bc

Askerin Mardin Masalı +18

book_age18+
169
FOLLOW
1K
READ
others
dominant
badboy
goodgirl
tragedy
comedy
bxg
others
first love
knight
like
intro-logo
Blurb

"Ağam, buralarda HAYMANA soyadında başka aile yoktur ha," dedi. "Bu doktor HAYMANA aşiretinden olmasın mı?"Soran gözlerle bana baktılar. Alayla onları süzdüm. "Çok doğru bildiniz. Tam olarak ben Mardin'in en büyük HAYMANA aşiretinin göz bebeğiyim. Ailem memleketime faydam olsun diye beni okuttu. Sizin gibi öküzler gelip bana artistlik yapsın diye beni doktor yapmadı bu devlet. Aşiretime değil devletime güvenirim ben! Birazdan beyaz kod vereceğim. Derdini artık hakime anlatırsın." Adamın rengi benzi attı. "Yapma kızım ben cahillik ettim. Hem bugün düğün günüm, uğraştırma beni şimdi... ben sonra bizzat gelip sana kendimi affettiririm. Bu arada RIZA HAYMANA neyin olur ki?""Amcam, öz amcam olur. Hem de bana aşırı düşkündür!" 'Sıçtık,' diye homurdandı. Dur sen asıl film bundan sonra başlıyor bunak herif. "Kızım ben eşeklik ettim. Hastaneye bağış yapayım sen beni affet. Amcana da bi şey deme he güzel kızım..." Sedyede ki genç kıza baktım. Bu fırsat bir daha ayağa gelmez. "Amcama bu olayın gitmesini istemiyorsan bu kızla evlenmeyeceksin."

chap-preview
Free preview
1- Mardin Masalı
Bu hikayenin çizimleri: instegram @yazar_asmira hesabımdadır Çizimler 6. Bölümden sonrasını kapsamaktadır 1 MARDİN ÜSTEĞMEN ALAZ AYYILDIZ Garnizonun giriş kapısından içeri girerken güneş toprak zemine vuruyordu. Mardin’in kendine has sıcaklığı havayı boğucu hale getiriyordu. Sabahın ilk saatlerinde kalkmış, koşuya çıkmış ve günün yorgunluğunu henüz hissetmeye başlamadan işlerin başına geçmiştim. Üsteğmen olarak buradaki görevime yeni atanmıştım ama disiplin benim kanıma işlemişti. Hangi şehir, hangi bölge olursa olsun, görev görevdi. Nizamiyeden geçerken nöbetçi askerlere selam verdim. Her biri dimdik duruyordu, asker adamın yüzünde tereddüt olmamalıydı. Karargâha varır varmaz sabah raporlarını aldım. Gece boyunca bölgede olağanüstü bir durum yaşanmamıştı. Sınır hattına yakın karakollardan gelen devriye raporlarını gözden geçirirken, gözlerim bir süre evrakların satırlarında gezindi. Burası farklıydı. Erzurum’un sert rüzgarları ve karlı dağları yerine, Mardin’in sıcak güneşi, büyülü taşları ve bambaşka bir kültürü vardı. ‘Bu topraklara alışmak zaman alacak ama alışırım. Görev neredeyse, biz oradayız.’ Askerlerden birkaçına talimat verdikten sonra kantine geçmeye karar verdim. Bir çay iyi giderdi. İçeri girdiğimde etrafa göz gezdirdim. Masalarda oturan birkaç asker, sohbet ediyordu. Bazıları kahvaltısını yeni bitirmişti. Çayımı alıp oturduğumda, yan masadan bir ses yükseldi. “Üsteğmenim, Mardin’e gelen bir daha gitmek istemez, derler,” dedi Uzman Çavuş Taner. Başımla hafifçe onayladım. “Öyle mi diyorsun?” Taner gülümseyerek karşılık verdi. “Burada insan bir süre sonra toprağa, havaya, insanına alışıyor. Hele bir de dostluklar kurarsanız, bu şehir sizi bırakmaz.” “Şehri tam anlamıyla gezemedim,” dedim, bardağımdaki çaya bakarak. “Ama merak ediyorum. Tarihiyle, insanıyla… Burada çok şey öğrenirim gibi geliyor.” Taner, masadaki çay kaşığını elinde çevirdi. “Vakit buldukça çıkalım, üsteğmenim. Dara harabelerini, eski Mardin sokaklarını, Deyrulzafaran’ı görmeden buradan ayrılmak olmaz.” Başımla onayladım. “Güzel olur.” Ama iş yoğunluğu buna ne kadar izin verirdi, bilemiyordum. Karargâhtaki iş yükü ve sorumluluklar bir an bile hafiflemiyordu. Mardin gibi bir bölgede her an teyakkuzda olmak gerekirdi. Çayımı bitirip masadan kalktım. Bugün çevredeki bir karakolla görüşmem gerekiyordu. Raporları hazırlamak, devriye noktalarını kontrol etmek, gerekli koordinasyonu sağlamak… Hepsi günümün rutin parçalarıydı. Ofisime geçtiğimde masamın üzerindeki evrakları toparladım. Telsizden gelen anonsları dinledim. Bölgede olağanüstü bir durum yoktu ama her an her şey olabilirdi. Bir askerin en büyük yanılgısı, rehavete kapılmaktı. Öğle saatlerine yaklaşırken kısa bir mola verdim. Telefonumu çıkarıp Erzurum’daki ailemi aradım. Annemin sesi her zamanki gibi endişeliydi. “Alaz oğlum, oralar karışıkmış bu aralar. Çok dikkat et emi.” Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. Annem, ne olursa olsun hep aynıydı. Onun için ben hep küçüktüm, hep koruması gereken evladıydım. “Merak etme ana, her şey yolunda,” dedim, sesimi yumuşatarak. “Görevimin başındayım, buralarda bir sıkıntı yok.” Babam araya girdi. “Oğlum, izin alıp ne zaman gelirsin? Özledik seni." Derin bir iç çekip gözlerimi kısa süre kapattım. Erzurum’un dağ kokusu, evimizin sıcaklığı burnumda tütüyordu. Ama şu an burada olmam gerekiyordu. “İlk fırsatta gelirim baba. Hem buraya yeni atandım, biraz zaman geçsin izin alır gelirim.” "Tamam oğlum bak sana bir kız da beğendi annen. Geldiğinde mutlaka bir gör. Ben de gördüm, kafama yattı." Annem araya girdi. "Aman bey ne diye sen dedin ki, geldiğinde sürpriz yapacaktım." "Anne ne sürprizi ya Allah'ını seversin. Görücü usulü evlendir oldu olacak, sürpriz gelini nikahta göreyim, nasıl fikir?" "Beğenmezsen evlenmezsin oğlum. Zorlayacak değiliz ya. Ama kız öğretmen, çok aklı başında. Elinden her türlü yemekte geliyormuş. Bir de öyle temiz pak, evi tertemiz yapıyormuş. Hem maaşlı hem de hünerli. Böyle kız zor bulunur." "Tamam ben artık kapatayım. Erzurum'a geldiğimde konuşuruz." "Tamam oğlum kendine iyi bak, yemeğini üç öğün ye atlama sakın." "Olur anne, öpüyorum sizi çok." "Ben de ben de," dedi annem ağlamaklı bir halde. Babam bir şey demedi, annem iç çekti. Telefonu kapadığımda birkaç saniye durdum. Sıla özlemi başka bir şeydi. Ama vatan sevgisi, aileden daha önce gelirdi. Derin bir nefes alıp toparlandım. Dışarıdan gelen telsiz sesleri, askerlerin konuşmaları tekrar dünyaya dönmemi sağladı. Mardin’de yepyeni bir görev beni bekliyordu. Ve bu topraklar, anlatılanlardan çok daha fazlasıydı. ** MASAL HAYMANA Konağın taş avlusunda otururken içimi kemiren huzursuzlukla çayımı yudumladım. Güneş, konağın taş duvarlarına vurup altın gibi parlarken sıkıntıyla iç çektim. İçeride annem yardımcıyla birlikte kahvaltı için sofrayı hazırlıyordu. Mis gibi taze ekmek kokusu havaya karışıyordu ama ben kaç gündür ne yediğimi ne de içtiğimi hissediyordum. Midemde yumruk gibi oturan bir sıkıntı vardı. O sıkıntının kaynağı ise Mardin'in en büyük ağası RIZA HAYMANA... Yani kısır amcam. Keşke kısır olmasaydı. Bizimle uğraşacağına kendi çocuklarına musallat olsaydı. Abilerim onun pençesinden kurtulmak için İstanbul'da işlerin başına geçtiler. Mardin zaten amcamın emrinde. Şimdi bu amcam niye bana bu kadar dert oldu diye merak ettiniz biliyorum. Amcamın birkaç gün önce söylediği sözler canımı sıkmıştı. Aşiretin çıkarları için benim evlenmem gerekiyordu. Hem de tanımadığım, bilmediğim bir aşiretin üyesiyle. Sırf güç dengesi sağlansın, iki aşiret arasındaki bağlar kuvvetlensin diye. Eskiden beri bu çoğu aşiret birbirine düşmandı ama söz konusu ticaret olunca birbirlerine kız alıp vermeye başladılar. Kimse kimseyi satmasın diye... Barış içinde illegalden zenginliğimize zenginlik katalım dediler. Olan kadınlara oldu. Hangi aşiretle anlaştığını söylemedi bile. Ben malım ya, bana ne diye söylesin. Mal gibi alıp verecek beni aklınca. Masal da kuzu kuzu evlenir, bekle! O an ona hiçbir şey diyememiştim. Başımı öne eğip sustum. Ama bu, boyun eğdiğim anlamına gelmiyordu. İçimde fırtınalar kopuyordu. Benim kaderim tanımadığım biriyle evlenip aşiretin piyonu olmak olamaz. Olmamalı... Ben bu oyunu bozarım. ‘Beni bir kafese kapatmalarına izin vermeyeceğim.’ Çayımı kenara koyup derin bir nefes aldım. Burası benim evim, köklerim buradaydı ama artık zincirlendiğimi hissetmeye başlamıştım. Ailem yıllarca beni desteklediğini söyledi, özellikle babam, eğitimime hep önem vermişti ama aşiretin çıkarları söz konusu olduğunda bu destek kuş olup uçtu. Ben sadece bir mesleğimi yapmak istiyordum. İnsanların hayatına dokunmak, hastaları iyi etmek, birilerini hayata döndürmek… Ama onlar beni sadece bir aşiret kızı olarak görüyorlardı. Onlara göre bir kadın ne kadar okumuş olursa olsun, sonunda evlenip yuvasını kurmalıydı. Hele ki benim gibi bir aşiret kızının başına buyruk hareket etmesi kabul edilemezdi. Sofraya geçtiğimde annem bakışlarıyla beni süzdü. Ne düşündüğümü biliyordu, üzüntümü hissediyordu ama o da çaresizdi. Çoğu zaman aşiretin içinde kadınlar sadece susarak boyun eğerdi. Ama ben bu kadere razı değilim. “İyi misin?” diye sordu annem kısık bir sesle. Başımı kaldırıp ona baktım. Yüzüme hafif bir gülümseme yerleştirdim. “İyiyim. Sadece hastaneye geç kalmak istemiyorum.” Annem çayını karıştırırken başını kaldırıp bana baktı. “Doktor olmak seni yordu, kızım. Ev bark sahibi olsan, şöyle bir aile kurup düzenini kursan daha iyi olmaz mı? Amcan da senin iyiliğini düşünüyor." İçimi çektim. Daha sabahın ilk saatlerinde yine aynı konu… Yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan çayımı bitirdim. “Evlenmeye meraklı değilim. Önce kariyerimi sağlam bir noktaya getirmek istiyorum. Önceliğim işim." “İşin mi?” Babaannem kaşlarını çattı. “Kadının işi evi olur, kocası olur, çocukları olur. Aşiretimizin kızları hep böyle yetişti. Hem sana çok iyi talipler varken evlenmezsen sonra evde kalmış kız kurusu olursun!" Babaannem zaten karışmasa çatlar. Kesin amcamın aklına da o bu evlilik işini sokmuştur. 24 yaşında ve bekar bir aşiret kızı olmak beni hedef haline getirmişti. Sinirlerim gerildi ama ona karşılık vermedim. Çünkü versem de bir şey değişmeyecekti. Çocukluğumdan beri bu konuşmaları duya duya büyüdüm. Aşiretimizde kadınlara söz hakkı verildiği söylenirdi ama o söz hakkı hep bir yere kadar olurdu. Büyük halam konağa çocuklarıyla gelmişti. Akbaba gibiydi o ve çocukları. Burda yaptığım her kavgayı hemen millete anlatıyorlardı. Gıybet ruhlarına işlemiş. Bu yüzden baba tarafımı hiç sevmedim, sevmeyeceğim. Babam kahvaltıya henüz inmemişti. Amcam Rıza da yoktu. Keşke amcam Rıza benim yerime halamın kızlarını baş göz etse. Sürüsüne bereket bir sürü halam ve hala kızlarım var. Üç halam yememiş içmemiş çocuk doğurmuş. Hepsinin de aklı fitne fücurda. Armut dibine düşer. Elimi çayımdan çektim, sofradaki ekmek sepetine baktım ama boğazımdan lokma geçecek gibi değildi. Yavaşça yerimden kalktım. “Ben hazırlanayım,” dedim. “Nöbete geç kalmak istemiyorum.” Annem gözleriyle bana ‘Dikkatli ol’ der gibi baktı ama bir şey söylemedi. Halan ve babaannem günlük işleri konuşmaya başladılar. Evlilik konusu kapanmış gibiydi. Ama ben biliyordum… Aşiret için bir karar alındı mı, onu değiştirmek kolay olmazdı. Odamın kapısını kapattığımda derin bir nefes aldım. Beyaz önlüğüm yatağımın üzerine seriliydi. Bir süre ona baktım. Bu önlük benim kalkanımdı, beni ben yapan şeydi. Aşiretin beni oyuncak etmesine izin vermeyeceğim. Amcama karşı çıkıp şiddet görmektense koca adayım belli olunca onu kaçıracak hamleler yapmak daha mantıklıydı. Ama bu da kolay olmayacaktı… Çünkü evlilik kararı bir kere alınınca geri dönüşü çok zordu. Bunu biliyordum. Şimdilik sessiz kalarak zaman kazanmaya çalışıyordum.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

HÜKÜM

read
226.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
534.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
48.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
69.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
83.2K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
29.5K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook