktı.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” "Yokluğumda odama girip bana mı kafa tutuyorsun artık?” dedi Boran, bir adım ileri atarak. Boran, odasında aynanın karşısında duran kişinin Nazenin olduğunu fark etmişti fakat onun neredeyse çıplak olduğunu henüz fark etmemişti.

Nazenin donakaldı. Sesi tanımıştı. Sert, öfkeli ve bir o kadar da hayal kırıklığı yüklüydü. Yavaşça arkasına döndü. Boran Ağa kapının eşiğinde, gözlerinde alışık olmadığı bir sertlikle ona bakıyordu. Mavi gözleri onun çıplaklığının farkına varınca bir anda büyüdü.

Boran Ağa kapıyı Nazenin'i ve çıplaklığını kimse görmesin diye hızlıca kapattı. Kapının kapanmasıyla odanın içindeki hava daha da elektriklendi. Loş ay ışığı, pencerelerin arasından yansıyarak odanın köşelerine titrek gölgeler oluşturuyor, Nazenin'in ince ve seksi hatlarını daha da belirginleştiriyordu. Boran ağanın yüz hatları öfkeyle, şaşkınlık ve arzuyla gerilmişti. Mavi gözleri buz gibi bir elektrikle dolmuş, parlıyordu. Perinaz'ın mezarından yeni dönmüştü. Bu yüzden ceketinin düğmeleri açık, kolları dirseklerine kadar sıvalıydı. Kol kasları gergindi, damarları yol yol belirgindi. Sanki tek bir hareketle önündeki her şeyi darmadağın edecek gibi tehlikeli ve vahşi bir şekilde ona bakıyordu.

Nazenin’in kalbi korkuyla ve bilmediği bir arzuyla deli gibi atıyordu. Acaba içkiyi fazla mı kaçırmıştı? Boşversene dedi içinden. Madem Ali onu bu kadar çabuk unutmuş, madem ondan birkaç gün sonra bir başkasına nişan takmıştı; o da durmayacaktı. İçini yakan o fotoğraf zihninde bir kez daha canlanırken, Boran ağaya doğru korkusuzca bir adım attı.

Boran halen ondan bir açıklama bekliyordu. Ama Nazenin umursamaz bir şekilde, iç çamaşırlarıyla, neredeyse çıplak bir şekilde ona doğru adım attığını fark edince derin bir nefes alarak duraksadı. Soluk tenine tezat oluşturan yumuşak siyah saçları çekici dalgalar hâlindeki omzuna dökülüyordu. Gözleri halen nemliydi. Anlaşılan bu gece hem bolca içmiş hem de bolca ağlamıştı. Yine de gözlerindeki bu kızarıklık onun çekiciliginden bir şey eksiltmemiş, aksine onu daha dokunulabilir, daha gerçek ve bu yüzden daha arzu edilir kılmıştı. Nazenin'in içindeki sarsıntı, yerini baş kaldıran bir cesarete bırakırken, bakışlarını onun gözlerine çevirdi ve Boran’la göz göze geldi.

“Senin de istediğin bu değil miydi, Boran?” diye sordu, sesi hafif titrek ama meydan okur şekilde kendinden emindi. Adımlarını ona doğru attı. Parmak uçlarındaydı, sessiz ama kararlı bir şekilde ona yaklaşmaya devam ediyordu. Boran’ın önünde durdu, başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. “Beni buraya bunun için getirmedin mi?”

Boran baştan çıkmak üzereydi. Onun duruşu, çıplaklığı, buğulu ve sarhoş bakışları onu günaha çağırıyordu. Aynı Perinaz gibi... Ama bir o kadar da farklı... Zorlukla da olsa yutkundu. Hayır, o yeniyetme bir oğlan değildi. Ona kapılmamalıydı. Ona haddini bildirmeliydi.

“Bana böyle hitap edemezsin,” dedi Boran, dişlerinin arasından, sesi öfkeyle kısıktı ama dudaklarının kıyısından taşan çekim hissi tüm odayı kaplamıştı. Onun sesiyle birlikte Nazenin’in tüyleri korkuyla diken diken oldu ama geri adım atmadı. Bu gece gemileri yakmıştı.

Boran, onun çıplak göğüslerinde dolaşan bakışlarını zorlukla da olsa başka yöne çevirdi. Onun neredeyse çıplak olan göğüsleri, içinde Perinaz’ın özlemini ateşli bir şekilde uyandırıyordu. Boran geriye doğru bir adım attı. Ondan uzaklaşmak ve etkisinden kurtulmak zorundaydı. Tam o sırada Nazenin ise, Boran’ın göğsüne hafifçe dokunarak yaklaştı. Onun sert, kaslı bedenine dokunduğunda parmak uçlarından bir ürperti geçti. Boran’ın güçlü bedeni sıcaktı, onu çağırıyordu. Ama bakışları soğuktu, gitmesini istiyordu.

Nazenin'in içinde tüm gemileri yakmış olmanın verdiği cesaretle iki elini de onun göğsüne yasladı. Ne olursa olsun, o kararını vermişti. Artık durmayacaktı.

Gözleri Boran’ın dudaklarında gezindi, ardından yüzüne tekrar döndü. “Beni buraya bunun için getirmedin mi? Eski karının yerine bir odalık, bir kapatma olarak kullanmak için… öyle değil mi?” dedi. Sesi tahrik ediciydi ama içinde gizli bir sitemle, buruk bir zehirle örülmüştü.

Boran’ın vücudu bir anda daha da gerildi. Gözbebekleri büyüdü. Davranışları ne kadar çekiciyse sözleri de o kadar kin dolu ve yakıcıydı.

“Nazenin…” dedi Boran, adını söylerken sesi neredeyse tıslama gibiydi. Bu bir uyarıydı. Öfkesinin sınırına dayanmıştı. Ve başka şeylerin de...

chap-preview
Free preview
Nazenin Mardin'in Gelini, Diyarbakır'ın Esiri
Mardin’in taş sokakları güneşin ilk ışıklarıyla uyanırken, şehrin yükseklerinde, zamanın durduğu hissini veren eski bir konak sessizce günün başlamasını bekliyordu. Bu konağın gölgeli koridorlarında Ali birini arıyordu. Elinde taşıdığı anahtarlık, cebinde duran çakmak ve gözlerinde bastıramadığı bir telaşla… Ali, koridorda hızlı adımlarla yürürken, tam köşeyi döndüğünde Mihri’yle burun buruna geldi. İkisi de bir anlık şaşkınlık yaşadı, ardından Ali’nin yüzünde kurnaz ve çekici bir gülümseme belirdi. Ali: "Mihri, ben de seni arıyordum. Nereye kayboldun?" Mihri, hafifçe geri çekildi ama Ali onu duvara doğru hafifçe itti. Elleri Mihri’nin kollarını tuttu, gözlerinde bir şehvet parıltısı vardı. Mihri: "Ali, ya biri görürse bizi! Çekil şuradan." Ali, Mihri’nin itirazlarına aldırmadı, yüzüne yaklaştı ve dudaklarını onunkine dayadı. İlk öpüşü yumuşak ama iddialıydı. Onu fethetmeye çalışıyordu. Mihri, bir an direndi ama sonra kendini onun tutkulu öpüşüne bıraktı. Ali, öpücüğün ardından biraz geri çekildi ama gözleri hala Mihri’nin gözlerine kilitlenmişti. Mihri, nefes nefese kalmış, yüzünde bir utanç ve heyecan karışımı vardı. Ali: "Kimse görmeyecek, Mihri." Mihri, Ali’nin rahat tavrına karşı biraz daha direndi, ama içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetti. Ali’nin dudaklarının sıcaklığı onu etkilemişti. Yine de son bir hamleyle ona karşı koymak için, Mihri: "Ali, nişanlın okulunu bitirip dönmedi mi?" dedi Ali, Mihri’nin sözlerini duyunca alay edercesine güldü ve onu duvar ile kendi arasında biraz daha sıkıştırdı. Elleri Mihri’nin belinde hafifçe gezinmeye başlarken, Ali: "Döndüyse ne var? Daha evlenmedik ya." Mihri, Ali’nin sözlerine hafifçe gülümseyerek başını iki yana salladı, ama onun da içinde bir heyecan dalgası yükseliyordu. Sırf nazlanmak için böyle yapıyordu. Tabii Ali yakında onu bırakıp başkasıyla evleneceği için de biraz kızgındı. Mihri: "Ali, oyun oynama benimle. Evlenince bana gelmeyeceksin, değil mi? O zaman niye şimdi beni sıkıştırıyorsun?" Mihri’nin sözlerinde açıkça bir oyun ve cilve vardı. Ali, onun bu tavrını fark ederek ve dudaklarını tekrar Mihri’nin dudaklarına yaklaştırdı. Ali: "Evlenince seninle olmayacağımı da kim söyledi? Sen her zaman benimsin, Mihri. Ama şimdi düşünme bunları." Ali, Mihri’yi tekrar duvara doğru itti ve bu sefer daha tutkulu bir şekilde öpmeye başladı. Güçlü elleri Mihri’nin belinde sıkıca kavrarken, onun vücudunu da kendine doğru çekti. Mihri, onun tutkulu öpücüğüne karşı koyamasa da içinde hala bir endişe vardı. Sonunda, nefes nefese kalır ve biraz geri çekilir. Mihri: "Ali, dur... Bu doğru değil. Hem nişanlın var, hem de ben... Ben böyle şeylere alışkın değilim." Aslında bu tamamen yalandı. Nazenin'i bile bile başından beri bu ilişkiye devam eden Mihri'ydi. Şimdi sadece nazlanıyordu. Ali, Mihri’nin sözlerini duyunca hafifçe güldü ve onun yüzüne baktı. Elleri hala Mihri’nin belindeydi, onu duvarla kendi arasına iyice sıkıştırıp, Ali: "Nazlanma Mihri, bilirsin ben istediğimi alırım." Mihri, Ali’nin sözlerine karşılık vermedi çünkü aslında o da Ali'yi istiyordu. Gözleri Ali’nin gözlerine kilitlendi, içinde kısa bir çatışma yaşadı. Ali, onun bu kararsızlığını gördü ve ona biraz daha sıkıştırdı. Elleri yavaşça Mihri’nin yüzüne kavrarken parmak uçlarıyla onun yanağını okşadı. Ali: "Bırak kendini. Kaç zamandır yoksun, seni özledim" Mihri, Ali’nin sözleriyle biraz daha gevşedi. İçindeki direnç artık tamamen kırılmıştı. Ali’nin dokunuşları onu yine arzunun ateşine sürüklerken; Mihri: "Ali, sen... Sen beni mahvediyorsun." diye fısıldadı şehvetle. Ali, Mihri’nin sözlerine hafifçe güldü ve dudaklarını tekrar onunkine yaklaştırdı. Bu seferki öpücük daha arzu dolu, daha derindi ve daha yavaştı. Mihri de Ali’nin sıcak ve aç dudaklarına karşılık verdi, içindeki tutku artık serbest kalmıştı. Ali, Mihri’ye doğru hafifçe eğildi ve onu bir anda kucağına aldı. Mihri'nin bluzunu çekiştirip, onun göğüslerini avuçlamaya başladı. Mihri inlerken, göğsünü daha da sıktı. Dudakları, Mihri'nin teninde gezinirken, bir yandan da onun eteğini yavaşça yukarı doğru çekti. Ona hemen burada sahip olmak istiyordu. Mihri, Ali'nin her hareketine tatlı inlemelerle karşılık verirken, bir yandan da onun aceleyle kendine sahip olmasını engellemeye çalışarak, Mihri: "Ali, çok hızlısın. Canımı yakıyorsun... Yavaş ol!" Ali'nin elleri Mihri'nin göğüslerinde dolaşırken, onu iyice sıkar. Ali: "Seni çok özledim diyorum, neden anlamıyorsun?" Ali bir yandan onun göğüslerini şehvetle sıkarken, bir yandan da sertleşmiş erkekliğini iyice hissetmesi için ona doğru sertçe bastırır. Sıcak nefesini kulağına dayayıp, "Bak seni ne kadar özlemişim." diyip kaya gibi sert erkekliğini onun kadınlığına doğru tekrar hırsla bastırdı. Mihri de onu özlemişti. Kanında tutuşan arzuyla dayanamayarak, "Aliiii..." diye inledi İkisi de arzunun ateşine kapılmış şehvetle sevişirken bir anda uzaktan yaklaşan adım sesleri duydular. Ali hemen, Mihri’yi yere bıraktı. Mihri aceleyle toparlanarak, bluzunu düzeltti. Ama nefesi halen hızlı, yüzü halen kızarıktı. Koridorun köşesinden bir anda kalfa Mehmet çıkınca, Ali derin bir nefes aldı. Mehmet de kendisi gibi bu konağın bir çalışanıydı. Yaşça kendisinden büyük de olsa, ondan o kadar çekinmezdi. "Tühh..." dedi içinden. Gelenin o olduğunu bilse Mihri’yi hayatta bırakmaz, ona şuracıkta sahip olurdu. Tam o anda Mehmet kalfa ona seslendi, “Oğlum nerelerdesin sen yine?” diye yankılandı bir ses. Ali, sesini zor toparlayarak, “Burdayız işte, yine ne var?,” dedi. Mehmet Kalfa, onlara doğru bir adım attı. Bakışları olanları çözmeye çalışır gibiydi. Sonra başını hafifçe eğerek, “Arabanın oraya gel, seninle konuşacaklarım var,” dedi. Sesinde ne bağırma vardı ne de yumuşaklık. Sadece uyarı gibi duran sert bir cümleydi. Mehmet kalfa uzaklaşırken koridorda kalan Ali, Mihri’ye son bir bakış attı. Bu seninle işim daha bitmedi demekti. Mihri'nin yüzü hâlâ sıcaktı ama gözlerinde bir çekince vardı. Ali, derin bir nefes aldı. Ali, Mehmet kalfanın peşinden avluya yönelirken, Mihri’yle tekrar karşılaşacağını biliyordu...

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
50.0K
bc

HÜKÜM

read
227.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
85.0K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
535.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
72.7K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
30.9K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook